|
|
PARTİNİN GELİŞİMİNDEKİ BAŞLICA DÖNEMLER Georgi Dimitrov |
|
|
PARTİNİN
GELİŞİMİNDEKİ BAŞLICA DÖNEMLER
Partimizin bugünkü durumunu ve
acil görevlerini incelemeden önce, kuruluşundan bugüne kadar olan
gelişimine göz atmakta yarar vardır. Bu halkımız ve ülkemiz açısından
olduğu kadar Parti açısından da tarihi ve siyasi bir önem taşımaktadır.
Partinin geçmisiyle ilgili birtakim sorunları aydınlığa çıkarmak
gereklidir. 1) 1891`de kuruluşundan 1903`te
oportünist Sosyalistlerden kopmasına kadar. Parti tarihindeki bu başlıca
dönemlerin doğal olarak kendilerine özgü gelişme evreleri vardır. 1. `Sınırlı` SOSYALİST DÖNEM `Sınırlı` sosyalist dönemin analizine geçmeden önce, Partimizin 1891`den 1903`e kadar olan birinci dönemindeki belirgin özelliğin, sosyalist görüslerin, giderek gelişen dirençli propagandası ve o zamankı gelişmemiş toplum kosullarında, sosyalist eylemin mümkün olduğunu kabul etmeyen burjuva ve küçük burjuva ideologlarına karşı sürekli mücadele olduğunu belirtmek isterim. Kapitalizm yoluna yeni yeni giren Bulgaristan`da, oluşmaktaki işçi sınıfıyla belirlenecek sosyalizmin mümkün olduğu, geleceğin işçi sınıfının elinde bulunduğu ve bu sınıfın kendi siyasi partisinin kurulması zorunluluğu kanıtlanmalıydı. Parti içinde Dimiter Blagoev`in yürüttüğü devrimci Marksist akımla Yanko Sakuzov`un reformist-oportünist akımı arasında bu konular üzerinde giderek büyüyen bir mücadele ortaya çıktı. Bu uzun ideolojik çatışma küçük burjuva reformist sosyalistlere karşı devrimci Marksizmin zaferiyle sonuçlandı. `Sınırlı` sosyalist dönemde
Partinin olumlu tutumu, Marksizm`e, proleter sosyalizmine ve
enternasyonalizme derin bağlılığı, burjuvaziye ve onun reformist
temsilcilerine karşı tavızsız bir sınıfsal tavır, işçi sınıfinin güçlerine
ve gelecegine duyulan sarsilmaz inanç ve bilinçli demir disiplin oldu.
`Sınırlı` sosyalistler, Parti üyelerinin kisisel yasamlarinin, özel
çıkarlarinin ve bireysel isteklerinin, proleter partisinin çıkar ve
isteklerine bagli olmasi gerektigine kesinlikle inaniyorlardi. Partimiz bu
nitelikleri sayesinde I. Dünya savaşı öncesindeki ve hemen sonrasindaki
dönemde büyük basarilar elde etti. Bu nitelikler Partinin işçi sınıfi
mücadelesinde örgütçü ve lider duruma gelmesini, emek hareketinde
reformizm kilit noktalardan söküp atmasini sağladi. Yine bu nitelikler,
Partinin I. Dünya savaşi sirasinda tutarli bir enternasyonalist tavır
almasina, Bolseviklere daha da yaklasmasina, Rus Devriminden ve Komünist
Enternasyonalin kurulmasindan sonra da Partinin kendini Bolseviklestirme
yolunda ilerlemesine yol açti. Ancak bu durum, `Sınırlı`
sosyalizmin temel sorunlarda Bolsevizmden ayrilmamasi demek degildi.
`Sınırlı` sosyalizmin Bolsevizmin Bulgaristan`a özgü bir tarzi olduğu ve
yapilacak tek isin yeni uluslararasi duruma ayak uydurmak olacagi
yolundaki yanlis yorum, Partiye çetin ve tehlikeli günler geçirtti. `Sınırlı` sosyalizmin, özellikle taviz vermeyen sınıfsal tutumu, Bulgar Mensevizmine karşı mücadelesi ve demir disiplini ile Bolsevizme yakin olduğu bir gerçektir. Ne var ki, birtakim temel ilke ve taktik sorunlarinda `Sınırlı` sosyalizmin Bolsevizm ve Leninizm`den ayrildigi da bir gerçektir. `Sınırlı` sosyalizm ile
Bolsevizm arasindaki temel ayriliklar nelerdir? `Sınırlı` sosyalizm, işçi hareketi içinde kendiliğindencilige belirli bir tapmadan henüz siyrilamamisti. Nesnel toplum kanunlarinin kendiliğinden isleyecegini savunan sosyal demokrat görüsün etkisindeydi. Parti, baslica görevinin ajitasyon ve propaganda olduğunu, nesnel islevi olan toplumsal gelişme kanunlarini açiklamaktan, işçilere ve bütün çalisan halka sosyalizm ruhunu asilamaktan, işçilere sınıf bilinci vermekten ve işçilerin güncel mücadelelerine yol göstermekten ibaret olduğunu kabul ediyor, kaçinilmaz sosyalist devrimin nesnel kosullarin olgunlasmasiyla kendiliğinden gerçeklesecegi görüsünü sürdürüyordu. Parti, görevinin sadece emekçi halki örgütlemek, egitmek ve günlük mücadelelerini yönetmek, olaylari açiklamak olmayip, ayni zamanda devrimci eylemin yaratilmasi ve yönlendirilmesine katkida bulunmak, proleter devriminin hazirlanmasinda, örgütlenmesinde ve gelişiminde egemen unsur olma zorunluluğunu, kendisinin etkin bir güç olduğunu anlamiyordu. Bu nedenle de, sert sınıf çatışmalarinin yapildigi dönemde Parti bir hareketsizlige girdi ve ayaklanmis olan kitle bagnaz bir tutumla uzak kaldi. `Sınırlı` sosyalizmin Marksist
görüsleri birer dogma niteliğine sokmasi sonucu, Parti sekterlige kaydi ve
genis kitlelerle iliski kurmasi zorlasti. Örnegin, burjuvaziye karşı bir
sınıf olarak tavizsiz politika izleyen, burjuva partileriyle çesitli seçim
koalisyonlarina ve burjuva parlamentosunun `kurucu` yasama görevine hakli
olarak karşı çikan Parti, bagimsiz eylemi dogmaya çevirdi, genel olarak ve
çesitli özel kosullarda öteki toplumsal ve siyasi gruplarla ortak anlayisa
varma imkanini reddetti ve böylelikle de kendini tecrit etmis oldu.
Devrimci partilerin basarili mücadele vermek ve atilim yapmak için kabul
etmek zorunda olduklari devrimci uzlasmalar konusundaki Leninist doktrin
Partimiz için bilinmeyen bir görüstü. I. Dünya savaşindan önce,
baslica görevin işçi sınıfi güçlerini örgütlemek ve bunlara sınıf bilinci
asilamak olduğu günlerde, `Sınırlı` sosyalizmin eksikleri ve güçsüz
yanlari henüz duyulmuyordu. Ama I. Dünya savaşi patlayip da, kapitalizmin
devrilmesi pratik bir sorun haline gelince, bu eksiklikler gün isigina
çikiverdi. Partimizin 1918 sonbaharinda
ayaklanan asker kitlelerinin yönetimini ele alamayisindaki baslica neden,
doktriner egilimleri, Bolsevik-olmayan kavramlari ve yöntemleri, ve
`Sınırlı` sosyalizm izlerinde yatiyordu. Işçi ve köylülerin militan ittifaki yolundaki Leninist kavramdan yoksun olan Partimiz, genellikle köylülerden oluşan asker kitleleri Sovyet iktidari adina savaşmaya hazir olmadiklari, bu yüzden de gerçek bir devrimci mücadele vermek gücünde bulunmadiklari için böyle düsünüyordu. Parti Marksizm`i böylesine doktriner yorumladigi için, asker ayaklanmasinin liderliğini üstlenmedi ve bunu genel bir ayaklanmaya dönüstürmek için hiçbir çaba göstermedi. Bu davranisin sonucu olarak, gerektigi gibi yönetilmeyen ayaklanma kitlelerden kopuk kaldi ve bastirildi. Böylece, `Sınırlı` sosyalizm,
devrimci Marksist bir akimdi, ama Bolsevizmin Bulgaristan`a özgü bir türü
degildi. Yeni bir tipte bir parti, Marksist-Leninist bir parti yapmak,
bugün Kongrenin karşısina gururla çikmasi gibi, Partiyi bolseviklestirmek
için uzun mücadele verilmesi gerekliydi. Partimiz, Rus Devrimini oybirligi ve coskuyla karşıladi, onun sloganlarini benimsedi ve emekçi halkimizi genç Sovyet Sosyalist Cumhuriyetinin savunusu için seferber etti. Iç savaş, emperyalist müdahale ve Volga bölgesindeki kitlik sirasinda, Partimiz etkili bir siyasi kampanya ile yardim kampanyasi yürüttü. Emekçi köylülerimizin az rastlanir bir cosku ve fedakarlikla Sovyet kardesleri için yiyecek topladiklari, Partinin komutasindaki işçi sınıfinin 20,000 kisilik Wrangel ordusunu Bulgaristan`da bozguna ugratti. Churchill ile hempalarinin bu orduyu Sovyetler Birligi`ne karşı askeri müdahale için kullanmalarini engelledigi o tarihi aylari kim unutabilir? Partimiz, 1919`daki Kongresinde Komünist Partisi adini aldi. Öteki ülkelerin çogundaki partilerin tersine, Partimiz bir bütün olarak Komünist Enternasyonale katildi. Dahasi, Bolsevik Partinin ve ölümsüz Lenin`in liderliğinde, Komünist Enternasyonalin kurulmasinda faal bir rol oynadi. Yeni bir program kabul etti. Proleter devrimini artik uzun vadeli bir hedef olarak degil, ama, nesnel kosullarin olgunlasmis bulunduğu ve gerçeklesmesinin öznel devrim unsurlarina, yani Partimizin devrimi örgütleme ve önderlik etme yetenegine bagli olan acil bir görev olarak benimsedi. Partimiz, 1921`deki Kongresinde, proletarya diktatörlügünün Sovyet biçiminin proleter devriminin temel bir unsuru olduğunu açikladi. Köylü sorunu konusundaki kararinda işçi sınıfinin liderliğinde varilacak bir işçi köylü ittifakinin, devrimin zaferi için vazgeçilmez bir zorunluluk olduğunu ilan etti. Lenin`in temel eserlerinin Bulgarca`ya çevrilmesiyle yayginlasan bu program maddelerinin kabulü yanisira, Parti Komünist Enternasyonalin çalismalarina da faal olarak katildi. Parti ayni zamanda, illegal mücadele yöntemlerini de ilke olarak kabul etti, mücadelede ve devrimci propagandada legal olanaklarin yanisira bu yöntemlerin de parlamento, belediye ve il meclisleri gibi alanlarda tam olarak kullanilmasi görüsünü benimsedi. Parti, kendi militan örgütünü kurmaya girişti, askerler arasinda etkin propaganda ve örgütleme hareketini baslatti ve kitleleri silahlandirmaya koyuldu. Felaketlerle dolu savaşin baslangicinda emekçi halkin çetin mücadelesini, af kampanyalarini, pahaliliga, Bulgaristan`in SSCB`ni istila için kullanilacak bir üsse dönüstürülmesine karşı ve Sovyetler Birligi`nin taninmasi adina yürütülen kampanyalari yönetti. Parti ayni zamanda, belediyeleri birer baski, sömürü ve yagma araci olmaktan çıkarip, emekçi halkin çıkarina hizmet eden örgütler durumuna getirmek için kitlesel mücadeleye girdi. Birtakim önemli kasaba ve köy meclisleri Komünist Partisinin eline geçti. 1920`de 22 kasaba ve 65 köyde Komünist belediye örgütü kuruldu. Bu belediyelerin işçi sınıfi ve öteki emekçilerin çıkarlarini gözeten ekonomik ve kültürel politikalari, burjuvazinin ve merkez yetkililerinin dogal karşıtliğini üzerine çekti. O zamanlar komün olarak adlandirilan örgütlerin kurulmasi ve güçlenmesi için verilen uzun ve çetin mücadeleler, ülkemiz tarihinde hiç unutulmayan anilar olarak kalacaktir. Partinin liderliğindeki proletarya bütün alanlarda iktidari tamamen eline almadigi takdirde, bu komünler kisa ömürlü olmaya mahkumdu; nitekim burjuvazi bunlari teker teker yok etti. Ancak, Partimiz liderliğinde emekçi halkin belediyeleri ele geçirmek için verdigi mücadele, sömürücülere karşı mücadelede kitlelerin birlesmesine büyük katkida bulundu ve Partinin prestijini büyük ölçüde artirdi. Partimiz emekçi halkin acil ihtiyaçlari için verdigi mücadele ile devrimin zaferi adina yapilacak çatışmanin hazirliğini birlestirdi. Emekçi halkin siyasi hak ve özgürlükleriyle ilgili önemli çıkarlari tehlikeye düstüğünde, Parti genel bir siyasi greve gitmekten çekinmedi ve 1919-20`deki ulasim işçileri grevi böyle oluştu. Bunun yani sira kitle eylemlerine girişildi, hatta 1922`de gericilige ve faşizme karşı Tarim Hükümetiyle isbirligi bile yapildi. Böylelikle Parti sehir ve köylerden büyük yeni kitleleri çevresinde topladi. Parti, Komünist Enternasyonale katilmasina ve I. Dünya savaşi sonrasindaki devrim ortaminda emekçi halkin sınıfsal mücadelesinde lider olarak basariyla ortaya çikmasina ragmen, `Sınırlı` sosyalizmle Bolsevizm arasindaki temel ayriligi henüz kavramamis, liderleri bu ayriliga parmak basmamis ve Sınırlı sosyalizmin aksakliklarini yenmek, Partiyi Marksizm-Leninizm`le donatmak mücadelesi henüz baslamamisti. Gerçi Parti kendi devrimci
birikimini yapiyordu, ama parti içinde legalist, propagandist
aliskanliklar sürüyor, Marksizm`i devrimci eylemin rehberi olmak yerine
bir dogma biçiminde yorumlamak egilimi agir basiyordu. Parti liderligi içinde hüküm süren Bolsevik-olmayan, `Sınırlı` sosyalist devrim anlayisi, 9 Haziran`da ve sonraki günlerde moral ve siyasi bir çöküntüye yol açti. Darbenin baslangicinda monarko-fasist güçleri altetmek, kapitalizme karşı sosyalizmin mücadelesinde önemli mevziler kazanmada muazzam bir firsat böylece kaçirmis oldu. Kapitalizmin savaş sonrasi krizi ve iktidar mücadelesi ile ortaya çikan yeni kosullarda, `Sınırlı` sosyalizm işçi sınıfinin ideolojik ve politik bir silahi olarak tarihi sinavini geçemedi. Bu silahin ülkemizde proletarya zaferini sağlamakta yetersiz olduğu açikça ortaya çikti. Partimiz bunu kavramak, `Sınırlı` sosyalizmle Bolsevizm arasindaki ayrimi kendi devrimci deneyiminin isiginda görmek, bütün siyasi ve örgütsel çalismalarini Marksist-Leninist ruhla donatmak, olumsuz Sosyal-Demokrat görüslerden, aliskanliklardan ve yöntemlerden kesinlikle arinmak zorundaydi. `Sınırlı` sosyalizmin olumlu Marksist gelenekleri, nitelikleri ve deneyimleri Bolsevik potasinda eritilmeliydi. Partimiz bu yolda ilerlemeye
baslamisti. Ne var ki, geçmisin olumsuz kalintilarindan arinma ve
bolseviklesme süreci artik illegal kosullarda ve Eylül Ayaklanmasinin
bastirilisini izleyen beyaz terör ortaminda düsmanin amansiz atesi altinda
sürmek zorundaydi. Bulgar Komünist Partisi tarafindan düzenlenen ve yönetilen 1923 Eylül anti-fasist halk ayaklanmasi, partinin `Sınırlı` sosyalizmden Bolsevizme gelişiminde dönüm noktasini belirler. Parti, fasist darbenin yol açtigi kriz sirasinda yapmayi basaramadigi seyi, daha sonra fasist hükümet ülkeyi silahli Eylül ayaklanmasina neden olan krize sürükledigi zaman yapmaya girişti. 1923 Agustosunda, zinde Marksist çekirdek, Komünist Enternasyonalin yardimiyla Parti liderligi içinde agirligi ele geçirdi ve Partinin stratejisinde, taktiklerinde köklü bir degisim yapti. Parti, o zamana kadar sürdürdügü kitlelerden kopuk tutumunu birakti, bütün anti-fasist güçleri, köy ve sehir emekçi halkindan oluşan genis bir cephede birlestirmeye ve kitleleri bir işçi-köylü hükümeti sloganiyla, silahli ayaklanma da dahil olmak üzere monarko-fasist diktatörlüge karşı genel mücadeleyi hazirlamaya girişti. Parti izledigi bu yeni yolda, Tarim Birligiyle ortak mücadele için ittifak yapti, Makedonya`daki IMRO örgütünün liderleriyle anlasmaya vardi ve liderleri tarafindan (fasist ideolog) Tsankov`un arabasina kosulmus Sosyal-Demokrat Partiye ortak mücadele için elini uzatti. Parti, Tarim Birligiyle güç birligi yaparak, popüler 1923 Eylül Ayaklanmasinda liderligi üstlendi. Bu ayaklanmanin yapildigi siradaki kosullar, Haziran`daki kadar elverisli olmaktan dogal olarak çikmisti. Insiyatif düsmanin eline geçmisti. Ama Eylülde bile ayaklanmanin zafere ulasmasi nesnel açidan olanakliydi. Hersey Komünist Partisi ile ayaklanan kitlelerin enerjisine, yigitliğine ve beraberliğine bagliydi. Daha önce de belirttigim gibi, Parti saflarindakilerin ve liderlerin 9 Haziran taktiklerinin yanlisliğini ve zararini, ayrica Partinin yeterince Bolseviklesmemesini kavrayamayislari, Partinin Eylül 1923 ayaklanmasini düzenlemesini, yönetmesini ve basariya ulastirmasini engelledi. Eylül olaylari gösterdi ki, pek çok yöresel ve merkez sube baskanlari ya faşizme karşı tavizsiz mücadele yolunu benimsememisler, ya da savaş inanci ve istegi olmadan Partiyi böyle bir mücadeleye hazirlamak istemeden sadece kuru sözlerle bu yolu benimsemis görünmüslerdi. Bu tutumun sonucu olarak Partinin birçok subesi gafil avlandi. Ayaklanma sirasinda yerel liderlerden çogu fasist yöneticilere karşı eyleme giremedi veya girmeye yanasmadi. Ayaklanmanin basarisizlik nedeni iste budur. Ne var ki, işçi sınıfinin
kurtulusu davasinin gelecekte zafere ulasmasina yardimci olan yenilgiler
de vardir. Eylül 1923 ayaklanmasindaki yenilgi de bunlardan biriydi. Bunlar, Partimizin devrimci
oluşumuna kök salan büyük basarilardi. Eylül yenilgisinden ve fasist
hükümetin partiyi kapatmasindan sonra Partinin gelişimindeki önemli olay,
1924 Nisaninda bölgelerin çogunluğundan gelen delegelerin katilmasiyla
yapilan illegal Vitosa Konferansi oldu. Konferans, Partinin halk kitleleri baslattigi `ayaklanmanin yönetimini üstlenmesini, amacini bir işçi-köylü hükümeti olarak saptamasini` ve `olaganüstü zor kosullarda` ayaklanmayi `örgütlemek, birlestirmek ve yaymak` için çaba göstermesini dogru karşıladi. Parti böylelikle `devrimci propaganda ve ajitasyondan devrimci eyleme geçebilecek yetenekte bulunduğunu` ortaya koymus, kendisine düsen görevi, yani emekçi halki yeni bir silahli ayaklanmaya ve işçi-köylü hükümetini kurmaya hazirlamak ve yönetmek görevini geregince yerine getirebilecek `gerçek Komünist Partisi` olduğunu kanitlamisti. Vitosa Konferansinin önemi,
Partinin çok hayati bir aninda zinde güçleri Merkez Komitesinin Eylül
çekirdegi çevresinde toplamasi, Partinin Komintern tarafindan onanan Eylül
politikasi çevresinde birlestirmesidir. Ancak, Konferans kitleleri dogru
Parti politikasi için seferber ederken ve sağ sapmayla savaşirken, ayni
biçimde savaşilmasi gereken sol sapma tehlikesi konusunda yeterince
uyarida bulunmadi. 1. Ülke, fasist hükümetin devrilmesi ve bir işçi-köylü hükümetinin kurulmasi için yapilacak yeni mücadelelerle karşı karşıyaydi. Komintern`in görüsüyle çakisan Partinin bu düsüncesi, 1923 Kasimindaki parlamento seçimlerinin sonucuyla kanitlandi. Seçim sonuçlari, fasist hükümetin karşısindaki Komünist Partisinden ve Tarim Birliğinden oluşan muhalefetin güçlü olduğunu ortaya koydu. Bu durum, kitlelerin öfkesinin büyük olduğunu ve kitlelerin fasist hükümeti devirmek mücadelesinde kararli bulunduğunu gösteriyordu. 2. Komünistlerin ve Tarimcilarin seçimlere ortak listeyle katilmalari, onlarin geçmisten ders aldiklarini ve Birlesik Cephe taktiklerini benimsediklerini gösteriyordu. Komünist Partisi ile Tarim Birliğinin ortak mücadelesi, seçimlerdeki zaferi sağlayan, bir önem tasiyordu. 3. Fasist diktatörlük Partinin
legal kitle çalismalarini engelledi. Bu arada yeni bir silahli savaş
ihtimali, Partiyi kitlelerin silahli egitimine egilmek zorunda birakti.
Bu arada, 1924 sonlari ve 1925 baslari genel durumda bir degisime sahne oldu. Kapitalizmin Avrupa`da geçici ve yer yer olmak üzere istikrar sağlamasi sonucunda, faşizmin ülke içindeki ve disindaki durumu güçlendi. Yeni bir silahli ayaklanma ihtimali kalmadi. 1925 Martinda Partinin dis ülkelerdeki temsilcileri, ülkenin ulusal ve uluslararasi durumunu yeniden degerlendirdiler ve silahli ayaklanma politikasini rafa kaldirmayi önerdiler. Ayaklanma yerine, kitle örgütleri kurmak ve günlük ihtiyaçlarin karşılanmasi için işçi ve köylülerin kitlesel mücadelesini yogunlastirmak yoluna gidilmesini ögütlediler. Bu yeni politika, Parti ve devrimci hareket için ölümcül olabilecek asiri sol sapma tehlikesini engellemek amacini güdüyordu. Oysa ülke içindeki Parti Yöneticisi, asiri sol sapmayla basa çikabilecek, silahli ayaklanma politikasindan vazgeçip, degisen kosullara uygun olarak Parti çalismalarini yeniden örgütleyebilecek yetenekte degildi. Fasist hükümet terör politikasini daha da siddetlendirerek devam ettirdi. Partinin silahli örgütünün basindaki liderlerin umutsuz davranislarindan yararlanarak ve Sofya Katedraline bulunulan girişimi doruk noktasina çıkararak, aktif Komünistlere, işçi ve köylü aktivistlere karşı kitlesel bir imha hareketine girişti. 16 Nisan 1925`te [2] Sofya
Katedralindeki girişimi izleyen terör, bilindigi gibi Partiye çok ciddi
bir darbe indirdi. Partinin lider kadrosu parçalandi. Eylül
ayaklanmasindan sağ çikmis olan Parti üyelerinin çogu öldürüldü,
hapsedildi veya baska ülkelere iltica etmek zorunda birakildi. Yeralti
çalismalarini sürdürmek olaganüstü zorlasti. Parti, iste bu kosullar
altindayken emekçi halkin mücadelesine liderlik etmek ve faşizme karşı
savaşi sürdürmek zorundaydi. Parti bunun yani sira, 1923 ve 1925
yenilgilerinden ders almak, bu yenilgilerin temel nedenlerini bulup
çıkarmak ve Parti üyelerini Bolsevik bir temel üzerinde bir araya getirmek
durumundaydi. Agir yenilgilere ugrayan, büyük ölçüde güç kaybeden ve en
iyi liderlerinden yoksun kalan Parti, gelişiminin en çetin dönemini
geçiriyordu. Devrim çaginin özelliklerini kavramak, genelde zor ve ciddi bir isti ve özellikle Partimizin çalisma alani olan Balkanlara özgü durumu kavrayabilmek daha da zordu. Konferans dogru bir görüsle, kendi devrim deneyimimiz ile Rus devrimini inceleyerek Marksizm-Leninizm`i eylemde yol gösterici olarak iyice ögrenmek zorunluluğu üzerinde durdu. Parti, özelestiri yaparak `her tarihi durumda gereken yolu bulabilecek, somut kosullari hesaba katabilecek, biçimde kendini yeniden egitmeli, kitlelerin savaşini dünya devrimine yöneltmeliydi.` 1926`da Merkez Komitesinin Viyana`da yaptigi toplanti, Partinin bolseviklesmesi sorununda Moskova Konferansindan daha ileri bir noktaya ulasmadi. Gerçekten de, `Parti kitlelerini Leninizm temeli üzerinde Parti bayragi ve Komünist Enternasyonal çevresinde ideolojik olarak toplama` görevi üzerinde özellikle durdu. Moskova Konferansi ile Viyana`daki Merkez Komitesinin genisletilmis Genel Kurulu, Partinin Leninizmin isiginda kendi deneyimini inceleyerek bolseviklesmesinin muazzam önemini belirtmesi de mutlak biçimde dogru idi. Ne var ki, Merkez Komitesinin genisletilmis Genel Kurulu ve Moskova Konferansi bolseviklesmeyi `Sınırlı` sosyalist dönemin Bolsevik-olmayan geleneklerini ortadan kaldirmak için mücadele olarak degil de, organik bir gelişme süreci olarak düsünmekle yanlis yapmisti. Komünist Partisini Eylül
Ayaklanmasi çevresinde bir araya getiren Vitosa Konferansindan sonra 1927
Aralik ayinin sonlari ile 1928 yili baslarinda Berlin`de toplanan Ikinci
Parti Konferansi, Partinin 1923 sonrasi çalismalarini, taktiklerini,
basarilarini, yanlislarini ve yenilgilerini özenle incelemeye girişti.
Ikinci Konferans sirasinda, sağ ve sol sapmalara karşı da çetin bir
mücadele verilmesi gerekti. Partinin örgütsel durumundaki karisikliklar sonucu, Konferansa örgüt temsilcilerinin pek azi katildi, onlarin katilmasi da büyük ölçüde bir rastlantiydi. Üstelik Parti içinde gizliden gizliye, bir avuç küçük-burjuva aydinindan oluşan asiri sol sekter bir hizip kurulmustu. Bu hizip, kendi sekter görüslerini benimsetmek ve Parti liderliğini ele geçirmek için el altindan yaptigi kiskirtmalarla, yapay bir çogunluk kazanmisti. Uzun ve firtinali tartismalar sonunda, 9 Haziran oportünizmi ile sağ-kanat bozgunculari kesinlikle açiga çıkarildilar ve silahsiz birakildilar. Ama öteki Komünist Partilerinin bazilari içindeki Troçkist ve sol-kanat unsurlar tarafindan desteklenen asiri sol sekter hizip ise, Eylül liderliğinin kararlari lehine oy vermesine ragmen silahlanmadi ve konferanstan hemen sonra hizipçi eylemlerine yeniden, üstelik daha da yogun biçimde basladi. Konferans, Partinin geçmisi konusunda bir inceleme ve genel degerlendirme yapmak için gerçekten çaba gösterdi. `Sınırlı` sosyalizmi Bolsevizme yakinlastiran unsurlari belirtti ve Partinin Bolsevizme yönelmesine yardimci oldu. Ayni zamanda `Sınırlı` sosyalizmin Bolsevizmden ayrildigi ve Partinin bolseviklesmesini engelleyen noktalari da belirtti. Ne var ki, Ikinci Parti Konferansi, büyük bir adim atmasina ragmen fazla ileri gidemedi, baslica devrim sorunlarinda Leninizm ile `Sınırlı` sosyalizm arasindaki temel ayrimi açik seçik ortaya koyamadi. Ikinci Konferans da, Partinin bolseviklesmesini, Parti içindeki Sosyal-Demokrat unsurlari ortadan kaldirmak ve Partinin Bolsevik (Marksist-Leninist) düzende yeniden silahlanmasi olarak degil, devrimci `Sınırlı` sosyalizmin yeni kosullara uydurulmasi olarak yorumluyordu. savaş sonrasi dönemde Partinin `genelde Bulgar proletaryasinin devrimci partisi olarak geliştigini ve islev yaptigini` vurgulayan Ikinci Parti Konferansi, Partinin giderek `kitlesel devrimci eylem yöntemlerini uygulamaya basladigini, devrimci çagin gereklerine ayak uydurduğunu, savaş öncesi dönemin ajitasyon, propaganda ve ekonomik mücadele yöntemlerini yeni kosullara uyguladigini` belirtti. Gerçi Konferans, bu gelişimin `düz bir çizgi izlemedigini, zikzaklar ve bocalamalar içinde yürüdügünü, Partideki bolseviklesmenin Partiyi ileri iten Bolsevik egilimlerle geriye çeken Sosyal-Demokrat unsurlar arasindaki çatışma içinde oluştugunu` belirtti. Ancak, ayni zamanda herhangi bir elestiri getirmeksizin `devrimci `Sınırlı` sosyalizm ile Eylül akiminin, iki temel ve sarsilmaz kök halinde kaynastigini ve bu köklerin Bulgar proletaryasinin Bolsevik Partisinin temelini oluşturduğunu` da belirtti. Ikinci Parti Konferansi, Eylül Ayaklanmasini `9 Haziran taktiklerinin kesinlikle inkar edilmesi` biçiminde ve Partinin bolseviklesme yolunda belirleyici bir adim olan `Sosyal Demokrat ve 9 Haziran unsurlariyla kesin kopmayi sağlayan` önemli bir dönüm noktasi olarak niteledi. Ikinci Parti Konferansi, `Sınırlı` sosyalist dönemi degerlendirirken, `Sınırlı` sosyalizmi Bolseviklik ile özdes kilmamakla birlikte, ikisi arasindaki benzerlikleri vurguladi ve farkliliklar üzerinde durmadi. O dönemi özetlerken; bu kürsüden bir kez daha belirtmek isterim ki, Dimiter Blagoev`in en yakin çalisma arkadaslari olan bizler, onun ölümünden sonra, ne yazik ki Partinin devrimci geçmisini ve Bulgar proletaryasinin durumunu Marksist-Leninist açidan yeniden degerlendiremedik; `Sınırlı` sosyalist dönemin Bolsevik olmayan unsurlarini tamamen ortadan kaldirabilmek için, devrimci eylemin büyük birikimini geregince kavrayamadik. Partinin ciddi illegal durumu
yanisira, bu durum da lider kadrosuna sizan, hatta geçici olarak liderligi
ele geçiren bir takim asiri sol unsurlar tarafindan kötüye kullanildi. Komünist Enternasyonalin verdigi yetkiyi kötüye kullanan, ülke içinde onun kararlarinin gerçek yorumcusu olarak kendini tanitan, illegal durumun zor kosullarini firsat bilen, ve ayrica Komünist Enternasyonal Merkez Komitesi içindeki örtülü düsman unsurlar tarafindan da desteklenen sol sekterlerden Iskrov, Georgi Lambrev ve Iliya Vassilev (Boiko) [3], örgütlü hizip çalismalariyla 1929 yazinda Merkez Komitesi`nin bir genel kurulunu toplamayi ve gerçekte, Parti liderliğini ele geçirmeyi basardilar. Sol sekterler, Partiyi bolseviklestirmek kisvesi altinda, gerçekte anti-Bolsevik bir yol tutturdular. `Sınırlı sosyalizmin kökünü kazimak` sloganini ortaya attilar, uzun yillar boyunca Partiye bagliliklari sinanmis üyelere ve Partinin devrimci geçmisine karşı mücadeleye giriştiler, Partiyi kitlelerden koparan yola ittiler. Onlarin bu tutumu, ülke içinde bulunan ve o sirada Parti çalismalarindan çekilmis olan birtakim eski ve ünlü Parti militaninin pasif kalmasiyla daha da kolaylasti. Sol sekter hizip, Partinin
bolseviklesmesindeki baslica engel durumuna geldi. Fasist diktatörlügün
Partimizi gözledigi ve onu içten yikmak, lider kadrosunu dagitip ezmek
için firsat aradigi sirada, en yakin müttefiklerini sol sekter hizibin
baslica liderleri arasinda buldu. Dahasi, sonradan, SSCB`de Bolsevik Parti
ve öteki bazi Komünist Partileri içindeki düsman ajanlarin teshiri ile
baglantili olarak, bazi bu sol sekter liderlerin bu ajanslarin hizmetinde
olduğu ortaya çıkarildi. 1923-25 yenilgilerinden sonra bütün işçi ve ilerici hareketi saran duraganlik giderek kayboluyordu. 1927`de Işçi Partisi, işçi sınıfinin legal partisi olarak kuruldu, sendikalar yeniden oluştu. Illegal Komünist Partisinin öncülügünde hareket eden Işçi Partisi, kisa zamanda kitleler içinde önemli bir yer kazandi. Kitlelerin yeni bir devrime ayaklanmaya girişme belirtileri ortaya çikti. Büyük grevler yapildi; önemli seçim zaferleri kazanildi ve legal olanaklar yaygin biçimde kullanilmaya baslandi. Parti büyüyor ve ilerliyordu. Sol sekter hizibin zararli etkileri olmasaydi, Partinin basarilari çok daha büyük olurdu. Örnegin Ikinci Genel Kurul toplantisinda, `sol` sekterler, çalismalarini Partinin yeni kitlesel militan ayaklanmalarin liderliğini üstlenmesi sorunu üzerinde yogunlastiracaklari yerde, Partinin geçmisiyle ilgili skolastik sekter tartismalara daldilar ve hiçbir işçinin bastan sona okuyamayacagi sayfalar doluşu kararlar aldilar. Yine bu hizibin yanlislari yüzünden, gerek 1931 yazinda, gerekse 19 Mayis 1934 [4] darbesi sirasinda Partimiz fasist dikta cephesini yarma isini basarili sonuca ulastiramadi. Gerçekte Troçkist bir politika olan sol sekter politikanin Komünist Enternasyonal`in çizgisiyle hiçbir ortak yani yoktu ve ona tamamen karşıydi. 1. Eylemdeki güçlerin somut Marksist analizi temeline dayanilarak durumun sağlikli biçimde degerlendirilmesi ve yerine, Leninist-Stalinist strateji ve taktiklerin genel formülleri saptiriliyor ve öteki Komünist Partilerinin formülleri kendi somut kosullarimiz göz önünde tutulmaksizin mekanik olarak uygulaniyordu. Sol sekterler kendi liderliklerine ragmen Partinin elde ettigi basarilardan yararlaniyorlar ve güncel görevin Bulgaristan`da bir proletarya diktatörlügü kurmak olduğunu belirtiyorlardi. 2. Parti sloganlarinin yayilmasi, mücadele hazirligi ve kitlelerin seferberligi için işçi ve köylüler arasinda ciddi ve tutarli ajitasyon yapilmasi yerine, `devrimci` lafazanlik yapiliyor ve `devrimci` eylemlerde bulunmak için abartmali ve anlamsiz çagrilarda bulunuluyordu. Sol sekterlerin tipik sloganlari `Genel ve Açik Saldiri`, `Sokaklari Ele Geçirelim`, `Topraklari Isgal Edelim` ve benzeri türden `devrimci` safsatalardan oluşuyordu. Siyasi grev slogani sol sekterler tarafindan öylesine asağilaniyordu ki, Sendikalar Enternasyonali bu sloganin Bulgaristan`da kullanilmasini özellikle kinamak zorunda kaldi. 3. Parti üyelerinin ve kitle örgütlerinin, Parti karar ve talimatlarini bilinçli olarak uygulamalari demek olan gerçek liderlik, yerini mekanik ve kaba bir kumandaya birakti. Sol sekter liderlerin, Partimiz tarafindan kurulan legal Işçi Partisine karşı tutumlari yanlis ve alabildigine zararliydi. Işçi Partisinin üyeleri arasinda kitlesel çalismalarda deneyi olan pek çok işçi bulunmasina ve bu Parti, Komünist Partisinin etkisini kitlelere tasiyan bir aktarici olarak görev yapmasina ragmen, bu Partinin yerel kadrolarina ikinci sınıf vatandas davranisi gösteriliyordu. 19 Mayis 1934 darbesinden sonra Işçi Partisi ve öteki kitle örgütleri kapatildigi zaman, sol sekter liderler buna karşı koymadilar ve alelacele Işçi Partisinin `kendi kendini feshettigini` ilan ettiler. 4. Sözde `bolseviklesme` kisvesi altinda, Partinin bütün `Sınırlı` sosyalist dönemi `Mensevik` ve `anti-Bolsevik` olmakla damgalandi. Eylül Ayaklanmasini savunmak kisvesi altinda ise, bu ayaklanmanin Troçkist bir `elestirisi` yayginlastirildi ve Partinin Eylül aktivistleri sürgün edildi. Sol sekter liderler, Leipzig durusmasi için yürütülen uluslararasi anti-fasist kampanyayi bile sabote edecek kadar isi ileriye vardirdilar. 5. Partinin iç liderliğini geçici olarak ve yurtdisindaki Troçkist arkadaslarinin yardimiyla ele geçiren sol sekterler, parti içinde gizli bir Troçkist hizip oluşturdular. Leninizm maskesi altinda ve Komünist Enternasyonalin otoritesini iki-yüzlüce kullanarak, Partinin temellerini sarsmaya ve devrimci hareketi gözden düsürmeye giriştiler. Partinin sol sekterligi asmak
için yürüttüğü mücadelesinde, Komünist Enternasyonalin ve Bolsevik
Partisi`nin, özellikle Komünist Enternasyonal Yürütme Komitesi tarafindan
reddedilen Merkez Komitesi Ikinci Genel Kurulunun zararli kararlarinin
reddedilmesiyle ilgili gördügü destek sükranla anilmalidir. Bu karar açikça, Partinin
reddetmemesi, ama `bilinçli öncüsü ve geliştiricisi` olmasi gereken
`Sınırlı` sosyalist dönemdeki devrimci Marksist unsurlara isaret etti.
Komünist Enternasyonal Yürütme Komitesi Siyasi Sekreterligi, Partiye hizipçilikle ve Partinin hiziplere bölünme tehlikesiyle mücadele etmesini bildirdi. Partiyi Komünist Enternasyonal platformu üzerinde birlestirme süreci, karari sözde kabul eden, ama bunu benimsemediklerini Partiden ve Komünist Enternasyonal`den gizleyen ve karari sol sekter bir ruhla degistirmek isteyen sol sekterler tarafindan aksatildi. Partinin bizzat varligi ve gelişimi yeniden tehlikeye düstü. Partiyi kurtarmak için sol sekterleri tasfiye edip, Parti liderliğini onlarin elinden alarak ve devrimci lafazanliktan gerçek Bolsevik kitle çalismasina ve mücadelesine kesinlikle dönüs yapacak bütün güçlerin seferber edilmesi gerekti. Ancak bütün çalisma alanlarinda sekter sapmalarin hizla ortadan kaldirilmasiyla, partinin kitlelerle yeniden iliski kurmasi ve askeri fasist diktatörlügü devirmek için birlesik bir anti-fasist halk cephesi kurmasi olanagi vardi. Illegal durumun ve fasist
terörün yarattigi ciddi zorluklara ragmen, Partimiz Komünist
Enternasyonal`in yardimiyla bu önemli isin üstesinden gelmeyi basardi. Komünist Enternasyonalin
Yedinci Kongresi, işçi sınıfi ve emekçilerin, barisin ve halklarin
özgürlügünün en büyük tehlikesi olarak faşizme karşı mücadeleyi temel ve
güncel görev olarak belirlemekle Komünist Partilerin politikalarini
degistirdi. Işçi sınıfini bir araya getirmek ve bu temel üzerinde fasist
saldiriyi durdurmak, faşizmi ezmek için güçlü bir anti-fasist halk cephesi
kurmak gerekliydi. Birlesik Cephenin uygulamaya geçilmesi, Komünistlerin
kendi içlerinde kök salmis bir bela durumundaki sekterligi yok etmelerini
zorunlu kildi. Sekterler, kitlelerin devrimcilesme oranini olduğundan çok
abartarak, emekçi halkin günlük çıkar ve haklarinin savunmasi mücadelesini
ise gerektiginden az önemseyerek, fasist saldiri karşısinda pasif tutuma
yol açtilar. Kitle politikasi olarak soyut propaganda ve doktrinerciligi
benimseyen, bütün ülkelerin sloganlarini ve taktiklerini aynen kopya eden,
her ülkenin kendine özgü kosullarini hesaba katmayan sektercillk, Komünist
Partilerin gelişmesini geciktirdi, gerçek, bir kitle mücadelesini aksatti
ve genis emekçi kitlelerinin Komünist Partilere yaklasmasini engelledi.
Komünist Partilerin, Birlesik Cephe uygulamasiyla gelişme olanagi bulacak,
sürecin kendiliğinden gelişmesini, otomatizmi savunacak, Partinin rolünü
azaltacak ve en kritik anda bocalamalara yol açacak sağ tehlikeye karşı da
uyanik bulunmalari gerekiyordu. Yeni Parti liderligi, 1 Ekim 1935 tarihli Açik Mektubunda, 1934 Komünist Enternasyonalin kararlarina dayanarak, `birtakim küçük burjuva unsurlarin -doktrinerlerin, sekterlerin ve hizipçilerin Parti liderliğini geçici olarak ele geçirdikleri ve kendi sol oportünist sekter politikalarini kabul ettirmeye çalistiklari` yillardaki sol oportünist sekter politikanin özünü açikça ortaya koydu. Komünist Enternasyonalin Yedinci Kongresi kararlarina dayanan Açik Mektup, Partinin temel görevlerini söyle belirledi: a) bir birlesik anti-fasist halk cephe kurmak, ve b) Partinin genelde güçlenmesiyle işçi sınıfini örgütlemek. 1936 Subatinda yapilan Parti Altinci Genel Kurul Toplantisi, Yedinci Dünya Kongresi kararlari isiginda Partinin yeni Bolsevik çizgisinin dogru ve tutarli olarak belirlenmesini gerçeklestirdi. Bu çizgi söyle belirlendi: 1. Genel Kurul, temel güncel görev olarak, su istekler için verilecek mücadelede fasist olmayan bütün örgütlerden oluşacak bir anti-fasist halk cephesi kurulmasini öngördü: Turnovo Anayasasinin yeniden yürürlüge konulmasi; eski seçim yasasina göre Ulusal Meclis seçimlerinin yapilmasi; anti-komünist kararnamelerin yürürlükten kaldirilmasi; bütün fasist örgütlerin dagitilmasi. Bütün zinde halk güçleri bu istekler için birleseceklerdi. Bu arada, Parti temel ihtiyaçlarinin karşılanmasi için bütün emekçi halk örgütlerinin ortak mücadelede birlesmelerini önerdi. Parti, kitlelerin durumunu köklü biçimde düzeltmenin, halkin özgürlügünü en genis planda savunmanin, barisi ve ulusal bagimsizligi korumanin ancak Bulgaristan`da Sovyet Hükümeti kurulmasiyla olanak kazanacagi görüsünde olmasina ragmen, yukaridaki görevleri yerine getirecek bir anti-fasist halk cephesi hükümetini desteklemeye de hazir olduğunu belirtti. 2. Genel Kurul, sol sekter liderliğin dagitilmasini ve Parti liderliğinin yeni Bolsevik çizgisini destekleyenlere verilmesini tamamiyla kabul etti. Ayni zamanda, sol sekter politikanin anti-Leninist ve Troçkist karakterini herkesin gözleri önüne sermek için sertçe elestirilmesi geregini, yeni Parti çizgisinde -sözde kalmayip, uygulama alanina geçecek biçimde bilinçli birikimi sağlayacak ayrintili ve sistematik egitim zorunluluğunu belirtti. 3. Genel Kurul, Partinin
Marksist-Leninist bir temelde ve Merkez Komitesi çevresinde içtenlikli ve
bilinçli olarak bütünlesmesi için, yasli-genç bütün parti kadrolarinin
pratik çalismaya katilmalarini öngören ayrintili bir yönetmelik hazirladi.
Her ne kadar zorluklar olduysa da, anti-fasist halk cephesi öteki fasist olmayan partilerin sağci liderleri tarafindan yapilan sabotajlara ve direnise ragmen gelişti. Halk cephesi ve özellikle Parti, parlamento ve belediye seçimlerinde büyük bir siyasi güç olarak ortaya çikti. Anti-fasist halk cephesinin mücadele ettigi baslica iç düsmanlar, faşizme ön ayak olanlar, yani Çar Boris hükümeti ile Tsankov`un sözümona Sosyal Hareketiydi. Barisi ve Bulgaristan`in bagimsizliğini tehdit eden baslica dis düsman ise Nazi Almanyasi ile fasist Italya idi. Anti-fasist halk cephesi bu ikili belaya karşı baris için savaş kiskirticilariyla ve onlarin Bulgaristan`daki isbirlikçileriyle savaşmak, Bulgaristan`in ulusal bagimsizliğini korumak, bütün komsu ülkelerle dostluk iliskileri kurmak, savaşa ve faşizme karşı baris ve demokrasi politikasi izleyen büyüklü küçüklü bütün demokratik ülkelerin toplumsal güvenliğini ve ortak savunusunu sağlamak üzere kitleleri seferber etti. Nazi Almanyasinin yeni bir
dünya savaşi için hazirlanmasi, Hitler`in Avusturya ve Çekoslovakya`daki
saldirganliga ve Bulgar monarko-faşizminin yardimiyla Alman
emperyalistlerinin Bulgaristan`a egemen olmak ve Bulgaristan`i kendi
`Lebensraum`larina katmak girişimleri, Almanya`nin Polonya`ya saldirisi
üzerine II. Dünya savaşinin patlamasi, Bulgaristan`i ve Balkanlari da
savaşa katmak tehlikesini yaratti. Parti dogru bir seziyle Balkanlarda
barisin korunmasi ve Balkan halklarinin bagimsizligi için tek güvencenin
SSCB olduğunu kavradi. Bu kosullar altinda, parti
çabalarini, bütün demokratik güçlerin baris ve ulusal bagimsizligi
savunmak, kitlelerin özgürlüklerini ve temel ihtiyaçlarini korumak için
savaşa, gericilige ve kapitalist talana karşı birlesmesi sorununda
yogunlastirdi. Ocak 1941`deki Parti Yedinci Genel Kurul Toplantisi, Bulgaristan`in zorla savaşa sokulmasina karşı mücadele bayragi altinda yapildi. Parti, Çar Boris`in fasist hükümetinin Sovyet önerisini reddetmekle Bulgaristan`i Nazi Almanyasinin arabasina kostugunu kavradi. Bu durum, Bulgaristan`in savaşa itilme tehlikesini artirmaktan baska bir anlam tasimiyordu. Bunun üzerine Parti, SSCB ile anlasma yapilmasi ve savaşa katilmaya karşı mücadele edilmesi için kitleler arasinda daha güçlü propagandaya girişti. Bunun sonucu olarak, pek çok yerde cepheye sürülmüs Bulgar askerleri arasinda olaylar patlak verdi, askerler subaylarin komutlarina uymayi reddettiler. Askerlerin evlerine dönmesi ve Bulgaristan`in Nazi Almanyasi yaninda savaşmamasi için sloganlar ortaya atildi. Nazi isgal kuvvetleri ve onlarla isbirligi yapan hainler, Bulgaristan`in güvenilir bir geri cephe olmayacagini ve cani politikalarinin Bulgar halki tarafindan desteklenmeyecegini anladilar. 21 Haziran 1941`de Hitler`in
SSCB`ne saldirisi, uluslararasi durumu degistirdi. Iki emperyalist kamp
arasinda baslayan II. Dünya savaşi, Nazi saldirisina karşı, basta
Sovyetler Birligi`nin bulunduğu özgürlük sever halklarin savaşi niteliğine
büründü. savaşin baslangicindan itibaren, Partimiz Nazi-fasist bloka ve
onun Bulgar isbirlikçilerine karşı kesin tavır aldi. Daha 22 Haziran
1941`de Parti Merkez Komitesi, Bulgar halkina yayinladigi bir bildiride
tavrini açikça ortaya koyuyordu. `Tarihin hiçbir döneminde,
faşizmin SSCB`ne karşı açtigi savaştan daha haydutça, daha karşı devrimci
ve daha emperyalist bir savaş olmamistir. Bu nedenle, Sovyet halkinin
fasist istilaciya karşı sürdürdügü ve bütün ülkelerin kaderinin bagli
bulunduğu savaştan daha hakli ve daha ilerici bir savaş olamaz. Böylesine
hakli bir savaş, dünyadaki her dürüst ve ilerici insanin yakinlik
destegini kazanir... Büyük çogunluğu ile kardes Sovyet halkina derin sevgi
besleyen ve daha iyi bir gelecek umutlarini Sovyet halkina baglayan Bulgar
halki, topraklarinin ve ordusunun Alman faşizminin haydutça amaçlari için
kullanilmasini önlemek ödevi ile karşı karşıyadir... Merkez Komitesi ayni bildiride
SSCB`ne karşı girişilen Nazi saldirisini `Hitler`in boynunu koparacak
pervasiz bir serüven` olarak niteledi. Bu kahramanca mücadele, pek çok
fedakarligi ve çileyi gerektirdi: Düzinelerle savaşçi daragaçlarinda
sallandi ya da kursuna dizildi, partizanlarin gövdelerinden ayrilan
kafalari kasaba ve köylerde dolastirildi, hapishaneler ve toplama kamplari
tiklim tiklim doldu. Ama bu hayvanca teröre ragmen, mücadele giderek hiz
kazandi. Dogu Cephesinde Sovyet zaferlerinin sonucu olarak Alman
yenilgileri arttikça, Nazi Almanyasinin kesin yenilgiye ugrayacagi açikça
belli olmaya basladiktan sonra bütün vatansever güçleri 1942 ortalarinda
Partinin insiyatifiyle kurulan ve programi yayinlanan Anavatan Cephesinde
toplamak daha büyük olanak kazanmaya basladi. Parti, iç faşizmin yikilmasi için verilecek mücadelenin, emekçi halkin ve bütün ulusal yasamini ve gelecegini ilgilendiren bütün temel sorunlari içerdigi görüsündeydi. Fasist rejim ortadan kalkmadan ülke fasist kampin elinden kurtarilamaz, felaket, yokluk ve gerilemekten siyrilamazdi. Nazi Almanya`sinin kaçinilmaz sonu ne oranda belirginlestiyse, Bulgar halki da, kaderini Hitler`in köleci politikasiyla özdes kilan Bulgar fasist rejiminin derhal ortadan kaldirilmasi gereken tehlike olduğunu o oranda kavradi. Bulgaristan`in faşizmin zincirlerinden kurtarilmasi, iç ve dis durumun yarattigi bir zorunluluk olarak ortaya çikti ve işçi sınıfinin, sehir ve köydeki emekçilerin, bütün gerçek demokratik ve vatansever güçlerin baslica ödevi oldu. Ülkemizi faşizmden ve Alman isgalinden kurtarma savaşi sirasinda Partimizin demokratik ve ulusal platformu bu durumdaydi. Partinin çagrisi büyük coskuyla karşılandi, halkin çogunluğu Anavatan Cephesi bayragi altinda toplandi ve ülkenin kurtarilmasi gerçek bir ulusal dava niteligi kazandi. Parti, bu programin
uygulanmasini, ülkenin köklü siyasi, ekonomik ve toplumsal degisimler
yolunda ilerlemesi için kaçinilmaz ve belirleyici bir evre olarak
görüyordu. 1942`nin ikinci yarisinda, kitlelerin Nazi isgal kuvvetlerine ve onlarin Bulgar masalarina karşı mücadelesi büyük hiz kazandi. Çesitli yerlerde sayica az partizan birlikleri örgütlendiler ve halkin destegini gördüler. 1942-43 kisinda Sredna Gora`daki (1941-44 arasinda partizan faaliyetlerinin önemli kesimlerinden biri olan Orta Bulgaristan`daki sira daglar) birlikler, 20,000 kadar jandarma ve askere karşı unutulmaz ve destansi savaşlar verdiler. 1943 Mart-Nisan aylarinda Merkez Komitesinin karariyla, ülke birlesik askeri liderlik altinda 12 gerilla savaş bölgesine ayrildi. Köy ve kasabalarda Almanlara ve hain otoritelere karşı partizan birliklerinin saldirilari, genellikle halk içinde yürütülen yaygin siyasi eylemle birlikte gidiyordu. Nazi haydutlarinin Dogu Cephesinde, özellikle Stalingrad bozgunundan sonra ugradiklari yenilgilerin sayisi arttikça, partizan mücadelesi de büyüyor, ülkenin dört bucagindan halk partizanlara katiliyordu. 1943 sonlari ve 1944
baslarinda, fasistlerin kumanda ettigi asker ve jandarmalardan oluşan
100,000 kisilik ordu, partizan harekete karşı mücadeleyle görevlendirildi.
Hitler`in ve Çar Boris`in Dogu Cephesine tek bir Bulgar askeri
gönderemeyislerinin baslica nedeni, Bulgar ordusunun belli basli
güçlerinin Bulgaristan ve Yugoslavya`da partizanlara karşı savaşmakta
olmasiydi. Sovyet ordusunun ilerlemesi ve fasistlerin buna karşı koyamayisiyla kolaylasan Partizan hareketin yayilmasi, halki costurdu, onlarin son zafere inancini pekistirdi ve Anavatan Cephesindeki müttefiklerimizi harekete geçirdi. Kitlelerin temel ihtiyaçlarinin karşılanmasi ve Bulgaristan`in Alman fasist emperyalistleri tarafindan köle edilmesinin önlenmesi için verilen mücadele boyunca Anavatan Cephesi büyüdü. Anavatan Cephesi kivilcimini tutusturan Partimiz oldu, ama öteki fasist olmayan partiler ile örgütler de Anavatan Cephesinin çalismalarina katildilar. 1944`te Alman haydutlarinin bütün cephelerde ugradigi onarilmaz yenilgiler, Sovyet ordularinin Almanya`ya karşı giriştigi yildirim hareketi, fasist Italya`nin teslim olmasi, Üçüncü Ukrayna ordusunun Bulgar sinirlarina yaklasmasi, Nazi Almanya`sinin çöküsünü hizlandirdi. Panige kapilan isbirlikçi hainlerimiz ile monarko-fasist klik dagilmaya basladi. Bunlarin Partizan hareketini kanla bogmak girişimi ile Anavatan Cephesini bölme çabalari da bosa gitti. Monarko-fasistler , yaklasan halk ayaklanmasini önce Bagriyanov, sonra Muraviev-Giçev [5] hükümetleriyle engellemek istediler ve kayitsiz sartsiz teslim olmak önerisiyle Anglo-Amerikan kurmay heyetine yaklastilar. Bir Anglo-Amerikan isgali olursa, cezalanmaktan kurtulacaklarini ve monarko-kapitalist rejimin sarsak temellerini koruyabileceklerini umuyorlardi. Ne var ki, Sovyet ordularinin hizla ilerlemesi ve Partimizin uyanik tutumu yüzünden bu plan suya düstü. 26 Agustos 1944`te, Partimiz Merkez Komitesi, bütün örgütlerine, yöneticilerine ve üyelerine, tarihi 4 numarali genelgeyi yayinlayarak, silahli ayaklanma yoluyla fasist kralligi ve Bagriyanov hükümetini devirmek, yerine Anavatan Cephesi hükümetini kurmak çagrisinda bulundu. Bu genelgede, daha baska sorunlarin yani sira sunlar belirtiliyordu: `Bulgaristan için saat 12`yi
vurmustur. Ayni gün Partizan Ordusu Genel
Kurmayi su emri verdi: Ayaklanmanin zafere ulasmasi kesindi. 9 Eylül`de, Partizan birlikleri ile devrimci görüslü asker ve subaylarin yardimiyla birlesmis yiginlarin indirdigi darbelerin altinda lanetlenmis monarko-fasist diktatörlük yikildi ve Bulgaristan`da ilk halk hükümeti -Anavatan Cephesi hükümeti- kuruldu. Ama, 9 Eylül zaferinde ve ülkemizin Alman fasist boyundurugundan kurtulmasinda en büyük katki payi kahraman kardes Sovyet ordusunun ve onun uzak-görüslü önderi Generalismo Stalin`indir. Parti, işçi sınıfi ve bütün emekçi halkimiz, bunu her zaman sükranla anacaklardir. |
|||
|
Eleştiri, Öneri ve Değerlendirmelerin için, okul@gencliğinsesi.net Bu Site Bir GencliğinSesi.Net Projesidir |