|
Www.GencliginSesi.Net
|
1. Giriş
2. Mahir Çayan’ın III.
Bunalım Dönemi Kavramı
2.1. ‘Emperyalistler arası paylaşım savaşı imkânı
ortadan kalkmıştır’
tezi.
2.2. Emperyalist işgalin biçimi değişmiştir.
3. Mahir Çayan’ın III.
Bunalım Döneminden
Çıkardığı Sonuçlar
3.1. Çayan Leninist devrim teorisini inkâr ediyor.
3.1.a. Leninist devrim teorisinde işçi sınıfının
önderliği esastır.
3.1.b. Devrimin nesnel koşulları
3.1.c. Evrim dönemi ve devrim dönemi
3.2. Leninist parti teorisinin inkarı
3.3. Leninist taktik ve strateji biliminin inkarı
3.3.a. Çayan, Leninist Strateji Bilimini İnkar
Ediyor.
3.3.b. Çayan, Leninist Taktik Bilimini İnkar Ediyor.
3.3.c. Devrim kitlelerin eseridir.
3.3.d. Silahlı Propaganda Bireysel Terörizmdir.
3.3.e. Temel Görev Proletaryanın Çoğunluğunu
Kazanmaktır.
3.3.f. Mücadele Biçimleri
3.3.g. Örgütlenme Biçimleri
4. Mahir Çayan’ın Yanlış
Tespitleri
4.1. Çayan ‘Sosyalist Blok’un revizyonist blok
olduğunu görmüyor.
4.2. Küba devrimi sosyalist bir devrim mi?
4.3. Fidel ne diyor Çayan ne diyor?
4.4. Çayan, ‘Leninist devrim teorisi hem
voluntarist
hem de deterministtir’ diyor
4.5. Çayan, ‘Marks’ta ekonomist, Lenin’de
voluntarist yön ağır basar’ diyor
4.6. Çayan; Marks ve Lenin’in devrim için dünya
savaşını zorunlu
gördüğünü iddia ediyor.
4.7. Bolşevik partiye Trockist iftira
4.8. Bilincin dışarıdan verilmesi
4.9. Kemalizmin yanlış tanımı
4.10. Mustafa Kemal bağımsızlığa çok dikkat etmiş
4.11. Küçük burjuvazinin diktatörlüğüymüş
4.12. Ordunun devrimci geleneği
4.13. Milliyet meselesi köylü meselesidir
5. Sonuç;
Marksizm-Leninizm Günümüzün Eylem Kılavuzudur!
1. GİRİŞ
1968. Bütün dünyada durgun gökyüzünde bir şimşekti ‘68. Halk yığınlarının
biriken öfkesinin, gençliğin adaletsiz düzene karşı başkaldırısının
simgesidir ’68.
Türkiye’de de 68, halk yığınlarının emperyalist baskı ve tahakküme
karşı mayalanan tepkisinin bir ifadesiydi. Başta öğrenci gençlik
olmak üzere halk yığınları, sömürü düzenine karşı nefretini
eylem, gösteri ve grevlerle ifade ediyordu. Sosyalizmin SSCB’de
Stalin dönemindeki başarıları ve 68’e kalan kazanımları,
kapitalist ülkeler işçilerinde ve sömürge ülke halklarında
sosyalizme karşı bir sempatiye yol açıyordu. Sosyalizm, halk yığınlarının
kapitalizme karşı isyanının bir ifadesi haline gelmekteydi. Elbette
kapitalizmin koltuk değneği olan reformizm sosyalizme olan sempatiyi
kendine yedekleyerek işçi sınıfı ve emekçilerin azımsanmayacak
bir bölümünü etkisi altına aldı. Bir dönem ilerici ve olumlu bir
rol oynadı. Ancak bir müddet sonra, halk yığınlarının yükselen mücadelesi
düzenin sınırlarını aşan, emperyalizmin sömürüsüne çomak
sokan bir duruma gelince reformist-pasifist partiler gerici bir konuma
geldiler. Gençlik, kapitalizm içerisinde reformlarla kendini sınırlayan,
böylece düzene yedeklenen partilere tepki duymaya başladı. Çünkü
gençlik, düzenin şu yada bu yanının düzeltilmesiyle yetinmek
yerine düzenin bir bütün olarak değiştirilmesi savunuyordu. Bu, gençliğin
reformist partilerden kopuşu sonucunu verdi. Proletarya partisinin
mevcut olmadığı koşullarda gençlik kendi örgütlerini kurup, kendi
yollarını belirleyerek mücadeleye girişti.
Mahir Çayan, Türkiye Halk Kurtuluş Parti-Cephesi önderinden. 30 Mart
1972 yılında Kızıldere’de THKP-C ve THKO’lu dokuz arkadaşıyla
birlikte çıktıkları devrim yolunda şehit düştüler.
Mahir Çayan yola çıktığında belki de genç yaşta öleceğini
biliyordu. Ama o devrime adanmış bir yürekti. Tıpkı Deniz, Yusuf, Hüseyin,
İbrahim ve daha niceleri gibi. Arkalarından bir miras bıraktılar.
Halkın kurtuluşu için mücadele etmek, kendini halkın mücadelesine
adamak, gerekirse bu uğurda, devrim yolunda ölümden bile kaçınmamak.
Onlar Spartaküslerden, Şeyh Bedrettinlerden, Babuşkinlerden aldıkları
mirası onurla taşıdılar.
THKO, THKP-C ve TKP/ML-TİKKO gençliğin düzen partilerinden kopuşunu
ifade eden örgütlenmelerdir. Ama düzen partilerine karşı koyulan
her alternatif doğru değildir. Sağ oportünizm sol oportünizmi doğurur.
Mahir Çayan kendisince ortaya koyduğu teori ve tezler, gençliğin düzene
karşı tepkisinin ifadesi olmakla birlikte işçi sınıfı partisinin
bilimsel-sosyalist bakışına denk düşmüyordu. Küçük burjuvazinin
sisteme karşı aşırı ama bilimsel olmayan tepkisini ifade ediyordu.
“’Sol’ sapma özünde sağ sapmadır.” (Lenin)
Mahir Çayan bütün görüş ve tezlerini dünyanın ve emperyalizmin
değişen koşulları üzerinden tarif ediyor. Marks ve Engels’in görüşleri
kapitalizmin birinci evresinde, Lenin, ve Stalin’nin görüşleri
Emperyalizmin birince ve ikinci bunalım dönemlerinde geçerlidir. Bugün
emperyalizmin üçüncü bunalım döneminin örnek proleter devrimi Küba
devrimi, proleter devrimcileri ise Fidel, Che ve arkadaşlarıdır.
Emperyalizm, üçüncü bunalım dönemiyle birlikte bir takım değişimler
geçirmiştir. Bu sebeple emperyalizmin önceki dönemlerinde geçerli
olan sınıfsal ilişkiler, mücadele biçimleri ve örgüt anlayışları
artık geçerli değildir. Üçüncü bunalım dönemiyle birlikte bütün
bunlar değişmiştir.
Şimdi sorulacak ilk soru şudur: Mahir Çayan’ın emperyalizmin
üçüncü bunalım dönemi tanımlamasıyla ifade ettiği değişikliler
nelerdir ve bu tespitler doğru mudur? İkincisi eğer bu değişikliklerin
tamamı veya bir kısmı doğru ise Leninizmin ortaya koymuş olduğu
temel tez ve görüşleri geçersiz kılacak değişiklikler midir?
2. ÇAYAN’IN III. BUNALIM DÖNEMİ
Mahir Çayan emperyalizmin III. bunalım döneminde iki temel değişiklikten
bahsediyor.
“Emperyalizmin III. Bunalım dönemi denilen bu dönemde, emperyalist
ilişki ve çelişkiler biçim olarak iki temel cephede değişikliğe uğramıştır.
1- Emperyalistler arası rekabetin (uzlaşmaz çelişkilerin)
emperyalistler arası yeniden paylaşım savaşına yol açması imkânı
ortadan kalkmıştır.
2- Emperyalist işgalin biçimi değişmiştir.
Bugün dünyada tam sömürge tipi ülke hemen hemen kalmamış gibidir.
Açık işgal yerini gizli işgale bırakmıştır.” (Mahir Çayan,
Teorik Yazılar, Sf.294)
2.1. ‘Emperyalistler arası paylaşım savaşı imkânı ortadan
kalkmıştır’ tezi.
Çayan’a göre artık emperyalistler arası paylaşım savaşı imkânı
ortadan kalkmıştır.
Emperyalizm temel yasalarından birisi eşitsiz ve sıçramalı gelişme
yasasıdır.
“İktisadi ve siyasi gelişmenin eşitsizliği kapitalizmin mutlak bir
yasasıdır.” (Lenin, Avrupa Birleşik Devletleri Sloganı Üzerine)
Eşitsiz gelişme sonucu, daha önceden güçsüz olan şimdi ise güçlenmiş
bulunan emperyalist devletler dünyanın mevcut paylaşımına karşı,
yeniden paylaşım talebiyle ortaya çıkarlar. Artık güçlüdürler
ve güçleri oranında sömürgeye sahip olma hakları vardır. Ancak sömürgeleri
ellerinde tutan emperyalist devletler bunlardan kolay kolay vazgeçmek
istemezler. Birinci Dünya Savaşı yeni sömürgeler talep eden
Almanya’ya karşı sömürgelerini kaybetmek istemeyen İngiltere arasındaki
uzlaşmaz çelişkinin sonucudur. Emperyalizmin yaşaması ve varlığı
sömürge ülkelerin yağmalanmasına bağlıdır. Bu yüzden hiçbir
emperyalist devlet kendi varlık koşulları olan sömürgeleri barışçıl
yollardan vermek istemez. Ancak yeni güçlenen emperyalist devletler de
bir adım daha ileri gitmek istiyorlarsa (aksi takdirde ezileceklerdir)
yeni sömürgelere ihtiyaç duymaktadırlar. Bu iki zorunluluk
emperyalistler arasında dünyanın yeniden paylaşılması için
emperyalist savaşları zorunlu kılar.
Emperyalistler arasındaki savaş, emperyalist ülkelerin kötü niyetli
yöneticilerinin tavırları veya hatalı politikaları sebebiyle çıkmaz.
Savaşın sebebi emperyalizmin ekonomik ilişki ve işleyişinin
kendisidir. Azalan kar oranı ve tekeller arasında kızışan rekabet
emperyalist savaşta (geçici) çözümünü bulur. Emperyalist savaşların
tarihsel bir zorunluluk olması, emperyalizmin ekonomik işleyişindendir.
“Nükleer vurucu güçlerin dünya çapında erişmiş olduğu seviye
ve de esas tayin edici olarak da, dev dünya sosyalist bloğunun varlığı,
emperyalistler arası had safhaya ulaşmış olan uzlaşmaz çelişkilerin
ekonomik plandan, askeri plana sıçramasına engel olmaktadır. Bir
yandan çelişkiler keskinleşip derinleşirken, öte yandan da
entegrasyona gidilmektedir.” (Çayan, Teorik Yazılar, Sf. 295)
Çayan’a göre nükleer silahların gelişmişlik düzeyi, ‘nükleer
vurucu güçlerin dünya çapında erişmiş olduğu seviye’
emperyalistler arası savaşı engelleyen etkenlerden birisidir. Çayan
emperyalistler arası savaşın emperyalist ekonominin işleyişinin
ortaya çıkardığı bir zorunluluk olduğunu görmüyor. Emperyalist
savaşın nihai olarak engellenmesinin tek yolu, emperyalist ekonomik
ilişkilerin parçalanması ve sosyalizmin bütün dünyada egemen olmasıdır.
Ama Çayan ekonomik ilişkileri değiştirmeden, ekonomik ilişkilerin
zorunlu sonuçlarının ortadan kaldırılabileceğini söylüyor.
Stalin, Çayan gibi emperyalistler arası savaşın imkânsızlığı
tezini savunanlardan şöyle bahsediyor:
“Bazı yoldaşlar, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, yeni uluslar
arası koşulların gelişmesi sonucunda, kapitalist ülkeler arasında
savaşların artık kaçınılmaz olmadığını iddia ediyorlar.
Sosyalizm kampıyla kapitalizm kampı arasındaki zıtlıkların,
kapitalist ülkeler arasındaki zıtlıklardan daha güçlü olduğunu,
Amerika Birleşik Devletleri’nin diğer kapitalist ülkeleri, aralarında
savaşmalarına ve birbirlerini karşılıklı zayıflatmalarına izin
vermemek amacıyla kendisine tabi kapitalizmin önde gelen kişilerinin,
tüm kapitalist dünyaya zarar veren iki dünya savaşı deneyiminden,
kapitalist ülkelerin birbirlerine karşı savaşa girişmesine bir daha
izin vermemelerine yetecek kadar ders çıkardıklarını – bütün
bunların sonucunda kapitalist ülkeler arası savaşların artık kaçınılmaz
olmadıklarını düşünüyorlar.
“Bu yoldaşlar yanılıyorlar. Bunlar yüzeyde parlayan dış görüntüleri
görüyorlar, ama şimdilik fark edilmeksizin etkide bulunmalarına rağmen,
yine de olayların gidişini belirleyecek olan, derinlerde etkide
bulunan güçleri görmüyorlar.” (Stalin, Eserler Cilt 16, Sf. 308)
Stalin’in derinlerde bulunan ve yüzeyde görünmeyen güçler dediği
emperyalist ekonominin işleyişidir. Stalin’in yazısında,
emperyalist savaşın zorunlu olmadığı tezini savunanları (dolayısıyla
da Çayan’ı) bu ‘güçleri’ görememekle eleştiriyor. Ve güçler
var olduğu sürece emperyalist savaşlar bir zorunluluktur sonucuna varıyor.
Çünkü Stalin Marksizm’e dayanıyor. Ekonomik altyapıyı değiştirmeden,
üstyapının belli başlı kurumları değiştirilemez, üstyapı
ekonomik altyapının yansısıdır Marksist tezine dayanıyor.
Bir örnekle açıklayalım: Yoksulluk. Üretim araçlarının özel mülkiyetine
dayanan bütün toplumlardaki değişmez bir olgu. Reformistler, ‘hümanistler’
ve ikiyüzlü burjuva politikacıları yoksulluğa karşı savaştıklarını,
yoksulluğu ortadan kaldıracak önlemleri savunduklarını, tüm
toplumun çabası ve yardımlaşmasıyla yoksulluğun ortadan kaldırılabileceğini
söylerler. Onlar yoksulluğu kendi başına bir olgu olarak ele alırlar.
Onlara göre yoksulluk, insanların kötü niyetlerinin, yardımlaşma
duygularının azalmasının ve bencilliğinin ürünüdür. İnsanlar
bencil olmasa, birbirlerine yardım etseler yoksulluk ortadan kalkacak
derler. Oysaki yoksulluk üretim araçlarının özel mülkiyetinin
ortaya çıkardığı sınıflı toplum yapısının sonucudur. Yani
toplum bir tarafta üretim ve geçim araçlarının sahipleri burjuvazi,
diğer tarafta üretim ve geçim araçlarından yoksun proletarya ve
emekçi kitleler olarak bölündüğü sürece yoksulluk olacaktır.
Sorunun temeli ve asıl kaynağı insanların bencilliği değil,
kapitalist üretim ilişkilerinin kendisidir. Bencillik ve insanı değerlerin
zayıflaması ise olsa olsa bir sonuçtur. Kapitalizm ve kapitalist üretim
ilişkileri ortadan kaldırılmadan, kapitalist üretim ilişkilerinin
zorunlu sonucu olan yoksulluk ortadan kaldırılamaz.
Başka bir örnekle devam edersek, yine emperyalist kapitalizmin üretim
ilişkileri kaldırılmadan sömürgecilik kaldırılamaz. Yani temel
olan değiştirilmeden sonuç da değiştirilemez. Emperyalist
kapitalist üretim ilişkileri değiştirilmeden, emperyalist savaş
tehlikesi ve olasılığı ortadan kaldırılamaz. Stalin bunu İkinci Dünya
Savaşı’nın 7 yıl sonrasında, 1952 yılında şöyle ifade eder:
“Savaşların kaçınılmazlığını ortadan kaldırmak için,
emperyalizm yok edilmek zorundadır.” (Stalin, Eserler Cilt 16, Sf.
308)
Ancak Çayan emperyalist savaşı engellemek için, emperyalist
kapitalizmin yıkılmasını şart koşmuyor, o, nükleer vurucu güçlerin
gelmiş oldukları düzeyi yeterli sayıyor. Maalesef, belirleyici olan
üretim ilişkileridir. Bu yüzden emperyalist üretim ilişkileri
varolduğu sürece emperyalist savaş tehlikesi olacaktır. Nükleer
silahlar, barışsever bürokratlar, savaş karşıtı hareketler vb.
daha birçok etken, üretim ilişkilerini değiştirmediği sürece,
ekonomik ilişkilerin emperyalist kapitalist niteliği devam ettiği sürece
emperyalist savaş tehlikesi varolacaktır. Çayan’ın ‘göremediği’
budur.
Çayan materyalist tarih anlayışını inkâr ediyor. Çünkü
materyalist tarih anlayışına göre belirleyici olan altyapı yani üretici
güçler ve üretici güçlerin seviyesine denk düşen üretim ilişkileridir.
Ama Çayan’a göre belirleyici olan üretim ilişkileri değil, üstyapı
kurumlarından biri olan nükleer silahlardır. Bu felsefede idealizm,
politikada iradeciliktir, subjektivizmdir.
Çayan’ın idealist tarih anlayışını mantıksal sonucuna vardırırsak,
bugün sosyalizmin zafer kazanması da imkânsızdır. Çünkü nükleer
silahların gelmiş olduğu düzey, işçi sınıfı ve emekçilerin mücadelesini
toptan yok edecek bir düzeydir. Evet, Çayan’ın iradeci politikasının,
idealist tarih anlayışının kaçınılmaz sonucu budur. Oysaki
Marksizm-Leninizm belirleyici olanı nükleer silahlar olarak almayıp
ekonomik altyapıyı alır. Sonuç olarak sosyalizm, üretici güçlerin
evrimi, ekonomik ilişkilerin niteliğinden dolayı tarihsel bir
zorunluluktur. Nükleer silahların varlığı, sosyalizmin tarihsel
zorunluluğunu ortadan kaldırmaz, hızlandırabilir veya
geciktirebilir. Aynı durum emperyalist savaş için de geçerlidir. Bu
yüzden Çayan’ın dünya savaşının imkânsızlığına kanıt
olarak gösterdiği ilk gerekçe yani ‘nükleer vurucu güçlerin dünya
çapında erişmiş olduğu seviye’ emperyalist savaşın tarihsel
zorunluluğu konusunda belirleyici değil ve geçersizdir.
Çayan’ın emperyalist savaş ihtimalinin ortadan kalkmasına gerekçe
olarak sunduğu ikinci olgu dev dünya sosyalist bloğunun varlığıdır.
‘Dev sosyalist blok’un ne anlama geldiğini daha sonra detaylı
olarak inceleyeceğiz. Burada kısaca değinelim. SSCB ve
‘sosyalist’ blok ülkeleri (Arnavutluk hariç) 1950’li yılların
ikinci yarısından itibaren sosyalizm yolundan dönmüş ve
kapitalizmin restorasyonuna girişmişlerdir. Ülke içinde yeni
burjuvazi yaratılmış, sosyalizmin kazanımları ve temel ilkeleri
birer birer tasfiye edilmeye başlanmıştır. Bu ülkelerde halkın çıkarlarıyla
zıt çıkarlara sahip bürokrat burjuvazinin egemenliği söz
konusudur. Zaten, Çayan’ın sosyalist sandığı ülkelerin gerçek yüzleri
yakın bir gelecekte, körlerin bile görebileceği biçimde ortaya çıkmıştır.
SSCB Çekoslovakya’yı işgal etmiş, birçok ülkede gerici yönetimleri
destekleyerek etki alanını genişletme çabasına girmiştir. Sosyal
emperyalist kimliğini ve yüzünü açıktan sergilemiştir.
Çayan yanlış bir tespit yaparak dev sosyalist blok tanımını
kullanmıştır. Bunun üzerinden emperyalist savaşın imkânsızlığını
kanıtlamaya çalışmıştır. Çayan’ın sosyalist sandığı blok
revizyonist ve emperyalist bir bloktur. Ama Çayan bunu görecek
bilimsel sosyalist ideolojiye sahip değildir. Çayan, SSCB’de Kruşcev’in
başa geçmesiyle revizyonist geri dönüşünü görebilecek sosyalist
ideolojik netliğe sahip değildir. Böylece Çayan kendi niyetinden bağımsız
olarak sosyal emperyalizmin ideolojik batağına saplanmıştır.
ABD-SSCB arasındaki çelişkiyi sosyalizm ile kapitalizm arasındaki çelişki
olarak görmektedir. Oysa söz konusu olan iki emperyalist ülke arasındaki
çelişkidir. Enver Hoca modern revizyonizme karşı savaşımı bu
konuda öğreticidir:
“Kruşçevciler, Sovyetler Birliği’nde iktidarı ellerine geçirir
geçirmez, proletarya diktatörlüğünü yok etmeyi, kapitalizmi
yeniden kurmayı ve Sovyetler Birliği’ni emperyalist bir süper
devlet haline dönüştürmeyi kendilerine amaç edindiler.” (Enver
Hoca, Emperyalizm ve Devrim, Evrensel Basım Yayın, Sf. 27)
Çayan, sosyal emperyalizmin ideolojik etkisinde kalmıştır ve tezini
yanlış bir tespite dayandırmıştır. Yanlış bir tespite dayandırılan
bir tezin doğru olduğu ise kolay kolay iddia edilemez. Emperyalist
savaşın imkânsızlığına gerekçe olarak gösterilen dev sosyalist
bloğun varlığı da geçerli bir kanıt değildir.
Nükleer silahların gelişme düzeyi ve dev sosyalist bloğun varlığı
(bu söz konusu değildir), bu iki gerekçe de emperyalist savaşın
sebebi olan emperyalist üretim ilişkilerinin niteliğini değiştiren
olgular değildir. Emperyalist üretim ilişkilerinin niteliği değişmeden
de emperyalist savaş tehlikesi ortadan kalkmaz. Stalin’in bizzat
kendisi sanki Çayan’ın ince hilesini önceden görmüşçesine
“Lenin’in, emperyalizmin kaçınılmaz olarak savaşlara yol açtığı
tezi”nden bahsederek şöyle der:
“Ama buradan, kapitalist ülkeler arasında savaşların kaçınılmazlığının
sürdüğü sonucu çıkıyor.” (Stalin, Eserler Cilt 16, Sf. 311)
Stalin’in bahsettiği savaşlar, emperyalistler arası savaşlardır.
Yani Çayan anlamasa da, emperyalizmin üçüncü bunalım dönemi
olarak tanımlanan dönemde emperyalist paylaşım savaşı olasılığı
devam etmektedir.
Bu durum Çayan için gerçekten üzücüdür. Çünkü Çayan bütün görüş
ve tezlerini, bir dünya savaşı çıkma ihtimalinin ortadan kalkmasına
göre biçimlendirmiştir. Çayan’a göre; Marks ve Lenin devrim için
emperyalist dünya savaşını zorunluluk olarak görüyorlardı. Dünya
savaşı tehlikesi ortadan kalkınca Marks, Engels, Lenin ve Stalin’in
görüş, tez ve tahlilleri çağı geçmiş düşünceler haline gelmişti.
Bunların çağının geçmesindeki en önemli sebeplerden birisi dünya
savaşı ihtimalinin ortadan kalkmasıydı. Şimdi biz dünya savaşının
zorunlu niteliğini ortaya koyduğumuzda Çayan’ın tüm görüş ve
tezlerinin inşa edildiği temellerden birisini sarsmış oluyoruz ve Çayan’ın
görüşlerinin yanlış olduğu baştan itibaren ortaya çıkıyor.
Bugün Çayan’ın özellikle üzerinde durduğu dev sosyalist bloğun
varlığı şeklen dahi söz konusu değildir. Yani dünya savaşını
engelleyen asıl faktör ortadan kalkmıştır. Bu yüzden Çayan’ın
ortaya koyduğu tezler, sınıfların konumlanışı, parti ve devrim
teorisi, çalışma tarzı ve mücadele biçimlerini temellendirdiği dünya
savaşının imkânsızlığı geçersiz hale gelmiştir. Dünya savaşı
olasılığı varolduğuna göre zaten Çayan’ın tezleri bugün için
geçersizdir.
Ancak Çayan’ın tezleri yalnızca bugün geçersiz olmakla kalmıyor,
dün de yanlıştı. Dünya savaşı emperyalist üretim ilişkileri
varlığını devam ettirdiği sürece olasılık dâhilindedir. Bu yüzden
Çayan’ın tezleri baştan itibaren kendi kendini çürütmektedir.
2.2 Emperyalist işgalin
biçimi değişmiştir.
İkinci Dünya Savaşı dünya halklarında faşizme karşı büyük bir
nefret uyandırmıştır. Geniş halk yığınları doğrudan savaşın
gerçek yüzüyle karşı karşıya gelmiş, faşizmin, emperyalizmin ne
demek olduğunu daha net olarak anlamıştır. Artık burjuvazinin, halk
yığınlarını istediği gibi yönetemeyeceği, belli tavizler vermek
zorunda kaldığı bir dönemdir. Emperyalizmin halk yığınlarından düşman
yüzünü gizlemek ve kendisini sempatik göstermek için bazı temel
insan haklarını kabul ettiği ve uygulamak zorunda kaldığı bir gerçektir.
Emperyalistler sömürge ülkeleri eskisi gibi sömüremeyecek durumdaydı.
Bu yüzden açık işgalin yerini, yine işgalin bütün temel özelliklerini
üzerinde taşıyan yeni biçimi aldı. Emperyalist devletler artık sömürge
ülkeleri açıktan askeri işgal altına almıyorlar. Bu, emperyalist
ülkelerin açıktan işgal biçimini asla kullanmayacakları anlamına
gelmez. Ama daha çok NATO gibi emperyalist askeri örgütlenmelerle sömürge
ülkelerde silahlı güçlerini bulunduruyor, işbirlikçi iktidarlar
eliyle ülkeyi istediği gibi yönetiyor ve sömürüyorlar. Sermaye
ihracı alanları, pazar alanları, hammadde kaynaklarının ele geçirilmesi
emperyalist sömürünün temel amacı olmaya devam ediyordu. Bu anlamda
öz itibarıyla değişen bir şey yoktu. Değişen sadece emperyalist sömürünün
biçimiydi. Çayan da görünüşte bu değişimin biçimsel bir değişim
olduğunu söylüyordu:
“Oysa emperyalizmin özü değişmemiştir. Değişen emperyalistler
arası ilişki ve istismar biçimidir.” (Mahir Çayan, Teorik Yazılar,
Sf.303)
Çayan emperyalizmin özünün değişmediğini, değişimin biçimsel
olduğunu kabul ediyormuş gibi görünüyor, diğer yandan da
emperyalizm kökten değişmiş gibi Leninizmin geçersiz olduğunu
iddia ediyor. Emperyalist sömürü yöntemlerinde meydana gelen biçimsel
bir değişim, üçüncü bunalım dönemindeki temel değişimlerden
biri olarak ele alınmış ve bunun üzerinden Leninizmin parti, devrim
teorisi, çalışma tarzının eskidiği öne sürülmüştür.
Lenin, kapitalizmin tekelci aşaması olan emperyalizmin ekonomik
temelini ve siyasi üstyapısını incelemiştir. Emperyalizmin siyasi
gericilik olduğunu, emperyalistler arası eşitsiz ve sıçramalı gelişme
yasasını, dünya devrimi geciktiği koşullarda tek ülkede
sosyalizmin inşası zorunluluğunu, demokratik devrim ve sosyalist
devrimde proletaryanın rolünü vb. daha bir çok tespiti emperyalizm
tahlili üzerinden ortaya koydu. Leninizm tam da emperyalizmin
sosyo-ekonomik tahlili üzerinden ortaya çıkmıştır. Stalin
‘Leninizm, emperyalizm ve proleter devrimler çağının
Marksizm’idir’ derken haklıydı. Leninizm’in parti ve devrim
teorisi, proletaryanın devrimde örgütsel, politik ve ideolojik öncü
rolü, Leninist taktik ve strateji bilimi emperyalizmin üretim ilişkilerinin
sonucudur. Yani emperyalist üretim ilişkileri koşullarında
Leninizm’in tezleri geçerlidir. Bunların geçersiz olması için
emperyalizmin üretim ilişkilerinde, onun niteliksel özelliklerinde kökten
bir değişimin mevcut olması, emperyalizmin özünde bir değişiklik
gerekir.
Ancak Çayan’ın Leninizm’in temel tezlerini geçersiz saymak için
emperyalist sömürü biçimindeki değişiklik yeterli oluyor.
Emperyalizmin, emperyalistler arasındaki ilişkilerin, emperyalist sömürünün,
sınıflar arasındaki ilişkinin özü değişmiyor, değişen sadece
emperyalist sömürünün biçimidir. Peki biçimsel bir değişme nasıl
oluyor da ‘emperyalizm ve proleter devrimler çağının
Marksizmi’ni geçersiz kılıyor. Biçimsel bir değişiklik yani öze
ait olmayan bir değişiklik, sadece görünüşteki değişiklik nasıl
oluyor da örneğin işçi sınıfının devrimde örgütsel ve politik
önderliği zorunluluğunu ortadan kaldırıyor.
Emperyalizmin sömürü biçiminde değişiklik sonuç itibarıyla biçimsel
bir değişikliktir. Emperyalist üretim ilişkileri öz itibarıyla değişmeden
kalmıştır. Bu yüzden Leninizmin bütün tahlilleri (bugün de dahil
olmak üzere) geçerli ve günceldir.
Emperyalizmin III. Bunalım dönemine dair Çayan’ın birinci tespiti
olan emperyalistler arası savaşın imkânsızlığı tezi tamamen yanlış
ve idealist bir görüştür. İkinci tespit olan emperyalist sömürünün
biçimsel değişimi de Leninizmi geçersizleştiren bir değişim değildir,
sadece biçimsel bir değişimdir.
Çayan’ın emperyalizme dair yanlış tespitlerini şöyle özetleyebiliriz:
1- Çayan nükleer güclerin ulaştığı devasa düzeyi emperyalist
savaşın önündeki engel olarak görüyor. Oysa bu nükleer gücün
gelişimi emperyalist savaşa hazırlığın kendisidir.
2- Çayan dev sosyalist bloğu emperyalist savaşın önündeki engel
olarak görüyor. Oysaki ortada sosyalist bir blok yoktur, revizyonist
yani kapitalizm yeniden inşa eden bir blok vardır. SSCB de sosyal
emperyalist bir ülkedir.
3- Çayan emperyalizmin sömürü biçimindeki bir değişiklikten yola
çıkarak Leninizm’i büyük oranda geçersiz ilan ediyor. Oysaki söz
konusu olan emperyalizmin özündeki bir değişim değil, görünüşündeki
bir değişimdir. Bu yüzden Leninizm hala geçerli ve günceldir.
4- Çayan, dünya savaşı imkanın ortadan kalmasıyla birlikte
emperyalistler arası kutuplaşmanın yerini emperyalistler arası
entegrasyonun aldığını iddia ediyor. Oysaki emperyalistler arası çelişkiler
varolduğu sürece emperyalistler arası kutuplaşma olmak zorundadır.
5- Çayan emperyalizmin varlığı koşullarında emperyalistler arası
savaşın imkansız olduğunu savunuyor. Sözü bir kez daha Stalin’e
bırakalım:
“Savaşların kaçınılmazlığını ortadan kaldırmak için,
emperyalizm yok edilmek zorundadır.” (Stalin, Eserler Cilt 16, Sf.
308)
Çayan bütün tezlerini bu yanlış tahlillere dayandırarak, bütünselliği
olmayan yanlış sonuçlara varıyor.
3. III. BUNALIM DÖNEMİNDE LENİNİZM
Bir önceki bölümde bahsettik; III. Bunalım döneminde emperyalizm
niteliksel bir değişiklik geçirmemiştir. Bu yüzden emperyalizm çağının
Marksizmi olan Leninizm hala güncel ve geçerli tek teoridir. Ancak Çayan
III. Bunalım dönemine yönelik yanlış tespitlerle emperyalizmin
niteliksel bir değişime uğradığını, onun eski emperyalizm olmadığı
sonucuna varıyor. Çayan, gerçi emperyalizmin sadece biçimsel olarak
değiştiğini söylüyor ama emperyalizm döneminin bilimi olan
Leninizmin teorilerinin geçersiz olduğunu iddia ederek emperyalizmin
niteliksel olarak değiştiği varsayımından hareket ediyor.
Leninistler lafa değil olgulara bakar. Çayan emperyalizm niteliksel
olarak değişmemiştir diyor ama emperyalizm döneminin marksizmi olan
Leninizmin teorileri eskimiştir diyor. Çayan burada da idealizme düşüyor.
Nesnel koşullar değişmediği halde, nesnel koşulların yansısı
olan bilimsel tezler eskimiştir diyor.
Çayan Leninizmin neredeyse her yanına saldırıyor.
3.1. Çayan Leninist devrim
teorisini inkâr ediyor.
Emperyalizm kapitalizmin son aşamasıdır. Can çekişen, çürüyen
kapitalizmdir. Sosyalizm bütün dünyada üretici güçlerin gelişim
seviyesinden bağımsız olarak bir alternatif haline gelmiştir.
Proletarya sadece proletarya devriminin önderliğini değil demokratik
devrimin de önderliğini yapabilecek bir sınıf haline gelmiştir.
Leninizm proletarya devriminin ve sosyalizmin inşasının bilimidir.
Leninizm sadece Rus devriminin deneyimlerinin genelleştirilmesi değil,
Marksizm ışığında bütün dünya devrimci hareketinin
deneyimlerinin genelleştirilmesidir. Sadece, emperyalist ülkelerde
proleter devrimin değil, sömürge ülkeler de dahil olmak üzere tüm
dünya devriminin teorisidir.
Çayan’ın III. Bunalım dönemindeki devrim teorisi Leninist devrim
teorisiyle onun teorik temeli olan bilimsel sosyalizm ile başlıca üç
noktada çelişir.
3.1.a. Leninist devrim teorisinde işçi sınıfının önderliği esastır.
“Partimiz” (…) “proletaryanın ideolojik önderliğini temel almıştır.”
(Çayan, Teorik Yazılar, Sf. 337)
Çayan işçi sınıfının önderliğini sadece ideolojik önderlikle sınırlıyor.
Proletaryanın fiili öncülüğünü savunmayı ise oportünizm olarak
damgalıyor:
“kendi öz gücünün dışında, başka güçlere bel bağlayan oportünist
fraksiyonlar” (…) “proletaryanın fiili önderliğini
savunurlar.” (Çayan, Teorik Yazılar, Sf. 209)
Kapitalizm toplumu esas olarak birbirine karşıt iki sınıfa bölmüştür.
Birincisi ezilen ve sömürülen bir sınıf olarak proletarya, ikincisi
de proletaryanın sömürüsü üzerinden kendini var eden ve egemen sınıf
olarak örgütlenen burjuvazidir. Burjuvazi devlet aracılığıyla
proletarya ve emekçi sınıflar üzerinde egemenliğini ve sömürüsünü
devam ettirir. Ancak proletarya diğer emekçi sınıfları da kendi yanına
kazanarak devlet aygıtını parçaladığında burjuvazi üzerinde
kendi devrimci diktatörlüğünü kurar.
Devrim sınıflar mücadelesinin en keskin dönemlerinden birisidir. Bu
dönemde temel sorun iktidar sorunudur. Günümüzde demokratik veya
sosyalist her devrimin başarısı ve tutarlılığı iktidarın
proletarya veya proletarya ve müttefikleri tarafından ele geçirilmesine
bağlıdır. İktidarın ele geçirilmesi önderlerin kuru iyi
niyetleriyle başarılamaz. İktidarın ele geçirilmesinde belirleyici
olan devrime hangi sınıfın önderlik ettiğidir.
“proletaryanın, kapitalist ülkelerde tutarlı biricik devrimci sınıf
olduğu yolundaki Marksizmin teorisi tarafından elde edilen ve devrimci
pratik tarafından doğrulanan sonuç, ilke olarak kabul edilmelidir.”
(Stalin, Strateji ve Taktik, Sf. 28)
Devrimde işçi sınıfının önderliği demek şudur: Öncelikle
devrimde önder sınıf olan proletaryayı devrim fikrine ve komünist
partisine kazanmak, ikincisi proletaryanın müttefiki olan diğer sınıf
ve tabakaları proletaryanın etrafında örgütlemektir. Proletaryanın
partisi olan komünist partinin perspektifi ve görevi budur. Stalin bu
durumu şöyle ifade eder:
“a) Proletaryanın öncüsünü komünizm için kazanmak (yeni
kadrolar oluşturma, komünist bir parti yaratma, programı ve taktik
ilkeleri hazırlama). Temel çalışma biçimi olarak propaganda
b) Geniş işçi ve emekçi kitlelerini esas olarak öncü için
kazanmak (kitleleri mücadele mevzilerine çekme) temel çalışma biçimi,
kesin savaşlara hazırlık olarak kitlelerin pratik eylemleridir.”
(Stalin, Strateji ve Taktik, Sf. 29)
Komünist partisi bunu sağlamadan devrimde proletaryanın önderliği
sağlanamaz. Proletaryanın önderliğinin sağlanmadığı hiçbir
devrim sosyalizmin inşasını başaramaz. Çünkü sosyalizmin inşası
iyi niyet meselesi değildir, sosyalizm bilimsel ideoloji olan
Marksizm-Leninizmi benimsemiş partinin önderliğinde inşa edilecek
bir sosyo-ekonomik sistemdir. Sosyalizm kendi kendine inşa edilmez,
proletaryaya dayanan komünist partisinin önderliğinde inşa
edilebilir.
Leninizmin, proletaryanın devrimde önderliği ile ifade ettiği budur.
Yani sadece ideolojik önderlik (zaten fiili önderlik sağlanmadan
ideolojik önderlik sağlanamaz) değil gerçek hayatta, fiili önderliktir.
Proletaryanın kazanılması, diğer sınıfların proletarya etrafında
harekete geçirilmesidir.
Proletaryayı kendi saflarına kazanmak, devrimde proletaryanın örgütsel,
politik ve ideolojik önderliğini sağlamak ve bu perspektifle hareket
etmek sosyalizmin tek bilimsel yoludur. Çünkü modern kapitalizmde işçi
sınıfı tek tutarlı devrimci ve kapitalizmin mezar kazıcısı sınıf
durumundadır. Bu devrimci sınıfa dayanmayan her devrim sol-burjuva
veya küçük burjuva devrim olarak kalacak ve en ileri noktada radikal
demokratik reformlarla süslenmiş bir kapitalizm inşa edilecektir.
Komünist hareketin tarihi bu konuda oldukça öğreticidir. Komünist
enternasyonale bağlı bütün partiler için ilk görev proletaryanın
parti saflarına kazanılmasıdır. Bunun için uğraşmayan veya bunu
ikinci plana atan eski sosyalist partiler ise burjuva ve küçük
burjuva partiler olarak yozlaşmışlardır. Örneğin Çin komünist
partisi “önder güç işçi sınıfı, temel güç köylülüktür”
gibi yapay bir ayrımla, komünist partinin esas olarak köylüleri
kazanması gerektiğini iddia etmiş, devrimde proletaryanın önder rolünü
pratik olarak inkar etmiştir. Elbette, köylü kitlesinin nüfusun büyük
bir kısmını kapsadığı ülkelerde köylülük kazanılmalıdır,
ancak bu durum önder güç-temel güç gibi suni bir ayrımı ve oportünizmi
haklı çıkarmaz. Bilimsel formülde devrimde önder sınıf proletarya
müttefikleri ise (devrimin niteliğine göre değişmekle birlikte)
emekçi halktır. Örneğin Stalin 1917 Şubat burjuva devriminin güçlerini
ortaya koyarken şöyle demektedir:
“Devrimin ana gücü proletarya. Hazır yedeği köylülük.”
(Stalin, Leninizmin Sorunları, Sf. 72)
1917 Ekim sosyalist devrimi için Stalin şöyle demektedir:
“Devrimin ana gücü proletarya. Hazır yedeği yoksul köylülük.”
(Stalin, Leninizmin Sorunları, Sf. 72)
Kısacası işçi sınıfının nüfusun küçük bir azınlığını
ifade ettiği büyük bir köylü ülkesi olan Rusya’da bile devrimin
ana gücü, önder gücü, komünist partinin temel dayanağı işçi sınıfıdır.
Sosyalizme geçişte Leninizmin temel ilkesi budur. Çin Komünist
Partisinin oportünizmi kendini devrim sonrasında göstermiştir. Çin’de
sosyalizm değil ilerici reformlarla süslenmiş, ama bürokrat
burjuvazinin egemenliğinde bir kapitalizm inşa edilmiştir. Çin’de
üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet hiç kaldırılmamış
(sosyalizmin başta gelen ilkesi), burjuvazi tasfiye edilmemiştir.
“Bizim gibi halk savaşının zorunlu bir durak olduğu ülkelerin
devrimci mücadelesinde köylüler temel güçtür, proletarya önder güçtür
ve proletaryanın öncülüğünün niteliği ideolojiktir.” (Çayan,
Teorik Yazılar, Sf. 204)
İşçi sınıfının fiili (örgütsel, politik, ideolojik) olarak önderlik
etmediği hiçbir devrim sosyalist devrim değildir ve sosyalizmin inşasını
hayata geçiremez.
Çayan işte bu yüzden küçük burjuva devrimcisidir. Çünkü o işçi
sınıfının devrime kazanılmasını, diğer sınıfların işçi sınıfı
etrafında örgütlenmesini savunmaz. Bu yüzden Çayan bir proleter
devrimcisi değildir, bir küçük burjuva devrimcisidir. Küçük
burjuvazinin sisteme olan derin, radikal ama tutarsız tepkisini yansıtır.
Devrimde işçi sınıfının önderliğini inkâr ederek aslında
sosyalizmi inkar etmiş olur. Çayan’ın bahsettiği devrimde işçi sınıfının
ideolojik önderliği tezi ise anlamsızdır. İşçi sınıfını
kazanmayacaksın, devrimde onun fiili önderliğini sağlamayacaksın,
Leninizmin temel ilkelerini inkar edeceksin, kapitalizmin mezar kazıcısı
olan sınıf olarak işçi sınıfını görmeyeceksin; sonra da işçi
sınıfının ideolojik önderliği diyeceksin. İşçi sınıfı
devrimde gerçek anlamda yani fiili olarak yer almadan, işçi sınıfının
ideolojik önderliği nasıl sağlanabilir? Çayan’a göre kendi örgütü
ile ideolojik önderlik sağlanacaktır. İşçi sınıfını kazanmaya
çalışmayan, işçi sınıfına dayanmayan bir örgüt ne işçi sınıfının
devrimci partisi olabilir, ne işçi sınıfının devrimde ideolojik önderliğini
sağlayabilir ne de sosyalist devrimin hayata geçirilmesini başarabilir.
Lenin bize bunu öğretmiştir.
3.1.b. Devrimin nesnel koşulları
“Emperyalizm döneminde devrimlerin maddi temeli hazır olduğu için,
meseleyi çözmek ihtilalci inisiyatifin uygun zamandaki atılımına
kalmaktadır.” (Çayan, Teorik Yazılar, Sf. 254)
Çayan devrim için tüm dünyada objektif (nesnel) koşulların mevcut
olduğunu söylüyor.
Emperyalizm döneminde sosyalizm pratik bir alternatif durumuna gelmiştir.
Kapitalizmin birinci döneminde sosyalizm için üretici güçlerin
belli bir gelişme düzeyini aşmış olması gerekliydi. Ancak
emperyalizmle birlikte kapitalizmin bir dünya sistemi haline gelmesiyle
birlikte sosyalizm uygun koşullar mevcut olduğunda gerçekleşebilir
hale gelmiştir. Üretici güçlerin gelişmişlik düzeyi herhangi bir
ülkede sosyalist devrimi imkansız kılan bir etken değildir. Üretici
güçlerin gelişmişlik düzeyi düşük olan bir ülkede de sosyalist
devrim gerçekleşebilir. İktidara gelen proletarya üretici güçleri
geliştirerek sosyalizmin maddi temelini sağlamlaştırır. Rus
devrimi, sosyalizmin üretici güçlerin gelişme düzeyi düşük bir
ülkede kurulabileceğinin tipik bir örneğidir.
Bu tespitin anlamı şudur: Emperyalizm koşullarında sosyalist devrim
artık olanaklıdır. Bu anlamda sosyalizmin objektif koşulları
mevcuttur. Kapitalizmin ilk aşamasında kapitalizmin bir dünya sistemi
haline gelmemiş olmasından dolayı sosyalist devrim ancak üretici güçlerin
belli bir gelişme derecesine ulaştığı ülkelerde olanaklıydı.
Emperyalizm aşamasında devrim, sadece üretici güçlerin belli bir
gelişmişlik derecesini aşan ülkelerde değil üretici güçlerin
yeterince gelişmediği ülkelerde de gerçekleşebilir. Burada söz
konusu olan bütün ülkelerde sosyalist devrimin gerçekleşme olanağının
olmasıdır. Emperyalizm döneminde sosyalizmin bütün ülkelerde gerçekleşebilme
olanağı, her ülkede sosyalist devrim için nesnel koşulların mevcut
olduğu anlamına gelmez.
Çayan, emperyalizm döneminde sosyalizmin gerçekleşme olanağının
bulunmasından hareketle bütün ülkelerde sosyalist devrim için
nesnel koşulların mevcut olduğu sonucunu çıkarıyor. Nesnel koşullar
sosyalist devrim için uygun olduğuna göre devrimin gerçekleşmesi için
gereken tek şey ‘ihtilalci inisiyatif’ oluyor.
Emperyalizm döneminde, her ülkede uygun nesnel ve öznel koşullar
mevcutsa sosyalizm hayata geçirilebilir. Çayan bu tespiti en anlaşılmayacak
bir biçimde anlıyor, çarpıtıyor ve kendi teorisinin temel
tezlerinden biri haline getiriyor.
Leninist devrim teorisine göre devrim, bir grup komplocunun iyi hazırlanınca
başarabileceği bir şey değildir. Devrimin başarıya ulaşması için
gerekli nesnel ve öznel koşulların mevcut olması gereklidir. Çayan
nesnel koşulların her ülkede sürekli olarak mevcut olduğunu söylüyor:
“Üretici güçlerin dünya çapında ulaşmış olduğu seviye devrim
yapmak için olgundur. Hazır olarak varolmayan devrimin sübjektif şartlarıdır.”
(Çayan, Teorik Yazılar, Sf. 271)
Oysaki sosyalizmin emperyalizm döneminde bütün ülkelerde olanaklı
olması, bu ülkelerde sosyalist devrimin nesnel koşullarının mevcut
olduğu anlamına gelmez. Sosyalizmin emperyalizm çağında bütün ülkelerde
olanaklı hale gelmesi olgusu, nesnel koşulların tamamını değil
yalnızca bir bölümünü (hatta küçük bir bölümünü) ifade eder.
Çayan bunu göremez. Stalin, nesnel koşulları tanımlarken Çayan’ın
göremediği olguları sıralar:
“Nesnel, kendiliğinden unsur, proletaryanın bilinçli ve yönlendirici
iradesinden bağımsız olarak oluşan süreçler grubudur. Ülkenin
ekonomik gelişmesi, kapitalizmin gelişmesi, eski iktidarın parçalanarak
dağılması, proletaryanın ve onun çevresindeki sınıfların parçalanarak
dağılması, proletaryanın ve onun çevresindeki sınıfların kendiliğinden
hareketleri, sınıfların çatışmaları vb. tüm bunlar, gelişmeleri
proletaryanın iradesine bağlı olmayan olgulardır; işte hareketin
nesnel yanı budur.” (Stalin, Strateji ve Taktik, Sf. 49)
Çayan devrimin nesnel koşullarını sadece emperyalizm döneminde
sosyalizmin olanaklı olması olgusuna indirgiyor. Oysa Stalin’in de
belirttiği gibi, işçi sınıfının iradesinin dışında olan yani
devrimin nesnel koşullarını oluşturan daha birçok olgu söz
konusudur. Çayan bunları görmüyor ve hatası da buradan kaynaklanıyor.
Devrimin diğer nesnel koşullarını görmeyince devrim için tek eksik
‘ihtilalci inisiyatif’ oluyor.
Nesnel koşullar işçi sınıfı ve onun öncüsünün iradesi dışında
olan alandır. Örneğin, kapitalizmin ilk evresinde, üretici güçlerin
oldukça yüksek gelişme düzeyine sahip olduğu İngiltere’de
sosyalizm olanaklıdır. Ancak bu İngiltere’de sosyalist devrim için
nesnel koşulların tam anlamıyla mevcut olduğu anlamına gelmez. Komünist
partinin iradesinin dışında olan ama devrim için nesnel koşulları
oluşturan başka olgular da söz konusudur. Mesela, ülkenin ekonomik
ve sosyal bir bunalım yaşaması, burjuvazinin yönetemez duruma
gelmesi, burjuva ordunun gücü vb. daha birçok olgu devrimin nesnel koşullarını
oluşturmaktadır.
Lenin devrimin nesnel koşullarından bahsederken şöyle der:
“Marksistler için devrime elverişli bir durum olmaksızın bir
devrim imkansızdır; üstelik her devrimci durum da bir devrime yol açmaz.
Genel anlamda bir devrim durumunun belirtileri nelerdir? Şu üç ana
belirleyiciyi sıralarsak bizce yanılmış olmayız: 1. Hakim sınıflar
için bir değişiklik yapmaksızın hakimiyetini sürdürmek imkansız
hale geldiği zaman; hakim sınıfın politikasındaki bu buhran, ezilen
sınıfların hoşnutsuzluk ve kırgınlıklarının ortaya dökülmesini
sağlayacak bir gedik açtığı zaman; bir devrimin olması için çoğu
zaman ‘alttaki sınıfların’ eski biçimde yaşamak
‘istememeleri’ yeterli değildir; ‘üstteki sınıfların da’
eski biçimde ‘yaşayamaz hale gelmeleri’ gerekir. 2. Ezilen sınıfların
sıkıntıları ve ihtiyaçları dayanılmaz hale geldiği zaman, 3.
Yukarıdaki sebeplerin sonucu olarak barışta soyulmalarına hiç ses
çıkarmadan katlanan ama, ortalığın karıştığı zamanlarda hem
buhranın yarattığı şartlarla ve hem de bizzat ‘üstteki sınıfların’
bağımsız tarihi bir eyleme sürüklenmeleriyle kitlelerin
faaliyetinde oldukça büyük artış olduğu zaman. Sadece tek tek
grupların ve partilerin değil, münferit sınıfların iradesinden de
bağımsız olan bu objektif değişmeler olmaksızın, genel kural
olarak, bir devrim imkansızdır. Bu objektif değişikliklerin hepsine
birden, devrim durumu denilmektedir.” (Lenin)
Lenin, ‘Sadece tek tek grupların ve partilerin değil, münferit sınıfların
iradesinden de bağımsız olan bu objektif değişmeler olmaksızın,
genel kural olarak, bir devrim imkansızdır’ der. Lenin’in saydığı
devrim için gerekli olan bu nesnel koşulları Çayan anlayamaz. Çayan’ın
bu konudaki temel hatası nesnel koşullar hakkındaki bilgisizliğine
dayanır. Bu da, Çayan’da sadece iradenin (ihtilalci inisiyatifin)
belirleyici olduğu yanılsamasını yaratır. Çayan artık bütünüyle
Marksizm’den (özellikler devrim teorisinde) idealizme geçişini
tamamlar. Küçük burjuva perspektifi, nesnel koşulları gözetmeyen sınıftan
kopuk mücadele anlayışı bu idealist felsefeye dayanır.
Devrimin nesnel koşullarının oluşması için, emperyalizm çağında
sosyalizmin olanaklı olması yetmez, bizzat o ülkede devrimci bir
bunalımın söz konusu olması gereklidir. Ancak, bu şartlar altında
devrim için nesnel koşulların mevcut olduğu söylenebilir.
Emperyalizm 1900’lü yılların başından itibaren dünyaya egemen
olmuştur. Yani dünyanın bütün ülkelerinde (üretici güçlerin düzeyinden
bağımsız) sosyalizm olanağı ortaya çıkmıştır. Devrimin nesnel
koşullardan bir kısmı böylece gerçekleşmiştir. Ancak örneğin
Rusya’da bu her an devrimin nesnel koşullarının uygun olduğu anlamına
gelir mi? Elbette gelmez. Örneğin 1905 ayaklanması sonrasındaki
yenilgi yılları devrim için uygun bir zaman mıydı? Hayır. Bolşevik
parti bu yıllarda devrimci bunalım dönemlerinde taktiklerini mi
uyguladı? Hayır. Veya 1917 Şubat devriminden hemen sonra nesnel koşullar
sosyalist devrim için uygun muydu? Hayır, Lenin 1917 Nisan tezlerinde
burjuvazinin şu anda iktidarda olduğunu, devrimci bir bunalımın
mevcut olmadığını, görevin sosyalist devrim olduğunu ama bugün
ayaklanma sloganı atmanın yanlış olduğunu belirtmiştir. Yani her
zaman ayaklanma ve devrim zamanı değildir. Devrim için nesnel koşulların
uygun olması gereklidir.
3.1.c. Evrim dönemi ve devrim dönemi
Çayan, sosyalizmin emperyalizm çağımda genel olarak bütün ülkelerde
mümkün olması önermesinden, her an devrimci bunalımın varolduğu,
her an devrimin nesnel koşullarının uygun olduğu sonucunu çıkarmıştır.
Ancak Leninizm genel olarak sosyalizmin olanaklı olması ile belirli
bir anda sosyalizmin nesnel koşullarının mevcut olup olmadığını
birbirine karıştırmaz. Leninizm sosyalizmin olanaklı olduğunu söylerken
toplumsal gelişmenin evrim dönemini inkâr etmez.
Toplumlar tarihinin gelişiminde iki biçim söz konusudur. Birincisi
evrimsel gelişim, ikincisi devrimsel gelişim. Bunlardan birisinin gözden
kaçırılması oportünist akımlara yol açmıştır. Bu, elbette Çayan’a
(ve devrimci bunalımın sürekliliğini savunan Che’ye) özgü bir
durum değil, ondan çok önceleri çeşitli biçimlerde ortaya atılan
teorilerdir.
Toplumsal gelişimin devrimci gelişimini göz ardı eden reformistler,
toplumsal değişimlerin evrimsel bir sürecin sonucu meydana geldiği,
bu yüzden sosyalizme reformlarla ulaşılacağını iddia ederler.
Bunlar, kapitalizmin evrimsel gelişme dönemlerine uygun mücadele biçimlerini
mutlaklaştırmıştır. Örneğin ajitasyon ve propaganda çalışması,
parlamentoda yürütülen çalışma vb. Ancak kapitalizmin evrimsel
gelişimi kesintiye uğrayıp devrimci bunalım dönemlerinde bu
partiler, döneme uygun mücadele biçimlerinden kaçınırlar. Devrimci
bunalım dönemlerindeki mücadele biçimleri askeri birliklerin
kurulması, sokak çatışmaları, işçilerin silahlandırılması vb.
görevleri anarşizm olarak suçlarlar. Bu partiler, reformist bir
programa sahip olduklarından devrimci dönemlerde gerici bir konuma düşerler
ve devrimin karşısında pozisyon alırlar.
Toplumsal gelişim evrimsel gelişimini göz ardı eden anarşistler, küçük
burjuva devrimcileri, teröristler, her anın devrim için uygun olduğunu,
tek eksiğin devrim için hazırlanmış ‘devrimciler’ olduğunu düşünürler.
Böylece, ‘sol’ komünistler ya da küçük burjuva devrimcileri
toplumsal gelişmenin evrimci yanını görmezler. Bu yüzden devrimci
bunalım dönemlerindeki slogan ve mücadele biçimlerini mutlaklaştırırlar.
Evrimsel gelişim dönemlerinde de devrimci bunalım dönemlerindeki mücadele
biçimlerini ve sloganları kullanmaya çalışırlar.
“Bu tip ülkelerde devrim aşaması kısa bir aşama değil, oldukça
uzun bir aşamadır. Evrim aşamasının nerede bittiğini, devrim aşamasının
ise nerede başladığını tespit etmek fiilen imkânsızdır. Her iki
aşama iç içe geçmiştir.” (Çayan, Teorik Yazılar, Sf. 289)
İşte Çayan evrim ile devrim iç içe geçmiştir teziyle aslında
evrimsel gelişimi büyük oranda reddediyor, devrimci bunalımın sürekli
olduğunu iddia ediyor. Devrimci dönemdeki mücadele biçimlerini
(askeri mücadele) mutlaklaştırarak, en azından temel mücadele biçimi
olarak göstererek evrimsel dönem ve bu dönemin mücadele biçimlerinin
üstünden atlıyor veya tali ilan ediyor. Çayan böylece, evrimsel dönemi
inkâr eden küçük burjuva devrimcilerin platformunda yer alıyor. Çayan’ın
evrimsel dönemi inkâr edenlerden tek bir farkı, bunu ‘evrim ile
devrim iç içe geçmiştir’ kılıfıyla yapmasıdır.
Leninizm ise evrim ve devrim dönemini birbirinden ayırır. Evrim dönemi
işçi sınıfı ve halk hareketinin kapitalizmi tehdit etmeyecek
durumda olduğu dönemdir. Devrim dönemi ise, doğru önderlik altında
yığınların iktidara el koyabileceği, bunun için koşulların uygun
olduğu dönemdir. Evrim döneminin mücadele biçimleri ve çalışma
tarzı ile devrim dönemininkiler farklıdır. Lenin devrim için nesnel
koşulların mevcut olduğu devrimci bunalım dönemini tanımlarken şöyle
der:
“belirli bir toplumun tarihsel bakımdan etkin bütün sınıf güçlerinin,
istisnasız mutlak olarak bütün sınıf güçlerini, kesin savaş için
koşulların tam elverişli olduğu tarzda mevzilenmiş olup olmadığını
bilmek gerekir, - şöyle ki, bir 1-) kendi olanaklarını aşan bir
savaşım yüzünden bize düşman olan bütün sınıf güçleri yeteri
kadar zor durumda, yeteri kadar birbiriyle dalaşmış ve yeteri kadar
zayıflamış durumda olmalıdır; 2-) ara unsurların, duraksayan,
sallanan tutarsız bu unsurların – burjuvaziye karşı olan küçük
burjuvazinin, küçük-burjuva demokrasisinin – halkın önünde
yeteri kadar maskeleri düşmeli, pratikte iflaslarıyla yeteri kadar
saygınlıklarını yitirmelidir; 3-) proletaryanın saflarında
burjuvaziye karşı kesin eylemden yana, en yürekli devrimci çıkıştan
yana güçlü bir bilinç ortaya çıkmalıdır. İşte ancak o zaman
devrim olgunlaşmıştır.” (Lenin, Sol Komünizm, Sf. 95)
İşte Lenin, devrimin ve devrim döneminin objektif koşullarını böyle
ifade ediyor. Bu koşullar her zaman mevcut değildir, sadece devrimci
bunalım dönemlerinde mevcuttur. Bu yüzden Lenin evrim ile devrim dönemine
birbirinden ayırırken haklıydı. Bu tanımlama bugün de geçerlidir.
Çayan, proletaryanın ve yığınların devrim saflarına kazanılmadığı,
burjuvazinin küçük burjuva kitleler üzerindeki güçlü etkisinin
varlığını sürdürdüğü egemen sınıflar cephesinden karışıklık
ve kargaşanın söz konusu olmadığı durumların bile devrimci bunalım
dönemi olduğunu iddia ediyor. Çayan devrim ile evrimin iç içe geçtiğini
söylüyor ama Lenin’in devrim durumunun özellikleri ve nesnel koşulları
üzerine söylediklerini es geçiyor. Yani Çayan’ın evrim ile
devrimin iç içe geçtiği tezi temelsiz ve yanlıştır.
Çayan’ın evrim ve devrim döneminin iç içe geçtiği iddiasının
arkasındaki temel tezlerden birisi milli krizin varlığıdır.
“Özetle söylersek, emperyalist hegemonya altındaki bütün geri bıraktırılmış
ülkelerde milli kriz, tam anlamıyla olgunlaşmasa bile mevcuttur. Bu
ise devrim durumunun sürekli olarak varolması, evrim ve devrim aşamalarının
iç içe girmesi, bir başka deyişle silahlı eylemin objektif şartlarının
mevcudiyeti demektir.” (Çayan, Teorik Yazılar, Sf. 289)
Çayan’ın milli kriz ile ifade ettiği olgu, emperyalizmin sömürge
ülkelerdeki (açık askeri işgal olmadan) egemenliğidir.
Emperyalizmin bu egemenliği milli krizi oluşturuyor ve ‘emperyalizmi
dışsal bir olgu olmaktan içsel bir olgu haline getiriyor’. Çayan
kendini mi aldatıyor yoksa gerçekten emperyalizmin tarihinden mi
haberi yok bilemiyoruz. Çünkü emperyalizmin sömürge ülkelerdeki
tahakkümü, sadece III. Bunalım dönemine ait bir olgu değil, tüm
emperyalizm çağının temel özelliklerinden biridir. Çayan kendince
anlam yüklediği milli krizi yeni bir olguymuş gibi sunuyor. İçsellik
ve dışsallık doğru düzgün tanımlanmıyor. Ancak emperyalizm ilk
doğumundan itibaren sömürge ülkelerin burjuvazisinin bir kısmı ile
birleşmiş ve onu egemenliğine almıştır. Bu yüzden Çayan’ın
dediği anlamda emperyalizmin içselleşmesi yeni bir olgu değildir. Bu
da emperyalizmin doğuşundan itibaren mevcuttur. Ama bunlar sanki III.
bunalım dönemine özgü olgularmış gibi sunuluyor. Sonra bu
‘yeni’ olgular nedeniyle evrim ve devrim iç içe geçmiştir, temel
mücadele biçimi silahlı mücadeledir deniyor. Evrim ve devrim iç içe
geçmiştir iddiası yeni olmayan olguların yeniymiş gibi gösterilmesine,
nesnel koşulların göz ardı edilmesine, hayali bir dünya yaratılmasına;
kısacası anti-leninizme dayanıyor.
3.2. Çayan Leninist Parti
Teorisini İnkar Ediyor.
Komünist partisi, işçi sınıfının devrimci partisidir. O
toplumdaki herhangi bir sınıfın çıkarlarını değil, işçi sınıfının
çıkarlarını ifade eder. Stalin Leninist partinin özelliklerinden
bahsederken şöyle der:
“Parti, işçi sınıfının öncü müfrezesi. Partinin her şeyden
önce işçi sınıfının öncü müfrezesi olması gerekir. Partinin işçi
sınıfının en iyi öğelerini, bu öğelerin deneyimini, devrimci
ruhunu, proletarya davası uğruna sonsuz fedakarlığını emmesi
gerekir.”(…)
“İşçi sınıfının örgütlü müfrezesi olarak parti. Parti
sadece işçi sınıfının öncü müfrezesi değildir. Eğer bu sınıfın
mücadelesini gerçekten yönetmek istiyorsa, sınıfın örgütlü müfrezesi
de olmalıdır.” (…)
“Parti, proletaryanın sınıf örgütünün en yüksek biçimidir.”
(Stalin, Leninizmin Sorunları)
Marksizm-Leninist parti teorisi, materyalist tarih anlayışının
sonucudur. İşçi sınıfı tarihin en devrimci sınıfı ve kendisiyle
birlikte tüm emekçileri kurtaracak sınıf olarak tarih sahnesine çıkmıştır.
İşçi sınıfının iktidara gelmesi yani sosyalizm tarihin kaçınılmaz
bir sonucudur. İşte Leninist parti teorisi bu gerçeklik üzerine inşa
edilmiştir. İşçi sınıfının iktidar mücadelesinde işçi sınıfına
dayanan, ona iktidar mücadelesinde yardımcı olan, bilimsel bir
ideoloji ile yönlendiren örgüt partidir. Bu parti proletarya
partisidir, komünist partidir.
Çayan’a göre parti işçi sınıfına dayanan bir örgüt değildir.
Silahlı propaganda ile halkı aydınlatan bir örgüttür. Yani işçi
sınıfı temel alınmıyor. Bilimsel-teknolojik devrimin önemi abartılıp,
işçi sınıfını inkar eden teorilerin de ideolojik etkisiyle;
proletaryaya dayanan, onu kazanmaya çalışan bir parti yerine sözde
proletaryanın ideolojisine (proletaryanın kendisi yok ama ideolojisi
var) sahip bir küçük burjuva örgüt konuluyor. Bu örgüt için işçi
sınıfı temel değildir.
Çayan, sorunu, proletarya partisinin kuruluşunda, ‘sayıca işçiler
mi çok olacak yoksa aydınlar mı’ olarak koyuyor:
“Oportünizm, daima ilk dönemde, aydın-işçi ayrımı yapar, aydın
düşmanlığı yaratır ve görünüşte işçilerin yanında yer alır.
Oysa bu sahte bir tavırdır.” (Çayan, Teorik Yazılar, Sf. 194)
Oysaki sorun proletarya partisinin kuruluşunda aydınların mı yoksa işçilerin
mi çoğunlukta olacağı değildir. Çayan ortaya sahte bir sorun
koyuyor. Sorun partinin kuruluşunda ve özellikle de kuruluşundan
sonra hangi sınıfı temel alacağı, hangi sınıfa dayanacağıdır.
Temel ayrım buradadır. Komünist parti, Leninizme göre proletaryaya
dayanır, ilk hedefi proletaryanın çoğunluğunu kendi fikrine
kazanmaktır (bir sonraki bölümde ayrıntılarıyla inceleyeceğiz).
Ama Çayan’ın ‘partisi’ proletarya ile fiili bir bağa sahip değildir.
Sadece ideolojik öncülük savunuluyor ki, bu da saçmalıktır. Çünkü
proletaryayı temel almayan, proletaryayı devrimin temel gücü olarak
görmeyen, Leninizmin temel tezlerini çağı geçmiş ilan eden bir örgüt,
proletaryanın ideolojik anlamda da öncüsü olamaz. ‘Parti, işçi sınıfının
öncü müfrezesi’ olarak komünist parti mi yoksa işçi sınıfı içerisinde
çalışma yürütmeyi oportünizm sayan Çayan’ın partisi mi? Çayan’ın
tezleri ile Leninizmin parti teorisi taban tabana zıttır.
3.3. Çayan, Leninist Taktik ve Strateji Bilimini İnkar Ediyor.
Çayan, emperyalizmin III. Bunalım dönemi tanımlamasıyla Leninizmin
devrim ve parti teorisini inkar ettiğini yerine küçük burjuva bir örgüt
ve proletaryaya dayanmayan bir devrim ve sosyalizm hayali koyduğunu gösterdik.
Çayan yanlış tespitler üzerinden emperyalizmin III. Bunalım döneminde
Leninizmin geçersiz olduğunu iddia ediyor. Bu yüzden stratejik ve
taktikte, mücadele, örgütlenme ve çalışma biçimlerinde oportünizme
düşüyor.
3.3.a. Çayan Leninist Strateji Bilimini İnkar Ediyor.
“Kapitalizmin, gelişme ve can çekişme gibi nesnel süreçlerini
inceleyen Marksizmin teorisi, burjuvazinin devrilmesinin ve proletaryanın
iktidarı ele geçirmesinin kaçınılmazlığı sonucuna, kapitalizmin
yerini sosyalizmin almasının kaçınılmazlığı sonucuna varır.
Proleter strateji, ancak, çalışmalarına Marksizmin teorisinin vardığı
bu sonuçları temel yaptığı zaman gerçekten Marksist bir strateji
olarak nitelendirilebilir.”
“Stratejinin en önemli görevi, işçi sınıfı hareketinin izlemesi
gereken ve proletaryaya, programda ortaya konan hedeflere erişmek için
düşmana indirilecek en elverişli esas darbeyi gösteren temel yönü
belirlemektir.” (Stalin, Strateji ve Taktik, Sf. 50-51)
Stalin’in belirttiği gibi, siyasal stratejinin en önemli özelliği
Marksizm’e ve proletaryaya dayanmasıdır. Çayan Marksizm’e değil
voluntarizme (iradeciliğe), proletaryaya değil küçük burjuvazinin
sol kesimine dayanıyor. Stalin, strateji tanımında, proletaryayı
temel alarak, onun darbeyi vuracağı esas yönü gösterme olarak tanımlıyor.
Yani işçi sınıfının (fiili) önderliğinde bir devrim
stratejisinden bahsediliyor.
Stalin bir köylü ülkesinde devrimin geçtiği üç aşamadaki
stratejiden bahsederken şöyle diyor:
“Birinci aşama. 1903’ten 1917 Şubat’ına kadar. Hedef: Çarlığın
yıkılması, Ortaçağ kalıntılarının tümüyle tasfiyesi. Devrimin
temel gücü proletarya. İlk yedeği köylülük. Ana darbenin yönü:
Köylülüğü kazanmak ve Çarlıkla bir anlaşmaya vararak devrimi
tasfiye etmeye çabalayan liberal-monarşist burjuvazinin tecrit
edilmesi.”
“İkinci aşama. 1917 Martından 1917 Ekimine kadar. Hedef: Rusya’da
emperyalizmin yıkılması ve emperyalist savaştan çıkılması.
Devrimin temel gücü: Proletarya. İlk yedek: Yoksul köylülük. Uygun
an olarak uzayan savaş ve emperyalizmin bunalımı. Ana darbenin yönü:
Emekçi köylü kitlelerini etkisi altına almaya ve emperyalizm ile bir
anlaşmaya vararak devrimi sona erdirmeye çabalayan küçük burjuva
demokrasinin (Menşevikler, Sosyalist-Devrimciler) tecrit edilmesi.”
“Üçüncü aşama. Ekim devriminden sonra başlamıştır. Hedef:
Proletarya diktatörlüğünün tek bir ülkede sağlamlaştırılması;
bu ülkenin, bütün ülkelerde emperyalizmin devrilmesi için üs
olarak kullanılması. Devrim tek bir ülkenin sınırlarını aşmıştır,
dünya devrimi çağı başlamıştır. Devrimin temel güçleri: Tek
bir ülkedeki proletarya diktatörlüğü, bütün ülkelerdeki
proletaryanın devrimci hareketi.” (Stalin, Strateji ve Taktik, Sf.
71-72)
Biraz uzun bir alıntı pahasına sadece ideolojik önderliğin (siz
oportünist önderlik diye okuyun) saçmalık olduğunu, proletaryanın
her stratejik aşamada temel alındığını ve Bolşevik partinin
stratejisinin proletaryaya dayandığını göstermek istedik. Ama Çayan
proletaryanın devrimin fiili önderliğini yapacağı Marksist tezine,
proletaryanın devrimde fiili olarak önderlik etmesi için gerekli
objektif ve sübjektif koşulların oluşacağına inancı yoktur.
“Programlarında barışçıl ve silahlı bütün mücadele biçimlerinin
yerine göre kullanılacağı yazmasına rağmen şehirler temel alındığından
(şehirlerde genel ayaklanma temel alınıyor) yani devrimin temel gücü
işi sınıfı kabul edildiğinden, işçi sınıfının devrim
yapabilmesi için objektif ve sübjektif şartları bir türlü olgunlaşamıyor!(Şehirler
esas alınınca emperyalizm çökmeden bu şartlar da hiçbir zaman
olgunlaşamaz.)” (Çayan, Teorik Yazılar, Sf. 133)
Çayan, ‘işçi sınıfının devrim yapabilmesi için objektif ve sübjektif
şartları bir türlü olgunlaşamıyor’ diyor ve ekliyor: ‘Şehirler
esas alınınca emperyalizm çökmeden bu şartlar da hiçbir zaman
olgunlaşamaz’. Çayan’ın proletaryanın fiili öncülüğüne
inancı yoktur. O, proletaryanın fiili öncülüğünden ümidini kesmiştir.
O, kısacası Marksizm’den, Leninizmden ümidi kesmiştir ve oportünizmin,
küçük burjuva devrimciliğinin yolunu tutmuştur.
Çayan proletaryanın fiili önderliğini inkar ederken sunduğu gerekçelerden
birisi de sömürge ülkeler de proletaryanın değil, köylülüğün nüfusun
büyük bir kısmını oluşturmasıdır. Böylece şehirlerin değil, kırların
temel alınması gerektiğini söyler. Buradan düz mantıkla çıkardığı
sonuç da ‘köylülük temel güçtür, işçi sınıfını temel
almak ise oportünizmdir’ der. Stalin ise sömürge ülkelerdeki
stratejiyi ortaya koyarken proletaryanın temel alınması gerektiğini
ifade ederek Çayan’ın tersini söyler:
“Kapitalist bakımdan gelişmiş sömürge ve yarı sömürge ülkeler
devrimci hareketinin ivedi görevleri de buradan çıkar. (…)
2- Uzlaştırıcı ulusal burjuvazi ile emperyalizm bloğuna karşı, işçilerin
köylülerin ve devrimci aydınların ulusal devrimci” yani
anti-emperyalist “bloğunu kurmak.
3- Bu blok içerisinde proletaryanın hegemonyasını sağlamak”
(Stalin, Marksizm ve Ulusal Sorun ve Sömürge Sorunu, Sol Yayınları,
Sf.254)
Çayan’ın proletaryanın sömürge ülkelerde devrimde fiili öncülüğünün
imkansız olduğu tezi de Leninizme aykırı ve onun inkarıdır.
3.3.b. Çayan Leninist
Taktik Bilimini İnkar Ediyor.
“Taktik, stratejinin bir parçasıdır, ona tabidir, ona hizmet eder.
Taktik savaşı bir bütün olarak ele almaz; onun tek tek gelip geçici
parçalarıyla, mücadelelerle, savaşlarla ilgilenir.” (…) “Taktiğin
en önemli görevi, belirli bir anın somut koşullarına en uygun düşen
ve stratejik başarıyı en güvenli bir biçimde hazırlayan mücadele
araç ve yollarını, biçim ve yöntemlerini belirlemektir.” (Stalin,
Strateji ve Taktik, Sf. 54)
Stalin’in belirttiği gibi taktiğin temel amacı, (stratejinin başarısını
göz önünde tutarak) somut koşullara uygun ‘mücadele araç ve
yollarını, biçim ve yöntemlerini belirlemektir’. Yani farklı koşullarda
farklı taktikler, farklı mücadele araç ve yolları, biçim ve yöntemleri
gereklidir. Taktiği belirleyen somut koşullardır.
“Taktik, hareketin, nispeten kısa kabarma ve alçalma dönemlerinde,
devrimin yükselme ya da gerileme döneminde proletaryanın davranış
çizgisinin belirlenmesidir; eski mücadele ve örgütlenme biçimlerinin
ve eski sloganların yerine yenilerini koyarak, mücadele ve örgüt biçimleri
ve sloganlar arasında uyum sağlayarak vb. bu çizginin uygulanması için
mücadele etmektir.” (Stalin, Strateji ve Taktik, Sf. 73)
Taktik devrimin alçalma ve yükselme dönemlerinde ve farklı koşullarda
değişebilir. Burada belirleyici olan nesnel koşullardır. Nesnel koşullardaki
değişiklik farklı mücadele biçim ve araçları gerektirir. Çayan mücadele
biçimlerinin değişken olduğunu lafta kabul ederken, gerçekte (esas)
mücadele biçimi değişmez kabul ediyor.
“Silahlı propaganda dışındaki öteki politik, ekonomik, demokratik
mücadele biçimleri silahlı propagandaya tabidir ve silahlı
propagandaya göre biçimlenirler. (Tali mücadele biçimleri, temel mücadele
biçimine göre şekillenir. Yani silahlı propaganda metotlarına göre
şekillenir.)”. (Çayan, Teorik Yazılar, Sf. 310)
Çayan’a göre devrimin kabarma ve alçalma dönemlerinde, devrimin yükselme
ve gerileme dönemlerindeki taktiğin önemli bir parçasını oluşturan
mücadele biçimi sabittir. Yani devrimin yükselme döneminde de silahlı
propaganda esastır, devrimin alçalma döneminde de. Çayan’a göre
farklı koşullarda, devrimin alçalması veya yükselmesi koşullarında
mücadele biçimi esas olarak aynıdır. Stalin taktik değişikliklerini
ve bu doğrultudaki örgütlenme ve mücadele biçimindeki değişikliklerden
bahsederken şu örneği verir:
“1903-1905 döneminde partinin taktiği saldırı taktiği idi, Çünkü
dönem devrimci kabarma dönemi idi, hareket yükseliyordu ve taktik, bu
gerçekten hareket etmek zorunda idi. Buna uygun olarak mücadele biçimleri
de devrimciydi ve devrimci kabarmanın gereksinimlerine uygun düşüyordu.
Yerel siyasal grevler, siyasal gösteriler, genel siyasal grev, Duma’nın
boykot edilmesi, ayaklanma, devrimci savaş sloganları; bu dönemde
birbirini izleyen mücadele biçimleri işte bunlardı.” (…)
“1907-1912 döneminde, parti, geri çekilme taktiğine geçmek zorunda
kaldı; çünkü o zamanlar devrimci hareket gerilemişti, devrim alçalmıştı
ve taktik bu olguları hesaba katmak zorundaydı. Buna uygun olarak da
hem mücadele biçimleri hem de örgütlenme biçimleri değişti.
Duma’yı boykot yerine Duma’ya katılma, parlamento dışı açık
devrimci eylem yerine Duma içinde eylemler ve çalışma, genel siyasal
grevler yerine tek tek ekonomik grevler ya da doğrudan doğruya
hareketsizlik.” (Stalin, Streteji ve Taktik, Sf. 73-74)
Stalin’in verdiği örneklerden de görüldüğü gibi devrimin alçalma
veya yükselme dönemlerindeki başlıca mücadele biçimleri farklıdır.
Farklı dönemlerde farklı mücadele biçimleri öne çıkar.
Leninizmin somut durumun somut tahlili ilkesi bunu gerektirir. Ancak Çayan,
mücadele biçimlerinde esas ve tali biçimleri mutlak olarak kabul
eder. Ona göre askeri yön her zaman için esas mücadele biçimidir. Böylece
diyalektiği ve Leninist taktik bilimini inkar eder. Yerine kendi mutlakçı
ve oportünist taktiğini koyar.
3.3.c. Devrim kitlelerin eseridir.
Devrim kitlelerin eseridir. Bu ‘beylik’ bir doğrudur. Kimse açıktan
açığa devrimin kitlelerin eseri olduğunu inkar edemez. Ama mücadele
ve örgütlenme biçimi, çalışma tarzı ile bu ilkeyi inkar eder. Çayan’ın
durumu tam da budur. Açıktan ‘devrim kitlelerin eseri değildir’
demez ama onun mücadele ve örgütlenme biçimi yığınları mücadelenin
dışında bırakan, devrimi sadece öncünün işi olarak gören bir
platformdur.
“İşte, silahlı propagandayı temel alan ve öncü savaşı ile emekçi
kitleleri devrim saflarına çekerek, devrimci mücadelenin bir halk
savaşı ile zafere ulaşacağını tespit eden partimizin bu tespiti,
Marksizm-leninizmin kılavuzluğu altında içinde yaşanılan tarihsel
durumun ilişki ve çelişkilerinin ve bu çelişkilerin ülkemize yansımasının
ışığında yapılmıştır.” (Çayan, Teorik Yazılar, Sf. 305)
Görüldüğü gibi Çayan da emekçi kitleleri devrim saflarına çekmekten
söz ediyor. Ama diğer yandan Çayan devrimci bunalımın sürekli
mevcut olduğunu iddia ederek, öncü savaşını buna dayandırıyor.
Öncü savaşımı, bir grup profesyonel ‘devrimcinin’ silahlı
propagandayı temel alarak mücadele etmesidir. Ama yığınlar silahlı
eylem için hazır değildir. Olsun, öncü yığınlar hazır olana
kadar silahlı propagandaya devam edeceklerdir. Yani öncü, devrimci
bunalım döneminde silaha sarılmıştır, ‘oligarşi’ ile kesin
savaşa girmiştir.
İşte oportünizmin ‘devrim kitlelerin eseridir’ tezini lafta kabul
ederken, arka kapıdan inkar etmesi gerçeği budur. Öncü devrim için
silaha sarılmıştır. Yığınlar devrim için ne zaman silaha sarılacak,
bu belli değildir. Şurası kesindir: Öncü (gücü yettiği sürece)
silahlı savaşa devam edecektir. Lenin, yığınlar öncüyü
desteklemeden kesin savaşa girmeyi (devrim için silahlı savaşımdır)
şöyle eleştirir:
“Yalnız başına öncüyle zafer olanaksızdır. Bütün sınıf, bütün
yığınlar, öncüyü doğrudan destekleme durumuna gelmedikçe ya da
öncüye karşı sempatik bir tarafsızlık tutumunu benimseyerek karşı
tarafı desteklemeleri olasılığı kesin olarak ortadan kalkmadıkça,
öncüyü kesin savaşa sürmek yalnızca bir ahmaklık olmakla kalmaz,
bir cinayet olur.” (Lenin, ‘Sol’ Komünizm, Sf. 93)
Çayan, yığınlar olmadan silahlı savaşımı yürütüyor. Bu yöntemle
de yığınlar kazanılmaz (silahlı propagandayı incelediğimiz bölümde
ayrıntıları ile inceleyeceğiz). 19. yüzyılda blankistler, devrimin
öncünün uygun zamandaki darbesi ile yığınlar olmadan da gerçekleştirilebileceğini
savunuyorlardı. Bu anarşizme benzer yanları bulunan komplocu bir
anlayıştı. Şimdi Çayan lafta yığınları devrim safına çekmekten
bahsetse de, gerçekte yığınlar olmadan silahlı savaşımı yürütmeyi
(dolayısıyla da devrimi) savunmaktadır. Bu yüzden Çayan’ın
savunduğu öncü savaşı yığınlar olmadan devrim yapmayı savunan
oportünist teoridir. Öncü savaşına katılan ise ne kadar iyi
niyetli olurlarsa olsunlar, halka bağlılıkları, devrim ve sosyalizm
davasına bağlılıkları öznel olarak ne kadar yüksek olursa olsun,
oportünizmin platformundadırlar. Yani küçük burjuva
devrimcisidirler. Sosyalist değil, yığınların dışında silahlı
savaşımı yürüten blankistler, komploculardır.
3.3.d. Silahlı
Propaganda Bireysel Terörizmdir.
Çayan’ın yığınlar olmadan silahlı savaşıma giriştiğinden
bahsettik. Lenin bunu ‘ahmaklık’ olarak nitelendiriyor. Çayan öncü
savaşımının temel amacının silahlı propaganda olduğunu söylüyor.
Silahlı propagandanın amacını ise şöyle tanımlıyor.
“Silahlı propaganda, belli bir devrimci stratejiden hareketle, emekçi
kitlelere elle tutulur, gözle görülür maddi ve somut eylemlerden
hareketle, soyuta gider. Maddi olaylar etrafında siyasi gerçekleri açıklayarak,
kitleleri bilinçlendirir, onlara politik hedef gösterir. Silahlı
propaganda halkın düzene karşı olan memnuniyetsizliğini ifade eder,
onları emperyalist beyin yıkamanın giderek etkisinden kurtarır. Önce
kitleleri sarsar, giderek de bilinçlendirir. Merkezi otoritenin görüldüğü
gibi güçlü olmadığını, onun kuvvetinin her şeyden önce yaygara,
gözdağına ve demagojiye dayandığını gösterir.” (Çayan, Teorik
Yazılar, Sf. 309)
Çayan’a göre, silahlı propaganda, kitlelere siyasi gerçekleri açıklar
ve onları bilinçlendirir. Yığınları emperyalist beyin yıkamanın
etkisinden kurtarır. Onlara politik hedef gösterir. Demek ki, silahlı
propaganda sihirli bir değnektir. Yığınları devrim için seferber
eder. Bu iddialar silahlı propagandayı daha yakından ve tarihsel örnekleriyle
beraber incelememizi zorunlu kılıyor.
Öncelikle bireysel terörizm kavramından başlayalım. Çayan, bu söze
gerçekten çok kızıyor:
“Silahlı mücadele” (…) “ferdi değil, kitlevi mücadele biçimidir.
Yani silahlı propaganda, pasifistlerin iddia ettiği gibi kesin olarak
terörizm değildir. Bireysel terörizmden amaç ve biçim olarak farklıdır.”
(Çayan, Teorik Yazılar, Sf. 309)
Çayan, silahlı propaganda, bireysel terörizm değildir diyor. Ama
demekle olmaz. Bireysel terörizm, yığınlar olmadan yapılan silahlı
eylemlere dayanır. Bireysel terörizm, silahlı eylemler bir kişi
tarafından yapıldığı için bireysel değildir. Terörist eylemler
örneğin 30 veya 40 kişiyle de yapılabilir. Belirleyici olan yığınlar
olmadan, yığınlardan soyut olarak, silahlı mücadele için nesnel koşulları
ifade eden devrimci bunalım dönemlerinin dışında silahlı eylemleri
benimsemektir. Silahlı propaganda, Çayan’ın söylediğinin aksine
kitlevi mücadele biçimi değildir. Çünkü öncü savaşı yığınların
silahlı mücadeleye katılmadığını varsayar. Silahlı propaganda yığınlar
olmadan yapılan silahlı mücadeledir ve bu yüzden bireysel terörizmdir.
“Teröristler, devrimci savaşım ile işçi sınıfı hareketini
birbirini tamamlayan bir bütün içinde birleştirme yeteneğinden ya
da olanağından yoksun olan aydınların tutkulu öfkesinin kendiliğindenliği
önünde boyun eğmektedirler.” (Lenin, Ne Yapmalı?, Sf. 86)
Lenin’in ifade ettiği, teröristlerin silahlı eylemlerini, yığınlar
olmadan ve yığınlar bizzat silahlı eylemler için hazır olmadan yürütmesidir.
Çünkü öncü savaşında, silahlı mücadele bir yerde, işçi sınıfı
hareketi başka bir yerdedir. Bu ikisi birbirinden ayrıdır. Silahlı
savaşım bizzat yığınlar tarafından değil, kendini devrime adamış
‘öncüler’ tarafından yürütülmektedir. Silahlı propaganda
Lenin’in tanımındaki bu özelliği gösterdiği için bireysel terörizmdir.
Peki Marksistler, yığınlar olmadan yapılan silahlı eylemlere karşı
mıdırlar?
“İkincisi bu parti, bireysel terörizmi, suikastları doğru bir
eylem olarak tanımayı, kendi ‘devrimci’ ruhunun ya da ‘solculuğunun’
özel bir belirtisi sayıyordu; ki bunu, biz Marksistler, kesin olarak
reddederiz.” (Lenin, ‘Sol’ Komünizm, Sf. 23)
Çayan, silahlı propagandanın amaç ve biçim yönünden farklı olduğunu
savunuyordu. Biçim yönünden bir farklılık olmadığını gösterdik.
Peki amaç yönünden öz olarak bir farklılık var mı? Çayan silahlı
propagandanın amaçlarını söyle ifade ediyordu:
“Silahlı propaganda” (…) “önce kitleleri sarsar, giderek de
bilinçlendirir.”
“Silahlı propaganda, her şeyden önce, günlük maişet derdi vs. içinde
kaybolan, emperyalist yayınla şartlanmış, düzenin şu ya da bu
‘partisine’ umudunu bağlamış kitlelerin dikkatini devrim
hareketine çeker, uyuşturulmuş pasifize edilmiş kitlelerde kıpırdanma
yaratır.” (Çayan, Teorik Yazılar, Sf. 309)
Çayan’a göre, silahlı propagandanın temel amacı kitleleri
sarsmak, pasifize edilmiş durumdan çıkarıp kızıştırmak ve bilinçlendirmektir.
Lenin yığınlar olmadan yapılan silahlı eylem ve suikastları, halkı
uyandırma, ‘sarsma’ aracı olarak görenleri eleştirirken şöyle
diyordu:
“Terörü işçi sınıfını ‘kızıştırma’ (uyandırma) aracı
olarak savunuyorlar. Kendi kendisini böylesi çürüten bir sav düşünmek
zordur. İnsanın şu soruyu sorası geliyor: Rus yaşamında yer alan
haksızlıklar yeterli değil midir ki özel kızıştırıcı araçlar
gereksin? Öte yandan Rus zorbalığının bile kızıştırmadığı ve
kızıştıramayacağı kimselerin kollarını kavuşturarak, hükümetin
bir avuç teröristle düellosunu kenardan seyredecekleri besbelli değil
midir? Gerçek şudur ki, Rus yaşamındaki toplumsal kötülükler, çalışan
yığınları heyecan doruğuna ulaştırmaktadır, ama biz Rus yaşam
koşullarının düşündüğümüzden çok daha geniş boyutlara ulaştırdığı
ve gürül gürül akan bir sel haline getirilmesi gereken halkın bütün
bu öfke damlacıklarını ve dereciklerini deyim yerindeyse bir araya
getirip yoğunlaştıramıyoruz. Bunun başarılabileceği işçi sınıfı
hareketindeki muazzam büyüme ile ve yukarda değinilen işçilerin
siyasal yazın susuzluğu ile kesin olarak tanıtlanmaktadır.”
(Lenin, Ne Yapmalı?, Sf. 88)
Yeterince açık, silahlı propagandanın veya benzer bir anlama sahip
olan yığınlar olmadan yapılan silahlı eylemlerin (devrimci bunalımın
olmadığı koşullarda), son tanımla bireysel terörizmin yığınları
‘sarsmayacağı’, onlarda ‘kıpırdanma’ yaratmayacağını
Lenin açıkça ortaya koyuyor ve ekliyor: “Öte yandan Rus zorbalığının
bile kızıştırmadığı ve kızıştıramayacağı kimselerin kollarını
kavuşturarak, hükümetin bir avuç teröristle düellosunu kenardan
seyredecekleri besbelli değil midir?”. Evet, bellidir, olan da zaten
budur.
Silahlı grup ve örgütlenmelere Leninistler elbette karşı değildir.
Çünkü devrim, burjuvazinin zorla bastırılması, iktidarın
burjuvaziden zor yoluyla (burjuvazinin karşı koyuşu nedeniyle) alınmasıdır.
Toplumsal gelişim, devrim için nesnel koşulları hazırladığında,
devrimci bunalım söz konusu olduğunda işçi sınıfı ve halk yığınlarını
silahlandırmak, küçük veya büyük silahlı gruplar örgütlemek,
gerekirse gerilla savaşı yöntemlerini uygulamak, düzenli ordu
birlikleri kurmak; bütün bunlar komünist partinin görevleridir.
Ancak Çayan devrimci bunalım döneminde, yığınların bizzat
silahlandırılmasıyla gerçekleştirilecek olan mücadele biçimlerini,
nesnel koşullarından koparıp, bir grup ‘öncünün’ mücadele biçimi
olarak ilan ediyor. Yığınlar, devrimci kalkışmadan veya uzun süreli
silahlı mücadeleden yana tavır koymamışken yığınlar olmadan
silahlı mücadeleyi yani bireysel terörizm savunuyor.
Çayan’ın savunduğu silahlı propaganda, yığınları
‘sarsacak’ suikastları da inkar etmez. Tersine bu eylemlerin yığınları
‘sarsacağını’, harekete geçireceğini iddia eder. Ülkemizde de
bu suikastların veya denemelerinin örnekleri bugün dahi görülmektedir.
Lenin, bireysel terörizmi savunan Sosyalist-Devrimcilerle polemiğinde
şöyle der:
“Böyle olunca da, günümüz teröristlerinin gerçekten de aynı
ahmaklığa, ama tam zıt yönde bir ahmaklığa varan içi dışına çevrilmiş
‘ekonomistler’ oldukları açıktır. Devrimcilerin güçlerinin ve
daha şimdiden harekete geçen kitlelere önderlik etme imkanlarının
yetersiz olduğu bir zamanda, birbirini tanımayan bireyler ve grupların
bakanları öldürmesini örgütlemek gibisinden terörist eylemlere başvurulması
için çağrıda bulunmak, sadece kitleler arasındaki çalışmayı kösteklemekle
kalmaz, aynı zamanda bu çalışmanın bütünüyle darmadağın olmasına
yol açar.” (Lenin, Devrimci Maceracılık)
Lenin’in de belirttiği gibi, suikastlar, bir grubun terörist
eylemleri, kitle hareketini (devrimci hareketi) geliştirmez, tersine
‘bütünüyle darmadağın olmasına yol açar’. Kitleleri ‘hükümetin
bir avuç teröristle düellosunu kenardan seyredecekleri’ (Lenin) bir
konuma sürükler. Bu yüzden Çayan’ın silahlı propaganda üzerine
sunduğu tezler tamamen yanlış ve Leninizm tarafından yüz yıl önce
eleştirilmiş ve oportünizm olarak tanımlanmış tezlerdir.
Çayan bütün bunlara karşılık şunu söyler:
“Temel mücadele biçiminin bu şekilde ele alınması, elbetteki öteki
mücadele biçimlerinin ihmal edilmesi demek değildir. Silahlı
propagandayı temel alan örgüt, öteki mücadele biçimlerini de gücü
oranında ele alır. Ancak öteki biçimler talidir.” (…) “Bu
ekonomik ve demokratik kitle hareketlerine seyirci kalınması demek değildir.”
(Çayan, Teorik Yazılar, Sf. 310)
Bu Çayan’ı kurtarmaz. Çünkü devrimci bunalımın söz konusu
olmadığı dönemlerde silahlı mücadele biçimleri esas mücadele biçimi
olamaz. Kitleler arasında yürütülecek mücadeleyi atlamadıklarını
söyleyen terör savunucularına (Sosyalist-devrimciler, terörü zaten
propaganda amacı ile yapıyorlar, bu anlamda silahlı propaganda ile
bireysel terör arasında esaslı bir fark yoktur) Lenin şöyle der:
“Sosyalist-Devrimciler bir yandan, biz teröristlerin hatalarını,
tekrarlamıyoruz, dikkatleri kitleler arasında çalışmadan saptırmıyoruz,
diye bizi temin ediyorlar; bir yandan da, Balmaşov'un Sipyagin'i öldürmesi
gibisinden eylemleri partiye hararetle tavsiye ediyorlar. Ama artık, bu
eylemin kitlelerle uzaktan yakına hiçbir ilişkisi olmadığını ve böyle
yürütüldüğü sürece olamayacağını; bu terörist eylemi yapan kişilerin
kitlelerin belli bir eylemini ya da desteğini ne akıllarının ucundan
geçirdiklerini, ne de, umduklarını herkes gayet iyi biliyor ve görüyor.”
(Lenin, Devrimci Maceracılık)
Yani silahlı propaganda temel alındıkça veya uygunsuz ve zamansız
olarak silah kullanıldıkça, kitle çalışmasını savunmak sadece
laftır ve oportünizmi aklamaz.
3.3.e.
Temel Görev Proletaryanın Çoğunluğunu Kazanmaktır.
Partinin stratejisi ve taktiği
Marksizmin bilimsel teori ve tespitlerine dayanır. Marksizm’in başta
gelen tespitlerinden birisi proletaryanın tarihin en devrimci sınıfı
olması olgusudur. Stalin bunu açıkça belirtir.
“proletaryanın, kapitalist ülkelerde tutarlı biricik devrimci sınıf
olduğu yolundaki Marksizmin teorisi tarafından elde edilen ve devrimci
pratik tarafından doğrulanan sonuç, ilke olarak kabul edilmelidir.”
(Stalin, Strateji ve Taktik, Sf. 28)
Bunu ilke olarak kabul etmeyen Marksizmi baştan yadsımış demektir.
Çayan işçi sınıfının önder sınıf olarak ele alınması ve
bunun mantıksal sonucu olan işçi sınıfını kazanma çabasına karşı
çıkar.
Çayan işçi sınıfını kazanmayı reformizm ve düzende suni dengeyi
bozmayan hatta onu destekleyen bir çalışma olarak görür. Çayan’a
göre işçi sınıfı içinde çalışmak oportünizmdir. Çayan’a göre
işçi sınıfının yoğun olarak bulunduğu şehirleri temel almak
oportünizmdir. Çayan’a göre işçi sınıfını demokratik ve
siyasal talepler etrafında örgütlemek, siyasal merkezi bir yayın
organı ile bu çalışmayı geliştirmek ve devrim için koşulları
hazırlamak oportünizmdir. Bir de bunları Çayan’ın ağzından
dinleyelim:
“işçi sınıfını temel güç kabul ederek şehirleri esas alan
yeni oportünizm”dir. (Çayan, Teorik Yazılar, Sf. 136)
Şimdi de Stalin ve Lenin’in görüşlerine bir göz atalım:
“Proletaryanın öncüsü ideolojik olarak kazanılmıştır. Esas
olan budur. Bu olmasaydı, başarıya doğru birinci adım atmak bile
olanaksızlaşırdı.” (Lenin, ‘Sol’ Komünizm, Sf. 93)
Stalin:
“Buradan komünist partiler için şu görev çıkar:
Birincisi, sosyal-demokratizme karşı tüm alanlarda, gerek ekonomik
gerekse de politik alanda –buna burjuva pasifizminin yüzünün açığa
çıkarılması da dahildir-, işçi sınıfının çoğunluğunu komünizm
için kazanmak hedefiyle yorulmak bilmez mücadele.” (Stalin, Eserler
11. cilt, Sf. 174)
Lenin ve Stalin sadece emperyalist ülkelerde değil, sömürge ülkelerde
dahil tüm ülkelerdeki komünist partiler için ilk görev olarak
proletaryanın çoğunluğunu kazanmayı koyuyorlar. Bu Çayan’a göre
oportünizmdir. Son olarak Stalin öndeliğindeki Komünist
Enternasyonalin programına (Stalin bu programı onaylamıştır) bakalım:
“Proleter kadınlar ve genç işçiler de dahil olmak üzere kendi sınıfının
çoğunluğunu kendi tarafına kazanmak.” (Komünist Enternasyonal
Programı, Sf. 101)
Evet Komünist Enternasyonal de böyle diyor. Hem de sadece emperyalist
ülkelerde değil, sömürge ülkelerde de ilk görev işçi sınıfının
çoğunluğunu kazanmaktır diyor:
“Eskiden ‘uygar’ uluslar için bir program hazırlamak adetti.
Bunun tersine program taslağı, dünyanın tüm uluslarını, beyazları
ve renklileri, metropolleri ve sömürgeleri dikkate alıyor. Onun her
şeyi kapsayan, derin enternasyonal karakteri buradan geliyor.”
(Stalin, Eserler 11. cilt, Sf. 176)
Çayan, oportünist tezleriyle paralellik içinde, komünist partilerin
önündeki temel görev olarak proletaryanın çoğunluğunun kazanılmasını
kabul etmeyerek, oportünizm batağına iyice batıyor.
3.3.f. Mücadele Biçimleri
“Birincisi, devrimci sınıfın görevini yerine getirebilmesi için
(bazen büyük risklere ve pek büyük tehlikelere göğüs gererek
siyasal iktidarı elde ettikten sonra, iktidara geçmeden önce
tamamlanmamış olduğu şeyi tamamlamak üzere) toplumsal eyleminin
istisnasız bütün biçimlerine ve bütün yönlerine sahip çıkmasını
bilmelidir; ikincisi, devrimci sınıfın, gerektiğinde, bir biçim
yerine bir başkasını koymaya hazır olmasıdır.” (Lenin, ‘Sol’
Komünizm, Sf. 97)
Çayan da bunu görünüşte kabul ediyor. Ancak silahlı mücadele
emperyalizmin üçüncü bunalım döneminde esas mücadele biçimi, diğer
mücadele biçimleri de tali mücadele biçimleri olarak kabul ediyor.
Lenin’in paragrafının anlamı devrimin çeşitli dönem ve aşamalarında
proletarya partisinin çeşitli mücadele biçimlerini esas almasıdır.
Yani devrimin alçalma döneminde veya evrimsel gelişim dönemlerinde
farklı mücadele biçimlerini, devrimci bunalım dönemlerinde ise
farklı mücadele biçimlerinin esas alınması gereklidir. Çayan bu
Leninist tezi kabul etmiyor. Her koşulda askeri mücadele ve silahlı
propaganda esas mücadele biçimidir diyor:
“Silahlı propaganda dışındaki öteki politik, ekonomik, demokratik
mücadele biçimleri silahlı propagandaya tabidir ve silahlı
propagandaya göre biçimlenirler. (Tali mücadele biçimleri, temel mücadele
biçimine göre şekillenir. Yani silahlı propaganda metotlarına göre
şekillenir.)”. (Çayan, Teorik Yazılar, Sf. 310)
Komünist Enternasyonalin denenmiş ve başarılı olmuş programının
bu konuda Çayan’ı nasıl yalanladığına bir kez daha bakalım:
“Devrim dalgasının yükselmediği dönemlerde komünist partileri işçilerin
günlük taleplerinden hareket ederek kısmı slogan ve talepleri ileri
sürmeli ve bunları Komünist Enternasyonal’in esas hedefiyle birleştirmelidir.”
(Komünist Enternasyonal Programı, Sf. 106)
“Eğer devrim dalgası yükseliyorsa, hakim sınıfların örgütlenmesi
bozuluyor ve kitleler devrimci bir kaynaşma içindeyse, orta tabakalar
proletaryaya yakınlaşıyorsa ve kitleler savaşa ve fedakarlık
yapmaya hazır olduklarını gösteriyorlarsa, proletarya partisinin görevi,
kitleleri burjuva devletine karşı cepheden taarruza geçirmektir.”
(…) “Grevler, grevlerle birlikte gösteriler, grevlerle birlikte
silahlı gösteriler ve en sonunda da burjuvazinin iktidarına karşı
silahlı ayaklanmayla birlikte genel grev bu eylemlere örnek
verilebilir.” (Komünist Enternasyonal Programı, Sf. 105)
Yani devrim dalgasının yükselmediği dönemlerde işçi sınıfı içerisinde
günlük taleplerden başlayan bir siyasal çalışma, devrim dalgasının
yükseldiği dönemlerde de silahlı eylem biçimlerini de içine alan
cepheden taarruz komünist partinin görevidir.
Çayan bize çok önemli bir şeyi unutturmaya çalışıyor. Devrim
dalgasının yükselmemiş olduğu dönemde, işçi sınıfını kazanma
ve emekçi halkı işçi sınıfı etrafında örgütleme görevinde (Çayan’ın
silahlı propaganda ile es geçtiği) temel mücadele biçimi ve çalışma
tarzı nedir?
“En geniş siyasal ajitasyonun ve bunun sonucu olarak da her yönlü
siyasal teşhirin yürütülmesinin, eylemimizin, eğer bu eylem gerçekten
sosyal-demokrat eylem olacaksa, mutlak olarak zorunlu ve başlıca görevi
olduğunu gördük. Ama biz, bu sonuca, yalnızca işçi sınıfının
en ivedi gereksiniminden, siyasal bilgi ve siyasal eğitim
gereksiniminden vardık.” (Lenin, Ne Yapmalı?, Sf. 89)
Çayan bu çalışma tarzını oportünizm ve sağ sapma olarak görür:
“bu tip klasik ‘kitle çalışması’ ile ekonomik ve demokratik mücadeleyi,
politik mücadeleye dönüştürmek isteyen örgütler, düşmanın
askeri üstünlüğü ve baskısı karşısında, güçsüzlüğe düşecekler,
giderek de iyice sağa kayacaklardır.
Bu yol ‘oligarşik diktatörlük ile halktan gelen baskı arasında
kurulmuş olan suni dengeyi bozacak yerde, onu devam ettirecektir.’”
(Çayan, Teorik Yazılar, Sf. 307)
Leninizme göre; işçi yığınları ve emekçi kitleler arasında en
geniş siyasal ajitasyon ve propaganda çalışması temeldir. İşte
komünist partinin evrim döneminde, kitleleri silahlı ayaklanmaya hazırlamak
için temel aracı. Çayan’a göre ise bu, suni dengeyi devam ettiren
bir etkendir.
“Ama her ikisi de” (hem teröristler hem de ekonomistler) “siyasal
ajitasyonda ve siyasal teşhirlerin örgütlenmesinde kendi eylemlerini
geliştirmede yeterli dikkati göstermiyorlar. Ve şimdi olsun ya da başka
bir zaman olsun, hiçbir başka iş, bu görevin yerini alamaz.”
(Lenin, Ne Yapmalı?, Sf. 88)
Lenin’in belirttiği gibi, bu görev komünist partinin işçi yığınlarını
kendi saflarına kazanmak için hayata geçirmesi gereken temel görevdir.
Çayan silahlı propaganda ile bu görevin üzerinden atlıyordu. Silahlı
propagandanın kitleleri sarstığını ve bilinçlendirdiğini söylüyordu.
Bu tezleri daha önceki bölümlerde inceledik. Şimdi Leninizmin işçi
yığınlarının ve halk kitlelerinin bilinçlendirilmesi ve harekete
geçirilmesi için hangi araçları kullandığını inceleyeceğiz:
“Elbette ki, asıl önemli olan şey, halkın bütün katmanları arasında
propaganda ve ajitasyondur.” (Lenin, Ne Yapmalı?, Sf. 93)
“Siyasal ajitasyonun zorunlu olarak genişlemesinin temel bir koşulu,
siyasal teşhirlerin kapsamlı bir biçimde örgütlendirilmesidir.
Ancak böyle bir teşhir aracılığıyladır ki, yığınlar siyasal
bilinç ve devrimci eylemi eğitebilirler. İşte bunun içindir ki, bu
eylem, bütün uluslararası sosyal-demokrasinin en önemli işlevlerinden
birisidir.” (Lenin, Ne Yapmalı?, Sf. 79)
Elbette yığınların siyasal bilince sahip olması için ajitasyon ve
propaganda yeterli değildir. Yığınların ajitasyon ve propaganda ile
söylenenlerin kendi deney ve tecrübeleriyle doğruluğuna ikna olmaları
gereklidir.
“Yığınların hareketinin önünde gitmemek, yığınların
hareketini kararnamelerle yönetmemek, yığınlardan kopmamak, tersine,
yığınlarla birlikte hareket etmek, onları sloganlarımıza çekerek
ve sloganlarımızın doğruluğuna, kendi öz deneyimleriyle kolaylıkla
inandırarak ileri götürmek komünist ilkesi” (Stalin, Leninizmin
Sorunları, Sf. 385)
Dimitrov da yığınların kendi siyasal deneyimleri temelinde harekete
geçirilmesi şöyle ifade eder:
“Bu, sadece propaganda ve ajitasyonun, kitlenin siyasi tecrübelerinin
yerini alamayacağı kanunu idi. Çünkü mesele geniş emekçi
kitlelerini, iktidar mücedelesinde zafere ulaştırmak için vazgeçilmez
olan devrimci öncünün saflarına kazanmaktır.” (Dimitrov, Savaşa
ve Faşizme Karşı Birleşik Cephe, Sf. 133)
Bu yüzden komünist partisi en asgari taleplerden başlayarak yığınları
harekete geçirmeye çalışır.
“Ne var ki, kısmı talep ve sloganların ‘ilke olarak’
reddedilmesi de komünist ilkelere aynı derece aykırıdır, çünkü
bu türden taktikler partiyi hareketsizliğe mahkum eder. Dolayısıyla,
sermayeye karşı başarıyla mücadele etmenin, kitleleri sınıf esasına
göre seferber etmenin bir yöntemi olarak birleşik cephe taktikleri,
Komünist Enternasyonal’in bütün devrim öncesi dönemi boyunca
uygulayacağı taktiklerin vazgeçilmez bir parçasıdır.” (Komünist
Enternasyonal Programı, Sf. 107)
“Komünist Enternasyonal’a bağlı partiler her yerde emekçi
kitlelerin ve genel olarak emekçi halkın günlük taleplerini
destekleyerek, burjuva parlamentolarını devrimci propaganda ve
ajitasyon için bir platform olarak kullanarak ve bütün kısmı görevleri,
proletarya diktatörlüğü için mücadele esas hedefine tabi kılarak,
başlıca şu alanlarda kısmı talep ve sloganları ileri sürmektedirler:”
(Komünist Enternasyonal Programı, Sf. 108)
Çayan silahlı propagandayı değişmez esas mücadele biçimi olarak
belirleyerek, devrimci bunalım mevcut olmadığı koşullarda komünist
partinin temel görevi olan yığınları kendi siyasal deneyimleri
temelinde, siyasal ajitasyon ve propaganda ile eğitmek ve harekete geçirmek
görevini inkar ediyor. Böylece devrimci bunalım mevcut olmadığı koşullarda
Leninizmin öngördüğü temel çalışma ve mücadele biçimini kabul
etmiyor. Çayan yine Leninizmin tezleriyle çelişiyor.
3.3.g. Örgütlenme Biçimleri
Örgütlenme biçimleri. Proletaryanın iktidar mücadelesinde farklı dönemlerde
ve devrimin farklı aşamalarında farklı örgüt biçimleri kullanılır.
Burada esas mesele bu örgüt biçimlerinin proletaryanın iktidar mücadelesine
hizmet eden en uygun biçim olup olmaması sorunudur.
Leninizm’e göre örgütlenme biçimlerini belirleyen dönemin koşulları
ve proletarya hareketinin dönemsel ihtiyaçlarıdır. Örneğin faşist
diktatörlük dönemlerinde komünist partiler, diğer reformist ve
yasalcı partiler gibi dağılma ve yokolmayı kabullenemez. Komünist
partinin devrimin alçalma dönemindeki taktiği düzenli geri çeklimledir.
Yasalcılar yasaların uygun olmadığı koşullarda örgütlenmeyi düşünemezler.
Ancak komünistler, faşist diktatörlük koşullarında ve yasaların,
kazanılmış demokratik hakların yeterli olmadığı koşullarda
illegal örgütlenme biçimlerini kullanırlar.
Birinci dünya savaşından sonra 3. enternasyonal partilerinin büyük
bölümü yasal partilerdi. Lenin, Stalin ve dönemin diğer komünist
önderleri, komünist partilerin koşullar uygun olduğunda yasal
partiler olarak örgütlenmesine asla karşı çıkmamışlardır.
Tersine yasal olanakların mevcut olduğu ülkelerde yasal partilerin
kurulmamasını, yasal olanaklara karşı kayıtsızlığı eleştirmişlerdir.
Partinin örgütlenme biçimini belirleyen de zaten mevcut koşullardır.
Koşullar uygun olduğunda yasal partilerin kurulması zorunludur.
Stalin önderliğindeki Komünist Enternasyonal’e üye yasal partiler
buna örnektir.
Ama örgütlenme biçimleri mutlak ve değişmez değildir. Dönemin
ihtiyaçlarına uygun düşen örgütlenme biçimleri, dönemin değişmesiyle
birlikte değişir. Örneğin Bulgaristan Komünist Partisi diktatörlük
koşullarında illegal biçimde örgütlenmiştir. Ancak yasal olanakların
genişlemesiyle birlikte yasal bir parti olan Bulgaristan İşçi
Partisi kurulmuş ve legal mücadele ve illegal mücadele biçimleri
birleştirilmiştir. Komünist Enternasyonal’in denetim ve onayıyla
örgütlenme biçimlerini dönemin ihtiyaçlarına göre kullanan Bulgar
komünistleri, doğru taktikleri sayesinde Bulgaristan sosyalist
devriminde hayati bir rol oynamışlardır.
Demokratik hakların mevcut olduğu Almanya’da faşizmin iktidara
gelmesiyle birlikte bütün demokratik haklar gasp edilmiştir. Faşizmin
iktidara gelişinden önce legal bir parti olan Almanya Komünist
Partisi, değişen koşullarla birlikte illegal bir parti olarak örgütlenmiştir.
Stalin, değişen koşulların örgütlenme biçiminde değişikliklere
yol açtığını şöyle belirtir:
“kapitalist ülkelerin egemen sınıflarının” (…) “zorbalara
karşı mücadelesinde işçi sınıfının yararlanabileceği bu kalıntıları
yıkmaya ve yerlebir etmeye böylesine kendilerini vermelerini; komünist
partileri illegaliteye itmelerini ve diktatörlüklerini elde tutmak için
açıkça terörist yöntemlere geçmelerini açıklayan da budur.” ()
Rusya’daki devrimci mücadelede de benzer bir durum söz konusudur.
Demokratik hakların mevcut olmadığı ya da çok az mevcut olduğu koşullarda
Bolşevik parti illegal bir parti olarak örgütlenmek zorundaydı ve öyle
de yaptı. Ama 1917 Şubat devrimiyle demokratik hakların belli ölçüde
kazanılmasıyla birlikte Bolşevik parti legal bir parti haline geldi.
“Şimdi koşullar değişti; devrim, özgürlüğü getirdi,
illegalite geçti, ve partimiz faaliyetlerini açıkta yürüten bir
parti haline gelmesi, yeni tarzda örgütlenmesi gerekiyordu.”
(Stalin, Eserler 3. cilt, Sf. 69)
Çayan örgütlenme biçimini konusunda da Leninist ilkeye karşı çıkar.
Silahlı propagandayı temel alan illegal bir örgütlenme modeli sunar.
Leninizm, devrimin yükseltme ve alçalma dönemine, farklı devlet biçimlerine
göre farklı olan örgütlenme modellerini kabul etmez. Çayan’a göre
esas olan örgütlenme modeli silahlı propagandayı uygulayacak olan
illegal örgütlenme modelidir.
Leninizm evrim döneminde sendika, dernek, işçi komiteleri, gençlik
örgütleri vb. açık örgütlerde örgütlenilmesi gerektiğini, esas
çalışmanın bu alanda verilmesi gerektiğini, devrim döneminde ise
ordu içinde, askeri birliklerde, silahlı gruplarda örgütlenmeyi
savunur. Yani farklı dönemlerde farklı örgütlenme biçimleri hayata
geçirilir.
“Örgütlenme biçimleri mücadele biçimlerine göre düzenlenir.”
(…) “Partinin görevi, bütün bu örgütlenme biçimlerine egemen
olmak, onları mükemmel bir dereceye kadar geliştirmek ve her belirli
durumda çalışmalarını ustalıkla birleştirmektir.” (Stalin,
Strateji ve Taktik, Sf. 58)
Çayan bu konuda da esas örgütlenme biçimi (esas mücadele biçimine
bağlı olarak) olarak illegal örgütlenmeyi ve işçi sınıfının
partisi olarak değil, silahlı aydın grubu olarak örgütlenmeyi
mutlak olarak kabul ettiği için yine Leninizmin örgütlenme biçimine
dair tezlerini inkar etmiştir.
Sonuç olarak;
Emperyalizmin özünde bir değişiklik olmadığını önceki bölümde
ortaya koymuştuk. Bu yüzden Emperyalizm çağının proleter
devriminin teorisi olan Leninizmin de güncelliğini koruduğunu
belirtmiştik. Şimdi bir yanda dünyanın yaklaşık 5’te birinde
zafer kazanmış, denenmiş, Marksizme dayanan Leninizmin teorik önerme
ve tezleri, diğer yanda ise emperyalizmin öz olarak değişmediğini
ama Leninizmin birçok tezinin artık eskidiğini ilan eden, Che, Fidel,
Mao’dan (hepsinin sosyalist olmadığı bugün açık bir gerçek
haline gelmiştir) çeşitli görüşlerin alındığı bir Çayan
ekletizmi.
Ve Çayan Leninizm’in tezlerini oportünizm olarak ilan ediyor. Yani
Lenin’i, Stalin’i oportünist olarak ilan ediyor. Kim oportünist?
Rus devrimin önderi Lenin ve dünya komünist hareketinin önderi
Stalin mi, yoksa Çayan mı? Olgular, Marksizmin bilimsel ideolojisi, Çayan
oportünizmini daha ilk bakışta ortaya koyuyor.
Çayan’ın üçüncü bunalım dönemindeki tespitleri üzerinden çıkardığı
yanlış sonuçlar:
3.3. Çayan proletaryanın devrimde fiili önderliğini kabul etmiyor.
İşçi sınıfı olmayan bir devrim teorisine, ideolojik önderlik kılıfı
geçirerek durum kurtarılmaya çalışılıyor. Ama işçi sınıfının
fiili önderliğinin olmadığı bir devrimde işçi sınıfının
ideolojik önderliği saçmalıktır.
3.4. Çayan, devrimin objektif koşullarının sürekli varolduğunu
iddia ediyor. Devrimin Lenin ve Stalin tarafından belirtilen nesnel koşullarını
ise görmüyor.
3.5. Evrim ve devrimin iç içe geçtiğini, milli krizin varlığıyla
kanıtlamaya çalışıyor. Oysa ki Çayan’ın bahsettiği anlamda
milli kriz yeni bir olgu değildir. Bu yüzden evrim ve devrimin iç içe
geçmesi söz konusu değildir.
3.6. Çayan, komünist partinin işçi sınıfına dayanan bir parti
olduğunu yani Leninist parti teorisini kabul etmiyor.
3.7. Çayan, devrimde işçi sınıfının önderliğini reddettiği için
Leninist strateji bilimini de inkar ediyor.
3.8. Çayan, esas mücadele biçimini mutlak kabul ederek, Leninist
taktik önderliğin temel ilkesi olan, taktiğin nesnel koşullara göre
değişmesi tezini kabul etmiyor.
3.9. Çayan, yığınlar olmadan öncüyle, silahlı savaşıma girerek,
Lenin’in deyimiyle ‘ahmaklık’ yapıyor.
3.10. Silahlı propaganda yığınlar olmadan öncünün silahlı
eylemlere girişmesidir. Bu yüzden bireysel terörizm kapsamına girer.
Leninistler de bireysel teröre karşıdırlar.
3.11. Çayan, silahlı propagandayla asıl görev olan proletaryanın çoğunluğunu
kazanma görevini inkar ediyor.
3.12. Çayan mücadele biçimlerini mutlak kabul ediyor. Devrimci bunalımın
mevcut olmadığı koşullarda geçerli olan yığınların kendi
deneyimleri temelinde, yaygın ajitasyon ve propaganda ile harekete geçirilmesi
gerekliliğini inkar ediyor.
3.13. Örgütlenme biçimini mutlak kabul ediyor. Legal proletarya
partisini reformist ilan ederek kendi oportünizmin açığa vuruyor.
4. ÇAYAN’IN YANLIŞ
TESPİTLERİ
4.1. Çayan ‘Sosyalist Blok’un Revizyonist Blok Olduğunu Görmüyor.
Yazının daha önceki bölümlerinde bu konuya değinmiştik. Çayan
emperyalist güçlerin karşısında ‘dev sosyalist bloku’ görüyor
ve dünya savaşının engellenmesinde ona büyük anlam veriyordu.
“Nükleer vurucu güçlerin dünya çapında erişmiş olduğu seviye
ve de esas tayin edici olarak da, dev dünya sosyalist bloğunun varlığı,
emperyalistler arası had safhaya ulaşmış olan uzlaşmaz çelişkilerin
ekonomik plandan, askeri plana sıçramasına engel olmaktadır.” (Çayan,
Teorik Yazılar, Sf. 295, İtalikler bize ait)
Çayan, ‘dev sosyalist blok’un varlığından söz ediyor. Oysa
durum Çayan’ın sandığından çok farklı. SSCB’de Stalin’in ölümünden
sonra SBKP’nin yönetimini Kruşçev ve kliği ele geçirdi. Kruşçev
ve kliğinin başa gelmesiyle SSCB içindeki bütün karşı
devrimciler, bürokratik öğeler altan alta yürüttükleri karşı
devrimci eylemlerini hızlandırdılar. Kruşcev sosyalizmin büyük
kazanımlarını komünizme geçiş çığlıklarıyla birlikte birer
birer tasfiye etmeye başladı. Fabrikalarda yöneticilerin bireysel
hakları arttırılarak, artı değer sömürüsü yeniden canlandırıldı.
Üretim araçları, grup mülkiyetine verilerek sosyalist mülkiyetten
özel mülkiyete doğru geri adımlar atıldı. Karşı devrimcilerin
itibarları iade edildi. Burjuvazi yeniden oluşturuldu ve ülke içerisinde,
devlet ve parti yönetiminde bürokrat burjuvazinin egemenliği sağlandı.
Artık proletarya iktidarda olan bir sınıf değil sömürülen bir sınıf
haline gelmişti. Sosyalizm tasfiye edilmiş, kapitalizm, sosyalist biçimler
içerisinde örgütlenmiştir. Enver Hoca kapitalist geri dönüş sürecini
şöyle ifade eder:
“Kruşçevci ihanet, Sovyetler Birliğin’ni saldırgan, yeni sömürgeci,
savaş kışkırtıcısı, emperyalist bir devlet haline getirdi. Sovyet
toplumu en küçük gözeneğine kadar burjuvalaştı ve kapitalizm her
alanda yeniden kuruldu. Yeni Sovyet bürokratlar, teknokratlar ve
kapitalistler tabakasının temsil ettiği revizyonist burjuva diktatörlüğü
her yerde kanunlar yapmaktadır. Eski sosyalist altyapı ve üstyapı
temellerine kadar yıkılmıştır. Büyük Rus şovenizmi, hakim
ideoloji olarak yerleşmiş, milli baskı, hakim kliğin izlediği
burjuva sınıf siyasetinin bir parçası ve bölümü haline gelmiştir.”
(Enver Hoca, AEP 7. Kongre Raporu, Sf. 208)
Diğer sosyalist ülkelerde, Kruşçev’in denetimi altında,
suikastlar, entrikalar, baskı ve terörle, kimi zaman da ‘barışçıl’
yollarla karşı devrimci klikler başa getirildi. Bu sürece karşı çıkan
Arnavutluk’la ilişkiler kopartıldı. Böylece Arnavutluk dışında
tüm eski sosyalist ülkeler kapitalizmi restorasyonuna başladılar.
“Kruşçev arabasının peşine takılan, Doğu Avrupa’nın eski
sosyalist ülkeleri, Kremlin’in adi uyduları haline geldiler. Modern
revizyonizm, sadece işçi sınıfı düşmanı ve karşı devrimci bir
ideoloji değil, bir milli baskı ideolojisi ve emperyalist köleciliğin
haklı çıkartılması olduğunu pratikte göstermiştir. Doğu
Avrupa’nın revizyonist partileri milli ihanet partileri haline gelmişlerdir.”
(Enver Hoca, AEP 7. Kongre Raporu, Sf. 209)
SSCB sosyal emperyalist bir konuma geldi ve yeni sömürge alanları için
işgaller, darbeler tezgahladı ve düzenledi.
“Sovyet sosyal-emperyalistleri, Amerikan emperyalistleriyle rekabet içinde
halkların aleyhine, karşı-devrimci tertipler ve hileler düzenlemekte,
çatışmaları kışkırtmakta ve milletler arasında anlaşmazlık
tohumları ekmekte, imkan bulduğu her yerde denetimlerini ve diktalarını
uygulamaya çalışmaktadırlar.” (Enver Hoca, AEP 7. Kongre Raporu,
Sf. 163)
Çayan ise SSCB ve doğu bloğu ülkelerini sosyalist olarak görmektedir.
Çayan’ a göre ‘halkların bu devrimci savaşlarında dünya
sosyalist bloku ve kapitalist ülkelerin işçi sınıfları, omuzdaşlarıdır’.
Çayan sosyal-emperyalizmin halkların mücadelesinin destekçisi olduğunu
sanıyor. Bürokrat burjuvazinin egemenliği, yoksulluk ve kapitalist
restorasyonu görememektedir.
Sonra da dev sosyalist bloğa dayanarak emperyalist savaşın imkansızlığını
kanıtlamaya çalışmaktadır. Oysa ortada revizyonist bir blok vardır
ama sosyalist bir blok asla yoktur. Çekoslavakya ve Afganistan’ı işgal
eden SSCB sosyalist değil sosyal-emperyalisttir. Çayan sosyalizmin ne
olduğu konusunda dahi bir netliğe sahip olmadığı, SSCB ve diğer
‘sosyalist’ blok ülkeleri tahlilinde gösteriyor.
4.2. Küba devrimi sosyalist bir devrim mi?
“Biz kahraman Küba halkı bir halk savaşı vererek Milli Demokratik
Devrimi yapıp sosyalizme geçmiştir, diyoruz.” (Çayan, Teorik Yazılar,
Sf. 123)
Evet, Küba’da bir devrim olmuştur. Ama Küba’daki devrim
anti-emperyalist, demokratik bir devrimdir. Küba’da sosyalist devrim
olmadı ve sosyalizm inşa edilmedi. Sosyalizmin inşa edilmesi için öncelikle
o ülkede Marksist-Leninist bir partinin mevcut olması gerekir. Küba’da
başta eksik olan budur. Küba devrimi, Amerikan emperyalizminin sömürüsüne,
kapitalizmin yol açtığı felaketlere tepki duyan halkın, küçük
burjuva aydınların önderliğinde başkaldırısıydı. Küçük
burjuvazinin önderliğindeki hareket uygun nesnel koşullarla ve halk yığınlarının
öfkesiyle birleşince Küba devrimi başarıya ulaştı. Ancak Küba
devrimi asla sosyalist bir devrim olmadı. Programı sosyalist bir
program değildir. Toprak sahipleri, burjuvazi ve özel mülk sahipleri
varlıklarını devam ettirdi. Küba devrimi anti-emperyalist ve
demokratik bir devrimdi.
Elbette Küba devriminin sosyalist bir devrim olmaması, devrimin ve önderlerinin
küçümsenmesi veya es geçilmesi anlamına gelmez. Küba devrimi
emperyalizmin burnunun dibinde, bir halkın kendi bağımsızlığını
savaşarak kazabileceğini göstermiştir. Bütün dünyada
anti-emperyalist devrimci hareketin gelişmesine katkı sunmuştur. Dünya
halklarına büyük moral vermiştir. Ülke içinde birçok ilerici ve
halkçı reformlar gerçekleştirmiştir. Halk yığınlarının
ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamını gelişmesine katkı sunan bir
politika izlemiştir. Demokratik reformları son noktasına kadar götürmüştür.
Ama asla sosyalist inşaya girişmemiştir. İşçi sınıfının ülke
yönetiminde doğrudan söz sahibi olmasını sağlayacak Sovyet, konsey
vb. örgütlenmeleri hayata geçirilmemiştir. Sosyalizmin ekonomik
temeli olan sanayiyi geliştirmek yerine tarımı geliştirmiş ve dışa
bağımlı bir ülke olarak kalmıştır.
Yani, Çayan’ın sosyalizm konusundaki bilgisizliği Küba devriminin
tahliline de yansımıştır.
4.3. Küba devriminin önderleri
proleter devrimcileri değildirler.
“Mesela, Che Guevera, Fidel
Castro küçük burjuva kökenlidir, ama küçük burjuva aydını değildir.
Onlar, sapına kadar proleter devrimcisidirler.” (Çayan, Teorik Yazılar,
Sf. 215)
Küba devriminin önderliğinin Marksist-Leninist olmadığını,
devrimin proletaryaya dayanmadığını; proletaryaya dayanmayan ve
Marksist-Leninist bir öncünün önderlik etmediği bir devrimin
sosyalist inşayı sağlayamayacağını daha önceden belirtmiştik. Küba’da
sosyalizm inşa edilmemiş ancak demokratik nitelikte ilerici ve halkçı,
kapitalizmin sınırlarını zorlayan reformlar yapılmıştır. Küba
devriminin önderleri, nesnel koşulların çok uygun olduğu bir dönemde
silahlı mücadeleye başlamışlar, bir süre sonra halk yığınlarıyla
birleşmişler ve Küba devrimini zafere ulaştırmışlardır.
Emperyalizme ve onun ülke içindeki işbirlikçilerine karşı verilen
mücadele anti-emperyalist ve halkçı bir içerik taşıyorlardı.
Ancak Küba devriminin önderleri genel bir sosyalizm söylemi
kullanmalarına, sosyalizme sempati duymalarına rağmen hiçbir zaman
bilimsel anlamda sosyalist olmadılar. Bu, Küba devrimi sırasındaki
ve sonrasındaki pratiklerinden ve bizzat kendi söylemlerinden anlaşılabilir:
“Dağlarda bulunurken kendimi devrimci sanıp sanmadığımızı
soruyorsanız, evet devrimciydim. Eğer Marksist-Leninist olup olmadığımı
sorarsanız, cevabım hayırdır. Henüz Marksist-Leninist değildim.
Kendimi klasik bir komünist sayıp saymayacağımı sorduğunuz
takdirde hayır derim, klasik bir komünist değildim.” (F. Castro
Konuşuyor, sf. 23)
Castro, devrim sırasında sosyalist olmadığını kendisi ifade
ediyor. Ama Çayan ona proleter devrimcisi diyor. Şimdi Castro’ya mı
inanmak gerekir, yoksa Castro’yu proleter devrimcisi ilan eden Çayan’a
mı? Yoksa Castro proleter devrimcisiydi de kendisinin bundan haberi mi
yoktu? Çayan teorik ve pratik olarak açık bir gerçeği, Castro’nun
kendisi ifade etmesine rağmen kabul etmiyor, edemiyor.
Castro dağlardayken komünist olmadığını söylüyor. Sonrasında
ise komünist olduğunu iddia ediyor. Buna gerekçe olarak şunu gösteriyor:
“1960 yılında SSCB ile kurduğumuz ilişkiler, ulus ve devrimci
liderlerin fikri olgunluklarını geliştirdi” (F. Castro Konuşuyor,
sf. 16)
Castro komünist bilinci kazanmasında SSCB ile kurulan ilişkilerin öneminden
bahsediyor. Oysaki 1960 yılında SSCB revizyonist geri dönüş sürecinde,
SBKP de revizyonist hainlerin yönetimindeydi. Karşı-devrimcilerin
teorileri, Castro’nun ve ‘devrimci liderlerin fikri olgunluklarını
geliştir’miş. Castro, SBKP’nin sömürgeci politikalarından da övgüyle
bahseder:
“Burada … enternasyonalizmin gerçek anlamını bize pratikte de gösteren
Sovyetler Birliği’nden gelen bir heyet de var. Bizi ayıran uzun
mesafelere rağmen Sovyetler Birliği, emperyalizmin bizi boğmasına,
bizi yutmasına, bizi yok etmesine izin vermedi; petrolümüz kalmadığında,
Sovyetler Birliği bize petrol yolladı; istila tehdidi altındayken
bize |