|
DKP’li (Alman
Komünist Partisi) saygın yoldaşlarla Komünist Haberleşme Bürosu’nun
Kruşçev tarafından dağıtılması üzerine yaptığımız bir tartışmada, ben bu
dağıtma eylemini, komünist harekete marksist-leninist proletarya
enternasyonalizmi ilkesi yerine Tito’nun partisi tarafından propagandası
yapılan “ulusal komünizm”i sokuşturmak için Kruşçev’in başvurduğu
önlemlerden birisi olarak nitelediğimde, şu cevabı aldım: “Bu eleştiriyi
önce Stalin’e yöneltmelisin, çünkü 1943’te, kimseye danışmadan sırf
kendi otoritesine dayanarak Komünist Enternasyonal’in kapatılması emrini
verdi ve böylece komünist harekete ciddi bir darbe vurdu!”
Komintern’in
kapanması hakkında bu görüş DKP’de olduğu kadar PDS’de (Demokratik
Sosyalizm Partisi), ve doğal olarak Troçki’ye bağlı bütün parti ve
hiziplerde hâkim görüştür.
Gerçekte ne
olduğunuysa Dimitrov’un kişisel günlüğünü okuyarak öğrenebiliriz.
Her şeyin
başında, başkan Roosevelt tarafından imzalanarak ABD’de yürürlüğe giren
17 Ekim 1940 tarihli bir yasa yer alıyor. Bu yasa Amerikalı örgütlere
her türlü uluslar arası bağlantıyı yasaklıyordu. Bu durumda ABD komünist
partisi Komünist Enternasyonal’e katıldığı için kapatılma tehlikesiyle
karşı karşıya kalmıştı. O sırada, partinin genel sekreteri Earl R.
Browder hapisteydi. 1940 Ocağında “pasaport sahteciliğinden” dört yıl
hapis cezası almıştı. Onun önerisi üzerine parti, KEYK’ye (Komünist
Enternasyonal Yürütme Komitesi) partinin kapatılmasını engellemek için
komünist enternasyonal üyeliğinden ayrılmasının uygun olup olmayacağını
sordu.
Dimitrov’un
günlüğünden aşağıdaki not açıkça bu talebe gönderme yapıyor:
16.11.40:
Ercoli (Togliatti), Marty ve Gottwald, Amerika Komünist Partisi’nden
olağanüstü kongreleriyle bağlantılı olarak gelen talep nedeniyle
evimdeler.
Şu cevap
üzerinde anlaştık: “(Komintern örgütlenmesine) katılım sorunu
konusunda bir karar alma kesinlikle zorunluysa, parti legal olarak
çalışmasını sürdürebilmek için komünist enternasyonalle biçimsel
bağlarını geçici olarak koparmak zorunda olsa bile,
Marksizm-Leninizm’e ve proletarya enternasyonalizmine bağlılığını
belirten bir karar alınmalıdır.”
Beş ay sonra,
Nisan 1941’de, Dimitrov yönetici yoldaşlar arasında Stalin’in
konuşmalarını aktarıyor:
20.4.41: Benim
sağlığıma da içildi. Bu fırsattan istifadeyle, J. V. Stalin şunları
söyledi: Dimitrov’a göre, Komintern’den ayrılmak isteyen partiler var
(Amerikan partisine gönderme). Bu kötü bir şey değil. Tersine,
komünist partileri Komünist Enternasyonal’in seksiyonları olarak
kalmak yerine tamamen bağımsız partiler yapmak gerekir. Farklı isimler
altında –işçi partisi, Marksist parti vs.- ulusal komünist partiler
haline gelmelidirler. İsim önemli değil. Önemli olan, kendi halklarına
dayanmaları ve kendi özgül görevlerine yoğunlaşmalarıdır. Komünist bir
programa sahip olmaları, Marksist bir analize dayanmaları, devamlı
Moskova’ya bakmamaları, aksine her ülkede yerine getirilmesi gereken
somut görevleri bağımsız olarak çözümlemeleri gerekir. (…) Çünkü durum
ve görevler ülkeden ülkeye tamamen farklılaşıyor. (…) Komünist
partiler kendilerini bu şekilde güçlendirirlerse, uluslar arası
örgütlerini yeniden oluşturabilirler. Marx zamanında Enternasyonal
yaklaşan bir uluslar arası devrim beklentisi içinde kurulmuştu. Aynı
şekilde, Komintern de Lenin yönetiminde benzer bir dönemde
oluşturuldu. Bugün, her ülkede ulusal görevler önde geliyor. Komünist
partilerin uluslar arası bir örgütün seksiyonları şeklinde Komünist
Enternasyonal Yürütme Komitesi’ne tabi olmaları bir handikaptır. (…)
Dünde kalana
saplanıp kalmayın. Yeni ortaya çıkan koşulları dikkate alarak sonuçlar
çıkarın. (…)
Bugünkü
koşullarda, komünist partilerin Komintern’e üyelikleri burjuvaziden
baskı görmelerini kolaylaştırıyor ve bu partileri kendi ülkelerinin
kitlelerinden izole etme planlarına yardımcı oluyor; komünist
partilerin ulusal partiler olarak kendi kendilerine gelişmeleri ve
kendi görevlerini çözümlemeleri engelleniyor.
Dimitrov’un
sonucu: “Komünist Enternasyonal’in gelecek dönemde hem uluslar arası
plandaki yeni ilişki ve çalışma biçimlerine hem de dünya savaşı
koşullarına göre varlığının sürdürülmesi sorunu açıkça ve tam olarak
ortaya kondu.” (sf. 374)
Dimitrov, bu
sorun üzerine fikir alış verişinde bulunmak için KEYK üyesi yönetici
yoldaşlarla toplantı yapıyor:
21.4.41:
Ercoli ve Maurice (Thorez) ile gelecek dönemde KEYK’nın komünist
partiler üzerinde yönetici otorite olarak etkinliğine son vermesi ve
ayrı ayrı komünist partilere tam bir bağımsızlık sağlaması; bu
partilerin, tek bir komünist programla yönlendirilmekle birlikte,
kendi ülkelerinin koşullarına uygun düşen somut görevlerini kendi
başlarına çözümleyen, kararları ve eylemlerinde KEYK yerine bir
haberleşme ve ideolojik-politik destek organına karşı sorumlu olan,
her ülkenin komünistlerinin gerçekten ulusal partileri haline
getirilmesi gerekip gerekmediği sorunu üzerinde tartıştık.
İkisi de
sorunu ortaya koymanın temelde doğru olduğu ve bunun uluslar arası
işçi hareketinin güncel durumuna tamamen uygun düştüğünü
düşünüyorlardı. (sf.375)
Bir süre sonra,
Dimitrov, D. S. Manuilski ve A. A. Jdanov’la bu sorun üzerinde başka
görüş alışverişlerinde bulundu.
KEYK’nın
etkinliğinin durdurulması kararının nedenleri üzerinde D. S.
Manuilski’yle tartışma. Bir çok muğlak ve önemli sorun bu yeniden
gözden geçirmeyle bağlantılıydı.
MK’da
(Jdanov’un evi). Komintern’den bahsettik.
1. Kararın
nedenleri ilkesel olarak ortaya konmalıdır çünkü hem dışarıya hem de
Sovyet yanlısı komünistlere bunun uygun bir açıklamasını yapmak
zorundayız. Komintern’in büyük bir tarihi var ve yekpare bir uluslar
arası merkez olarak varlığı ve eylemine birden son veriyor. Kararda,
karşımızdakilerin tüm olası saldırıları önceden dikkate alınmalıdır,
örneğin, bunun bir oyun olduğu ya da komünistlerin enternasyonalizmden
ve uluslar arası proleter devrimden vazgeçtikleri söylenecektir.
Kararı temellendirişimiz moral bozukluğu ve kararsızlık yaratmamalı,
komünist partilere güç kazandıracak bir dayanak oluşturmalıdır (…).
Komünist
Enternasyonal’in fikirleri kapitalist ülkelerde işçi sınıfının
yönetici katmanları arasında derinlemesine kök salmıştır. Gelinen
aşamada, komünist partilerin bağımsız ulusal partiler olarak
gelişmeleri gerekmektedir. Her ülkede komünist hareketin en üst düzeye
ulaşmasıyla birlikte, bir sonraki aşamada uluslar arası komünist bir
örgüt daha geniş ve daha sağlam bir zeminde yeniden kurulacaktır.
KEYK’nin
dağıtılmasının hiçbir şekilde uluslar arası proletarya dayanışmasının
reddi anlamına gelmediği açıklanmalıdır. Aksine, yalnızca, uluslar
arası işçi hareketinin güncel aşamasına daha uygun hale gelmeleri için
bu dayanışmanın ortaya çıkış biçimleri ve yöntemleri değişmektedir.
2. Bu yön
değişikliği mutlak bir ciddiyet ve kararlılıkla gerçekleştirilmelidir.
Özümüzü değiştirmeyeceğiz, geri kalan her şey aynı kalacak, yani KEYK
dağıtılsa da, uluslar arası yönetici merkez olarak başka bir biçim
altında varlığını sürdürecektir.
3. Bunun kimin
inisiyatifiyle gerçekleştiğinin bilinmesi çok önemli: yönetimin kendi
inisiyatifiyle mi yoksa bir dizi komünist partinin teklifleri üzerine
mi. Son çözüm daha iyi gibi görünüyor.
4. Bu iş acil
değil; telaş etmemeli, tartışmalı ve ciddi olarak hazırlamalıyız.
Üç sorun
tartışma gerektiriyor: a. İlkesel olarak nasıl açıklanmalı? b. Kararın
inisiyatifi kimin olacak? c. KE’nin miras bıraktığı yoldan nasıl
yürünecek?
5. Ne olursa
olsun, komünist hareket bu yön değiştirme sayesinde önemli avantajlar
elde edecektir:
• Her türlü Komintern-karşıtı anlaşma temelini kaybedecek;
• Burjuvazinin en büyük kozu hükümsüz olacak: yani komünistlerin
yabancı bir merkezin emri altında ve dolayısıyla “vatan haini”
oldukları;
• Her ülkede KP’ler bağımsız yapılarını güçlendirecek ve ülkelerinde
gerçekten kitlesel partilere dönüşecekler;
• Halktan uzaklaşmama kaygısıyla KP’lere katılmak istemeyen işçi
militanların katılımı kolaylaşacak. (sf. 386)
Görüldüğü gibi,
Nazi Almanyası’nın Sovyetler Birliği’ne saldırmasından altı hafta önce,
Komünist Enternasyonal’in dağıtılması kararlaştırılmış sayılırdı. Daha
sonra, doğal olarak Faşist Almanya’ya karşı anavatanın savunulması ön
plana geçti, tüm diğer sorunlar arka planda kaldı.
Dahası,
Sovyetler Birliği, İngiltere ve Birleşik Devletler’in bir süreliğine
ittifak yaptığı tamamen değişmiş koşullarda komünist partilerin KEYK
tarafından yönetimi yeniden büyük önem kazandı.
Ancak Stalingrad
savaşında faşist Almanya ordularını geri dönüşsüz olarak yenilgi yoluna
sokan Kızılordu’nun büyük zaferinden sonradır ki, Mayıs 1943’te,
Dimitrov’un günlüğünde, Faşist saldırının başlangıcından bu yana ilk
defa Komünist Enternasyonal’in dağıtılması konusunun yer aldığını
görüyoruz.
8.5.43: Gece
Manuilski’yle birlikte Molotov’daydık. Komintern’in geleceği hakkında
konuştuk. Mevcut koşullarda komünist partilerin yönetim merkezi olarak
Komintern’in bizzat kendi gelişmesine ve kendi özgül görevlerinin
yerine getirilmesine bir engel oluşturduğu kararına vardık. Bu
merkezin dağıtılması için bir metin hazırlıyoruz.
Bu 8 Mayıs 1943
tarihiyle aynı yılın 22 Mayıs’ı arasında Dimitrov’un günlüğünde bu sorun
üzerine tartışmalarla ilgili bir notun yer almadığı gün bulunmamakta. 11
Mayıs 1943’te, KEYK başkanının ilan edeceği, Dimitrov ve Manuilski
tarafından düzenlenen bir deklarasyon taslağı Stalin’in bilgisine
sunuldu, o da onay verdi.
Bu taslak birkaç
kez KEYK prezidyumunda tartışıldı, 20 Mayıs 1943’te son şeklini aldı,
SSCB politik bürosu tarafından 21 Mayıs 1943’te oybirliğiyle kabul
edildi ve 22 Mayıs 1943’te Pravda’da “Komünist Enternasyonal Yürütme
Komitesi Prezidyumunun Bildirisi” başlığıyla yayınlandı.
İçeriği
aşağıdaki gibidir:
1919 yılında,
eski öncü işçi partilerinin büyük çoğunluğunun politik çöküşü üzerine
yaratılan Komünist Enternasyonal’in tarihsel rolü işçi hareketindeki
oportünist unsurlar tarafından budanma ve çarpıtılmalarına karşı
marksizmin öğretilerinin savunulmasıydı. Bu rol bir dizi ülkede
ilerici işçilerin öncü kesiminin gerçek işçi partilerinde
birleştirilmesinin sağlanması, işçi kitlelerinin kendi politik ve
ekonomik çıkarlarının savunusuyla birlikte faşizme ve faşizmin
yarattığı savaşa karşı mücadele için harekete geçirilmesinde bunlara
yardım edilmesi, ve faşizme karşı temel dayanak olarak Sovyetler
Birliği’nin desteklenmesinden oluşuyordu. Komünist Enternasyonal,
savaşa hazırlık aracı olarak Hitlercilerin kullandığı “Komintern
karşıtı anlaşmanın” gerçek anlamını teşhir etti. Bundan daha önce,
Komintern, diğer ülkelerde Hitlercilerin Komünist Enternasyonal’in
sözde casusluk faaliyetleri yaygarasıyla maskeledikleri utanç verici
saldırı girişimlerine yorulmaksızın karşı koymuştu. Savaştan çok önce,
farklı ülkelerin gerek iç gerek dış koşullarının artan karmaşıklığıyla
birlikte, her ülkenin işçi hareketinin görevlerinin herhangi bir
uluslar arası merkez tarafından çözümünün aşılmaz engellere çarptığı
anlaşılmıştı. Dünyanın farklı ülkelerinin tarihsel gelişme yollarının
bu ayrılığı, farklı karakterleri, hatta yapılarındaki zıtlıklar,
toplumsal ve politik evrim düzey ve ritimlerinin farklılığı ve son
olarak işçilerin bilinç ve örgütlenme düzeylerindeki farklılıklar,
farklı ülkelerin işçi sınıflarına farklı görevler yüklüyor. Son çeyrek
yüzyılda yaşanan bütün olaylar ve Komünist Enternasyonal’in edindiği
deneyimler ikna edici bir şekilde göstermiştir ki Komünist
Enternasyonal’in 1. kongresinde işçilerin birleştirilmesi için seçilen
örgütlenme biçimi –işçi hareketinin yeniden doğuşunun başlangıç
döneminin gereksinimlerine uygun düşen bu biçim- farklı ülkelerde işçi
hareketlerinin gelişmesi ve görevlerinin karmaşıklaşmasıyla gittikçe
aşılmakta, hatta ulusal işçi partilerinin daha fazla güçlenmesinin
önünde bir engel haline gelmektedir.
Hitlercilerin
başlattığı dünya savaşı, çeşitli ülkelerin durumlarındaki
farklılıkları daha da arttırdı, Hitlerci tiranlığın uygulayıcısı olan
ülkelerle güçlü anti-Hitlerci koalisyona katılan özgürlük tutkunu
ülkeler arasında derin bir uçurum yarattı. Hitler blokuna dâhil olan
ülkelerde emekçilerin, işçilerin ve tüm dürüst insanların temel görevi
hitlerci savaş makinesini tahrip ederek bu bloğun yenilmesine yardımcı
olmak ve savaştan sorumlu hükümetlerin düşmesine katkıda bulunmakken,
anti-Hitlerci koalisyona dâhil ülkelerde, Hitlerci bloğu en kısa
sürede ezmek ve ulusların karşılıklı işbirliğini hak eşitliği
temelinde sağlamak için bu ülkelerin hükümetlerinin savaş çabalarına
her türlü desteği vermek geniş halk kitlelerinin ve her şeyden önce
ilerici emekçilerin kutsal bir görevidir. Bu hususta, anti-Hitlerci
koalisyona katılan bazı ülkelerde, buralara özgü görevlerin var
olduğunu gözden uzak tutmamak gerekir. Örneğin, Hitlercilerin işgal
ettiği devlet olarak bağımsızlıkları ellerinden alınmış ülkelerde,
ilerici emekçilerin ve geniş halk kitlelerinin temel görevi, Hitler
Almanyası’na karşı bir ulusal kurtuluş savaşına dönüştürülmek üzere
silahlı mücadelenin başlatılmasıdır. Buna ek olarak, Hitlerci
tiranlıktan kurtulmak isteyen halkların ulusal kurtuluş savaşları,
parti ya da dini görüş ayrımı olmaksızın güçlü anti-Hitlerci bloğa
katılan en geniş halk kitlelerini harekete geçirmiş, ve düşmana karşı
en hızlı zaferi elde etmek için her ülkenin işçi hareketinin öncüleri
tarafından ulusal seferberliğin ve kitlelerin harekete geçirilmesinin
başarılmasının en iyi ve en verimli yolunun, söz konusu öncülerin
kendi ülkeleri çerçevesinde örgütlenmeleri olduğunu açıkça
göstermiştir.
Daha 1935’te,
Komünist Enternasyonal’in 7. kongresi, gerek uluslar arası durumda
gerek işçi hareketinde geçmişte ortaya çıkan ve Enternasyonal
seksiyonlarının büyük bir hareket kabiliyeti ve bağımsızlığa sahip
olmasını gerektiren değişiklikleri dikkate almıştı. İşçi hareketinin
bütün sorunları üzerine alınan kararın metne alınması sırasında,
Komünist Enternasyonal’in yürütmesinin her ülkenin kendi somut
koşulları ve özelliklerinden hareket etmesi, komünist partilerin iç
örgütsel işlerine her türlü doğrudan müdahaleden de kaçınması
gerektiğinin altını çizmişti.
Kasım 1940
tarihinde, ABD Komünist Partisi’nin enternasyonalden ayrılma kararını
inceleyen Komünist Enternasyonal, bu düşünceleri göz önünde
bulundurmuş ve kararı onaylamıştır. Marksizm-Leninizm’in kurucularının
öğretilerini kılavuz alan komünistler hiçbir zaman eskimiş örgütlenme
biçimlerinin korunmasının savunucusu olmamıştır. Örgütlenme
biçimlerini ve bu örgütlerin çalışma yöntemlerini bir bütün olarak
işçi hareketinin temel politik çıkarlarına, verili somut tarihsel
durumun ayırt edici yanlarına ve bu durumdan kaynaklanan görevlere
göre oluşturmuşlardır. Büyük Marks tarafından ilerici emekçilerin
Uluslar arası İşçi Birliği’nde birleştirilmesi ve Birinci
Enternasyonal’in tarihsel görevini –Avrupa ve Amerika’da işçi
partilerinin gelişmesinin temellerini atmak- tamamlaması örneğini
hatırlarlar. Ulusal kitlesel işçi partileri yaratılması aşamasına
gelindiğinde, Birinci Enternasyonal’in dağıtılması gerekmişti, çünkü
bu örgütlenme biçimi artık ihtiyaçlara uygun düşmüyordu.
Bu
düşüncelerden hareketle, her ülkede komünist partilerin ve bunların
yönetici kadrolarının politik olgunluğundaki ilerlemeyi dikkate alan,
aynı zamanda şu anki savaş sırasında bir dizi seksiyondan gelen
uluslar arası işçi hareketinin yönetici merkezi biçimiyle Komünist
Enternasyonal’in dağıtılması talebini inceleyen Komünist Enternasyonal
Yürütme Komitesi, –dünya savaşı koşullarında Komünist Enternasyonal
Kongesi toplanması imkânı bulunmaması nedeniyle- yetkisini kullanarak,
aşağıdaki öneriyi Komünist Enternasyonal seksiyonlarının onayına
sunar: uluslar arası işçi hareketinin yönetici merkezi olarak Komünist
Enternasyonal’in dağıtılması ve Komünist Enternasyonal seksiyonlarının
KE tüzük ve kararlarından doğan yükümlülüklerinden serbest
bırakılması.
Komünist
Enternasyonal Yürütme Komitesi başkanlığı tüm enternasyonal
yandaşlarını, emekçilerin ölümcül düşmanı olan Alman faşizmi ve onun
müttefikleriyle yardakçılarının en hızlı şekilde ezilmesi için, tüm
güçlerini anti-Hitlerci koalisyona katılan halk ve devletlerin
kurtuluş savaşlarını tereddütsüz olarak desteklemeye ve bunlara aktif
olarak katılmaya yoğunlaştırmaya çağırır.
Bu deklarasyon
Komintern’in bütün seksiyonlarına gönderildi ve istisnasız hepsi
tarafından onaylandı.
29 Mayıs 1943
tarihli olarak, Dimitrov, Büyük Britanya, Avustralya ve Yugoslavya
komünist partilerinin onay deklarasyonlarının içerikleriyle,
Komintern’in dağıtılmasıyla ilgili olarak Reuter ajansı Moskova muhabiri
King’in Stalin’le yaptığı röportaj’ın içeriğini not ediyor:
8.6.43: KEYK
başkanlığının son toplantısını yaptık.
1. Komintern’in dağıtılması önerisinin tüm seksiyonlar tarafından
selamlandığını, tek bir seksiyonun bile bu öneriye karşı itirazda
bulunmadığını tespit ettik.
2. Komintern
yürütme komitesinin, başkanlığı, sekreterliği ve uluslar arası kontrol
komisyonuyla birlikte dağıtıldığını ilan ettik.
10.6.43:
Pravda’da 8 Haziran 1943 tarihli başkanlık kararı hakkında bildirimiz
yayınlandı.
Sonuç olarak,
hem belgeler hem de Dimitrov’un günlüğünde Komintern’in dağıtılması
tarihi hakkında yer alan notlar, “Stalin’in tek emriyle Komünist
Enternasyonal’in birdenbire dağıtılması” efsanesini yerle bir
etmektedir.
İşte gerçek:
Dağıtma fikrine yönelten, Komintern’in bir seksiyonu olmaya devam etmesi
halinde ABD komünist partisini kapatmakla tehdit eden 1940 tarihli
Amerikan yasasıydı. Dolayısıyla dağıtmaya götüren ilk adım ABD Komünist
Partisi’nin Komünist Enternasyonal’e katılması üzerine oluşan baskıydı.
Komintern’in
dağıtılmasının kesin nedenleri, bir yandan değişen nesnel koşullar
–bunların arasında komünist partilerin merkezi yönetiminin gelişmelerine
ve kendi ülkelerinin emekçileriyle bağlarının derinleşmesine engel
olması bulunuyor-, diğer yandan komünist partilerin merkezi bir yönetime
ihtiyaç duymadan Marksist-Leninist olarak hareket edebilecek kadar
olgunlaştıkları inancıydı.
Dağıtma kararı
KEYK başkanlığının bir yıllık danışma çalışmalarından ve KE’nin bütün
seksiyonlarının tartışmasız demokratik bir yolla onayı alındıktan sonra
alındı. Dolayısıyla Komünist Enternasyonal’in dağıtılması hiçbir şekilde
enternasyonalizmin zayıflaması anlamına gelmez çünkü enternasyonalizm,
karşılıklı işbirliğinin örgütsel biçimlerinden bağımsız olarak her
gerçek Marksist-Leninist partinin temel bir bileşeni haline gelmişti.
Dahası, komünist partilerin uluslar arası bir örgütünün yeni koşullarda,
bu koşullara uygun düşecek bir biçimde yeniden oluşturulacağı gerek
Stalin gerekse KEYK başkanlığı tarafından açıkça öngörülmekteydi.
Bilindiği gibi,
Eylül 1947’de, komünist ve işçi partileri haberleşme bürosu (Kominform)
Varşova’da gerçekleşen bir konferansta kuruldu, çünkü -konferans
bildirisinde de söylendiği gibi- konferansa katılan partiler arasında
iletişim eksikliği olumsuz olgulara yol açmıştı. Bu haberleşme bürosunun
görevi partiler arasında deneyim alışverişinin sağlanması ve gerekli
görüldüğünde etkinliklerinin karşılıklı anlaşma temelinde eşgüdümlü hale
getirilmesiydi. Konferansa katılanlar, kısaca “Haberleşme Bürosu” olarak
adlandırılan topluluğun kurucu üyeleri, iktidarda olan komünist
partilerin – SSCB KP, Bulgaristan KP, Yugoslavya KP, Polonya İşçi
Partisi, Romanya KP, Çekoslovakya KP, Macaristan KP- ve iki Batı Avrupa
komünist partisinin, Fransız KP ve İtalyan KP temsilcileriydi.
Haberleşme
bürosunun varlığı dokuz yıl sürdü. Sonu Komünist Enternasyonal’in
sonundan tamamen farklı oldu. Elbette, görüntüde biçim korundu:
“komünist ve işçi partileri haberleşme bürosunun etkinliğinin sona
erdirilmesine ilişkin basın bildirisi”, dağıtma kararını gene “komünist
ve işçi partilerinin yeni çalışma koşulları” gerekçesiyle açıklıyor ve
şunu belirtiyordu: “Haberleşme Bürosuna bağlı komünist işçi partilerinin
merkez komiteleri, büronun etkinlikleri konusundaki sorunlar üzerinde
fikir alışverişinde bulunmuşlar ve 1947 yılında kurdukları haberleşme
bürosunun işlevini kaybettiği sonucuna ulaşmışlardır; bu bağlamda,
haberleşme bürosunun etkinliğine (…) ve büronun yayın organı Kalıcı
Barış İçin, Halk Demokrasisi İçin gazetesinin yayınına son verme kararı
üzerinde fikir birliğine varılmıştır.”
Şimdi şu soru
ortaya çıkıyor: 14 Kasım 1955’ten 17 Nisan 1956’ya kadar geçen sürede
Haberleşme Bürosunun varlığının savunulmasından “işlevini kaybettiği”
fikrine atlayacak kadar temelli ne değişiklik oldu?
14 Kasım 1955
günü, Kruşçev ve Bulganin ortak bir basın konferansı düzenlediler ve
Bulganin aşağıdaki görüşü savundu:
Zaman zaman
“Kominform”un şu veya bu şekilde tasfiye edilmesi gerekip gerekmediği
soruluyor. Komünist partilerin evrensel olarak kabul görmüş bir
uluslar arası ilişki ve işbirliği biçimini reddetmeleri için ne sebep
olabilir ki? “Kominform”un tasfiyesini isteyenler neden
sosyal-demokrat partileri birleştiren Sosyalist Enternasyonal’in
etkinliğine karşı bir şey demiyor? Neden kapitalistlerin uluslar arası
tekellerde birleşmeleri ve işlerini ortaklaşa yürütmek için düzenli
olarak istişare yapmaları doğal ve meşru oluyor da işçi sınıfından
Marx ve Engels tarafından ilan edilen ve bütün emekçilerin en kişisel
çıkarlarına uygun düşen “Bütün ülkelerin proleterleri, birleşiniz!”
sloganını reddetmesi isteniyor?
Bu, –batıda
Haberleşme Bürosu için genel olarak kullanılan ifadeyle- “Kominform
denilen diken” yıllarca ayaklarına batan batı beylikleri için tam bir
bozgun olmuştu! Nasıl oldu da dört ay sonra geçerliliğini yitirdi? Bu
kadar derinlemesine ne değişti?
Buna verilecek
tek bir cevap var. Arada, SSCB komünist partisinin XX. Kongresi
gerçekleşmiş ve emperyalizmi yenmek için savaşımı öngören Leninist
politikadan emperyalizmle kalıcı ve barışçıl uzlaşma ve “bir arada
yaşama” politikasına dönüş benimsenmişti. Dolayısıyla Komünist Parti
Manifestosu ruhunda ödünsüz sınıf mücadelesi devrimci politikasından
uzaklaşarak sınıf uzlaşması revizyonist politikasının benimsenmesi söz
konusuydu.
Komünist ve İşçi
Partileri Haberleşme Bürosu, bu dönüşün dünya komünist hareketine
uygulanmasına karşı bir direniş merkezi haline gelebilecek şekilde
oluşturulmuştu. Haberleşme Bürosu’nun SSCB KP yönetimini, bu partinin
kararlarını kolektif bir karar organında yer alan diğer ortaklarıyla
uyumlulaştırma gereksinimi nedeniyle kısıtlaması, işte “tükendi” denen
işlev buydu. Bu nedenle Haberleşme Bürosu yok edilmeliydi! Kruşçev’in
1955 haziranında Tito’yla uzlaşabilmek için ve daha sonra da XX.
Kongrede başarıyla kullandığı sürpriz taktiğini uygulayıp komünist
partileri bir oldubittiyle karşı karşıya bırakmak için, serbest kalma
ihtiyacı duyuyordu, bunun daha ötesiyse onları SSCB Komünist Partisi’ne
boyun eğmek ya da ilişkisini kesmek arasında bir tercih yapmaya
zorlamaktı! Boyun eğmeyi reddetmenin sonucunun ne olduğunu, 1960 yılında
Arnavutluk ve Çin’le ilişkilerin kesilmesi örneği herkese gösterdi.
Fakat revizyonist yönetimin bunu yapabilmesi ancak komünist hareketin
kolektif bir organı bulunmaması nedeniyle mümkün olabilmişti…
Kurt
Gossweiler Alman Faşizminin en önemli uzmanıdır. Aynı zamanda uluslar
arası komünist hareket içinde revizyonizmin tarihi üzerine önemli
araştırmaların sahibidir. (www.kurt-gossweiler.de)
Yukarıdaki
metin ilk olarak Weiseneer Blätter’in 2001 yılı 4. mevsimlik sayısında
yayınlanmıştır. Tüm sayfa numaraları George Dimitrov’un Bernard H.
Bayerlein tarafından 1933-1943 Günlükleri başlığıyla yayınlanan
yazılarına gönderme yapmaktadır. Rusça ve Bulgarca’dan Vladislav Hedeler
ve Brigit Schievenz tarafından tercümesi yapılan eserin, Edition Aufbau,
Berlin 2000 baskısı.
Metin Les
dossier du BIP dergisi 89 no’lu Aralık 2002 sayısında yer alan bir
makalenin ikinci kısmıdır. Bu dergi Editions Démocrite tarafından
yayınlanmaktadır. Adres: bd Roger Salengro 52, 93190 Livry-Gargan
Fransa E-mail adresi:
democrite@wanadoo.fr
Stalin Arşivi çeviri birimi (17 Ocak 2007)
Kaynak:
http://www.stalinkaynak.com |