|
Www.GencliginSesi.Net
|
İçindekiler
GİRİŞ
ÖNSÖZ
YAYINCILARIN ÖNSÖZÜ
BİRİNCİ KISIM
FELSEFE SORUNLARI
I. FELSEFEYİ NİÇİN ÖĞRENMELİYİZ?
II. FELSEFE ÖĞRENMEK ZOR BİR ŞEY MİDİR?
III. FELSEFE NEDİR?
IV. MATERYALİST FELSEFE NEDİR?
V. MATERYALİZM İLE MARKSİZM ARASINDAKİ İLİŞKİLER
NELERDİR?
VI. BURJUVAZİNİN MARKSİZME KARŞI KAMPANYALARI
BİRİNCİ BÖLÜM
FELSEFE SORUNU
I. FELSEFE ÖĞRENMEYE NASIL BAŞLAMALIYIZ?
II. EVRENİ AÇIKLAMANIN İKİ BİÇİMİ
III. MADDE VE RUH
IV. MADDE NEDİR? RUH NEDİR?
V. FELSEFENİN TEMEL SORUSU YA DA SORUNU
VI. İDEALİZM YA DA MATERYALİZM
İKİNCİ BÖLÜM
İDEALİZM
I.
AHLAKİ İDEALİZM VE FELSEFİ İDEALİZM
II. BERKELEY'İN İDEALİZMİNİ NİÇİN ÖĞRENMELİYİZ?
III. BERKELEY'İN İDEALİZMİ
IV. İDEALİST USLAMLAMANIN SONUÇLARI
V. İDEALİST KANITLAR
1. Ruh maddeyi yaratır
2. Dünya bizim
düşüncemiz dışında mevcut değildir.
3. Şeyleri yaratan bizim fikirlerimizdir.
ÜÇÜNCÜ
BÖLÜM
MATERYALİZM
I. NİÇİN MATERYALİZMİ ÖĞRENMEMİZ GEREKİR?
II. MATERYALİZM NEREDEN GELİR?
III. MATERYALİZM NASIL VE NİÇİN GELİŞTİ?
IV. MATERYALİSTLERİN İLKELERİ VE KANITLARI NELERDİR?
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
KİM HAKLI
İDEALİST Mİ, MATERYALİST Mİ?
I.
SORUNU NASIL KOYMALIYIZ?
II. DÜNYANIN YALNIZCA BİZİM DÜŞÜNCEMİZDE
VAROLDUĞU DOĞRU MUDUR?
III. ŞEYLERİ BİZİM FİKİRLERİMİZİN YARATTIĞI
DOĞRU MUDUR?
IV. RUHUN MADDEYİ YARATTIĞI DOĞRU MUDUR?
V. MATERYALİSTLER HAKLIDIRLAR VE
BİLİM ONLARIN İDDİALARINI TANITLAR
BEŞİNCİ BÖLÜM
ÜÇÜNCÜ BİR FELSEFE VAR MIDIR?
BİLİNEMEZCİLİK
I. NİÇİN ÜÇÜNCÜ BİR FELSEFE?
II. BU ÜÇÜNCÜ FELSEFENİN İLERİ
SÜRDÜĞÜ KANITLAR
III. BU FELSEFE NEREDEN GELİYOR?
IV. VARDIĞI SONUÇLAR
V. BU "ÜÇÜNCÜ" FELSEFE NASIL ÇÜRÜTÜLÜR?
VI. VARGI
BİRİNCİ
KISIM
YOKLAMA SORULARI
İKİNCİ KISIM
FELSEFİ MATERYALİZM
BİRİNCİ BÖLÜM
MADDE VE MATERYALİSTLER
I. MADDE NEDİR?
II. BİRBİRİNİ İZLEYEN MADDE TEORİLERİ
III. MATERYALİSTLERE GÖRE MADDE NEDİR?
IV. UZAY, ZAMAN, HAREKET VE MADDE
V. VARGI
İKİNCİ BÖLÜM
MATERYALİST OLMAK NE DEMEKTİR?
I. TEORİ İLE PRATİĞİN BİRLİĞİ
II. DÜŞÜNCE ALANINDA MATERYALİZM YANLISI OLMAK NE
DEMEKTİR?
III. PRATİKTE NASIL MATERYALİST OLUNUR?
a) Sorunun birinci yönü.
b)
Sorunun ikinci yönü.
IV. VARGI
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
MATERYALİZMİN TARİHİ
I. BU TARİHİ ÖĞRENME ZORUNLULUĞU
II. MARKSİZM-ÖNCESİ MATERYALİZM
1.
Yunan antikçağı.
2.
İngiliz materyalizmi.
3.
Fransa'da materyalizm.
4. 18.
yüzyıl materyalizmi.
III. İDEALİZM NEREDEN GELİR?
IV. DİN NEREDEN GELİR?
V. MARKSİZM-ÖNCESİ MATERYALİZMİN DEĞERLERİ
VI. MARKSİZM-ÖNCESİ MATERYALİZMİN KUSURLARI
İKİNCİ KISIM
YOKLAMA SORULARI
ÜÇÜNCÜ KISIM
METAFİZİĞİN İNCELENMESİ
TEK BÖLÜM
METAFİZİK YÖNTEM NEDİR?
I. BU YÖNTEMİN TEMEL ÖZELLİKLERİ
1. Metafizik yöntemin birinci temel özelliği: Özdeşlik ilkesi.
2. Metafizik yöntemin. ikinci temel özelliği: Şeylerden ayırma
(tecrit).
3. Üçüncü temel özellik: Sonsuz ve aşılmaz bölmeler.
4. Dördüncü temel özellik: Karşıtların karşı karşıya konması.
II. ÖZET
III. METAFİZİK DOĞA ANLAYIŞI
IV. METAFİZİK TOPLUM ANLAYIŞI
V. METAFİZİK DÜŞÜNCE ANLAYIŞI
VI. MANTIK NEDİR?
VII. "METAFİZİK" SÖZCÜĞÜNÜN AÇIKLAMASI
ÜÇÜNCÜ KISIM
YOKLAMA SORULARI
DÖRDÜNCÜ KISIM
DİYALEKTİĞİN İNCELENMESİ
BİRİNCİ
BÖLÜM
DİYALEKTİĞİN İNCELENMESİNE GİRİŞ
I. HAZIRLAYICI UYARILAR
II. DİYALEKTİK YÖNTEM NEREDEN DOĞMUŞTUR?
III. DİYALEKTİK, UZUN ZAMAN, NİÇİN METAFİZİK
YÖNTEMİN BASKISI ALTINDA KALDI?
IV. 18. YÜZYIL MATERYALİZMİ NİÇİN METAFİZİKTİ?
V. DİYALEKTİK MATERYALİZM NASIL DOĞDU: HEGEL VE MARX
İKİNCİ BÖLÜM
DİYALEKTİĞİN YASALARI
BİRİNCİ YASA: DİYALEKTİK DEĞİŞME
I. DİYALEKTİK HAREKETTEN NE ANLAŞILIR?
II. DİYALEKTİK İÇİN KESİN, MUTLAK, KUTSAL HİÇBİR ŞEY YOKTUR
III. SÜREÇ
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
İKİNCİ YASA: KARŞILIKLI ETKİ
I. SÜREÇLERİN ZİNCİRLEME SIRALANIŞI
II. 19. YÜZYILIN BÜYÜK BULUŞLARI
1. Canlı hücrenin ve gelişiminin bulunuşu.
2. Enerjinin dönüşümünün bulunuşu.
3. İnsanda ve hayvanlarda evrimin bulunuşu.
III. TARİHSEL GELİŞME YA DA SARMAL (SPİRAL) GELİŞME
IV. VARGI
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
ÜÇÜNCÜ YASA: ÇELİŞKİ
I. SÜREÇLERİN ZİNCİRLEME SIRALANIŞI
I. YAŞAM VE ÖLÜM
II. ŞEYLER KENDİ KARŞITLARINA DÖNÜŞÜR
III. OLUMLAMA, YADSIMA VE YADSIMANIN
YADSINMASI
IV. DURUMU GÖZDEN GEÇİRELİM
V. KARŞITLARIN BİRLİĞİ
VI. SAKINILACAK YANLIŞLAR
VII. DİYALEKTİĞİN PRATİK SONUÇLARI
BEŞİNCİ BÖLÜM
DÖRDÜNCÜ YASA:
NİCELİĞİN NİTELİĞE DÖNÜŞMESİ YA DA
SIÇRAMALI İLERLEME YASASI
I. REFORMLAR MI, DEVRİM Mİ?
II. TARİHSEL MATERYALİZM
1. Tarih
nasıl açıklanır?
2. Tarih
insanların eseridir.
DÖRDÜNCÜ KISIM
YOKLAMA SORULARI
BEŞİNCİ KISIM
TARİHSEL MATERYALİZM
BİRİNCİ BÖLÜM
TARİHİN DEVİNDİRİCİ GÜÇLERİ
I. SAKINILMASI GEREKEN YANLIŞ BİR DÜŞÜNCE
II. "TOPLUMSAL VARLIK" VE BİLİNÇ
III. İDEALİST TEORİLER
IV. "TOPLUMSAL VARLIK" VE YAŞAM KOŞULLARI
V. SINIF SAVAŞIMLARI, TARİHİN DEVİNDİRİCİSİ
İKİNCİ
BÖLÜM
SINIFLAR NEREDEN GELİR?
EKONOMİK KOŞULLAR NEREDEN GELİR?
I. BİRİNCİ BÜYÜK İŞBÖLÜMÜ
II. TOPLUMUN SINIFLARA İLK BÖLÜNÜŞÜ
III. İKİNCİ BÜYÜK İŞBÖLÜMÜ
IV. TOPLUMUN SINIFLARA İKİNCİ BÖLÜNÜŞÜ
V. EKONOMİK KOŞULLARI BELİRLEYEN ŞEY
VI. ÜRETİM TARZLARI
VII. UYARILAR
BEŞİNCİ KISIM YOKLAMA SORULARI
ALTINCI KISIM
DİYALEKTİK MATERYALİZM
VE İDEOLOJİLER
TEK BÖLÜM
DİYALEKTİK YÖNTEMİN İDEOLOJİLERE
UYGULANMASI
I. MARKSİZM İÇİN İDEOLOJİLERİN ÖNEMİ NEDİR?
II. İDEOLOJİ NEDİR?
(İDEOLOJİK ETKEN VE İDEOLOJİK BİÇİMLER)
III. EKONOMİK YAPI VE İDEOLOJİK YAPI
IV. DOĞRU BİLİNÇ VE YANLIŞ BİLİNÇ
V. İDEOLOJİK ETKENLERİN ETKİ VE TEPKİSİ
VI. DİYALEKTİK TAHLİL YÖNTEMİ
VII. İDEOLOJİK SAVAŞIMIN ZORUNLULUĞU
VIII. VARGI
ALTINCI KISIM
YOKLAMA SORULARI
GENEL ÖZETLEME ÖDEVİ
GİRİŞ
SIK SIK şöyle denir: Georges Politzer her şeyden önce
Gülüştür. Meydan okumanın Gülüşü; başkaldırmanın değil, devrimcinin
Gülüşü; anarşistin değil, tarihin mahkumiyet hükmünden kurtulmak için
eski dünyanın güçleriyle açıkça alay eden marksistin Gülüşü. Zincirler
içinde, Pucheu'nün karşısında, Gestaponun işkenceleri içinde bile, galip
gelenin Gülüşü; infaz mangasının karşısında, galip gelenin Gülüşü.
Georges Politzer, 1903'te doğmuştu. Macaristan'ın kuzeyindeki
küçük bir kentte, Navyvarod'da dünyaya gelmişti; ama, 17 yaşında, gerici
bir iktidarın eline düşen babasına kıymış olan bu ülkeyi terketmek
zorunda kalmıştı. Fransa'yı seçmişti; zekasının ve yüreğinin yaptığı bir
seçimdi bu; çünkü tepeden tırnağa Fransızdı. Fransız esprisinin
pırıltılarını kimse ondan daha iyi anlatmamıştır. Fransız dilini, baba
ocağında, Voltaire'i ve Diderot'yu okuyarak öğrenmiştir; ve Quartier
Latin'de felsefe hocalığına dek bütün unvanları kazanmak için topu topu
beş yıl geçirmiştir.
Georges Politzer'de bir dahi filozof yeteneği vardı. Tıpkı dostu
ve işkence arkadaşı Jacques Solomon'un teorik fizik alanında olağanüstü
bir uzman oluşu gibi.
Politzer; henüz bir tür idealist düşünce içinde çabaladığı
1926'dan sonra gelişmiştir kuşkusuz. Savaşım vermiş, dişini tırnağına
takarak ilerlemiştir. Yolun sonunda da marksizmle karşılaşmıştır.
Paris İşçi Üniversitesi, 1930 yılları başında, Mathurin- Moreau
caddesinin eski binalarında kurulduğu zaman, öğretim üyeleri arasında
dikkat çeken ve hatta ünlü birçok profesör vardı, ama hiçbir ders
Georges Politzer'in verdiği diyalektik materyalizm dersi kadar
öğrencileri, işçileri, memurları ve aydınları coşturmuyordu. En güç
sorunlar, onun sayesinde, açık ve basit bir durum kazanıyordu. Hem de
felsefi düzenlerini, teorik saygınlığını hiç yitirmeksizin. Ayrıca
acımasız bir alay gücü, hasımlarının görüşlerindeki kararsızlığı
çıplaklığıyla ortaya döküyordu. Marx'ın ve Lenin'in öğretilisi olan
Politzer, korkunç bir polemikçi olduğu kadar, derin bir kültürle,
karşıkonmaz bir yetenekle silahlanmış bir düşünürdü.
Bugün, marksizm, üniversitede anılma hakkı kazanmış, Marx ve
Lenin, yarışma sınavları programına girmiş bulunuyor. Sovyet felsefesine
eğilen koca koca üniversite kitapları var. Ama, kırk yıl önce durum hiç
de böyle değildi: Auguste Cornu, Sorbonne'da, genç Marx'ın fikirlerinin
oluşumu üstüne bir tezi desteklerken, bir öcü gibi, hatta onmaz bir
çocuk gibi görünmüştü. Georges Politzer'in felsefi çalışmaları, Auguste
Cornu'nün araştırmalarıyla birlikte, felsefenin başlıca sorunlarını,
diyalektik materyalizmin ışığı altında aydınlatmakta ilk önemli girişim
olmuştur.
1929'da arıtıcı bir alevle haleli genç bir tanrıyı andıran kızıl
saçlı filozofun Felsefi Bir Gösterinin Sonu: Bergsonculuku, resmi
idealist düşünceye karşı bu ateş gemisini, ansızın suya indirdiği
sırada, nasıl sağlıklı bir rüzgarın, akademik bataklıklardan tüten pis
kokuları bir anda silip süpürdüğünü anlatmak güç bir şey. Savaş
günlerine dek, Politzer, marksizmin bütün düşmanlarına karşı, kendi
gözünde çağdaş rasyonalizmle kaynaşmış yenici polemiğini sürdürüyor, ve
aynı zamanda büyük Descartes geleneğini çıkış noktası olarak alıyor,
Fransız felsefe tarihinin ilerici geleneklerinin savunusunu görkemli bir
biçimde üstleniyordu.
Politzer, psikoloji sorunlarıyla da çok yakından ilgilenmekteydi.
Geleneksel idealist psikolojiye karşı, somut olarak adlandırdığı yeni
bir psikoloji yaratma girişimini ona borçluyuz. Başlangıçta, psikolojik
işlevleri ayrı ayrı dergilerde, canlı insanı bütünüyle inceleme
eğiliminden ötürü kendisine çekici gelen Freud'un psikanaliz yönteminin
bir ölçüde etkisine girmişti. Ama çok geçmeden, 1928'den sonra,
fröydcülükte kabul edilmez yanlar olduğunu kavradı ve Pszkolojinin
Temellerinin Eleştirisi adlı yapıtıyla bu akımdan ayrıldı. Kişiliğin
toplumsal değerini belirtmek konusunda Politzer'in gösterdiği çaba,
kendi çalışmalarına psikolog değeri kazandırdı.
Cherbourg lisesinde, sonra Evreux lisesinde, en sonunda da
Saint-Maur lisesinde dersler verdi. O arada, Fransız Komünist Partisi
belgeleme merkezini kurmuş ve yönetmeye başlamıştı - büyük bir tutkuyla
yapıyordu bu işi, öyle ki, orada, bazan sabaha kadar çalışıyordu.
İktisatçı oldu. l'Humanite'deki yazıları, gittikçe genişleyen bir okur
kitlesi tarafından izleniyordu.
Gazeteciliği çekici buluyordu. Bu satırlarin yazarı çok iyi
biliyor bunu, çünkü Georges Politzer'in, 1937 ve 1939 arasında, zaman
zaman, bu komünist gazetenin yayın yönetmeninin yerini birkaç günlüğüne
doldurmak için nasıl bir sevinçli telaş içinde geldiğini anımsıyor.
Maurice Thorez'nin bu olağanüstü militana sevgisi vardı.
Savaş gelip çatıyor. Paris'te, Harp Okulunda silah altına alınan
Politzer, Komünist Partinin gizli yönetimi yanında kaldı. 6 Haziran
1940'ta, Paris'in savunulmasının örgütlenmesi konusunda Komünist
Partinin tarihsel önerilerini hükümet adına halka çağrıda bulunması için
Manzie'ye ileten oydu.
İlerde nazi kamplarının vahşeti içinde yaşamını yitirecek olan
bulunmaz eşi Maıe Politzer'le birlikte 1940-1942 yılları arasında
Üniversite Direnmesinin ruhu oldu. Bu konuda her zaman sarsılmaz bir
yüreklilikle davrandığını söylemek yetmez bile: şaşılası
soğukkanlılığından, büyük yiğitliğinden sözetmek de gerekir.
Temmuz 1940'ta terhis edildikten hemen sonra, Politzer'in, Jacques
Solomon ve Daniel Decourdemanche'la birlikte, orta ve yüksek öğretim
üyelerine hitabeden gizli bir bülten yayınlamaya başladığını görüyoruz.
Paul Langevin'in Gestapo tarafından tutuklanmasından hemen sonra
Universite Libre'in (Özgür Üniversitenin) 1. sayısı çıkıyor. Gazete,
ünlü fızikçinin hapse atılışını ve faşist istilacıların başka
marifetlerini anlatıyor; ve ekliyor:
Bütün bu olaylar akıp giderken, üniversite, eski düzenine yeniden
kavuşmuştur: gene, onurlu tarihinde her zaman olduğu gibi, düşünce ve
irade birliğini kurmuştur. Fransız Üniversitesinin sloganı olan ve ondan
kalan özgürlük içinde, büyük kültür geleneğini, bütün zorlamalara karşın
sürdürmek konusunda birlik halindedir.
Bundan sonra Özgür Ünzversite, düşmanın üniversiteye elatmasına
karşı, Yahudi öğretim üyelerinin ve öğrencilerin tutuklanmasına karşı,
programların gerici bir biçimde değiştirilmesine karşı, aslında nazi
emperyalizminin hizmetinde gerici bir girişimden başka bir şey olmayan
ulusal devrim iddiasına karşı, savaşını kesiksiz olarak yürütecektir.
Gazete, liselerde ve yüksek öğrenim kurumlarında düşmana karşı direnmeyi
korkusuzca körüklemektedir. Özgür Üniversite'nin 1940-1941 koleksiyonu,
komünistlerin, daha işgal başlar başlamaz kurtuluş savaşına katılışının
en parlak belgesidir. Bu gerçek, gazetenin Ocak 1941'den önceki sekiz
hazirandan önceki yirmi sayısında, bütün açıklığıyla görünür.
Sovyetler Birliği'ne hitlerci saldırı başladığı zaman, Özgür
Üniversite'nin 1 Temmuz 1941 tarihli 22. sayısında Hitler'in Mezarı
başlığı altında birleşmiş bir halkın birleşmiş ordusunun, yeni bir
toplumun yeni ordusunun bilinen zaferi ilan ediliyor.
Mart 1941'den sonra, yurtsever çevrelerde, olağanüstü güçte ve
kesinlikle anti-nazi bir yergi elden ele dolaşmaya başlamıştı. Yazarın
adı belirtilmiyordu. Ama üslup, herkesin tanıdığı bir üsluptu. Herkes,
20. Yüzyılda Devrim ve Karşıdevrim'in Politzer'in yapıtı olduğunu
biliyordu. Ocak-Şubat içinde basılmış olan bu broşür, kırkbeş
sayfalıktı. Reichsleiter Rosenberg'in, Kasım 1940 sonunda, 1789
fikirleriyle hesabı kesmek için Millet Meclisinde verdiği ve Kan ve
Altın, ya da Kana Yenilmiş Altın başlığıyla yayınlanmış söylevine
verilmiş parlak bir karşılıktı bu.
Politzer, bu yapıtında, demokrasinin ölmediğini, Hitler'in,
yengileriyle toprağa gömülmediğini belirtiyordu. Burjuva demokrasisinin
sınırlı oluşunu ve çürümüşlüğünü, kapitalizmin yıkılışı ve sosyalizmin
gerçekleşmesiyle, gerçek demokrasiye geçme olanağını anlatıyordu.
Aslında, diye yazıyordu, barbarlıktan kurtulmuş uygarlığı,
sosyalist uygarlığı yaratan Sovyetler Birliği'nce korunmuş ve güvence
altına alınmış bilimi ve mantığı unutturabilecek hiçbir güç yoktur
dünyada.
Fransız Komünist Partisi merkez komitesi, 15 Mayıs 1941 tarihli
bir bildiriyle, Fransa'nın özgürlüğü ve bağımsızlığı için geniş bir
ulusal cephe kurulmasını önerince, Politzer, J. Solomon ve D.
Decourdemanche gibi seçkin aydınlar, çevrelerindeki komünist olmayan
yurttaşların da bu cepheye katılması için iki kat çaba göstermeye
başladı.
1942'de, ocaktan marta kadar süren ve yaklaşık olarak yüzkırk
komünist yurttaşın özgürlüğüne malolan büyük insan avı sırasında,
Politzer de tutuklanmıştı (şubat).
Bütün işkencelere karşın tek söz çıkmadı ağzından. Karısı bir
mektubunda şöyle anlatıyor bunu:
Gestapo subayları, birçok kez, hemen salıverileceğimizi
söyleyerek, tüm ailemize mutlu bir yaşam sağlanacağı konusunda güvence
vererek, bunun karşılığında, onun; Fransız gençliğini değiştirme
çalışmalarına katılmasını kabul etmesini istediler. Düşünmek için
kendisine sekiz gün süre verdiler. Bir gün, çağrıldı ve tutumunu
değiştirmediği öğrenilince, kendisine birkaç gün sonra kurşuna
dizileceği söylendi...
Kurşuna dizilmeden önce, benim hücremde, yirmi dakika geçirmesine
izin verildi. Bir yücelik vardı halinde. Yüzü hiç bu kadar aydınlık
olmamıştı. Işıltılı bir sükunet içindeydi ve her hareketi, cellatlarını
bile duygulandırıyordu. Partisi uğrunda ve Fransa uğrunda ölmekten ne
kadar mutluluk duyduğunu söyledi bana. Özellikle Fransa topraklarında
öleceği için mutluydu. Bunun, onun için ne denli önemli olduğunu
biliyorsunuz.
Ama, IV. Cumhuriyet daha az alçaklık etmedi; Georges Politzer'e,
öldükten sonra, direnme kahramanı unvanının verilmesi istendiğinde, Eski
Muhariplerin ardarda gelen bakanları tarafından, 1954-1955'te, buna
inatla karşı çıkılmıştı. Bu bakanlardan birincisi, şimdi iyice unutulmuş
olan Laniel hükümeti üyesi Andre Mutter'di; ikincisi ise, silik bir
dögolcu olan Raymond Triboulet idi ve Edgar Faure adlı bir hükümet
başkanının gölgesi altındaydı. Bu değersiz kişiliğin sefil tutumunu
düzeltmek için, M. Bruguier ve M. de Moro Giafferi'nin savunmaları
üzerine, yerel mahkemenin, 1956'da, bir karar vermesi gerekmiştir.
Georges Politzer'in anısı için bu bayağılıkların pek bir önemi
yok. Onun verdiği örnek, aydın kuşakları esinlemiştir, esinleyecektir.
Politzer'in üniversitede sağlam ve kolayca parlayacak bir yeri
vardı; değeri uzmanlarca üstün bir biçimde kabul edilmişti. Ama, o, aynı
zamanda, işçi sınıfına ve onun savaşımlarına canla başla bağlanmış, her
gün bir militana düşen pratik çabalar konusunda da, düşüncenin düzeni
olan yükselmiş yapıtlar konusunda da, partiye karşı eşit oranda
kendisinde sorumluluk duyan bir aydın tipiydi.
Kültür Evlerinde, Paul Langevin'in Materyalist İncelemeler
Gurubunda, İşçi Üniversitesinde, kalemleriyle olsun; sözleriyle olsun,
gösterdikleri bütün çabalarda, Politzer de, Solomon da, aydınlara,
bilginlere, öğrencilere, marksizmin nasıl tanıtılacağını
göstermişlerdir. 1938 tatilinde, iki dağ yürüyüşü arasında, Bossons
buzulunun eteğindeki bir köşkte, Doğanın Diyalektiği'ni çevirmeye
başlamışlardı. Yüksek felsefe sorunları ufuklarından hiç silinmiyordu.
Partilerinin yazgısının ayrılmaz bir biçimde gerçeğin yazgısına bağlı
olduğuna inanmışlardı.
Pratikte, bu inanç, partiyle ve parti üyeleriyle birlikte yaşama
kaygısıyla aynı anlama gelmekteydi. İki dostumuzun davranışı, aslında,
burjuva etkilerine boyun eğdikleri halde, kitlelere akıl hocalığı
taslayan entelektüellerin iddialı davranışına taban tabana karşıttı.
Politzer şöyle demişti:
Entelektüel bağımsızlık, eleştirel zeka, tepkiye boyun eğmek
değil, tersine boyun eğmemek demektir.
Bu özdeyişin, onun bütün öğretim yaşamını yeterince özetlediği
kanısındayız. Sayıları her gün daha çoğalan genç aydınlar, Mayıs 1942'de
öldürülmüş kahramanın vasiyetini daima daha iyi bir biçimde
tamamlayabilirler!
ÖNSÖZ
BAŞLANGIÇ bilgileri içeren bu elkitabı,
Georges Politzer'in, 1935-1936 ders yılında, İşçi Üniversitesinde
verdiği kurslarda, öğrencilerinden biri tarafından tutulmuş notlardan
derlendi. Kitabın niteliğini ve kapsamını anlamak için, ilkin, hocamızın
amacını ve yöntemini belirtmek gerekir.
Bilindiği gibi, İşçi Üniversitesi, 1932 yılında, küçük bir
profesörler grubu tarafından, beden işçilerine marksist bilimi öğretmek
ve onlara, zamanımızı anlama ve teknik alanda olduğu kadar siyasal ve
toplumsal alanda da eylemlerini yürütme olanağını sağlayacak bir düşünme
yöntemi öğretmek için kurulmuştu.
Başından beri, Georges Politzer, İşçi Üniversitesinde, marksist
felsefeyi, diyalektik materyalizmi öğretme işini üzerine aldı. Resmi
öğretim bu felsefeden habersiz kalmaya ya da onun niteliğini bozmaya
devam ettiği ölçüde, bu zorunlu bir görevdi.
Bu kurslara katılmak ayrıcalığına erişmiş olanlardan hiçbiri, -o,
her yıl, her yaş ve meslekten insanların oluşturduğu, ama genç işçilerin
çoğunlukta bulunduğu bir dinleyici kitlesi karşısında konuşuyordu- böyle
kuru ve zor bir konuyu, bu konuda hiç deneyimi olmayan dinleyicilerden
her birinin kavrayabileceği bir açıklığa kavuşturmak için öylesine
ustaca ve coşkulu, öylesine bilgili ve kardeşçe, öylesine özenli olan bu
kızıl saçlı büyük çocuğun önünde duyduğu derin izlenimi unutmayacak.
Sert olmasını bilen ama her zaman adil ve yerinde olan saygın
otoritesi, kurslarında, hoş bir disiplin yaratırdı, ve onun kişiliğinden
öyle bir canlılık, öyle bir yaşam gücü ve öyle bir ışıltı fışkırırdı ki,
bütün öğrencileri, ona hayranlık duyar ve onu severdi.
POLITZER, daha iyi anlaşılması için, her şeyden önce ancak konu
ile daha önce karşılaşmış olanların kavrayabileceği felsefeye özgü bütün
özel deyimleri, bütün teknik terimleri, sözlüğünden çıkarırdı. Yalnızca
herkesin bildiği yalın sözcükleri kullanmak isterdi. Özel bir terimi
kullanmak zorunda kaldığı durumlarda, bunu, alışılmış, bildik örneklerle
uzun uzun açıklamaktan geri durmazdı. Tartışmalarda öğrencilerinden
herhangi biri, bilgiççe sözcükler kullanacak olsa, onu azarlar ve, onun
yakınında bulunmuş olan herkesin çok iyi bildiği o iğneleyici
sözleriyle, onu alaya alırdı.
O, yalın ve açık olmak isterdi ve her zaman sağduyuya seslenirdi,
ama bunu yaparken açıklamakta olduğu fikirlerin ve teorilerin
doğruluğundan ve gerçekliğinden, hiçbir zaman, hiçbir şey feda etmezdi.
Dersten önce ve sonra, bütün dinleyicilerinin tartışmalara katılmasını
sağlayarak kurslarını son derece canlı tutmasını bilirdi. Şöyle yapardı:
Her dersin sonunda, yoklama sorusu dediği bir ya da iki soru verirdi; bu
sorular, dersi özetlemek ya da derste anlatılanları herhangi özel bir
konuya uygulamak amacına yönelik olurdu. Öğrenciler konuyu işlemek
zorunda değildi, ama bunu görev bilenler pek çoktu ve bunlar, bir
sonraki derse yazılı bir ödev getirirlerdi. O, derse girince, kimin ödev
yaptığını sorardı; eller kaldırılırdı, o da aramızdan bazılarını seçer,
yazdıklarımızı okutur ve gerekiyorsa sözlü açıklamalarla eksiklikleri
tamamlardı. Politzer, eleştirir ya da kutlar ve öğrenciler arasında kısa
süren bir tartışma başlatırdı; sonra bu tartışmadan dersler çıkararak,
konuyu bir sonuca bağlardı. Bu yaklaşık olarak, yarım saat kadar sürerdi
ve böylece bir önceki derste bulunamamış olanlara eksiklerini tamamlamak
ve daha önce öğrenmiş oldukları ile bağlantı kurmak olanağını sağlardı;
bu, aynı zamanda, hocaya da, ne ölçüde anlaşıldığını görmek olanağını
verirdi: gerekirse, karmaşık ve aydınlanmamış noktalar üzerinde yeniden
dururdu.
Sonra, bir saat kadar süren günün dersine başlardı; öğrenciler,
yeniden, anlatılanlar üzerine sorular sorardı. Bunlar genellikle ilginç
ve yerinde sorular olurdu; Politzer, konuya açıklık getirmek ve kursun
özünü değişik bir açıdan yeniden ele almak için, bu sorulardan
yararlanırdı.
Kendi konusunda derin bir bilgiye ve hayranlık uyandıran kıvrak
bir zekaya sahip olan Georges Politzer, her şeyden önce,
dinleyicilerinin tepkilerine dikkat ederdi. Her seferinde genel havayı
yoklar ve durmadan öğrencilerinin öğretilenleri ne ölçüde benimseyip
özümlediklerini denetlerdi. Böylece öğrencileri tarafindan tutkulu bir
ilgi ile izlenirdi. O, binlerce militanın yetişmesine katkıda
bulunmuştur ve bunlardan pek çoğu, bugün, sorumlu görevlerde
bulunuyorlar.
BU öğretimin değerini çok iyi anlayan, ve onu izleyemeyenleri,
özellikle taşrada bulunan arkadaşlarımızı düşünen bizler, onun
kurslarının yayınlanmasını diliyorduk. O, her zaman bu konuyu
düşüneceğine söz veriyordu, ama sonu gelmez çalışmaları arasında hiçbir
zaman bu tasarıyı gerçekleştirecek zamanı bulamıyordu.
İşçi Üniversitesinde yüksek felsefe kursu açılmıştı; bu kursun
ikinci yılında iken, Politzer'den, ödevlerimi düzeltmesini istemek
fırsatını buldum, isteği üzerine ödev defterimi kendisine verdim. Onları
beğendi, iyi hazırlanmış dedi ve ben, notlarımdan yararlanarak başlangıç
kursları derslerini kaleme almasını önerdim. Onları gözden geçirmeye ve
düzeltmeye söz vererek beni yüreklendirdi. Ne yazık ki, buna zaman
bulamadı. Uğraşıları gittikçe daha yüklü olduğundan, yüksek felsefe
kurslarını arkadaşımız Rene Maublanc'a bıraktı. Maublanc'a tasarımızı
ilettim, kaleme aldığım ilk dersleri gözden geçirmesini istedim. Büyük
bir istekle kabul etti ve çalışmayı sürdürüp bitirmem için beni
isteklendirdi, sonradan onu Politzer'e sunacaktık. Ama savaş çıkageldi:
Politzer, hitlerci işgalcilere karşı savaşımda kahramanca öldü.
Her ne kadar, hocamız, onayladığı ve bizi isteklendirmiş olduğu
bir çalışmayı gereğince düzene koyup tamamlamak için artık aramızda
değilse de, biz, bunu, kurs notlarıma göre yayınlamanın yararlı olduğuna
inandık.
İŞÇİ Üniversitesindeki felsefe kursuna, her yıl, materyalizm
sözcüğünün gerçek anlamını saptayarak ve bazılarının bu sözcük üzerinde
yaptıkları iftiracı anlam değişikliklerini protesto ederek başlayan
Georges Politzer, materyalist filozofun ülküden yoksun olmadığını ve bu
ülküyü zafere ulaştırmak için savaşmaya hazır olduğunu vargücü ile
yinelerdi. Sonradan, bunu, kendisini feda ederek tanıtlamasını bildi.
Onun bu kahramanca ölümü, marksizmde teori ile pratiğin birliğinin
doğruluğunu kesinlikle söylediği ilk kursunun ününü yaydı. Marksizmin,
insanı makineye ya da ancak goril ya da şempanzeden üstün bir hayvana
dönüştüren bir öğreti (Notre-Dame de Paris kilisesinde, 18 Şubat
1945'te, R. P. Panici tarafından okunan büyük perhiz vaazı) olarak
sunulmasına yeniden cüret edildiği zamanda, bu bir ülküye sarsılmaz
bağlılık, bu kendini esirgemezlik ve bu yüksek ahlak değeri üzerinde
ısrarla durmak yararsız değildir.
Arkadaşlarımızın anısına yapılan bu gibi hakaretlere karşı
protestolarımızın hiçbiri yeterli değildir. Marksist olan ve Paris İşçi
Üniversitesinde ders veren Georges Politzer'i, Gabriel Peri'yi, Jacques
Solomon'u, Jacques Decour'u, bunlara, yalnızca örnek olarak anımsatalım:
Onlar ki, hepsi bir kenar mahallede, işçilere felsefe, ekonomi politik,
tarih ya da öteki diğer bilimleri öğretmek için zamanlarının büyük bir
kısmını adamakta bir an bile duraksamayan, iyi, sade, yüce gönüllü,
kardeşçe, candan arkadaşlarımızdı.
İşçi Üniversitesi, 1939'da dağıtıldı. Kurtuluştan hemen sonra,
Yeni Üniversite adı ile yeniden doğdu. Candan bağlı yeni bir profesörler
ekibi, kurşuna dizilenlerin nöbetini devralarak, kesilen işi yeniden
başlatmaya geldi.
Bu başlıca görevde, bizi, İşçi Üniversitesinin yaratıcı ve
kurucularından birine saygı borcumuzu ödemeye hiçbir şey daha fazla
isteklendiremez ve hiçbir ödül, bize Georges Politzer'in Felsefenin
Başlangıç İlkeleri'ni yayınlamaktan daha yerinde ve daha yararlı
görünmüyor.
MAURICE LE GOAS
YAYINCILARIN ÖNSÖZÜ
GEORGES POLITZER'in Felsefenin Başlangıç
İlkeleri'nin bu yeni baskısı, baştan sona yeniden gözden geçirildi, bazı
yerleri daha iyi bir biçime kondu ve Adlar ve Kavramlar Dizini
düzeltilip geliştirildi. Siyasal savaşımın yansısı ve ifadesi olan
ideolojik savaşımın gittikçe keskinleştiği bir dönemde, her namuslu
insanın, aldatma, gözboyama girişimlerine karşı kafaca silahlanmış
bulunmasının daha önem kazandığı bir dönemde, okura, önce sunmuş
olduğumuzdan daha geliştirilmiş, yetkin bir çalışma aracı sunmak, bize,
gerçekten zorunlu göründü. Doğrusunu söylemek gerekirse, ilk
baskılarımızın bazı kusurlar taşıdığını söylemek zorundayız, bu kusurlar
bizim, bu çok gerekli fikir aracını yaymak için gösterdiğimiz
ivedilikten ileri geliyordu.
Onun için, Politzer'in açıklamalarının sunuluşunu, gerekli olduğu
her yerde iyileştirerek, satır sıtır düzelttik. Söylemeye gerek yok ki,
temelde hiçbir değişiklik yapmadık, düzeltmelerimiz yalnızca biçime
yönelik oldu.
Aynı zamanda (arkadaşımız Le Goas'ın notları arasında bulunmuş ve
Politzer tarafından işaretlenmiş) birkaç Yazılı Ödev'i ve Okuma
Parçası'nı ekledik ve dizini baştan sona gözden geçirdik, öyle ki,
şimdiki haliyle kısa bir tarih sözlüğü oluşturmaktadir.
Büyük arkadaşımız Paul Langevin, İlkeler'in kendisinde bulunan
nüshaları üzerinde, iyi bildiği bilimsel bir soru hakkında ayrıntıya
ilişkin iki yanlışı kendi eliyle düzeltmişti (birinci baskının 79.
sayfasında). Paul Langevin, kitabın yeni bir baskısında bu düzeltmelerin
gerçekleştirilmesini istiyordu. İşte bugün o da yerine getirildi.
POLITZER'in yapıtı, bugün sunulduğu biçimiyle, eskisinden daha iyi
olmak üzere, marksizmin temeli olan diyalektik materyalizmin
öğrenilmesinde, vazgeçilmez bir hazırlık bilgisi taşımaktadır. Kitap,
lise öğrencisine olduğu kadar militan işçiye, belli bir uzmanlık edinmiş
aydına olduğu kadar, meraklı okura da hizmet edecektir.
Kitapta bazı boşluklar olduğunu, bazı konuların açıklığa
kavuşturulması için işlenmesi ve bazı olumlamaların tamamlayıcı
açıklamalarla derinleştirilmesi gerektiğini, herkesten önce Politzer
biliyordu. Ama, o, her şeyde olduğu gibi, felsefede de, en baştan
başlamak gerektiğini de biliyordu. Öyleyse, İlkeler'le verilen bu
öğretimi, bir başlangıç olarak kabul etmek gerekir.
HER dersin hemen arkasına, Politzer'in okunmasını salık verdiği
şeylerin bir listesini ve aynı zamanda Politzer'in her dersin sonunda
önerdiği yoklama sorularını koymaya özen gösterdik.
Bu soruların şu iki kategori içine giren okurlar için özellikle
ilginç olacağını düşünüyoruz:
1. Öğrenciler için, yani kitabı yalnızca okumakla yetinmek
istemeyip onu incelemek isteyenler için. Bunlara, her dersi, salık
verilen okuma parçalarıyla birlikte tamamladıktan sonra kitabı kapamayı,
sorulan soru ya da soruları düşünmeyi, ve sorulara kafadan ya da daha
iyisi yazılı olarak yanıt vermeyi öğütleriz.
2. Öğretmenler için, yani bir marksist çalışma grubunda öğretimin
temeli olarak bu kitaptan yararlanmak isteyecekler için. Bunlar için,
sorular, öğrenimi canlandıracak ve verimli tartışmalara yolaçacaktır.
Ensonu, herkes için, bu kitap, girişte gösterilen yol ve
bilgilerle, yoklama sorularıyla, kusursuz bir eğitim yöntemi
sağlayacaktır.
(EDITIONS SOCIALES)
BİRİNCİ KISIM
FELSEFE SORUNLARI
I.Felsefeyi
Niçin Öğrenmeliyiz?
II.Felsefe
Öğrenmek Zor Bir şey Midir?
III.Felsefe
Nedir?
IV.Materyalist
Felsefe Nedir?
V.Materyalizm
İle Marksizm Arasındaki İlişkiler Nelerdir?
VI.Burjuvazinin
Marksizme Karşı Kampanyaları
I. FELSEFEYİ
NİÇİN ÖĞRENMELİYİZ?
Bu kitapta, materyalist felsefenin başlangıç
ilkelerini sunmak ve açıklamak amacındayız.
Niçin? Çünkü marksizm, bir felsefeye ve bir yönteme, diyalektik
materyalizmin felsefesine ve yöntemine sıkısıkıya bağlıdır. Şu halde,
marksizmi iyi anlamak için ve burjuva teorilerinin kanıtlarını çürütmek
için olduğu kadar, etkin bir siyasal savaşımı üstlenmek için de bu
felsefeyi ve bu yöntemi incelemek zorunludur.
Gerçekten de Lenin, şöyle demişti; Devrimci teori olmadan devrimci
hareket olamaz.
Bu, her şeyden önce, teoriyi pratiğe bağlamak gerekir, demektir.
Pratik nedir? Pratik; gerçekleştirme işidir. Örneğin, sanayi,
tarım, bazı teorileri (kimyasal, fiziksel ya da biyolojik teorileri),
gerçekleştirirler (yani gerçeğe geçirirler).
Teori nedir? Teori, gerçekleştirmeyi istediğimiz şeylerin
bilgisidir.
Yalnızca pratik olabilir - ama o zaman yalnızca göreneğe dayanarak
gerçekleştirilir. Yalnızca teori olabilir - ama o zaman da tasarlanan,
kafada tasarlanan şey çoğu kez gerçekleşemez. Demek ki, teori ile pratik
arasında bağlantı olması gerekir. Bugün sorun, bu teorinin ne olması
gerektiğini ve pratik ile bağlantısının nasıl olması gerektiğini
bilmektir.
Doğru bir devrimci eylemi gerçekleştirebilmek için işçi militana,
doğru bir tahlil yöntemi ve doğru bir düşünme yönteminin gerekli
olduğunu düşünüyoruz. Ona, bütün olguların çözümünü verecek bir dogma
değil, ama hiçbir zaman aynı olmayan koşulları ve olguları hesaba katan
bir yöntem, teoriyi pratikten, düşünceyi yaşamdan hiçbir zaman ayırmayan
bir yöntem gerektiğini düşünüyoruz. İşte açıklamaya, anlatmaya
niyetlendiğimiz bu yöntem, marksizmin temeli olan diyalektik materyalizm
felsefesinin içerdiği yöntemdir.
II.
FELSEFE ÖĞRENMEK ZOR BİR ŞEY MİDİR?
Felsefe öğreniminin, işçiler için, özel bilgileri
gerektiren, güçlüklerle dolu bir şey olduğu genellikle düşünülür.
Açıklamak gerekir ki, burjuva elkitapları, bu görüşleri onları
inandırmak için ve onları ancak yıldırabilecek biçimde kaleme
alınmıştır.
Genel olarak öğrenmenin, özellikle de felsefe öğrenmenin güçlükler
taşıdığını yadsımıyoruz; ama bu güçlükler elbette yenilebilir
güçlüklerdir ve özellikle, okurlarımızın çoğunluğu için yeni şeyler
olmasından ileri gelir.
Biz de zaten, daha sözün başında, şeylere bellilik, açıklık
kazandırarak, okurlarımızı, günlük dilde anlamı bozulmuş sözlerin bazı
tanımlarını yeniden gözden geçirmeye, irdelemeye çağıracağız.
III. FELSEFE NEDİR?
Halk dilinde, filozof denince, ya bulutlarda yaşayan bir kimse, ya
her şeyi hoşgören, hiçbir şeye aldırmayan kimse anlaşılır. Oysa tam
tersine, filozof, bazı sorunlara, kesin, açık yanıtlar getirmek isteyen
kişidir ve eğer felsefenin, evrenin (dünya nereden geliyor? nereye
gidiyoruz? vb.) sorunlarına bir açıklama bulmak istediği dikkate
alınırsa, elbette ki, filozofun pek çok şeyle uğraştığı ve, söylenenin
tersine, çok şeye aldırdığı görülür.
Öyleyse, felsefeyi tanımlamak için, felsefenin, evreni, doğayı
açıklamak istediğini, en genel sorunları incelediğini söyleyeceğiz. Daha
az genel olan sorunlar, bilimlerce incelenir. Öyleyse felsefe,
bilimlerin bir uzantısıdır, şu anlamda ki, felsefe, bilimlere dayanır ve
onlara bağlıdır.
Burada hemen ekleyelim ki, marksist felsefe, bütün sorunların
çözümüne bir yöntem getirir ve bu yöntem, materyalizm denen şeye ilişkin
olan bir yöntemdir.
IV. MATERYALİST
FELSEFE NEDİR?
Burada da, gene hemen belirtmemiz gereken bir anlam
karışıklığı vardır; halk dilinde, materyalist denince, maddi zevkleri
tatmaktan başka birşey düşünmeyen kimse anlaşılıyor. Madde (mattiere)
sözünü içeren materyalizm sözcüğü üzerinde sözcük oyunu yapılarak, ona
baştan aşağı yanlış bir anlam verme yoluna gidiliyor.
Biz, materyalizmi incelerken, ona, -sözcüğün bilimsel anlamında-
gerçek anlamını geri vereceğiz; göreceğiz ki, materyalist olmak, bir
ülküye sahip olmaya ve bu ülküyü zafere ulaştırmak için savaşım vermeye
engel değildir.
Dedik ki, felsefe, dünyanın en genel sorunlarına bir açıklama
bulmak ister. Ama, insanlığın tarihi boyunca, bu açıklama, her zaman
aynı olmadı.
İlk insanlar da doğayı, dünyayı açıklamak istediler, ama bunu
başaramadılar. Gerçekten de, dünyayı ve bizi çevreleyen olayları
açıklama olanağını bize veren, bilimlerdir; oysa bilimlerin
ilerlemelerine olanak sağlayan buluşlar çok yenidir.
Demek ki, ilk insanların bilgisizliği, onların araştırmalarına bir
engeldi. Bunun içindir ki tarih boyunca, bu bilgisizlik nedeniyle,
dünyayı olağanüstü güçlerle açıklamak isteyen dinlerin ortaya çıktığını
görüyoruz. Bu, bilime aykırı bir açıklamadır. Sonra yavaş yavaş,
yüzyıllar boyunca, bilim gelişecek, insanlar, bilimsel deneyimlerden
yola çıkarak maddi olgularla dünyayı açıklamayı deneyecektir - buradan,
şeyleri bilimlerle açıklama iradesinden, materyalist felsefe doğdu.
Sonraki bölümlerde, materyalizmin ne olduğunu inceleyeceğiz, ama
şimdiden, şunu aklımızda tutalım ki, materyalizm, evrenin bilimsel
açıklamasından başka bir şey değildir.
Materyalist felsefenin tarihini incelerken, bilgisizliğe karşı
savaşımın ne kadar çetin ve güç olduğunu göreceğiz. Ayrıca şunu da
belirtmek gerekir ki, materyalizm ve bilgisizlik, yanyana, birarada
varlıklarını sürdürdüklerine göre zamanımızda da, bu savaşım, henüz son
bulmamıştır.
Marx ve Engels, işte bu savaşımın ortasında işe karıştılar. 19.
yüzyılın büyük buluşlarının önemini anlayarak, materyalist felsefeye,
evrenin bilimsel açıklamasında çok büyük ilerlemeler yapma olanağını
sağladılar. Böylece diyalektik materyalizm doğdu. Sonra, ilkin, onlar,
dünyayı yöneten yasaların, toplumların gelişmesini açıklamaya yaradığını
anladılar; böylece ünlü tarihsel materyalizm teorisini dile getirdiler.
Bu kitapta, ilkin materyalizmi, sonra diyalektik materyalizmi,
daha sonra da tarihsel materyalizmi inceleyeceğiz. Ama her şeyden önce,
materyalizm ile marksizm arasındaki ilişkileri ortaya koymak istiyoruz.
V.
MATERYALİZM İLE MARKSİZM ARASINDAKİ İLİŞKİLER NELERDİR?
Bu ilişkileri şöyle özetleyebiliriz:
1. Materyalizmin felsefesi, marksizmin temelini oluşturur.
2. Dünyanın sorunlarına bilimsel bir açıklama getirmek isteyen bu
materyalist felsefe, tarih boyunca, bilimlerle birlikte aynı zamanda
ilerler. Dolayısıyla, marksizm de bilimlerden çıkmıştır, bilimlere
dayanır ve bilimlerle birlikte evrim gösterir.
3. Marx ve Engels'ten önce de, birçok kez ve değişik biçimlerde
materyalist felsefeler ortaya çıktı. Ama, 19. yüzyılda bilimler ileriye
doğru büyük bir adım attıklarından, Marx ve Engels, çağdaş bilimlerden
yola çıkarak, bu eski materyalizmi yenilediler ve bize, diyalektik
materyalzim denilen ve marksizmin temelini oluşturan çağdaş materyalizmi
sundular.
Bu birkaç açıklama ile görüyoruz ki, materyalist felsefenin,
söylenenin tersine, bir tarihi vardır. Bu tarih, bilimlerin tarihine
sıkısıkıya bağlıdır. Materyalizm üzerine kurulmuş olan marksizm, tek bir
adamın kafasından çıkmamıştır. O, daha Diderot'da çok ilerlemiş bulunan
eski materyalizmin uzantısı ve sonucudur. Marksizm, 18. yüzyıl
ansiklopedicilerinin geliştirdiği ve 19. yüzyılın büyük buluşlarının
zenginleştirdiği materyalizmin açılıp gelişmesidir. Marksizm, canlı,
yaşayan bir teoridir ve hemen burada, marksizmin, sorunları nasıl ele
aldığını göstermek için herkesin bildiği sınıf savaşımı sorununu bir
örnek olarak alacağız.
İnsanlar bu sorun üzerinde ne düşünürler? Bazıları, ekmeği
savunmanın, siyasal savaşımdan ayrı bir şey olduğunu düşünür. Diğer
bazıları, örgütlenme zorunluluğunu yadsıyarak, sokakta yumruklaşmanın
yeterli olduğu görüşündedirler. Daha başkaları ise, yalnızca siyasal
savaşımın bu soruna çözüm getireceğini önü sürerler.
Marksist için, sınıf savaşımı, şunları içerir:
a. Bir ekonomik savaşımı,
b. Bir siyasal savaşımı,
c. Bir ideolojik savaşımı,
Şu halde sorun, bu üç alana birlikte yerleştirilmelidir.
a. Barış uğruna savaşım verilmeksizin, özgürlüğü savunmaksızın ve
bu amaçlar için savaşıma yarayan bütün fikirleri savunmaksızın, ekmek
için savaşım verilemez.
b. Marx'tan beri gerçek bir bilim haline gelmiş olan siyasal
savaşım için de durum aynıdır: Böyle bir savaşım yürütmek için, hem
ekonomik durumu, hem de ideolojik akımları, aynı zamanda hesaba katmak
zorunludur.
c. Propaganda ile kendini gösteren ideolojik savaşıma gelince, bu
savaşımın etkili olması için, ekonomik ve siyasal durumu hesaba katmak
gerekir.
Demek ki, bütün bu sorunlar, birbirlerine sımsıkı bağlıdır ve bu
bakımdan, sınıf savaşımı denilen bu büyük sorunun herhangi bir görünümü
-örneğin bir grev- karşısında, sorunun bütün verilerini ve bütünüyle
sorunun kendisini dikkate almadan bir karar alınamaz.
Şu halde, bütün bu alanlarda savaşım verme yeteneğinde olan,
harekete en iyi yönü verecektir.
Bir marksist, bu sınıf savaşımı sorununu işte böyle anlar. Oysa,
her gün sürdürmek zorunda olduğumuz ideolojik savaşımda, ruhun
ölümsüzlüğü, tanrının varlığı, evrenin başlangıcı gibi çözümlenmesi güç
sorunlarla karşı karşıya bulunuruz. İşte diyalektik materyalizm, bize,
bir uslamlama yöntemi verecek, bütün bu sorunları çözümlememize ve aynı
zamanda marksizmi tamamlamak ve yenilemek iddiası ile marksizmi bozmaya
çalışanların gerçek yüzünü ortaya çıkarmamıza olanak sağlayacaktır.
VI. BURJUVAZİNİN MARKSİZME KARŞI KAMPANYALARI
Marksizmi, böyle tahrife kalkışmak, çok çeşitli
temellere dayanır. Marksizm-öncesi (Marx'tan önceki) dönemin sosyalist
yazarlarını, marksizmin karşısına dikmeye çalışırlar. Böylece,
ütopyacıların, Marx'a karşı, sık sık kullanıldığı görülür. Başkaları
Proudhon'u kullanırlar; bazıları, (Lenin tarafından ustaca
çürütüldükleri halde) 1914 öncesinin revizyonistlerinden kaynaklanırlar.
Ama, burjuvazinin marksizme karşı yürüttüğü susma kampanyasını özellikle
belirtmek gerekir. Burjuvazi, ayrıca materyalist felsefenin marksist
biçimiyle bilinmesini engellemek için her şeyi yapmıştır. Fransa'da
yapılan felsefe öğretimi özellikle bu bakımdan çarpıcıdır.
Orta dereceli öğretim kuruluşlarında felsefe öğretilir. Ama bu
öğretimin tümü, Marx ve Engels tarafından hazırlanıp geliştirilmiş
materyalist bir felsefe olduğu hiçbir zaman öğrenilmeden, baştan sona
izlenebilir. Felsefe elkitaplarında, marksizm ve materyalizm sorunu
birbirinden daima ayrıymış gibi, materyalizmden (çünkü ondan
sözetmek gereklidir) sözedilir. Marksizm, genellikle, yalnızca, siyasal
bir öğreti olarak sunulur ve tarihsel materyalizmden sözedildiğinde de,
bu konuyla ilgili olarak, materyalizm felsefesinden sözedilemez;
diyalektik materyalizmin tümü ise, hiç bilinmiyor.
Bu durum, yalnızca ortaokullarda ve liselerde böyle
değildir; üniversitelerde de tamamen aynıdır. En belirleyici olgu şudur:
Fransa'da, marksizmin bir felsefesi bulunduğu, bunun da materyalizm
olduğu bilinmeden, ve geleneksel materyalizmin çağdaş bir biçimi
bulunduğu, bunun da diyalektik materyalizm ya da marksizm olduğu
bilinmeden, Fransız üniversitelerinin verdikleri en yüksek dereceli
diplomalarla donanmış olarak, bir felsefe uzmanı olunabilir.
Biz, marksizmin, yalnızca toplum hakkında değil, ama aynı zamanda
evrenin kendisi hakkında genel bir anlayışı içerdiğini belirtmek
istiyoruz. Demek ki, bazılarının ileri sürdüklerinin tersine,
marksizmin, bir felsefeden yoksun oluşu gibi büyük bir kusuru
bulunduğundan yakınmak ve marksizmin yoksun bulunduğu bu felsefeyi, işçi
hareketinin bazı teorisyenleri gibi, orda burda yeniden aramak,
yersizdir. Çünkü marksizmin bir felsefesi vardır ve bu da diyalektik
materyalizmdir.
Zaten, bu susma kampanyasına, yönetici
sınıfların yaptıkları bütün kalpazanlıklara ve aldıkları bütün önlemlere
karşın, marksizm ve felsefesi, gittikçe daha çok tanınmaya, bilinmeye
başlamıştır.
BİRİNCİ BÖLÜM
FELSEFE SORUNU
I . Felsefe öğrenmeye nasıl
başlamalıyız?
II . Evreni açıklamanın iki biçimi.
III . Madde ve ruh.
IV . Madde nedir? Ruh nedir?
V . Felsefenin temel sorusu ya da sorunu.
VI . İdealizm ya da
materyalizm.
I.
FELSEFE ÖĞRENMEYE NASIL BAŞLAMALIYIZ?
Giriş kısmında birkaç kez belirttik ki, diyalektik
materyalizm felsefesi, marksizmin temelidir.
Amacımız, bu felsefenin incelenmesi, öğrenilmesidir; ama bu amaca
varmak için, aşama aşama ilerlememiz gerekir.
Diyalektik materyalizmden sözettiğimiz zaman önümüzde iki sözcük
vardır: materyalizm ve diyalektik; bu demektir ki,
materyalizm, diyalektiktir. Biliyoruz ki, Marx ve Engels'ten önce de
materyalizm vardı, ama onlar, 19. yüzyılın buluşlarının yardımıyla, bu
materyalizmin şeklini değiştirdiler ve "diyalektik"
materyalizmi yarattılar.
Materyalizmin çağdaş biçimini belirten "diyalektik" sözcüğünü,
daha ilerde inceleyeceğiz.
Ama, mademki Marx ve Engels'ten önce de materyalist filozoflar
varolmuştu (örneğin 18. yüzyılda Diderot), ve mademki bütün
materyalistler için ortak olan noktalar vardır, öyleyse, diyalektik
materyalizmi ele almadan önce, materyalizmin tarihini öğrenmemiz
gerekir. Aynı şekilde, materyalizme karşı çıkarılan anlayışları da
bilmemiz gerekir.
II. EVRENİ
AÇIKLAMANIN İKİ BİÇİMİ
Felsefenin "en genel sorunların öğrenilmesi" demek
olduğunu ve felsefenin amacının, evreni, doğayı; insanı açıklamak
olduğunu gördük.
Eğer bir burjuva felsefe elkitabını açıp bakarsak, içindeki
felsefelerin çokluğu, çeşitliliği ile şaşırıp kalırız. Bu felsefeler,
"izm" ile biten, az ya da çok karmaşık, çok çeşitli sözcüklerle
donatılır, örneğin kritisizm (eleştiricilik), evolüsyonizm (evrimcilik),
entelektüalizm (anıkçılık) ve benzerleri gibi. Bu çokluk, bir karışıklık
yaratır. Zaten burjuvazi de durumu aydınlatmak için hiçbir şey yapmamış,
tam tersini yapmıştır. Ama biz, bütün bu sistemler arasında bir seçim
yapacak, iki büyük akımı, kesim olarak birbirine karşı iki anlayışı,
ayırdedebilecek durumdayız. Dünyanın
a) bilimsel anlayışı,
b) bilimsel olmayan anlayışı.
III. MADDE VE RUH
Filozoflar, dünyayı, doğayı, insanı, yani sonuç
olarak bizi kuşatan her şeyi açıklamak işine giriştikleri zaman, şeyleri
ayırdetmek gerekli olmuştu. Biz, kendimiz de, gördüğümüz, dokunduğumuz
maddi şeyler, nesneler bulunduğunu saptıyoruz. Ayrıca
göremediğimiz, dokunamadığımız, ölçemediğimiz, örneğin fikirler gibi,
başka gerçekler olduğunu da saptıyoruz.
Demek ki, şeyleri şöyle sınıflandırıyoruz: bir yanda maddi olan
şeyler; öte yanda, ruh, düşünce ve fikirler alanında kalan, maddi
olmayan şeyler.
İşte böylece, filozoflar, madde ve ruh ile karşı
karşıya geldiler.
IV. MADDE NEDİR? RUH
NEDİR?
Az önce, şeylerin madde ya da ruh oluşlarına göre
nasıl sınıflandırıldığını, genel olarak gördük.
Ama bu ayrımın, çeşitli biçimlerde ve çeşitli sözcüklerle
yapıldığını belirtmeliyiz.
Böylece, ruhtan sözedilirken, düşünceden, fikirlerimizden,
bilincimizden. sözediyoruz; gene aynı şekilde, doğadan, dünyadan,
yeryüzünden, varlıktan sözedilirken, maddeden sözedilmiş olunuyor.
Gene bunun gibi, Engels, Ludwig Feuerbach ue Klasik Alman
Felsefesinin Sonu adlı kitabında, varlık ve düşünceden sözettiği
zaman, varlığa madde, düşünceye ruh demektedir.
Düşünce ya da ruhun, varlık ya da maddenin ne olduğunu tanımlamak
için şöyle diyeceğiz:
Düşünce, bizim şeylerden edindiğimiz, şeyler hakkındaki
fikrimizdir; bu fikirlerin bazıları, bize, alışıldığı üzere,
duyumlarımızdan gelir ve maddi nesneleri karşılarlar; tanrı fikri gibi,
felsefe, sonsuzluk ve bizzat düşünce gibi diğer bazı fikirler ise maddi
nesneleri karşılamazlar. Burada, aklımızda tutmamız gereken esas şudur
ki, biz, duygulara, düşüncelere, fikirlere, gördüğümüz ve duyduğumuz
için sahibiz.
Madde ya da varlık, duyumlarımızın, algılarımızın bize gösterdiği, bize sunduğu, genel anlamda, bizi çevreleyen ve "dış
dünya" dediğimiz her şeydir. Örnek: Elimdeki kağıt beyazdır. Bu kağıdın
beyaz olduğunu bilmek, bir fikirdir, ve bu fikri bana veren benim
duyularımdır. Ama madde, kağıdın kendisidir.
Bunun içindir ki, filozoflar, varlık ile düşünce arasındaki, ya da
ruh ile madde arasındaki, ya da bilinç ile beyin. arasındaki vb.
ilişkilerden sözettikleri zaman, bunların soruları hep aynıdır: Madde ya
da ruhtan, varlık ya da düşünceden hangisi daha önemlidir? Hangisi,
diğerinden öncedir? İşte felsefenin temel sorusu budur.
|