|
|
KÜÇÜK BURJUVA OPORTÜNİZMİNDEN KARŞI-DEVRİM UŞAKLIĞINA: TROCKİZM ( 11. Bölüm ) |
|
|
Trockizm genel olarak küçük burjuva akımların çizgisini izlemiştir. Küçük burjuvazi, sınıf mücadelesinde burjuvazi ile proletarya arasında yalpalar. Tutarlı bir çizgiye sahip değildir. Küçük burjuvazinin temsilcisi konumundaki akım ve partiler de proletarya partisi ve burjuva partileri arasında yalpalar. Küçük burjuva partiler, kapitalizmin evrimsel gelişmesi döneminde ilerici bir rol oynayabilir. Ancak devrimin belirleyici anında proletaryanın karşısına geçebilirler. Örneğin Menşevikler ve Sosyal-Devrimciler Çarlık Rusyasında ilerici bir rol oynamışlar; ancak sosyalist devrim aşamasına geçildiğinde gericileşmiş ve karşı devrimci cepheye dâhil olmuşlardır. Sosyal-Devrimci partiden çıkan gruplardan birisi olan ‘Sol’ Sosyal-Devrimciler de Ekim Sosyalist Devrimi sırasında Bolşeviklerle ittifak yapmışlar, sonrasında sosyalizme karşı savaşmışlardır. Küçük burjuva partiler ve değişik varyasyonları proletarya ve partisi karşısında değişen ve tutarsız bir konumdadır; bazen ona yaklaşır bazen de uzaklaşırlar. Trockizm de benzer bir konumda olmuştur. ‘Sol’ Sosyal Devrimciler nasıl sosyalist devrim sırasından Bolşeviklerle ittifak yapmışsa; Trockizm de sosyalist devrimden birkaç ay önce Bolşeviklerle bir araya geldi. Ancak Ekim devriminin hemen sonrasından başlayarak, Lenin’in ölümünden sonra yoğunlaşarak partiye ve sosyalizme karşı mücadele etti. Karşı devrimci cepheye dâhil oldu. Emperyalist burjuvazi, sosyalizme karşı mücadelesinde hiçbir imkanı kaçırmak istemez. En küçük olanağı kendi lehine çevirmek için kısa ve uzun vadeli çaba içerisindedir. Yoğun bir ajan-provokatör ve istihbarat çalışması yürütür. SSCB’ne yönelik savaşımda da bu yöntemler kullanılmıştır. Daha 1918’de emperyalistler Lenin ve Trocki arasındaki çelişkilerden yararlanılması gerektiğini belirtmişlerdir. Trocki’nin sosyalizmin inşasına karşı ‘Dünya devrimi’ sloganıyla yürüttüğü mücadele emperyalist burjuvazi için büyük bir olanaktı. Bu olanak değerlendirildi. Tarih, ‘iyi niyet’ tarihi değil, sınıf mücadelesi tarihi olduğunu yine göstermişti. Karşı-devrimin kampına geçmiş olan Trocki’nin dışında; Trockizm’in platformunu savunan birçok iyi niyetli parti üyesi de nesnel olarak emperyalist burjuvazinin çıkarlarının temsilcisi konumuna geldiler. Bunlardan bir kısmı (Lenin’in eşi Krupskaya gibi) gerçeği görüp Trockist karşı-devrimcilerden uzaklaştı ve Trockizme karşı mücadele etti. *** Trocki’nin demokratlığı ise yalnızca siyasal mücadelede kullandığı bir argümandır. Ekim devriminden sonra Trocki komünist partinin önderliğini (ve tekliğini) savunmuştur. Muhalif hizbinin ortaya çıkışıyla hem parti içinde hizipleri hem de başka partilerin kurulmasını savunmaya başlamıştır. Demokrasiden anladığı proleter demokrasi olmayıp, emperyalist burjuvazinin tekrarlayıp durduğu burjuva ‘saf’ demokrasidir. Demokrat değildir. Kolektif çalışmadan uzaktır. Politikası yığınları devrimci pratiğe çekmeye yönelik değildir. Trocki daha 1920’lerin başında NEP’e karşı çıkmış, tarımın kolektifleştirilmesini savunmuştur. Zamansız ve yığınların eğilimlerini gözetmeden yapılan siyaset Trocki’nin hem bürokrat hem de anti-demokrat yönünü ortaya koyar. Süper sanayileşme planları, sendikalarda askeri yöntemlerin önerilmesi Trocki’nin anti-demokrat ve bürokratik siyasetine örneklerdir. Trockizm artık emperyalizmle, Nazilerle doğrudan işbirliğine gitmekte; bunu ‘devrimin kurtuluşu’ adına yapmakta sakınca görmüyordu. Bu amaçla suikastlar, sabotajlar vb. yapılacaktı. SSCB’yi dünya halklarının gözünde karalamak; uluslararası proletaryanın SSCB’ye olan güvenini sarsmak için büyük bir kampanya başlatılacak, Trockizm de bu kampanyanın ‘soldan’ destekçisi olacaktı. *** Bugün, Trockizm ülkemizde bir güç olma anlamında dikkate alınacak bir akım değildir. İşçi sınıfı ve emekçilerin mücadelesinde (burjuva etkilenmeler içerisinde yer almakla beraber) etkisi söz konusu değildir. Emekten yana aydınlar arasında da Trockizm pek etkili değildir. Bu Trockizm’in sınıf mücadelesinde tehlike potansiyeli taşıyan, proletaryaya ihaneti içinde barındıran bir akım olmadığı anlamına gelmez. Trockizm’in ülkemizde büründüğü biçim, onun ‘saf’ hali değil çeşitli etkilenmelerle kendini göstermesidir. ‘Saf’ Trockizm’in etkisi çok sınırlıdır. Ancak Trockist tezler devrimci hareket içinde azımsanmayacak kadar etkili olmuştur. Devrim stratejisinden, taktiklere, ulusal soruna yaklaşımdan sınıf mücadelesinin güncel sorunlarına, ittifaklardan kurulan cephelere, anti-emperyalizmden enternasyonalizme kadar birçok konuda etkisini göstermektedir. Yalnızca Trocki’ye itibarını iade eden akımlar değil Trocki’yi eleştiren, hatta Stalinci olduğunu iddia eden hareketler Trockist tezleri benimsemişlerdir. Dahası kendi görüşlerini Lenin ve Stalin’e mal etmeye çalışmaktadırlar. En tehlikelisi de budur. Trockizm’in kendisini Marksizm lafızları ardına gizlemesidir. AB, demokratik devrim, sınıf hareketinin acil talepleri, ulusal hareket, sömürge ülkelerin nesnelliği, demokrasi ve sosyalizmde demokrasi konularında birçok harekette kendini gösteren teorik olarak onlarca yıl öncesinde aşılmış ancak bugün kendini Marksizm adına gösteren Trockist tezler mevcuttur. Ülkemizdeki devrimin karakteri ve sömürge ülkelerdeki anti-emperyalist demokratik devriminin inkârının geldiği nokta sınıf hareketinin dışında kalmayı, ona dışarıdan seslenmeyi benimseyen Trockizmdir. Bu perspektif, sınıfa ve halka yaklaşımda talepler ve yığınların kendi deneyimleri üzerinden siyasal bilincin verilmesini değil ‘sol’ sloganlarla, en ileri noktada kendi sempatizanlarına yönelik bir ‘devrimci moral’ verilmesini öngörmektedir. Ülkemizdeki stratejik ve bundan doğal güncel taktiksel sorunlarda en sık karşılaşılan oportünist görüşler Trockizmden etkilenmiştir. Kürt sorununun çözümünü, sosyalizmden sonraya erteleyen; ulusal demokratik talepleri savunmaktan kaçınan ya da savunmanın gereklerini yerine getirmeyen Trockist etkilenmelerin söz konusu olduğu hareketler, Türk milliyetçiliğinin güçlü etkisiyle birleşmekte ve sosyal şoven bir konuma gelmektedirler. Ülkemizde Marksist lafızla ama (ezen ulus milliyetçiliğinin de etkisiyle) Trockist içerikle ulusal soruna yaklaşım oldukça etkilidir. Memur sendikaları içinde egemen olan ve kendinden menkul cepheler bu Trockist etkilenmenin somut örnekleridir. Demokrasiye yaklaşımda kibirlilik, ülkede çözülmemiş birçok demokrasi sorunu mevcut iken tek tutarlı demokrat sınıfın proletarya olduğunu “unutup” demokrat olmayı ayıplama, bunun pratik ifadesi olarak demokrasi mücadelesinin dışında kalmayı Marksizm olarak sunma Trockist etkilenmenin sonuçlarından biridir. Trockizm’in birçok sorunda etkisini gösterdiği, devrimci hareket içinde Trockist tezlerin oldukça rağbet gördüğü bir gerçek. Ülkemizde oportünist eğilimlerin başlıca dayanaklarından birisi Trockizm’dir. Polemikler; ittifaklar ve güncel sorunlara yaklaşımdaki farklılıkların temel sebeplerinden birisi Trockist tezlerin yaygın etkisidir. Dahası sosyalizmin bilimsel bir şekilde kavranışı için ‘oportünist’ akımların eleştirisi gerektiği gibi bunların ‘öykündüğü’ Trockist sosyalizm anlayışının eleştirisi gerekir. Proletaryanın kendi ideolojisi vardır. Bu Marksizm-Leninizm’dir. Burjuvazinin ve ‘iyi niyetli’ küçük burjuvazinin tüm çarpıtma çabalarına karşı Marksizm-Leninizm’in saflığı ve devrimci özü korunmalıdır. Marksizm, sadece sağdan değil devrimci lafızlar arkasına gizlenmiş ‘sol’dan revize girişimlerine karşı da mücadele etmelidir ve edecektir. Proletaryanın sınıf mücadelesinin başarıya ulaşmasının en temel faktörlerinden birisi de partisinin bilimsel bir ideolojiye sahip olmasıdır. En karmaşık yollarda gerekli esnekliği göstererek, devrimci ve sosyalist çizgiden taviz vermeden yürümenin yolu budur. Bu yol sosyalizmin yoludur. Onbirinci Bölümün Sonu |
|||
|
Eleştiri, Öneri ve Değerlendirmelerin için, okul@gencliginsesi.net Bu Site Bir GencliginSesi.Net Projesidir |