|
|
KÜÇÜK BURJUVA OPORTÜNİZMİNDEN KARŞI-DEVRİM UŞAKLIĞINA: TROCKİZM ( 3. Bölüm ) |
|
|
3.2. Tek ülkede sosyalizmin inşası mümkündür a. Üretici Güçler Düzeyi ve Tek Ülkede Sosyalizm b. Avrupa Birleşik Devletleri Tartışması d. Avrupa Sosyalist Devriminin Yardımı e. Eşitsiz ve ‘Birleşik’ Gelişme Yasası 3.3. Sosyalizmin Tek Ülkede Zaferi ve Nihai Zaferi 3.4. Lenin, Dünya Devrimi ve Tek Ülkede Sosyalizm 3.5. Tek Ülkede Sosyalizm Üzerine Son Söz “Proletarya bir ülke sınırları içerisinde iktidarı ele geçirdiğinde, proletarya diktatörlüğü aracılığıyla tek ülkede sosyalizmi inşa edebilir mi?” Sorunu böyle koyabiliriz. 1924 yılından sonra bu konu Marksizm-Leninizm ile Trockizm arasındaki ideolojik mücadelenin temel konularından biri olmuştur. Trocki, tek ülkede sosyalizmin olabilirliğini ilk kez 1924’te Stalin’in ortaya attığını iddia ediyor. Trocki’ye göre Stalin, Lenin’in ölümünü fırsat bilerek tek ülkede sosyalizmin inşa edilebileceğini teorisini ortaya atmıştır. Trocki’ye göre Lenin, asla tek ülkede sosyalizmin inşa edilebileceğini düşünmemiş, sosyalizmi bir dünya sistemi olarak düşünmüştür. Tek ülkede sosyalizm biçim ile özün birbirine denk düşmemesinden dolayı yanlış anlaşılabiliyor. Tek ülkede sosyalizm üç sorunu tartışmaya açabilir. 1- Proletarya başlangıçta, dünya devrimi olmaksızın iktidarı ele geçirebilir. 2- iktidarı ele geçiren proletarya dünya devriminin bir süre geciktiği koşullarda, kendi ülkesinde sosyalizmi inşa edebilir. 3- sosyalizmin tek ülkede zaferi ile nihai zaferi nispeten ayrı konulardır. “Proletarya başlangıçta, dünya devrimi olmaksızın iktidarı ele geçirebilir” mi? Evet, bu teorik olarak mümkündür. Emperyalizm koşullarında devrim, emperyalist zincirin en zayıf halkasında patlak verir. Tek bir ülkedeki proletarya çeşitli sebeplerle diğer ülkelerdeki proletaryadan daha önce iktidarı ele geçirebilir. Bu zaten tarihsel olarak kanıtlanmıştır. Proletarya Rusya’da bir dünya devrimi gerçekleşmeksizin iktidarı ele geçirmiştir. Lenin ve Stalin’in bu soruya bakışı olumludur. Lenin Trocki’yle bir polemiğinde bir ülkede proletaryanın iktidarı ele geçirmek için dünya devrimini beklemesinin yanlışlığını, bunun uluslararası proletaryanın ortak eylemliliğini değil, ortak eylemsizliğini, ‘beklemecilik’ ve pasifliği getirdiğini belirtmiştir. Bu yüzden proletarya bir ülke sınırları içerisinde iktidarı ele geçirme olanağını yakaladığı zaman, uluslar arası devrimi beklemek için durmamalı, tüm gücüyle iktidarı ele geçirmek için savaşa atılmalıdır. Tek ülkede sosyalizm konusunda tartışacağımız sorun bu (proletarya dünya devrimi olmaksızın iktidarı ele geçirebilir mi sorunu) değildir. Tartışma esas olarak bu noktadan sonra başlar. “İktidarı ele geçiren proletarya dünya devriminin bir süre geciktiği koşullarda, kendi ülkesinde sosyalizmi inşa edebilir” mi? Aynı anlama gelmek üzere sorunu şöyle de ortaya koyabiliriz: dünya devriminin mevcut olmadığı koşullarda sosyalizm tek ülkede inşa edilebilir mi? İki soru da aynı anlamdadır çünkü tek ülkede sosyalizmi kuran (veya kurmaya çalışan) ülke, dünya devriminin üssü ve destekleyicisidir. Tek ülkede sosyalizm konusunda birinci esas tartışma noktası budur. İkinci ana tartışma noktası ise “sosyalizmin tek ülkede zaferi ile nihai zaferi”nin birbirine karıştırılması üzerinden ortaya çıkar. Lenin ve Stalin tek ülkede sosyalizmin zaferinin, sosyalizmin nihai (kesin) zaferi anlamına gelmediğini söylerler. Trocki ise tek ülkede sosyalizmin zaferi ile nihai zaferini birbirine karıştırarak ve soruna sürekli ters noktadan yaklaşarak kafa karışıklığı yaratmaya çalışır. Biz yazımızda tek ülkede sosyalizm konusunu bu iki nokta üzerinden tartışacağız.
3.2. Tek ülkede sosyalizmin inşası mümkündür Trocki’ye göre proletarya geri bir ülkede iktidarı ele geçirebilir ancak dünya devrimin gerçekleşmediği koşullarda tek ülkede sosyalizmi inşa edemez: “genel olarak dünyadaki hiçbir ülke, sosyalizmi kendi ulusal sınırları içinde inşa edemez.” (Trocki, Sürekli Devrim, Sf. 137) ‘Kapitalizmden çıktığı biçimiyle komünizmin’ (sosyalizmin) sınıflı bir toplum olduğunu, kapitalizmden miras kalan kır ile kent, kafa emeği ile kol emeği arasındaki çelişkinin devam ettiğini belirtmiştik. Bu çelişkilerin varlığı, üretici güçlerin gelişme düzeyinin henüz sınıflı toplumuna denk düştüğünü gösterir. Zaten ‘kapitalizmden çıktığı biçimiyle komünizm’de kapitalizmden kalma sınıfların (nitelik değiştirmiş biçimiyle) miras kalması zorunludur. Sosyalizm bu mirası alır, burjuvaziyi mülksüzleştirerek toplumsallaştırılmış üretimi örgütler. İşçi sınıfı ve köylülük (yoksul ve orta köylülük) arasında kurulan ittifak ile üretici güçlerin gelişiminin önü açılır ve tüm dünyada sosyalizmin zaferiyle komünizme doğru ilerlenir. Trocki’nin sosyalizm kavramının anti-Marksist içeriğinden önceki bölümlerde bahsetmiştik. Trocki; sosyalizmi, Marksist devlet teorisini ve Leninizm’i anlamamıştır. Anlamadığı gibi kendi görüşlerinin, Marks, Engels ve Lenin’in görüşleri olduğunu iddia ederek Marksizm-Leninizm’i revize etmeye ve onu çarpıtmaya, ‘Trockist’ bir içerik katmaya çalışmıştır. Trocki, sosyalizmin kapitalizmden komünizme geçiş sırasında zorunlu bir aşama olduğunu kabul ederken anti-Marksist bir sosyalizm tanımı yapar. Bu tanıma göre sosyalizm (komünizm gibi) kır ile kent arasındaki çelişkinin çözüldüğü, sınıfların, devletin ve ulusal sınırların mevcut olmadığı bir toplumdur. Oysa kafa ve kol emeği arasındaki çelişki çözülmeden ne bürokrasi, ne sınıflar ne de devlet ortadan kaldırılabilir. Bu Trocki’nin sosyalizm tanımı içindeki çelişkilerinden biridir. Ama temel yanlış Trocki’nin sosyalizmi kapitalizmden çıktığı biçimiyle komünizm olarak algılamaması, onu sınıfların yok olduğu, ulusların birbiriyle kaynaştığı yüzyıllar sonrasına atmasıdır. Marks, Engels ve Lenin, bütün teorik tahlil ve tespitlerinde sosyalizmi kapitalizmin bıraktığı yıkıntı üzerine kurulacak komünizm olarak tarif etmişlerdir. Kapitalizmden çıkan yeni toplum, kafa emeği ile kol emeği, kent ile kır arasındaki çelişki henüz çözülemediği için sınıfların ve devletin mevcut olduğu, burjuva hukukun devam ettiği, çalışmanın hala dışsal bir zorunluluk olduğu toplumdur. Böyle bir toplum, esas olarak, proletarya iktidarı tarafından üretim araçlarının toplumsallaştırılması ile kurulmuş olur. Üretim araçları üzerinde burjuva özel mülkiyet ortadan kaldırıldığında, başta sanayi olmak üzere tüm ekonomi üzerinde proletaryanın denetimi ve yönetimi sağlandığında, sosyalizmin temeli olan toplumsal mülkiyet ve planlı ekonomi hayata geçirilmiş olur. Bu, tek ülke sınırları içerisinde gerçekleştirilebilir. Tek ülkede iktidarı ele geçiren proletarya burjuvaziyi mülksüzleştirir, toplumu devlet ve kolektif işletmelerde bir araya getirerek sosyalizmi genel anlamıyla gerçekleştirebilir. Eğer sosyalizmi Marksist ve bilimsel içeriğiyle tanımlayacak olursak sosyalizm tek ülkede gerçekleştirilebilir. Ama Trocki’nin yaptığı gibi kafamızda projeler üretip gerçekliği ona göre yorumlamaya çalışırsak sosyalizm tek ülkede gerçekleşemez. Lenin tek ülkede sosyalizmin gerçekleşebileceğini, sosyalist ekonomiye geçilebileceğini şöyle ifade eder: “görev, sosyalist ekonomiye geçmek amacıyla, emek ve ürün tasarrufu bakımından en elverişli işletme olduğu için, bireysel işletmeler zararına, tarımda kolektif işletmenin gelişmesine dayanıyor.” (Lenin, Ekim Devrimi Dosyası, Sf. 513-514, 11 Aralık 1918) Başka bir yerde Lenin, sosyalizmin insanların gülümseme ve ‘küçümsemelerine’ rağmen gerçekleştiğinden bahseder: “Gerçekten de ülkemizde, devlet iktidarı işçi sınıfı tarafından kullanıldığı ve devlet bütün üretim araçlarını elinde bulundurduğu için, bize de nüfusu kooperatifler içinde bir araya getirmekten başka bir şey kalmıyor. Nüfus kooperatifler içinde en yüksek derecede toplanınca sosyalizm, eskiden haklı alaylara, gülümsemelere, sınıflar savaşımının, siyasal iktidar vb. için savaşımın zorunluluğuna pek haklı olarak inanan kimselerin küçümsemesine yol açan o sosyalizm, kendiliğinden gerçekleşiyor.” (Lenin, Ekim Devrimi Dosyası, Sf. 618, Kooperatifçilik Üzerine) Sosyalizmi idealler dünyası haline getirenlere karşı Lenin hayatın gerçekliğinden böyle sesleniyor. Burjuvazi ve kapitalizme karşı verilen savaş proletaryanın iktidara gelmesi ile bitmiyor. Proletaryanın iktidarı altında burjuvaziye, bireysel üretime ve değişmesi en zor olan küçük burjuva alışkanlıklara karşı devam ediyor. Daha büyük bir disiplin, özveri ile tüm halkın ihtiyaç, duygu ve düşüncelerini hesaba katan ve onu hareketin bir parçası haline getiren yeniden inşa süreci ile devam ediyor. Karşılaşılan zorluklar, alınan önlemler, sosyalist inşanın adım adım gerçekleştirilmesi anlamına gelen başarılar, hemen sonuç vermeyen atılımlar; bütün bunlar insanların zihinlerinde tasarladıkları ‘idealler dünyası’ ile denk düşmüyor. Lenin, komünistlerin küçümsemesine yol açan başarıların sosyalizm anlamına geldiğini, eksiklikleri olsa da sosyalizmin inşasının gerçekleştiğini ifade ediyor ve üç koşul üzerinde duruyor. “Devlet iktidarının işçi sınıfı tarafından” kullanılması, “devletin bütün üretim araçlarını elinde” bulundurması ve son olarak kooperatifleştirme. Lenin’in belirttiği gibi, proletaryanın iktidarı, üretim araçlarının toplumsallaştırılması ve planlı ekonomi gerçekleştiğinde –küçümsemelere rağmen- sosyalizm kendiliğinden gerçekleşmiş olur: “Oysa uygar kooperatifçiler rejimi, üretim araçları toplumun malı olduğu ve sınıf olarak proletarya burjuvazinin üstesinden geldiği zaman, sosyalist rejimin ta kendisi oluyor.” (Lenin, Ekim Devrimi Dosyası, Sf. 621, Kooperatifçilik Üzerine) Lenin’in Ekim devrimi sonrasındaki yazılarınden sosyalizm inşasıyla ilgili görevler üzerine onlarca alıntı yapılabilir. Lenin proletaryanın iktidarı ele geçirdiği ve üretim araçlarına el koyduğu koşullarda kooperatifleştirme görevinin sosyalizm anlamına geldiğini bunun da tek ülke sınırları içerisinde gerçekleştirilebileceğini birçok defa tekrarlamıştır. Leninizm, onun teorik ve politik tahlilleri, özellikle devlet, sosyalizm ve komünizmin bilimsel tahlilleri bize Trockizm’in sosyalizm anlayışının baştan sona keyfi, iradeci ve anti-Marksist olduğunu gösteriyor. Lenin, 1918 Ekim devriminden hemen sonra ve esas olarak da üç yıllık zorunlu bir iç savaştan çıktıktan sonra (1920) görevin sosyalizmin inşası (toplumun tek bir planlı ekonomi içerisinde toplanması) olduğunu belirtiyor. Trocki sosyalizmin tek ülke sınırları içerisinde inşa edilemeyeceğinden yola çıkıyor. Öyleyse iktidarı ele geçiren proletarya dünya devrimini gerçekleşene kadar ne yapmalı? Trocki’nin tezi kaderini hemen gerçekleşecek bir dünya devrimine bağladığı SSCB’yi umutsuz bir çaba içinde görür. Yapılacak tek şey kalır: sosyalizmi inşa etmeden dünya devrimine kadar dayanmak: “Burada mümkün olan iki seçenek vardır: a) dünya proleter devriminin gelecekteki zaferine kadar, tek ülkede proletarya diktatörlüğünün iktisaden güçlenmesine yönelik, yukarıda özetlenmiş olan yol (Rusya’da Sol Muhalefet’in bakış açısı); b) tecrit edilmiş bir ülkede bir ulusal sosyalist toplum kurmaya ve bunu ‘mümkün olan en kısa zamanda’ gerçekleştirmeye yönelik yol (şimdiki remzi tez).” (Trocki, Sürekli Devrim, Sf. 26) SSCB ve iktidardaki proletarya elbette dünya devriminin en büyük destekçisidir. Dünya devrimi, dünya proletaryasını kurtaracağı kadar, SSCB proletaryasını da kapitalist kuşatma ve geri dönüş tehlikesinden kurtaracaktır. Bu gerçek, SSCB’nin dünya devrimi mevcut olmadığı koşullarda sosyalizmi inşa etmeyeceği, kapitalist bir ekonomiyi muhafaza edeceği anlamına gelmez. Kapitalist ekonomiyi dünya devrimi gelene kadar muhafaza etmek, işçi sınıfının burjuvazi tarafından, köylülüğün kulaklar tarafından sömürülmesini muhafaza etmek anlamına gelir ki bu da proletaryanın iktidarı elinde tutmasını imkânsız kılar. Kapitalist ekonomi ve sömürü biçimi, birden bire değil ama adım adım, işçi ve halk yığınlarının bilinçli inisiyatifiyle tasfiye edilerek yerine sosyalist ekonomi kurulur. Lenin’in, tek ülke sınırları içerisinde proletarya iktidarı aldıktan ve burjuvaziyi mülksüzleştirdikten sonra kooperatifleşmeyi (kolektif işletmelere geçişi) sosyalizmin gerçekleşmesi olarak görmesi sosyalist inşanın SSCB’de adım adım işlediğini gösterir. Kapitalist ekonomiyi korumak anlamına gelmese dahi sosyalizmi inşa etmeden proletarya iktidarının korunması beklenemez. Sosyalizmin tek ülkede inşa edilemeyeceğini farklı biçimlerde söyleyenlere karşı Lenin, sosyalizmin inşasının zorunlu olduğunu, sosyalizmi inşa etmeden proletarya diktatörlüğünün ayakta kalamayacağını şöyle ifade eder. “Sosyalizm için henüz olgun olmadığımız söyleniyor; sosyalizmi ‘kurmak’ için henüz çok erkendir; devrimimiz burjuva bir devrimdir; bu nedenle burjuvazinin uşakları olmak gerekir (oysa Fransa’nın burjuva devrimcileri, bundan 125 yıl önce, devrimlerinin büyüklüğünü zorbalara, toprak sahiplerine karşı olduğu gibi kapitalistlere karşı da terör uygulayarak güvence altına almışlardı!) “Burjuvazinin uşakları kesilen ve böyle düşünen ve sosyalist-devrimcilerin de kendilerine katıldıkları sözde-marksistler (eğer düşüncelerinin teorik temelleri incelenirse) emperyalizmin ne olduğunu, kapitalist tekellerin ne olduğunu, devletin ne olduğunu, devrimci demokrasinin ne olduğunu anlamıyorlar. Çünkü, eğer, bunu anlasalardı, sosyalizme gitmeden öncülük edilemeyeceğini kabul etmek zorunda kalırdı.” (Lenin, Ekim Devrimi Dosyası, Sf. 404, Yaklaşan Felaket ve Önlemenin Yolları) Evet, Trocki yanılıyor. Sosyalizme gitmeden, sosyalizmi inşa etmeden proletaryaya ve köylülüğe öncülük edilemez, dolayısıyla proletaryanın iktidarı sürdürülemez. Bu yüzden proletarya dünya devriminin mevcut olmadığı koşullarda da sosyalizmin inşasını adım adım gerçekleştirir. Bu olmadan proletaryanın, köylülükle ittifakı ve iktidarı elinde tutması imkânsızdır. a. Üretici Güçler Düzeyi ve Tek Ülkede Sosyalizm Toplumsal hareketin belirleyici etkenlerini yani toplumsal yasaları keşfetmek Marksizm’e düşmüştür. Toplumlar insanların iradelerine göre değişmez. Ancak öyleymiş gibi görünür. İnsanlar köleliğe karşı olunca kölelik kalmış feodalizm geçilmiş, feodalizme karşı olunca da kapitalizme geçilmiştir. Görünüşle gerçek veya görünen neden ile gerçek neden arasındaki farklılıktan kaynaklanan çelişkileri ancak Marksizm aşmış ve tutarlı bir düşünce sistemi oluşturmuştur. İnsan iradesini, insanın iradesiyle açıklamak aslında hiçbir şey söylememek demektir. Toplumun kapitalizme geçişini insanların kapitalizme geçiş isteğiyle açıklamak soruya soruyla yanıt vermektir. İnsanları (daha doğrusu sınıfları) bu harekete yönlendiren etkenler nelerdir? ‘Ekonomik nedenler ve maddi koşullar’ diye cevap verebilir herhangi bir materyalist. Toplumda ekonomik ve siyasal ihtiyaçların çok önemli bir yer tuttuğunun farkında olan bir kimse de aynı cevabı verebilir. ‘Maddi koşullar’ insan iradesini belirler. Toplumsal harekette belirleyici olan maddi koşullar, toptancı bir ‘maddi’ kavramıyla geçiştirilemez. Böyle olsaydı Marks ancak sıradan bir materyalist olurdu. Toplumun tüm yapısını belirleyen ekonomik altyapı; yanı üretici güçler ve buna denk düşen üretim ilişkileridir. Kapitalizmin ortaya çıkışı ve ‘insan iradesi’nin ardındaki belirleyici faktör bu maddi gerçekliktir. Kapitalizm ortaya çıkışı üretici güçlerin gelişmesi yani makineli üretimin, manifaktür ve fabrikaların ortaya çıkmasıyla başlar. Fabrikaların ortaya çıkışı işçi sınıfı ve burjuvazinin gelişmesini sağlar. Üretici güçlerin gelişmesi (makineli üretimin ortaya çıkışı) eski feodal toplumun yapısıyla yani üretim ilişkileriyle, siyasetiyle çelişkiye girer. Bu çelişkinin uzlaşmaz nitelik kazanmasıyla feodalizm tarih sahnesinden silinir. Bir soyutlama biçiminde tarif edecek olursak toplumsal değişim üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki çelişkinin sonucudur. Üretici güçlerin gelişmesi ile ilkel komünal toplumdan sosyalist topluma kadar birçok sosyo-ekonomik sistem yaşanmıştır. Üretici güçler kapitalizm altında giderek toplumsal bir nitelik kazanır. İşbölümünün artması, üretimin çeşitli kollarının birbirine bağlanması, üretimin tek başına değil ortak bir emek sonucu yapılabilmesi üretici güçlerin toplumsal bir nitelik kazandığını gösterir. Toplumsal bir nitelik kazanan üretici güçler özel mülkiyete dayanan üretim ilişkileri ile çelişkiye girer. Bu uzlaşmaz çelişki ile kapitalist üretim ilişkileri parçalanır ve üretici güçlerin niteliğine uygun sosyalist üretim ilişkileri kurulur. Konu kapsamlıdır ve altının doldurulması gerekir. Ancak bölümde tartışacağımız konu toplumların değişim yasaları değildir. Üretici güçlerin belirleyici niteliğine vurgu yapmak için kısaca değindik. Bir önceki paragrafın başında bir soyutlama biçiminde tarif edecek olursak dedik. Her toplumsal yasa bir soyutlamadır. Toplumsal harekette kendini binlerce farklı eğilimin ve etkenin ortalaması ve tarihsel sonucu olarak gösterir. Çünkü belirleyici olan üretici güçlerin yanında üretim ilişkileri; siyaset, hukuk vb. manevi hayat vardır. Bunlar üretici güçlerin belirleyici niteliğini değiştirmemekle birlikte yasanın yaşamdaki görünüşünü etkilerler. Bu nedenle her şeyi (siyasetin ve diğer üstyapı kurumlarının etkisini inkar ederek) salt üretici güçlerle açıklamaya kalkmak metafizik materyalizme düşmek demektir. Nasıl sınıf mücadelesinin (başta siyasetin) seyri üretici güçlerin henüz çok gelişmediği bir ülkede sosyalist devrime varıyor ve üretici güçleri geliştirmeye başlıyorsa, üretici güçler ile toplumsal hareket de bire bir denk düşmez. Tarih zigzaglar, uzun süreli beklemeler, geri dönüş ve büyük atılımlarla doludur. Üretici güçlerin toplumsal hayattaki belirleyici rolü kendini siyaset, kültür, din ve hatta insan psikolojisindeki rastlantılarla gösterir. Üretici güçlerin gelişmesi kapitalizmin ortaya çıkışıyla yerellikten kurtulmuş ulusal bir nitelik kazanmıştır. Böylece özellikle 19. yy’da ulusal devletler kurulmuş, burjuva devrimler gerçekleşmiştir. Ancak üretici güçlerin gelişmesi birebir burjuva devrimleri getirmedi. Üretici güçlerinin seviyesi 19. yy kapitalizminin çok ilerisinde olan bazı ülkelerde hala burjuva devrimler gerçekleşmemiştir. Veya uluslar varlıklarını korudukları halde kendi devletlerini kuramamıştır. Üretici güçlerin gelişmesiyle ortaya çıkan ulusal devletler eğilimi, adı üzerinde bir eğilim olmuş ve sınıf mücadelesi zemininde yeniden şekillenmiştir. Birçok ulus kendi devletini kurarken yine birçok ulusun kendi devletini kurması ezen ulus tarafından engellenmiştir. Kapitalizmin ikinci evresiyle üretici güçler daha da gelişmiş, emperyalizm döneminde uluslararası bir nitelik kazanmıştır. Kapitalizm dünya ölçeğinde egemen olmuştur. Üretici güçlerin uluslararası bir nitelik kazanmasını Trocki kalkış noktası olarak kullanarak yanlış bir sonuca varmıştır. Tıpkı geri bir ülkede sosyalizmin kurulmasına karşı çıkışı gibi… “Ulusal olarak tecrit edilmiş sosyalist bir toplum kurmayı amaçlamak, geçmişteki tüm başarılara rağmen, üretici güçleri kapitalizme göre daha geriye itmek olur. Dünya bütünlüğünün bir parçasını oluşturan ülke gelişiminin coğrafi, kültürel ve tarihi şartlarını göz önünde bulundurmadan, ulusal çerçeve içinde ekonominin tüm dallarını birbiriyle kapalı bir oransallık içine sokmaya çalışmak, gerici bir ütopya peşinde koşmaktan başka bir şey değildir.” (Trocki, Sürekli Devrim, Sf. 27) Trocki kapitalizmin dünya ölçeğinde egemen olması ve üretici güçlerin uluslararası bir nitelik kazanması ile sosyalizmin üretici güçlerin evrensel niteliğine uygun olarak ancak dünya ölçeğinde gerçekleşebileceğini ve tek ülkede gerçekleşemeyeceğini savunmuştur: “Sadece geri Çin değil, ama genel olarak dünyadaki hiçbir ülke, sosyalizmi kendi ulusal sınırları içinde inşa edemez: millileştirme için, yeterince gelişmemiş olan üretici güçler kadar, ulusal sınırların ötesinde bir büyüme gösteren çok gelişmiş güçler de buna karşı direneceklerdir.” (Trocki, Sürekli Devrim, Sf. 137) “Burjuva toplumdaki bunalımın temel nedenlerinden biri, bu toplumda yaratılan üretici güçlerin artık ulusal devletin çerçevesiyle bağdaşmamasıdır. Bu, bir yandan emperyalist savaşlara diğer yandan da bir burjuva Avrupa Birleşik Devletleri ütopyasının doğmasına yol açar. … Sosyalist devrim, ancak yeni toplumun gezegenimizin tüm yüzeyinde en son zafere ulaşmasıyla tamamlanacaktır.” (Trocki, Sürekli Devrim, Sf. 160) Ve sosyalist inşa ancak bu koşullarda başlayacaktır! Trocki bir yandan geri bir ülkede üretici güçler yetersiz olduğu için diğer yandan üretici güçler çok gelişip ulusal sınırları aştığı için tek ülkede sosyalizmi reddediyor! Kendi tezleri çelişiyor. Trocki’nin tek ülkede sosyalizmin imkansızlığı anlayışı yalnızca üretici güçlerin uluslararası niteliğine değil Trocki’nin sosyalizm anlayışına da sıkı sıkıya bağlıdır. Bunu bir önceki bölümde inceledik. Üretici güçlerin uluslararası bir nitelik kazandığı emperyalizm aşamasında sosyalizm bütün ülkeler için bir seçenek ve yürünecek bir yol olmuştur. Sosyalizm ileri ülkelerde olduğu gibi geri bir ülkede de zafer kazanabilir. Sosyalizmin tek tek ülkelerdeki zaferi, uluslararası gelişmelerin etkisiyle beraber asıl olarak ülke içindeki sınıf mücadelesi tarafından belirlenir. Örneğin Avrupa’daki olası sosyalist devrimler ülkemiz işçi sınıfı doğru bir önderlik bulamadığı sürece ülkemizde bir sosyalist devrim anlamına gelmez. Diğer ülkelerde sosyalist devrim oldu diye ülkemizdeki sınıf hareketi yükselse bile hemen Marksist-Leninist bir önderliğe otomatik olarak gireceği söylenemez. Ancak uluslararası etkenin ülke içindeki sınıf mücadelesine büyük etkisi de göz önünde bulundurulmalıdır. Bu yüzden sınıf mücadelesinin seyri tek tek ülkelerde veya bölgesel olarak sosyalist devrimin zaferini getirebilir. Üretici güçlerin uluslararası niteliği; sosyalist devrimin hemen uluslararası dünya devrimi olmasını sağlamaz. Ama sosyalist devrim özü itibarıyla dünya devriminin bir parçasıdır. Dünya devrimi tek tek ülkelerdeki ve bölgelerdeki devrimlerle ilerleyen beklemeli, hatta dönem dönem gerilemeler ve hızlı atlamalar barındıran bir süreçtir. Tek ülkede zafere ulaşan sosyalist devrim, bütün dünyada sosyalist devrimin gerçekleşmesi için mücadele ederken kendi ülkesinde de sosyalizmi kurar. Üretici güçlerin evrensel niteliği doğrudan hızlı bir dünya devrimini doğurmadı. Rusya’da gerçekleşen devrim hemen Avrupa’ya yayılmadı. Tek ülke ile sınırlı kaldı. Ancak diğer ülkelerdeki sınıf hareketi üzerinde muazzam bir etki yarattı. Üretici güçlerin evrensel niteliği doğrudan dünya devrimini yaratmadı; çünkü bu nitelik ancak sınıf mücadelesi temelinde etkisini gösterebilirdi. Sınıf mücadelesinin konumu da bir dünya devrimini getirmedi. Emperyalizm çağında üretici güçler uluslararası bir nitelik kazanmıştır ancak uluslar arasındaki çelişkiler daha da artmıştır. Emperyalistler arasındaki çelişkiler şiddetlenirken dünyanın tamamı üzerinde ezen uluslar ile ezilen uluslar arasındaki çelişki egemen olmuştur. Ki emperyalizm dünyanın bir yanda ezen uluslar bir yanda ezilen uluslar olarak bölünmesidir. Küreselleşme savunucularının propagandasının aksine emperyalizm koşullarında ulusların kaynaşması ve yok olması değil savaşı ve artan çelişkiler zorunludur. Üretici güçlerin gelişme düzeyinin ilerlemesi ve uluslararası bir nitelik kazanması sosyalizmin tek ülkede kurulamayacağı anlamına gelmez. Üretici güçlerin uluslararası niteliği her sosyalist devrimi ve sosyalist ülkeyi dünya devriminin bir parçası haline getirir. Ancak üretici güçlerin uluslararası niteliği sosyalizmin tek ülkede kurulmasını engellemez. Trocki yine metafizik materyalizme düşerek toplumsal yasaları sınıf mücadelesi zemininden kopartarak birer doğmaya dönüştürüyor. Üretici güçlerin üstyapı ile ilişkisini diyalektik değil metafizik yöntemle yorumluyor. Kaba determinist neden-sonuç ilişkisi kuruyor. Oysa üretici güçlerin uluslararası niteliği bire bir sonucunu hemen vermez. Ulusların yok olması, tek tek sosyalist devletlerin birleşerek ortadan kalkması uzun bir tarihsel süreçtir. Ulusların kapitalizminden henüz çıkmış toplumda yok olması ütopyadır. Sınıf mücadelesi temelinde tek tek ülkelerde sosyalist devrimler olabilir ve tek ülkede sosyalizm inşa edilebilir. b. Avrupa Birleşik Devletleri Tartışması Lenin, sosyalizmin niteliği gereği tek ülkede gerçekleşebileceğini her zaman savunmuştur. Bu teorik olarak doğrudur. Lenin, tek ülke sınırları içerisinde sosyalizmin inşası fikrini 1920’den veya 1917 Ekim Devriminden sonra ortaya atmadı. Lenin, tek ülkede sosyalizmi, iktidarı ele geçiren proletaryanın, dünya devrimi henüz gözükmediği için gerçekleştirmek zorunda kaldığı bir imkansızlık olarak da görmedi. Lenin Ekim devriminden önce de, sonra da proletaryanın tek ülkede sosyalizmi gerçekleştirebileceğini ve emperyalizmin eşitsiz gelişme yasasının bunu tipik biçim haline getirdiğini söylemiştir: “Ekonomik ve politik gelişmenin eşitsizliği, kapitalizmin mutlak bir yasasıdır. Buradan sosyalizmin zaferinin başlangıçta az sayıda ya da hatta tek bir kapitalist bir ülkede mümkün olduğu sonucu çıkar. Kendi ülkesinde kapitalistleri mülksüzleştirdikten ve sosyalist üretimi örgütledikten sonra, bu ülkenin muzaffer proletaryası, diğer ülkelerin ezilen sınıflarını kendi yanına çekerek, o ülkelerde kapitalistlere karşı ayaklanmayı körükleyerek ve hatta gerekirse sömürücü sınıflara ve onların devletlerine karşı askeri şiddete başvurarak kapitalist dünyaya karşı ayaklanacaktır.” (Lenin, Ekim Devrimi Dosyası, Sf. 16, Avrupa Birleşik Devletleri Sloganı Üzerine, 23 Ağustos 1915, Alt çizgi bizim) “Kapitalizmin ekonomik ve politik gelişmesinin eşitsizliği” sosyalizmin tek bir kapitalist ülkede iktidara gelmesine yol açabilir. Bu ülkede ilk görev, Lenin’in belirttiği gibi kendi ülkesinde kapitalistlerin mülksüzleştirilmesi ve sosyalizmin örgütlenmesidir. SSCB’de proletarya iktidara gelmiş ve sosyalizmi örgütlenmiş; dünya proletaryasına büyük bir destek sağlamıştır. Lenin’in öngörüsü kelimesi kelimesine gerçekleşmemiş midir? Lenin 1915 yılında Trocki ile polemiğinde böyle diyordu. Lenin tek ülkede devrimin olamayacağını, olsa dahi sosyalizmin örgütlenemeyeceğini söyleyen Trocki’ye karşı devrimin tek ülkede gerçekleşebileceğini ve sosyalizmin bu ülkede kurulabileceğini özellikle belirtiyor. Trocki’nin yazısının temel fikrine bakınca Lenin ile Trocki arasında ‘tek ülkede sosyalizm’ konusunda anlayış farklılığı ortaya çıkıyor. Zaten Trocki Lenin’i tek ülkede sosyalizmi savunmakla yani “sosyal yurtseverlik”, “en vülger reformizm” ve “ulusal devrimci Mesihçilik” ile suçluyor: “Bir toplumsal devrimin olasılıklarını ulusal sınırlar içinde ele almak, sosyal-yurtseverliğin özünü oluşturan aynı ulusal darlığa kurban gitmektir. Vaillant ölüm gününe dek Fransa’yı toplumsal devrimin vaat edilmiş toprakları olarak gördü; ve kesinlikle bu bakımdan sonuna kadar ulusal savunuyu destekledi. Lensch ve şukerası (bazıları ikiyüzlüce bazıları içtenlikle) Almanya’nın yenilgisini her şeyden önce toplumsal devrimin temellerinin yıkımı olarak gördüler. Genel olarak unutulmamalıdır ki, sosyal yurtseverlikte, en vülger reformizmin yanı sıra, ister sınai düzeyinden dolayı olsun, ister ‘demokratik biçimi’ ve devrimci kazanımlarından dolayı olsun, kendi ulusal devletinin, insanlığı sosyalizme ya da ‘demokrasiye’ götürmekle görevlendirildiğini zanneden bir ulusal devrimci Mesihçilik bulunur. Muzaffer devrim gerçekten de çok gelişmiş tek bir ulusun sınırları içinde tasavvur edilebilir olsaydı, ulusal savunu programıyla birlikte bu Mesihçiliğinin nispeten tarihsel bir haklılığı olurdu. (…) Avrupa proletaryasının devrimdeki ortaklaşa eylemini dolaysızca ve ivedi olarak şart koşan bu karşılıklı bağımlılık Avrupa Birleşik Devletleri sloganı ile ifade bulmaktadır.” (Trocki, Eserler, 3. Cilt, Sf. 90) Trocki’nin yazısının konusu Avrupa Birleşik Devletleri sloganıydı. Trocki yazısında tek ülkede sosyalizmin sosyal yurtseverlik anlamına geldiğini söylüyor. Zaten başka bir yerde bunu açıkça ilan ediyor: “Tek ülkede sosyalizm inşası anlayışı, sosyal-yurtsever bir anlayıştır”(Trocki). Trocki, tek ülkede sosyalizmin olabilirliğini savunan Lenin’i böylece sosyal-yurtseverlikle yani oportünizmle suçluyordu. Lenin Avrupa Birleşik Devletleri sloganını iki açıdan eleştiriyordu. Birincisi, eğer bu slogan kapitalist bir Avrupa Birleşik Devletleri çağrısı yapıyorsa bu gerici bir amaçtır. “Avrupa Birleşik Devletleri, kapitalist rejimde sömürgelerin paylaşımını amaçlayan bir birleşme anlamına gelirdi. Oysa kapitalist rejimde paylaşım güçten başka hiçbir temele, güçten başka hiçbir ilkeye dayanmaz.(…) Gerçi kapitalistler arasında da, devletler arasında da geçici birleşmeler olanaklıdır. Bu anlamda, Avrupalı kapitalistlerin bir birleşmesi olarak Avrupa Birleşik Devletleri de olanaklıdır. Ama hangi amaçla? Yalnızca Avrupa’da sosyalizmi ortaklaşa bastırmak, tekellerine aldıkları sömürgeleri Japonya ve Amerika’ya karşı ortaklaşa korumak amacıyla.” (Lenin, Ekim Devrimi Dosyası, Sf. 15, Avrupa Birleşik Devletler Sloganı Üzerine) Trocki, Avrupa Birleşik Devletleri sloganıyla “sosyalist” bir birlikteliği savunuyor. Lenin Avrupa Birleşik Devletleri sloganını bu açıdan da (ikinci) eleştiriyor ve şöyle diyor: “Dünya (Avrupa değil) Birleşik Devletleri ulusların, bizim sosyalizme bağladığımız siyasal birlik ve özgürlük biçimidir ve komünizmin tam zaferi, demokratik devlet de dahil her türlü devletin ortadan kalkmasına yol açıncaya kadar da sürecektir. Bununla birlikte, bağımsız bir slogan olarak Dünya Birleşik Devletleri sloganı da pek doğru bir slogan sayılmaz. Çünkü ilkin, sosyalizmle karışır ve ikinci olarak, sosyalizmin tek bir ülkedeki zaferinin olanaksızlığı ve söz konusu ülkenin öteki ülkeler karşısındaki tutumu üzerine yanlış sonuçlara yol açabilir.” (Lenin, Ekim Devrimi Dosyası, Sf. 16, Avrupa Birleşik Devletler Sloganı Üzerine, Alt çizgi bizim) Görüldüğü gibi Lenin bu sloganı her şekliyle yanlış buluyor. Bu slogan sosyalist bir Avrupa Birleşik Devletlerini ifade etse dahi, ‘sosyalizmin tek bir ülkedeki zaferinin olanaksızlığı’ gibi yanlış sonuçlara yol açabileceği söyleniyor. Çünkü sosyalizm tek bir ülkede de gerçekleşebilir diyor Lenin. Trocki ise, sosyalizmin tek bir ülkede gerçekleşme imkanını görmediği için Avrupa Birleşik Devletleri gibi somut olmayan bir slogan ortaya atıyor. Hayat da bu sloganı çöpe atıyor. Çok açık: Lenin tezini ortaya (kapitalizmin eşitsiz gelişme yasası ile ‘sosyalizmin zaferinin başlangıçta az sayıda ya da hatta tek bir kapitalist bir ülkede mümkün olduğu’) koyuyor, üstüne üstük bir de Trocki’nin tezine karşı uyarı da bulunuyor: “Sosyalizmin tek bir ülkedeki zaferinin olanaksızlığı ve söz konusu ülkenin öteki ülkeler karşısındaki tutumu üzerine yanlış sonuçlara yol açabilir.” Burada iki anlayışın çatışmasını görüyoruz. Bir yanda tek ülkede sosyalizmin gerçekleşebilme imkanını savunan ve bu konuda yanlış düşüncelere karşı uyaran Lenin’in anlayışı, diğer tarafta tek ülkede sosyalizmi kesin olarak reddeden böylece sosyalizmi bilinmez bir geleceğe erteleyen Trocki’nin anlayışı. Trocki, Lenin’in Sosyal-Demokrat’ta (Bolşeviklerin merkez yayın organı) çıkan yazısını Avrupa Birleşik Devletleri sloganına yönelik tek ciddi karşı çıkış olarak görüyor: “Birleşmiş Devletler sloganına, ne kadar az somut olursa olsun, tek tarihsel itiraz, İsviçreli Sosyal-Demokrat’ta şu sözlerle yapılmıştı: ‘Ekonomik ve siyasal gelişmenin eşitsizliği, kapitalizmin mutlak bir yasasıdır’. Sosyal-Demokrat buradan, sosyalizmin tek bir ülkede zaferinin olanaklı olduğu ve dolayısıyla ayrı olarak ele alınan her devlette proletarya diktatörlüğünü, Avrupa Birleşik Devletlerinin kurulmasıyla koşullandırmanın gereksiz olduğu sonucunu çıkartıyordu.” (Trocki, Alt çizgi bizim) Trocki Lenin’in yazısına karşı çıkarken, Lenin’in tek ülkede sosyalizmi olanaklı gördüğünü belirtiyor(Altı çizgili kısım). Lenin’in tek ülkede sosyalizmi savunduğunu Trocki’nin kendisi söylüyor. Evet, aslında Trocki gerçeği kendisi itiraf ediyor: Lenin “sosyalizmin tek bir ülkede zaferinin olanaklı olduğu”nu savunuyor. 1915 yılında, Trocki; Lenin’i tek ülkede sosyalizmi savunduğu için eleştiriyor. 1930 yılında ise Lenin asla tek ülkede sosyalizmi savunmadı diyor: “Rusya’nın ulusal sınırları dâhilinde sosyalist bir toplum kurmanın imkânsız olduğu fikri – böyle bir ‘imkan’ fikri 1924’e dek kimse tarafından ifade edilmedi ve birinin aklına geldiği de şüphelidir” (Trocki, Rus Devriminin Tarihi – Şubat Devrimi, Sf. 319 ) Öyleyse Trocki’nin ‘Lenin tek ülkede sosyalizmi savunmadı’ demesinin anlamı nedir? Şudur: Trocki iftira ve çarpıtmada epey ‘başarılıdır’ (bu iddiaları ileride ayrı bir başlık altında inceleyeceğiz). Lenin’in Trocki’ye yönelik eleştirileri ve tek ülkede sosyalizm konusunda iki farklı bakış açısının (Leninizm ve Trockist oportünizm) savaşımına yol açan Avrupa Birleşik Devletleri sloganı hakkında daha sonra Trocki şunları söylüyor: Önce Lenin’e akıl veriyor: “1915’te Avrupa Birleşik Sovyet Devletleri sloganını savunarak, eşitsiz gelişme yasasının kendi içinde bu slogana karşı bir argüman olmadığına, çünkü farklı ülkelerin ve kıtaların tarihsel gelişimindeki eşitsizliğin kendi içinde eşitsizlik olduğuna işaret ettik.” (Trocki, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonel, Sf. 19) Lenin tek ülkede sosyalizmin gerçekleşebileceğini savunurken eşitsiz gelişme yasasının üzerinde durmuştu. Trocki Lenin’in tezinin kendisini yalanlayacak “bir argüman olmadığına” işaret ediyor! Trocki işaret etti ama Lenin göremedi! Bu slogan eşitsiz gelişme yasasıyla çelişmiyormuş, Trocki tam da buna işaret etmiş ama Lenin bunu görememiş. Göremediği için de Trocki’nin bu sloganını eleştirmek için makale yazmış. Lenin açıkça belirtiyor, bu slogan tek ülkede sosyalizmin imkânsızlığı gibi yanlış bir sonuca yol açar diyor ama Trocki hala sloganın doğru olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Trocki, oportünizmini tutarlılıkla sürdürmez. Çarpıtma ve yalan da en önemli silahlarındandır. Bunca teorik tartışma ve anlaşmazlıktan sonra şöyle söyler: “Avrupa Birleşik Devletleri sorunu üzerine Lenin’le 1915’teki farklılığımız sınırlı, taktiksel ve özünde geçici bir nitelikteydi; fakat bu olayların daha sonraki akışı tarafından daha iyi doğrulanmıştır.” (Trocki, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonel, Sf. 20) Trocki yanılgısını anlayıp bu slogandan vazgeçti sanılmasın. Bu polemik üzerinden on yıldan fazla zaman geçtikten sonra bile Trocki, Enternasyonal’i ‘Avrupa Birleşik Devletleri’ sloganını kullanmadığı için suçlar ve şunları söyler: “Avrupa ve gerçekte dünya krizindeki her yeni şiddetlenme, temel politik sorunları öne çıkarmak için ve Avrupa Birleşik Devletleri sloganına çekici bir güç kazandırmak için yeterince keskindir.” (Trocki, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonal, Sf. 21) Lenin sadece Trocki ile olan polemiklerinde değil, sosyalizm, devlet, savaş vb. sorunları incelediği yazılarında tek ülkede sosyalizmin gerçekleşebilirliğini ortaya koymuştur. Aslında, tek ülkede sosyalizm Lenin için sürekli olarak ortaya konulması gereken bir gerçek değildi. Çünkü bu konu bir tartışma noktası değildi. Lenin her zaman, sosyalist ekonominin temel kıstaslarının tek ülkede gerçekleşebileceği, ancak komünizmin sınıfsız, sınırsız ve devletsiz bir sosyo-ekonomik biçim olduğunu biliyordu ve bu öngörü üzerinden hareket ediyordu. Lenin, yine de tek ülkede sosyalizmin zorunluluğunu özel olarak belirtme ihtiyacı duymuştur. Savaş üzerine bir yazısında şöyle der: “Çeşitli ülkelerde kapitalizm, son derece farklı bir biçimde gelişir. Bundan da şu kaçınılmaz sonuç çıkar ki sosyalizm, bütün ülkelerde aynı anda zafer kazanamaz. Sosyalizm ilkin bir tek ya da birkaç ülkede zafer kazanırken öteki ülkeler, belli bir süre boyunca burjuva ya da burjuva öncesi ülkeler olarak kalacaktır.” (Lenin, Ekim Devrimi Dosyası, Sf. 18-19, Proleter Devrimin Askeri Programı, Alt çizgi bizim) Daha açık olarak ortaya konulamazdı herhalde. *** Stalin’in temsil ettiği Marksizm-Leninizm yani Bolşevizm ile Trockizm’in temsil ettiği uluslararası oportünizm ve karşıdevrim arasındaki mücadelenin başlıca konularından birisi tek ülkede sosyalizmin gerçekleşebilmesi sorunuydu. Trocki sosyalizmin tek ülkede inşa edilemeyeceği tezine karşı Stalin şöyle der: “Devrimin bir tek ülkede zaferini olanak dahilinde görmek gerekir, çünkü emperyalizm koşulları içinde çeşitli kapitalist ülkelerin birbirine eşit olmayan sıçramalı gelişmesi; emperyalizmin bağrında kaçınılmaz savaşlara neden olan felaketli çelişkilerin gelişmesi, bütün dünya ülkelerinde devrimci hareketin büyümesi, bütün bunlar, proletaryanın tek tek ülkelerde zaferini yalnız olanaklı değil, hatta zorunlu kılmaktadır.” (Stalin, Leninizmin İlkeleri) Proletarya tek ülkede iktidara geldikten sonra: “Sosyalizmi sonuna kadar kurabiliriz ve işçi sınıfının önderliği altında köylülükle birlikte sosyalizmi kuracağız. (…) Çünkü bizde proletarya diktatörlüğü koşulları altında her çeşit iç zorunlulukların üstesinden gelecek (ve kendi öz güçlerimizle onların üstesinden gelebiliriz) tam bir sosyalist toplumu kurmak için gerekli bütün ön koşullar vardır.” (Stalin, Ekim Devrimi ve Rus Komünistlerinin Taktiği) Trocki ise tersine tek ülkede sosyalizmin kurulamayacağından bahseder: “Sosyalist bir toplum ulusal sınırlar içerisinde gerçekleştirilemez.” (Trocki, Rus Devrimini Savunurken) Trocki ile Lenin ve Stalin’in görüşleri taban tabana zıttır. Lenin Rusya’da sosyalizmin kurulabileceğini ve hatta kurulmakta olduğunu ifade ederken aynı zamanda Trocki’nin ‘tek ülkede sosyalizm kurulamaz’ görüşüne de cevap vermiş oluyor: “Bugün kooperatifçiliğin basit gelişmesi, bizim için (yukarıda belirtilen ‘küçük’ istisna hesaba katılarak) sosyalizmin gelişmesiyle aynı şey olduğunu söylemek hakkına sahibiz. Aynı zamanda, sosyalizm anlayışımızda da köklü bir değişikliğin meydana geldiğini kabul etmek zorundayız.” (Lenin, Kooperatifçilik Üzerine) Trocki kendi görüşünü ifade ederken Marks ve Engels’in görüşlerine dayandığını iddia eder. Gerçekte yaklaşmak bir yana çarpıtır. Marks ve Engels gerçekleşecek sosyalist devrimin ileri ülkelerden birinde başlayacağını ve Avrupa’nın tüm ileri ülkelerine yayılacağını ifade etmişlerdi. Marks ve Engels’e göre İngiltere, Fransa veya Almanya’dan başlayan devrim diğer ülkelere de yayılacak ve bir Avrupa devrimine dönüşecekti. Engels ‘Komünizmin İlkeleri’nde sorunu ortaya koyarken şöyle diyordu:
“ Soru 19: Bu devrimin yalnızca tek ülkede
yer alması olanaklı olacak mıdır? (sayfa 110) Engels’in başlangıçtaki yanıtı o kadar nettir ki sanki Trocki haklıymış gibi görülebilir. Ancak soruya dikkat etmek gerekir. ‘Soru 19’ sosyalizmin tek ülkede inşasından değil sosyalist devrimden bahsediyor. Sosyalist devrim tek ülkede değil ileri ülkelerin tümünde gerçekleşecektir diyor. Bu açıdan Engels’in görüşü bizim konumuzla ilgili değildir, ama ipuçları vermektedir. İlk olarak Marks ve Engels kapitalizmin birinci aşamasındaki koşullarda sosyalist devrimden bahsetmektedir. Emperyalizm çağının eşitsiz gelişme yasası henüz gündemde değildir. Tersine Engels “toplumsal gelişmeyi öylesine eşitlemiştir” diye söze başlıyor. Elbette toplumsal gelişmenin eşitlenmesi yani kapitalizmin gelişmesi/yayılması bir olgudur. Ancak emperyalizm çağında ortaya çıkan eşitsiz gelişme yasası ve geri ülkelerde sosyalist devrim olasılığı Engels için söz konusu değildir. İkincisi Engels sosyalist devrimin tek ülkede gerçekleşemeyeceğini söylüyor. Kapitalizmin birinci aşaması için tartışılabilir olan bu tez ikinci aşamasında tamamen geçersizdir. Çünkü tek ülkede –Rusya’da- sosyalist devrim gerçekleşmiş ve bu tezin emperyalizm aşamasında geçersiz olduğu kanıtlanmıştır. Zaten Trocki de tek ülkede sosyalist devrimin olabileceğini kabul ediyor. Üçüncüsü Engels, Trocki’nin başka yolu yok dediği bir dünya sosyalizmini değil bir Avrupa devrimini öngörüyor. 19. yy’da dünyanın büyük bir bölümünde kapitalizm öncesi ilişkiler egemendir. Engels bunu göz önünde bulundurarak bir dünya sosyalizmi tarif etmiyor. Yalnızca ileri ülkelerde zamandaş bir devrim ve sonrasında inşa edilecek sosyalizmi tarif ediyor. Bu durum Trocki’nin bütün anlayışını bozar. Çünkü Engels’in tezi hala dışarıda sosyalist olmayan devletlerin olduğunu dolayısıyla sosyalizmin ileri ülkelerde kurulacağını ama devletin, sınıfların ve gerici kuşatmanın –süreç içinde değişse bile- devam edeceğini düşündüğünü gösterir. Dördüncüsü Engels, 1848’de henüz Marksizm tam olarak inşa edilmediği için belirli ölçüde metafizik materyalizme düşmüştür. Devrim önceliğini ve gelişimini doğrudan üretici güçlere bağlıyor. Beşincisi, Engels sosyalizmin sınıfsız bir toplum olduğunu, tek ülkede inşasının teorik olarak imkânsız olduğunu söylemiyor. Tek ülkede sosyalizmden değil tek ülkede sosyalist devrimden bahsediyor. Tek ülkede sosyalist devrim emperyalizm çağında mümkün olduğundan tek ülkede sosyalizm de inşa edilebilir. Engels’in tezi emperyalizm aşamasında geçersiz olduğundan tek ülkede sosyalizmin gerçekleşmesinin önüne Marks ve Engels’in görüşlerinin çıkarılması anlamsızdır. Zaten Engels soruna teorik değil siyasal açıdan yaklaşıyor. Tek ülkede sosyalizm gerçekleşemeyeceği üzerine Trocki’nin yaptığı gibi ‘sınıfsız toplum tek ülkede gerçekleşemez’ gibi teorik eleştiriler yapmıyor. Sınıflar arasındaki mücadele açısından yaklaşarak devrimin Avrupa çapında gerçekleşeceği öngörüsünde bulunuyor. Bu öngörü bilindiği gibi gerçekleşmiyor. d. Avrupa Sosyalist Devriminin Yardımı Trocki’nin tek ülkede sosyalizmin gerçekleşebilirliğini inkar ederek ulaştığı sonuç, dünya (en azından Avrupa’da) sosyalist devrimi olmadan, Rusya’da proletarya diktatörlüğünün yaşama şansı yoktur: “Avrupa proletaryası tarafından doğrudan bir devlet yardımı olmadan, Rusya işçi sınıfı iktidarda kalamaz ve geçici egemenliğini kalıcı sosyalist bir diktatörlüğe dönüştüremez. Bundan bir an bile kuşku duyulamaz.” (Trocki, Devrimimiz, 1906) Trocki’nin sözleri, ‘tek ülkede sosyalizm gerçekleşemez’ görüşünün ifadesidir. Avrupa’da sosyalist devrim olmadan Rusya’da sosyalizm inşa edilemez deniyor. Trocki bütün umudunu Avrupa devrimine bağlamıştır. Rusya proletaryasından (ve köylülüğünden) ümidi baştan itibaren kesmiştir. Rusya’da işçi sınıfının (Avrupa sosyalist devrimi gerçekleşmezse) sosyalizmi kurma şansı yoktur. Peki Avrupa devrimi gelmezse ne olacak? Trocki Rusya proletaryasına ne öneriyor? Avrupa devrimi gelmediğine ve Rusya’da sosyalizm kurulamayacağına göre proletarya diktatörlüğü yıkılmaya mahkumdur! Ayakta durmaya çalışmak, hele hele sosyalizmi inşa etmeye kalkmak Trocki’ye göre ‘sosyal-yurtseverliktir, ulusal dar görüşlülüktür’ vb. Trocki’nin bu durumunu tahlil eden Stalin şöyle söyler: “Trocki’nin ‘sürekli devrim’i, Leninist proletarya devrimi teorisinin ve aynı şekilde, Leninist proletarya devrimi teorisi de ‘sürekli devrim’ teorisinin yadsınmasıdır. “Devrimimizin güçlerine ve yeteneğine inançsızlık, Rusya proletaryasının gücüne ve yeteneğine inançsızlık: İşte ‘sürekli devrim’ teorisinin temeli. “Şimdiye dek ‘sürekli devrim’ teorisinin genellikle yalnız bir yanına işaret ediliyordu: köylü hareketinin devrimci olanaklarına inançsızlık. Bugün, doğru olmak için, bu yanı bir başka yanla tamamlamak gerekir: Rus proletaryasının güçlerine ve yeteneğine inançsızlık. “Trocki’nin teorisinin, sosyalizmin zaferinin tek ülkede, hem de geri kalmış bir ülkede, proletarya devriminin ‘Batı Avrupa’nın başka ülkelerinde’ daha önce gerçekleşmiş zaferi olmadan olanaksız olduğunu söyleyen menşevizmden ne farkı var? “Esasta hiç farkı yok. “Bundan kuşku duymak mümkün değildir. Trocki’nin ‘sürekli devrim’ teorisi, menşevizmin bir biçimidir.” (Stalin, Leninizmin Sorunları, Sf. 117) Stalin eklenecek bir şey bırakmıyor. Trockizm’in ‘sosyalizmin tek ülkede inşası imkansızdır’ görüşünün temellerini açıkça ortaya koyuyor. Trocki’nin tezi Avrupa işçi sınıfının dolaylı veya dolaysız herhangi bir yardımından bahsetmiyor. Altını çizerek “doğrudan bir devlet yardımı” diyor. Bu şart sağlanmadan sosyalizm imkansız oluyor. Avrupa proletaryasının yanıbaşında gerçekleşen bir devrime seyirci kalması, bundan etkilenmemesi beklenemez. Rus devriminin zaferi birçok ülkede proleter hareketin gelişime katkı sunmuş, Almanya ve Macaristan’da proletarya geçici süre ile iktidarı ele geçirmiştir. Rus devrimi nasıl Avrupa proletaryasına birçok yönden yardım ediyorsa Avrupa proletaryası da Rus devrimine yardım etmiştir. Avrupa proletaryası, iç savaş sırasında emperyalistlerin açıktan SSCB ile savaşa devam etmelerini engellemiş, bazı askeri birliklerde isyanlar çıkmış ve SSCB ile dayanışma içine girmiştir. Sosyalist inşa ve iç savaş sonrası soluk alma dönemi de Avrupa proletaryasının baskısıyla sağlanmıştır. Avrupa proletaryası Rus devrimi ve sosyalist inşa için paha biçilemez katkılar sağlamıştır. Ancak “doğrudan devlet yardımı” sağlayamamıştır. Çünkü proletarya Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde kalıcı bir iktidar kuramamıştır. Ancak yine de Rus devrimi zafer kazanmış ve sosyalist inşaya geçilmiştir. Bu Avrupa proletaryasının doğrudan devlet yardımının Rus proletaryası için tercih edilmeyen bir şey olduğu anlamına gelmez. Rus proletaryası Avrupa devrimini büyük bir heyecan ve coşkuyla beklemiştir. Gerçekleşseydi Rus proletaryasının işi kat be kat kolay olacaktı. Ama gerçekleşmedi diye Rus proletaryasının kesin bir yenilgiyle karşı karşıya olduğu söylenemez. Trocki Avrupa proletaryasının doğrudan devlet yardımının olmadığı koşullarda sosyalizm imkansızdır derken geri bir ülkede sosyalizmi kurmaya inançsızlığını ifade ediyor. Elbette Rus devrimi tek başına kaldığı sürece sosyalizmin kesin -nihai- zaferi sağlanmamıştır. Sosyalizmin nihai ve geri dönüşsüz zaferi için tüm dünyada sosyalizmin egemen olması gerekir. Bu nedenle Rus devriminin yalnız kalması kapitalist restorasyon tehlikesini beraberinde taşır. Bunu görmek lazım. Kapitalist devletler sosyalizmi yıkmak için fırsat kollarken sosyalist devlet de sosyalizmin yayılması için çaba harcar. Ya sosyalizm kazanacaktır, ya kapitalizm. Uzun vadede bunun orta yolu yoktur. Ancak bir sürelik bir denge durumu sözkonusu olabilir. Sosyalizmin ve dünya proletaryasının gücü ile uluslararası burjuvazinin gücü arasında bir denge. Dünya proletaryasının gücü dünya devrimi için henüz yeterli değil, uluslararası burjuvazinin gücü de dünya proletaryasını karşısına alıp sosyalist ülkeyi işgal etmek için yeterli değildir. Bu denge durumu sosyalist devlet için bir nefes molasıdır. Bu sürede hem ülke içinde sosyalist inşaya hız verilir, hem de dünya devrimi tüm olanaklarla desteklenir. Trocki böyle bir denge durumunu tamamen dışta bırakır: “Ama her şeye rağmen, işçi devleti ile burjuva dünyası arasındaki uzlaşmaz çelişkiler çizgisi üzerinde ilerliyordu. İkisinden biri yok olmalıydı! İşçi devleti öldürücü darbelerden de, ancak Batı’daki proleter devrimin muzaffer gelişimiyle korunabilirdi. Bu konuda, Lenin ile benim görüşlerim arasında ayrılık keşfetmeye çalışmak teorik şaşılığın daniskasıdır.” (Trocki, Sürekli Devrim, Sf. 146) Avrupa devrimi gerçekleşmezse kesin yenilgi vardır! Avrupa devrimi geç kaldığı koşullarda bu teslimiyetin savunusuna dönüşür. Oysa Avrupa devrimi henüz yokken ortaya çıkan denge durumundan sosyalist ülkenin proletaryası dünya devrimini desteklemek ve sosyalizmi inşa etmek için yararlanır. Lenin de dünya devrimini savunmuş, ama ortaya çıkan denge döneminden sosyalizmin inşası için yararlanmıştır. Yani Avrupa proletaryasının doğrudan devlet desteği olmadan da –daha zor olsa bile- sosyalizm inşa edilebilir. SSCB’de yaşanan süreç tam da budur. Bu durum kapitalizm ile sosyalizm arasındaki uzlaşmaz çelişkinin niteliğini değiştirmez; ancak proleter devrimle ortaya çıkan bir denge durumunu öngörür. Trocki Avrupa devriminin doğrudan devlet yardımı konusunda Lenin ile ayrılık bulmaya çalışmak teorik şaşılığın daniskasıdır diyor. Lenin ile ayrılıkları yeterince gösterdik. Bir de Trocki’nin kendi söyledikleriyle ayrılıklarını ortaya koyalım: “Bu derslerin en başta geleni, uluslararası ve özellikle Avrupa proletaryasının doğrudan yardımı ve sömürge halkları arasında devrimci bir hareket olmaksızın Sovyet iktidarının on iki ay dayanamayacağıydı. Avusturya-Alman askeri güçlerinin Sovyet Rusya’ya karşı saldırılarını sonuna dek götürmemelerindeki tek neden, devrimin sıcak soluğunu enselerinde duymalarıydı. Dokuz ay gibi bir süre içinde Almanya ve Avusturya-Macaristan’daki isyanlar, Brest-Litovsk anlaşmasını geçersiz kıldı. 1919 Nisan ayında Karadeniz’deki Fransız denizcilerin isyanı, Üçüncü Cumhuriyet hükümetini Sovyetlerin güneyindeki askeri operasyondan vazgeçmeye zorladı. 1919 Eylül ayında Britanya hükümeti, Sovyetlerin kuzeyindeki seferi kuvvetlerini, kendi işçilerinden gelen dolaysız baskı altında geri çekti. 1920’de Kızıl Ordu’nun Varşova dolaylarından geri çekilmesinden sonra, İtilaf devletlerinin Polonya’nın yardımına koşup Sovyetleri ezmelerini önleyen tek şey güçlü bir devrimci protesto dalgasıydı. 1923 yılında tehditkar ültimatomunu Moskova’ya verdiği zaman Lord Curzon’un eli kolu tam en kritik anda İngiliz işçi örgütlerinin direnişiyle bağlanmıştı. Bu olayların tuhaf bir yanı yoktur. Her ne kadar devrim Rusya sınırlarının dışında hiçbir yerde zafere ulaşmadıysa da, zafer umutları verimsiz olmaktan çok uzaktı.” (Trocki, İhanete Uğrayan Devrim, Sf. 258) Trocki’nin verdiği bilgiler doğru ve önemli. Avrupa proletaryası Sovyet devrimine büyük bir destek vermiştir. Bu da Sovyetlerin ayakta kalmasında en büyük etkenlerden birisidir. Zaten Stalin de bunu söyler. Ama Trocki kendisini yalanlıyor. Hani Avrupa proletaryasının doğrudan devlet yardımı olmadan Rus devrimi yaşayamazdı? Trocki’nin de ifade ettiği gibi doğrudan devlet yardımı olmadan Rus devrimi başarılı oldu ve zafer kazandı. Burada tartışılan sorun Avrupa proletaryasının iktidarı hedefleyip hedeflemeyeceği değildir. Elbette asıl olan Avrupa proletaryasının iktidarı ele geçirmesidir. Ancak Rus proletaryasının başarısı için bunu temel koşul yapmak, aksi halde yenilgiyi vaaz etmek doğru bir anlayış olamaz. Trocki, Lenin’in bütün umudunu Avrupa devrimine bağladığını, eğer gerçekleşmezse Rus devriminin yaşayamayacağını düşündüğünü söyler. 1917 Ekim devriminden sonra dünyadaki ve Rusya’daki durumun yarattığı beklentiyi tek ülkede sosyalizmin inkarıymış gibi göstermek ister. Bolşevikler, daha önce de belirttiğimiz gibi Rus devriminden hemen sonra devrimin Avrupa’da yayılacağını ve Avrupa proletaryasının ileri ülkelerin bir kısmında iktidara geleceğini umuyorlardı. Bu bir beklentiydi. Özellikle birinci dünya savaşının, dünya halklarını sürüklediği belirsizlik, güvensizlik ve geleceksizlik, halk yığınlarının içinde bulunduğu yoksulluk ve savaşa karşı tepki, ekonomik, siyasal ve sosyal çöküntü birçok ülkede devrimci bunalım dönemleri yaratıyordu. Bu durum, Rus devriminin Avrupa proletaryasına verdiği moralle birleşince Bolşevikler de haklı bir beklenti yaratıyordu. Ama olasılıklarla gerçeklik ayrı şeylerdir. Bu beklentiyi koşullandıran ikinci bir etken de, dünya kapitalizminin Sovyet iktidarına karşı beyaz ordu ile veya doğrudan yürüttüğü kanlı savaştı. Emperyalist devletler Sovyet iktidarını ortadan kaldırmak için her türlü savaş yöntemi kullanıyordu. Bu da Sovyet iktidarını zor durumda bıraktı. İçinde bulunduğu zor durum Sovyet iktidarında, kendisinin yardımına yetişecek olan dünya devrimi beklentisini arttırdı. Bolşevikler, özellikle Avrupa’da yükselen devrimci hareketi dikkatle izliyorlardı. Ekim devriminden sonra her an bir devrim beklentisi vardı. Özellikle Brest-Litovsk anlaşmasını imzaladıkları Almanya’da, proleter devrim Bolşevikler için çok önemliydi. “Bu bize bir derstir, çünkü Almanya’da bir devrim olmaksızın yok olacağımız mutlak gerçektir.” (Lenin, Eserler, Cilt 15, Sf. 132, Rusça Eski Baskı) Ekim devrimi sonrası politik durum, dünya devriminin yükselen dalgası, Bolşeviklerde dünya devrimini pratik bir sorun ve acil bir gündem haline getirmişti. Her konuşmadan sonra yükselen dünya devrimine atıfta bulunuluyor, onun öneminden bahsediliyordu. Yükselen ve zafer kazanan dünya devrimi Rus devrimini de içinde bulunduğu zor durumdan kurtaracaktı. O günün koşulları, doğal olarak böyle bir yönelimi zorunlu kılıyordu. Bu koşullarda Lenin, Avrupa (ve dünya) devriminin öneminden, özellikle de Rus devrimi için öneminden bahsediyordu. Hatta Rus devriminin başarısını, çok yakın gözüken dünya devriminin gerçekleşmesine bağlıyordu. Ama Lenin bunu asla teorik bir düzeyde tartışmadı. O, güncel bir mesele haline gelen dünya devriminin nesnelliği üzerinden olaylara yaklaştı. Rus devriminin en temel çıkış yolunu dünya devriminde gördü. Konuşmalarında Rus devriminin yaşamasının dünya devrimine bağlı olduğunu söyledi. Bu, Lenin için dünyadaki ve Rusya’da güncel gelişme ve yönelimleri ifade etmenin bir biçimiydi. Hareket içerisindeki önemli noktaların üzerinde durulması için gelişmenin bir yanı diğer yanlardan daha fazla öne çıkartılabilir. Ama asla, sosyalizm, dünya devrimi olmadan gerçekleşemez gibi teorik bir belirlemeye gitmedi. Hem Devlet ve Devrim eserinde, hem de devlet, sosyalizm ve komünizm üzerinde yaptığı teorik incelemelerde kesinlikle böyle bir belirlemeye gitmedi. Lenin bir konuşmada, dönemin getirdiği görevlerden dolayı bir yönün daha çok öne çıkarılması ve diğer yönün geri plana atılmasının olabileceğini, bu noktada dönemsel özelliklerin etkili olduğunu belirtmiştir. Dönemin görevlerini anlatan bir konuşmayı, genel olarak teorik tahlillerin önüne koyamayız. Ekim devriminden sonra dünya devriminin güncel bir mesele haline gelmesi ile Bolşevikler her konuşmasında dünya devrimi olmadan Rusya’da sosyalizmin yaşayamayacağını söylediler. Dünya devrimi, insan iradesinin dışında işleyen nesnel süreçleri de kapsayan bir tarihsel gelişmenin sonucudur. Birinci Dünya Savaşı kapitalizmin mevcut bunalımını daha da derinleştirdi. Birçok ülkede devrimci bunalım dönemlerinin gelişimini hızlandırdı. Bu da dünya devrimi olasılığını arttırdı. Ancak olasılık, gerçekliği içinde barındırmasına rağmen henüz gerçeklik değildir. Dünya devrimi gerçekleşmemiştir. Dünya devriminin gerçekleşmediği ve dünya devrimci hareketinin geri çekildiği bir döneme girişle ve Sovyet iktidarının askeri başarı sağlamasıyla birlikte dikkatlerin ağırlık noktası güncel bir sorun olarak sosyalizme geçişe ve sosyalizmin inşasına verildi. Sorun dünya devriminin zafer kazanması sorunu değildir. Dünya devrimi ve komünizm tarihsel bir zorunluluktur. Bu yüzden dünya devriminin zaferinden şüphe edilemez. Şimdi sorun dünya devrimi gelene kadar, SSCB’nin kapitalist dünyada yaşayabilmesi, SSCB’nin dünya devriminin üssü haline gelmesi ve SSCB’de sosyalizmin inşasıdır. Sonuç olarak, Lenin devlet, sosyalizm ve komünizm üzerine yaptığı teorik değerlendirmelerde her zaman sosyalizmin tek ülkede inşa edilebileceğini, bunun geri bir kapitalist ülkede bütün zorluklarına rağmen mümkün olduğunu belirtmiştir. Bunun dışında, özellikle Ekim devrimi sonrasında, dünya devriminin güncel bir sorun haline gelmesi ve Rusya’nın işgal altındaki tehlikeli durumu, Bolşeviklerin dikkatini dünya devriminin gelişimine daha fazla yöneltmiştir. Lenin konuşmalarında, güncel durumdan yola çıkarak, içinde bulunulan durumun özgüllüklerini göz önünde bulundurarak dünya devriminin öneminden ve gerçekleşmesi olası dünya devriminin Rus devrimini de güvenceye alacağından bahsetmiştir. Durum o kadar acildir ki, Rus devriminin en yakın kurtuluşu olarak dünya devriminin gerçekleşmesi görülmektedir. Ancak dünya devriminin gerilemeye başlamasıyla dikkatler sosyalist inşa çalışması üzerinde yoğunlaştırılıyor. İkincisi, Lenin sosyalizmin nihai zaferi anlamında kesin zaferinin asla tek ülkede gerçekleşemeyeceğini söylüyordu. Bu sosyalizmin tek ülkede gerçekleşemeyeceği anlamına gelmez. Trockizm’in tek ülkede sosyalizm gerçekleşemeyeceğine dair söylemleri ve bunu Lenin’in görüşüymüş gibi sunma çabası tam anlamıyla Leninizm’in teorisine ve bilimsel sosyalizme saldırıdır. Trocki, Lenin’in tek ülkede sosyalizmi savunduğunu daha 1915’te itiraf etmişti. Ama Lenin’i Trockist görüşlerin savunucusu ilan ederek, ona olan saygıyı kendi oportünizmini haklı çıkarmak için kullanmaktan vazgeçmedi. e. Eşitsiz ve ‘Birleşik’ Gelişme Yasası Lenin emperyalizm döneminde ortaya çıkan eşitsiz gelişme yasasının sosyalizmin tek ülkede hatta geri bir ülkede zaferini mümkün kıldığını söyler: “Ekonomik ve politik gelişmenin eşitsizliği, kapitalizmin mutlak bir yasasıdır. Buradan sosyalizmin zaferinin başlangıçta az sayıda ya da hatta tek bir kapitalist bir ülkede mümkün olduğu sonucu çıkar. Kendi ülkesinde kapitalistleri mülksüzleştirdikten ve sosyalist üretimi örgütledikten sonra, bu ülkenin muzaffer proletaryası, diğer ülkelerin ezilen sınıflarını kendi yanına çekerek, o ülkelerde kapitalistlere karşı ayaklanmayı körükleyerek ve hatta gerekirse sömürücü sınıflara ve onların devletlerine karşı askeri şiddete başvurarak kapitalist dünyaya karşı ayaklanacaktır.” (Lenin, Ekim Devrimi Dosyası, Sf. 16, Avrupa Birleşik Devletleri Sloganı Üzerine, 23 Ağustos 1915) Lenin’in emperyalizm tahlilindeki en önemli noktalardan birisi eşitsiz gelişme yasasıdır. Eşitsiz gelişme ile kastedilen farklı ülkelerin farklı gelişmişlik düzeyinde olmaları değil farklı hızda ve sıçramalı olarak gelişmeleridir. 20. yy’ın başında İngiltere dünyanın büyük bir kısmında sömürge sahibi bir ülkeyken ekonomik olarak tıkanmış ve büyüme hızı yavaşlamıştı. Almanya’nın hızlı büyüme temposu yeni güç ve sömürge dengelerini zorunlu kılmıştı. İşte İngiltere, Almanya ve diğer emperyalist devletler arasındaki eşitsiz gelişim hızı dünyanın yeniden paylaşılmasını gerektirmiş ve birinci dünya savaşı ortaya çıkmıştı. Lenin Kaustky’nin ultra emperyalizmini yani barış içinde, sömürge savaşımı olmayan bir emperyalizm hayalini eleştirirken sömürge savaşlarının kaçınılmaz olduğunu belirtir. Sömürge kapma rekabetinden bazı örnekler verdikten sonra şöyle der: “Bu gerçeği, iktisadi ve siyasal koşulları, büyük değişiklikleriyle, çeşitli ülkelerin gelişim hızları arasındaki aşırı ölçüde eşitsizlikle, emperyalist devletlerin giriştikleri sert savaşımlarla birlikte, "barışçı" ultra-emperyalizm konusunda Kautsky'nin küçük, ahmakça masalıyla karşılaştırınız.” (Lenin, Emperyalizm) Lenin görüldüğü gibi eşitsiz gelişimden bahsederken ülkelerin gelişim düzeylerinin eşitsizliğinden değil gelişim hızlarının eşitsizliğinden bahsediyor. Trocki’nin bu yasaya ilişkin çarpıtması bu noktadadır. Trocki Lenin’in eşitsiz gelişme yasasını ülkelerin gelişme hızlarındaki değil gelişme düzeylerindeki eşitsizlik olarak algılar. Yasa böyle anlaşıldığında Lenin’in emperyalizmin tahlilinden çıkardığı eşitsiz gelişme yasasının bir anlamı kalmaz. Zaten Trocki eşitsiz gelişme yasasını Lenin’in bulmadığını, emperyalizmden önce kapitalizm ilk aşamasında, hatta feodal toplumlarda bile bu yasanın işlediğini söyler. Lenin’in emperyalizm çağındaki kapitalist gelişmeye dair kavramını içini boşaltarak kullanmaya çalışır. Trocki’ye göre feodal çağda da, kapitalizmin ilk aşamasında da farklı gelişme düzeyindeki ülkeler mevcuttu. Eşitsiz gelişme yasası kapitalist gelişme hızını değil de gelişme düzeyini ifade edince bir önemi kalmıyor. Lenin emperyalizmin çürümesinden bahsederken eşitsiz gelişme yasası ile eşitsiz gelişmeyi kastederek şöyle der: “Bu gelişme, yalnızca genellikle gitgide daha eşitsiz hale gelmekle kalmayıp gelişme eşitsizliği, sermaye bakımından en zengin ülkelerin (İngiltere) çürümesinde kendini özellikle göstermektedir.” (Lenin, Emperyalizm) Trocki eşitsiz gelişme yasasını çarpıtarak kullandığında Lenin’in vardığı sonuçtan farklı bir sonuca varması kaçınılmazdır. Lenin eşitsiz gelişme yasası ile tek ülkede sosyalizmin mümkün olduğu sonucuna varırken Trocki “bu yasa hep vardı, yeni değil” diyerek kendi tezini inkar etmediğini söyler: “1915’te Avrupa Birleşik Sovyet Devletleri sloganını savunarak, eşitsiz gelişme yasasının kendi içinde bu slogana karşı bir argüman olmadığına, çünkü farklı ülkelerin ve kıtaların tarihsel gelişimindeki eşitsizliğin kendi içinde eşitsizlik olduğuna işaret ettik.” (Trocki, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonel, Sf. 19) Trocki’nin tezi sabittir. Eşitsiz gelişme yasası ile tek ülkede devrim mümkündür. Ama bu yasa her zaman vardı, bu yasası emperyalizm tahlili ile Lenin bulmamıştır. Bu yüzden Lenin’in tek ülkede sosyalizm tezi geçersizdir. Bu yasa Avrupa Birleşik Devletleri sloganı ile çelişmez. Ancak yine de Trocki burada bir eksiklik hisseder. Çünkü bir yandan eşitsiz gelişme deniyor (ve Lenin buradan yola çıkarak tek ülkede sosyalizme varıyor) bir yandan da tek ülkede sosyalizm olmaz denip Avrupa Birleşik Devletleri sloganı ortaya atılıyor. Trocki kendi sosyalizm anlayışına ve tezlerine uygun bir yasa icat ederek Avrupa Birleşik Devletleri sloganını kanıtlamaya çalışır. Bu yasa Lenin’in bulduğu eşitsiz gelişme yasasına ‘birleşik’ eklenmesiyle kolayca icat edilir. Trocki eşitsiz ve birleşik gelişim yasası ile elbette Lenin görmediği bir gerçeği bulmuş değildir. Emperyalizm en basit anlamıyla bile kapitalizmin evrensel bir görüngü haline gelmesini ve tek tek ülke ekonomilerinin çelişkileriyle beraber tek bir dünya ekonomisi haline gelmesini öngörür. Bu yönüyle ekonomiler kapalı olmaktan çıkmış ve diğer ekonomilerle ilişkili hale gelmiştir. Bir ülkedeki gelişme başka bir ülke ekonomisi üzerinde etkili olabilmektedir. Bu anlamda bir birleşik hareket sözkonusudur. Trocki’nin anladığı gibi değil. Bir etkilenme vardır, birlikte hareket vardır. Ancak bir taraf gerilerken diğer tarafın ilerlemesi, karşıt ekonomik kutupların oluşması, farklı gelişme hızları ile egemen olan eşitsizlik temelinde bir ‘birleşik’ gelişmeden bahsedilebilir. Trocki emperyalizmin bu birleşik yönüne vurgu yaparak tek ülkede sosyalizmin gerçekleşemeyeceğini ancak ‘birleşik’ bir sosyalizmin var olabileceğini iddia eder. Sloganı da hazırdır: Dünya Birleşik Devletlerinin ilk adımı olarak Avrupa Birleşik Devletleri. Emperyalizm kapitalizmin tüm dünyada egemen olması ve ulusal ekonomilerin uluslararası ekonomide birleşmesi anlamına gelir. Bu yüzden emperyalizm kavramı zaten ‘birleşik’lik içerir. Ancak emperyalizmin yasası bu birleşik değil birleşiklik içinde varolan eşitsiz gelişme; bundan kaynaklanan emperyalist savaşlar, ulusal ve sosyalist devrimlerdir. 3.3. Sosyalizmin Tek Ülkede Zaferi ve Nihai Zaferi Trockizm’in temel yöntemi çarpıtmadır demiştik. Sosyalizmi, sosyalizmde devletin rolünü çarpıtarak, bu çarpıtma üzerinden yanlış sonuçlara ulaşır. Trockizm’in ikinci temel yöntemi ise farklı sorunları karıştırmaktır. Bu karmaşıklık içerisinde kendisine pay çıkarmaya çalışır. Bunun örneklerinden birisi sosyalizmin tek ülkede zaferi ile sosyalizmin nihai zaferi sorunlarının birbirine karıştırılmasıdır. Trocki ulusal sınırlar içerisinde (tek ülkede) sosyalizmin gerçekleşemeyeceğine dair görüşlerini şöyle ifade eder: “Sosyalist bir toplum ulusal sınırlar içinde gerçekleştirilemez. Yalıtılmış bir işçi devletinin başarıları ne kadar önemli olursa olsun, ‘tek ülkede sosyalizm’ programı küçük-burjuva bir ütopyadır. Yalnızca bir Avrupa ve devamında da dünya sosyalist cumhuriyetler fedarasyonu, uyumlu bir sosyalist toplumun gerçek arenası olabilir.” (Trocki, Rus Devrimini Savunurken, Sf.11) Lenin sosyalizmin tek ülkede zaferinden, sosyalizmin tek ülkede inşasından bahsetmiş, hatta bizzat örgütleyicilerinden olmuştur. Lenin diğer yandan sosyalizmin tek başına Rus proletaryasının çabasıyla, uluslararası proletaryadan yardım almadığı sürece nihai zafere ulaşamayacağını belirtmiştir. Bu Trocki’ye göre Lenin’in bir hatasıdır. Lenin tek ülkede sosyalizmden bahsederken yanılmıştır. Zaten Trocki’ye göre Lenin’den tek ülkede sosyalizmle ilgili alıntılar fazla değildir. Ama uluslar arası devrimin önemine dair birçok alıntı yapılabilir. Lenin’in dünya devrimi olmadan sosyalizmin nihai zafere ulaşamayacağı üzerine düşüncelerini birçok kez belirtmiştir. Trocki, Lenin’den birçok alıntı göstererek tek ülkede sosyalizmin gerçekleşemeyeceğini kanıtlamaya çalışır. Trocki’nin ekletizmi, seçmeciliği, Leninizm’in bazı yönlerini kabul edip bazılarını beğenmeyip inkar etmesi burada da kendini gösterir. Lenin’in tek ülkede sosyalizm üzerine alıntılarına ve dünya devrimi olmadan sosyalizmin nihai zafere ulaşamayacağına dair alıntılara bakarak bir çelişki görür. Gerçekten Lenin’in bu iki görüşü arasında bir çelişki var mıdır? Hayır. Burada Trocki iki sorunu karıştırmaktadır. Birinci sorun tek ülkede sosyalizmin zaferi sorunu, ikinci sorun ise sosyalizmin nihai zaferi sorunudur. Lenin sosyalizmin tek ülkede zaferi konusunda şöyle der: “Buradan sosyalizmin zaferinin başlangıçta az sayıda ya da hatta tek bir kapitalist bir ülkede mümkün olduğu sonucu çıkar.” (Lenin, Ekim Devrimi Dosyası, Sf. 16, Avrupa Birleşik Devletleri Sloganı Üzerine, 23 Ağustos 1915) Lenin burada sosyalizmin tek ülkede zaferinin mümkün olduğundan bahsediyor. Yani tek bir ülke sınırları içerisinde proletaryanın iktidarı ele geçirip burjuvaziyi mülksüzleştirmesi, sosyalist ekonomiyi kurması mümkündür. Bu tek ülke sınırları içerisinde genel anlamıyla sosyalizmin zaferi anlamına gelir: “Oysa uygar kooperatifçiler rejimi, üretim araçları toplumun malı olduğu ve sınıf olarak proletarya burjuvazinin üstesinden geldiği zaman, sosyalist rejimin ta kendisi oluyor.” (Lenin, Ekim Devrimi Dosyası, Sf. 621, Kooperatifçilik Üzerine). Lenin tek ülkede sosyalizmden bahsederken yanılmamış ve çelişkiye düşmemişti. Sosyalizmin tek ülkede zaferi mümkündür. Ancak sosyalizmin tek ülkede zaferi, sosyalizmin kesin zaferi anlamına gelmez. Tek ülkede sosyalizm kurulmuş olabilir. Dışarıdaki kapitalist ülkeler, ülke içindeki burjuva kalıntılar, ajan, provokatör ve hainler kapitalizmin restorasyonu için mücadele halindedir. Bu yüzden sosyalizmin tek ülkede zaferi, sosyalizmin asla yıkılmayacağı, kapitalist restorasyona karşı kesin önlemlerin mevcut olduğu anlamına gelmez. Dışarıda kapitalist tehlike sosyalizmden daha güçlü olduğu sürece, kapitalist restorasyon (geri dönüş) tehlikesi devam eder. Kapitalist restorasyon tehlikesi kendini barışçıl ve açıktan savaş yoluyla gösterebilir. Kapitalist ülkeler sosyalist ülkeye doğrudan bir askeri saldırı düzenleyebilir. Ülke içindeki revizyonist unsurlar ve ülke dışındaki burjuvazi sosyalizmin kesin zaferinin önündeki engellerdir. Sosyalizm kesin zaferinin söz konusu olmaması, onun tek ülkede zafer kazanamayacağı anlamına gelmez. Sosyalizm tek ülkede inşa edilmiştir. Bu sosyalizmin tek ülkede zaferidir, ama nihai (geri dönülmez) zaferi değildir. Sosyalizmin nihai zaferi ancak tüm dünyada sosyalizmin egemen olması veya kapitalist kuşatmanın yerini sosyalist kuşatmanın almasıyla söz konusu olabilir. Bu yüzden sosyalizmin nihai zaferi tek ülke sınırları içerisindeki proletaryanın gerçekleştirebileceği değil birçok ülke proletaryasının ortak mücadelesi ile gerçekleştirebileceği bir iştir. Sosyalizm dünya genelinde egemen olduğunda kapitalist askeri müdahale tehlikesi ve böylece kapitalist restorasyon olasılığı büyük oranda ortadan kalkar. Ancak bu koşullarda sosyalizmin nihai zaferinden söz edilebilir. Sosyalizmin nihai zaferi tek ülkede gerçekleşemez, ancak birden fazla ülke proletaryasının çabalarıyla gerçekleştirilir. Lenin sosyalizmin nihai zaferi ile ilgili şunları söyler: “Sosyalist devrimin tam zaferi tek ülkede düşünülemez, en azından birkaç ileri ülkenin –aralarında Rusya sayılamaz - çok aktif işbirliğini gerektirir.” (Lenin, Sovyetler 6. Kongresi) Başka bir yerde: “Bolşeviklerden herhangi biri, devrimin nihai zafere ancak ileri ülkelerin tümünü veya en azından birkaçını kapsayınca ulaşacağını hiç inkar etti mi?” (Lenin, 19 Mayıs 1921) Ve yine başka bir yerde: “Zira her zaman Marksizm’in ABC’sini, yani sosyalizmin zaferi için birkaç ileri ülkenin proletaryasının ortak çabasının gerekli olduğunu öğrettik ve tekrarladık.” (Lenin, 1922) “Elbette sosyalizmin tek ülkede nihai zafere ulaşması imkansızdır.” (Lenin, Ocak 1918) Görüldüğü gibi Lenin, sosyalizmin tek ülkede nihai zafer kazanamayacağını, ancak ileri ülkeler proletaryasının çabalarıyla yani dünya genelinde sosyalizmin kurulmasıyla ancak sosyalizmin nihai zaferinden bahsedilebileceğini belirtiyor. Trocki’nin çarpıtması bu noktadadır. Lenin’in “elbette sosyalizmin tek ülkede nihai zafere ulaşması imkansızdır” sözünü tek ülkede sosyalizmin imkansızlığının kanıtı olarak sunar. Oysa Lenin, burada, sosyalizmin tek ülkede zaferi sorunundan değil, sosyalizmin nihai zaferinden bahsediyor ve tartışıyor. Sosyalizmin nihai zaferinin tek ülkede mümkün olmadığını söylüyor. Lenin yanılmıyor ama Trocki, Lenin’den yaptığı alıntıyı çarpıtıyor ve yüklenmeyecek anlamlar yüklüyor. Trocki, Lenin’in “buradan sosyalizmin zaferinin başlangıçta az sayıda ya da hatta tek bir kapitalist bir ülkede mümkün olduğu sonucu çıkar” demesi karşısında duramaz. Çünkü Trocki’nin iddiasına göre Lenin, birbirinin karşıtı iki şeyi savunuyor yani yanılıyordur. Oysa Lenin yanılmıyor, ilk alıntıda sosyalizmin nihai zaferinden, ikinci alıntıda ise sosyalizmin tek ülkede zaferinden bahsediyordur. Lenin, Rusya’da sosyalizmin inşasıyla, sosyalizmin sonal (nihai) zaferinin birbirine bağlı ama farklı konular olduğunu söyler: “Ama bizi ilgilendiren şeyi, hiç de sosyalizmin sonal zaferi oluşturmuyor. Bizi ilgilendiren şeyi, bizim, Rusya komünist partisinin, bizim, Rusya Sovyetler iktidarının, Batı-Avrupa karşı devrimci devletlerinin bizi ezmelerini önlemek için izlememiz gereken taktik oluşturuyor.” (Lenin, Ekim Devrimi Dosyası, Sf. 371) Evet, Lenin sosyalizmin sonal (nihai) zaferi ile tek ülkede zaferini ayırıyor. Nispi olarak iki farklı sorunu ortaya koyuyor. Bu sorunlarda ise Trocki’nin söylediği gibi Lenin’in çelişkili veya ‘başka bir şeyi’ ifade eden konumu yoktur. Lenin iki farklı soruna iki farklı çözüm getiriyor. Tek ülkede sosyalizmin mümkün olduğunu, sosyalizmin nihai zaferinin ise tek ülkede mümkün olmadığını ifade ediyor: “Bundan dolayı, bütün ülkeler burjuvazilerinin ve onların açık ya da gizli yardakçılarının (II. Enternasyonal sosyalistleri) yalanlarına ve kara çalmalarına rağmen, bir şey yadsınamaz kalıyor: proletarya diktatörlüğünün temel iktisadi sorunu bakımından, komünizmin kapitalizme karşı zaferi ülkemizde sağlama bağlanmış bulunuyor. Eğer bütün dünyanın burjuvazisi Bolşevizm’e karşı öfkeden kudurmuş bir biçimde zincirlerinden boşanıyor, eğer Bolşeviklere karşı askeri istilalar, komplolar vb. kışkırtıyorsa, biz askeri güç yoluyla ezilmedikçe, toplumsal ekonominin yeniden yapılandırılmasındaki zaferimizin kaçınılmaz olduğunu çok iyi olduğunu anladığı için başarıyor, çok iyi anladığı için kışkırtıyor. Ama bizi öyle ezmeyi de başaramıyor.” (Lenin, Ekim Devrimi Dosyası, Sf. 545, Alt çizgi bizim) Lenin “biz askeri güç yoluyla ezilmedikçe, toplumsal ekonominin yeniden yapılandırılmasındaki zaferimizin kaçınılmaz olduğunu”ndan bahsediyor. Askeri güç yoluyla ezilmedikçe (bu tehlike bile sosyalizmin nihai zaferinin henüz söz konusu olmadığını gösterir), Rusya’da komünizmin zaferinin kaçınılmaz olduğundan yani sosyalizmin tek ülkede zaferinin mümkün olduğundan bahsediyor. Daha açık olunamaz herhalde. Stalin de sorunu Lenin’in koyduğu gibi ifade eder: “Sosyalizmi sonuna kadar kurabiliriz ve işçi sınıfının önderliği altında köylülükle birlikte sosyalizmi kuracağız. (…) Çünkü bizde proletarya diktatörlüğü koşulları altında her çeşit iç zorunlulukların üstesinden gelecek (ve kendi öz güçlerimizle onların üstesinden gelebiliriz) tam bir sosyalist toplumu kurmak için gerekli bütün ön koşullar vardır.” (Stalin, Ekim Devrimi ve Rus Komünistlerinin Taktiği) Stalin tek ülkede sosyalizmin zaferi sorununu böyle koyuyor. Zorluklar karşısında teslimiyetin zerresine rastlanamaz bu satırlarda. Sosyalist inşanın güçlükleri karşısında inançsızlık ve davadan vazgeçmek de yoktur. Bilimsel sosyalizm teorisi ile donanmışlık, büyük bir davaya adanmışlık ve sosyalizmi inşa etmenin inancı vardır. Sosyalizmin tek ülkede zaferi ile nihai zaferi farklı konulardır. Sosyalizmin nihai zaferi tek ülkede sağlanamaz: “Sosyalizmin kesin zaferi, müdahale ve dolayısıyla restorasyon denemelerine karşı tam güvenlik demektir, çünkü ciddiye alınabilecek bir restorasyon girişimi ancak dışarıdan ciddi bir destekle, uluslar arası sermayenin desteği ile meydana gelebilir. Bundan dolayıdır ki, devrimimizin bütün ülkelerin işçileri tarafından desteklenmesi ve hele hiç değilse birkaç ülkede, bu işçilerin zaferi, ilk muzaffer ülkenin müdahaleye ve restorasyon denemelerine karşı tam güvenlik altında bulunması için zorunlu ön koşuldur, sosyalizmin kesin zaferi için zorunlu önkoşuldur.” (Stalin, Ekim Devrimi ve Rus Komünistlerinin Taktiği) Trocki tek ülkede sosyalizmin zaferi konusunda ‘el çabukluğuyla’ bir çarpıtmaya girişmektedir. Trocki, Lenin’in sosyalizmin nihai zaferi tek ülkede gerçekleşemez görüşünü, sosyalizmin tek ülkede zaferinin imkansız olduğu gibi saçma bir sonuca bağlamaktadır. Trocki, temel ‘bilimsel’ yöntemini kullanmıştır: Çarpıtma… 3.4. Lenin, Dünya Devrimi ve Tek Ülkede SosyalizmBolşevikler 1917 öncesinde birincil hedef olarak önlerine demokratik devrim ile Çarlığın yıkılmasını ve proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğünün kurulmasını koyuyordu. Rusya’da gerçekleştirilecek demokratik devrim, Avrupa proletaryasına kıvılcım olacak ve devrim yangını tüm Avrupa’yı saracaktı. Sosyalist Avrupa proletaryası, devrimci Rusya’ya yardım edecekti. “Rusya bir köylü ülkesidir; Avrupa’nın en geri ülkelerinden biridir. Sosyalizm orada hemen zafer kazanamaz ama feodal aristokrasi ve büyük toprak sahiplerinin ellerindeki toprağın devasa alanıyla birlikte ülkenin köylü karakteri, 1905 deneyimi temelinde, Rusya’da burjuva demokratik devrime korkunç bir ivme kazandırabilir ve devrimimizi dünya sosyalist devrimine bir başlangıç, ona doğru bir adım haline getirebilir.” (Lenin, Eserler, Cilt XVI, Kısım 2, Sf. 407) Lenin, bu görüşü ifade ederken, Rusya’nın tek başına sosyalist devrimi yapamayacağını söylemiyordu. Trocki’nin karşı çıkışı da zaten bu noktada değildir. Trocki sosyalist devrimin tek bir ülkede gerçekleşebileceğini, proletaryanın tek bir ülkede iktidarı alabileceğini söyler. Trocki’nin karşı çıktığı nokta sosyalizmin tek bir ülkede inşa edilemeyeceğidir. Eğer Rusya’da proletarya ve halk yığınları demokratik devrim için hazır duruma gelirse devrim yarıda durmayacak ve sosyalist devrim gerçekleştirilecekti. Yani sosyalist Avrupa’nın yardımı olmadan da Rusya’da sosyalist devrim gerçekleşebilirdi. Zaten öyle de oldu. 1917 Şubat devrimi ile proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü bir bakıma gerçekleştirilmişti(bunu ilerleyen bölümlerde açıklayacağız). Burjuva devrim bir ölçüde gerçekleşmişti. Bir sonraki görev sosyalist devrimdi. Avrupa’daki sosyalist devrimden önce Rusya’da sosyalist devrim olabilirdi. Ve oldu da. “Demokratik devrimi derhal geride bırakmaya başlayacağız ve tam olarak gücümüz – bilinçli ve örgütlü proletaryanın gücü – oranında sosyalist devrime geçmeye başlayacağız. Biz sürekli devrimi savunuyoruz. Yarı yolda durmayacağız.” (Lenin, İki Taktik, 1905) Bolşeviklere göre Rusya’da sosyalist devrim Avrupa sosyalist devriminin ateşleyicisi olacaktı. Avrupa’nın sosyalist proletaryası da Rusya’da sosyalizmin inşasına yardım edecekti. Bolşeviklerin genel perspektifi, Rusya’daki proleter devrimin Avrupa devrimiyle tamamlanması yönünde olmuştur. Bunun iki sebebi vardır: 1- Kapitalist bir dünyada sosyalist Rusya’nın yaşamasının zorluğu, 2- geri bir kapitalist ülke olan Rusya’da sosyalizmin inşasının zorluğu. Bu iki zorluk, Bolşeviklerin Avrupa devrimini bir nevi kurtarıcı olarak görmelerine sebep olmuştur. “Rus proletaryası kendi güçleriyle sosyalist devrimin zaferine ulaşamaz. Ama … en başta gelen, en güvenilir müttefikinin, Avrupa ve Amerika sosyalist proletaryasının, nihai kavgaya girmesinin koşullarını oluşturabilir.” (Lenin, 1917) Bu zorluklar, Ekim devrimi öncesinde ve sonrasında Lenin tarafından da teorik olarak ortaya konmuştur. Lenin ve diğer Bolşevikler, muzaffer Rus devriminin, en azından birkaç ileri ülkedeki devrimle taçlandırılacağını düşünüyordu. Diğer ülkelerde devrimin zaferi ve yardımı önemliydi ama Lenin asla sosyalist devrimin tek ülkede zafer kazanıp sosyalist inşaya başlayabileceğini inkar etmedi. Dünya devrimi geciktiği koşullarda iktidara gelen proletarya, dünya devrimi gerçekleşene kadar kendi iktidarını korumalı ve sosyalizmi inşa etmeye koyulmalıydı. Zaten böyle olmuştur. Ekim devriminin hemen sonrasında dünya devrimi yakın bir gelecekte görünüyordu. Bolşevikler, sosyalizmin inşasında yardımcı olacak dünya devrimini heyecan ve inançla bekliyordu. Ama 1920’li yılların başlarından itibaren dünya devrimci hareketi bir gerileme sürecine girdi. Artık, Rusya’nın yardımına yetişecek bir dünya devrimi yakın bir gelecekte gözükmüyordu: “Devrim öncesinde ve hatta sonrasında söyle düşünüyorduk: ya devrim diğer ileri kapitalist ülkelerde de hemen, hiç değilse çok kısa sürede patlak verirdi ya da mahvolurduk. Bu inancımıza rağmen Sovyet sistemini her ne pahasına olursa olsun bütün koşullar altında korumak için elimizden geleni yaptık, zira sadece kendimiz için değil, fakat aynı zamanda uluslararası devrim için de çalıştığımızı biliyorduk. Bunun bilincindeydik, bu inancımızı Ekim devriminden önce, ondan hemen sonra ve Brest-Litovsk anlaşmasını imzaladığımız zaman da birçok kez tekrarladık. Ve genel olarak bu doğruydu. Ama, gerçekte, olaylar bizim beklediğimiz gibi düz bir çizgi izlemedi.” (Lenin, Komintern’in Üçüncü Kongresi Tutanakları) Olaylar düz bir çizgi izlemedi. Avrupa sosyalist devrimi Rus devriminin hemen ardından gerçekleşmedi. Bu yüzden Rusya, bir küçük burjuva ülkesi olmanın zorluklarını göz önünde bulundurarak adım adım sosyalizmi inşaya koyulmalıydı. Elbette, Rusya’da sosyalizmi inşa etmek, dünya devrimini inkar etmek anlamına gelmiyordu. Lenin, üretim araçlarının ve devlet iktidarının proletarya tarafından yönetildiği koşullarda, köylülükle ittifak ve kooperatifleşme yoluyla tek ülkede sosyalizmin kurulabileceğini; bu sosyalist ülke ile dünya devriminin desteklenebileceğini söylüyordu. “Pek çok çalışmamızda, konuşmamızda ve tüm basınımızda, Rusya’daki durumun ileri kapitalist ülkelerdekiyle aynı olmadığını, Rusya’da sanayi işçilerinin azınlıkta, küçük toprak sahiplerininse ezici çoğunlukta olduğunu vurguladık. Böyle bir toplumsal devrim, son tahlilde yalnızca iki koşulda başarılı olabilir: ilki, bir ya da daha fazla ileri ülkedeki toplumsal devrim tarafından zamanında desteklenmesi koşulunda… ikincisi, diktatörlük kuran ya da devlet iktidarını ele geçiren proletarya ile köylü nüfusunun çoğunluğu arasında bir anlaşma olduğu koşulda… Biliyoruz ki diğer ülkelerde devrim gelmedikçe, Rusya’da sosyalist devrimi yalnızca köylülükle bir anlaşma koruyabilir.” (Lenin, Eserler, Cilt 18, Sf. 137) Lenin, asla ve asla dünya devriminden “ümidi kesmedi”. Komünizm, insanlık tarihinin zorunlu sonucudur. Ama, dünya devrimini savunmak; dünya devriminin gerçekleşmediği koşullarda tek ülkede sosyalizm inşa edilmeyecek anlamına gelmez. Lenin’in belirttiği gibi ‘diğer ülkelerde devrim gelmedikçe, Rusya’da sosyalist devrimi yalnızca köylülükle bir anlaşma koruyabilir’. Evet, geri bir kapitalist ülke olan Rusya’da sosyalizm ancak emekçi köylülükl | |||