|
|
KÜÇÜK BURJUVA OPORTÜNİZMİNDEN KARŞI-DEVRİM UŞAKLIĞINA: TROCKİZM ( 4. Bölüm ) |
|
|
4. Trocki’nin ‘Sürekli’ Oportünizmi 4.1. Trocki’nin “Sürekli” Devrim Anlayışı 4.2. Burjuvazinin Gericileşmesi ve Proletaryanın Görevleri 4.3. Emperyalizm ve Demokrasi (Demokratik Devrim Mümkün mü?) 4.4. Köylülüğün/Küçük Burjuvazinin Rolü a. Demokratik Devrimin İçeriği b. Küçük Burjuvazinin İktidarı Olabilir mi? b. Leninist Kesintisiz Devrim Teorisi c. Demokratik Devrim Kime Hizmet Eder? 4.6. Proletarya ve Köylülüğün Devrimci Demokratik Diktatörlüğü 4.7. Sosyalist Devrimde Köylülüğün Rolü 4.8. 1917 Şubat Devrimi, Leninizm ve Trockizm 4.9. Marks ve Engels’in Görüşü 4.10. Sürekli Devrim Anlayışını Tarih Doğrulamış mıdır? a. Çin, Küba ve Sömürge Ülkelerdeki Deneyimler b. Sürekli Devrimden Dönüş Denemesi d. Arnavutluk, Bulgaristan Devrimleri 4.11. Sürekli Devrim Anlayışı Üzerine Sonsöz 4. Trocki’nin ‘Sürekli’ Oportünizmi Trockizm’in; sosyalizm, devlet, tek ülkede sosyalizm, sosyalizmin nihai zaferi gibi kavramları nasıl çarpıtarak kullandığını, çarpıtmakla kalmayıp bunları Lenin’e mal etmeye çalıştığını gösterdik. Trocki birçok konuda Leninizm’le ve bilimsel sosyalizmle çelişki halindedir. Bu çelişkilerden birisi de devrimin stratejik hedefleri, sınıflar arasındaki ilişkiler ve güç dengelerine ilişkindir. Bu konuda Trocki’nin görüşleri ‘orijinal’ değil oportünizmin ağzına sakız olmuş görüşlerdir. Şu unutulmamalıdır ki, şimdiye kadar işlediğimiz görüş ayrılıkları basit bir fikir karşıtlığı olmanın ötesinde sınıf mücadelesinin bir alanıdır. İdeolojik farklılıklar kendini politik farklılıklar, son tahlilde farklı sınıfların çıkarlarının ifadesinde göstermektedir. Trockizm, sosyalist devrimden önce küçük burjuva bir fraksiyonken, sosyalist devrimden ve sosyalist inşaya girişildikten sonra karşı devrimci, küçük burjuvazinin sosyalizmin inşasına dair umutsuzluğu, burjuvazinin ise nefretini ifade eden bir politik akım haline gelmiştir. Trockizmin bu ‘farklı’ fikirlerinin hangi pratik ve politik sonuçları doğurduğunu daha ileride göreceğiz. 4.1. Trocki’nin “Sürekli” Devrim Anlayışı Trocki kendi teorisini sürekli devrim teorisi olarak adlandırır. Sürekli devrim ile 3 farklı noktaya değinir. Trocki bu üç noktayı şöyle belirtir: “Sürekli devrim teorisi etrafında yaratılan kaosu dağıtabilmek için, bu teoride bir araya gelen üç düşünce çizgisini ayırt etmek gerekmektedir. “Birincisi bu teori demokratik devrimden sosyalist devrime geçiş sorununu kapsamaktadır. Bu özünde teorinin tarihsel kökenidir. … “‘Sürekli’ devrim teorisinin ikinci yanı, sosyalist devrimin kendisi ile ilgilidir. Tüm toplumsal ilişkiler çok uzun bir süre ve sürekli iç mücadeleler içinde, dönüşüm geçirirler. … Ekonomi, teknik, bilim, aile, ahlak ve günlük hayattaki devrimler, karmaşık karşılıklı etkiler içinde gelişir ve toplumun dengeye ulaşmasına engel olur. Sosyalist devrimin sürekli niteliği burada yatmaktadır. “Sürekli devrim teorisinin üçüncü yanını oluşturan, sosyalist devrimin uluslararası niteliği, insanlığın bugünkü iktisadi durumundan kaynaklanmaktadır. … Geçici alçalış ve yükselişlerine rağmen uluslararası devrim sürekli bir süreç oluşturur.” (Trocki, Sürekli Devrim, Sf. 13, 14, 15) Bu bölümde tartışacağımız konu sürekli devrimin birinci yönü olarak ifade edilen demokratik devrim ve sosyalist devrim arasındaki ilişki sorunudur. 1905 Rus Devriminin, Rus devrimci hareketi açısından çok büyük bir önemi vardır. Rusya’da 1917 Ekim sosyalist devrimi 1905 devriminin deneyimlerinden çıkarılan dersler üzerinden başarıya ulaşmıştır. 1905 devrimi; burjuva devrimde sınıfların rolü, ittifaklar, Sovyetler vb. birçok konuda derslerle doludur. 1905 devrimi öncesinde taktikler, sınıfların devrimde rolü ve devrimin niteliği üzerine yoğun tartışmalar yaşanmış, Leninizm bir bakıma bu tartışmalar üzerinden ideolojik şekillenmesini hızlandırmıştır. 1905 devrimi öncesinde, devrimin niteliği ve sınıfların devrimdeki rolü üzerine esas olarak iki görüş vardır: 1- Bolşeviklerin görüşü, 2- Menşeviklerin görüşü. Bir de Bolşeviklerle Menşevikler arasında yalpalayan görüşler bu iki kategorinin yanına eklenebilir. Trockizm de bu son kategoriye dahil edilebilir. Trocki sürekli devrim görüşünü ilk kez 1905 yılında formüle etmiştir. Sürekli devrim ile ifade edilen strateji, 1905 devrimi öncesinde yaşanan devrimin niteliği, devrimde hangi sınıfın önder rol oynayacağı, iktidarın biçimi üzerine süregelen tartışmanın bir parçasıydı. Trocki’nin tezi dışında birçok farklı görüş ifade edilse de asıl tartışma Bolşevikler ve Menşevikler arasında yapılıyordu. Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi (RSDİP) içerisinde yer alan ve işçi sınıfı içerisinde sınırlı da olsa etkisi olan iki akım buydu. Bu dönemde Trocki’nin görüşü ciddiye alınmadı. Lenin, Trocki’nin görüşlerini açıkladığı kitabını (Sonuçlar ve Olasılıklar) okumuş değildi. 1905 devrimi bir demokratik devrimdir. Sınıfsal olarak burjuva karakterlidir. Devrimin burjuva-demokratik bir karakter taşımasının sebebi, Rusya’da geniş köylü yığınlarının feodal toprak sahiplerinin ilkel sömürüsüne tabi olması, anti-demokratik çarlık düzeni, yığınların sosyalist taleplerden çok demokratik talepler için mücadeleye hazır olması ile açıklanabilir. Bu konuyu ilerleyen bölümlerde daha detaylı tartışacağız. Trocki’yle anlaşmazlık noktası 1905 yılında yükselen devrimin bir burjuva devrim olup olmadığı değildir. Trocki yükselen kitle hareketinin veya devrimin burjuva-demokratik karakterini kabul eder: “Rusya burjuva devrimine yaklaşıyordu. Rus Sosyal Demokratları (o zamanlar kendimize Sosyal Demokrat diyorduk) saflarındaki hiç kimsenin, bir burjuva devrimine, yani kapitalist toplumun üretici güçlerin gelişmesi ile serflik dönemine ve Ortaçağ’a ait, gününü doldurmuş sınıf ve devlet ilişkileri arasındaki çelişkilerin doğurduğu bir devrime yaklaştığımızdan şüphesi yoktu. Narodnikler ve anarşistlere karşı mücadelede, yaklaşmakta olan devrimin burjuva karakteri üzerindeki Marksist tahlillerde birçok konuşma ve makale ile katkıda bulundum o günlerde.” (Trocki, Sürekli Devrim, Sf. 8) Yaklaşan devrim burjuva demokratik karakterdeydi. Bu konuda Sosyal Demokratlar hem fikirdi. Anlaşmazlık bundan sonra başlıyordu. Devrimin itici güçleri ve önderliği, ittifaklar, devrimin zaferi sonrasında kurulacak iktidarın yapısı, sosyalist devrimle ilişkisi ve daha birçok konu tartışma konusuydu. Trocki anlayışını bazı temel tezler üzerinden şekillendirir. Trocki’nin sürekli devrim anlayışında temel kalkış noktasını oluşturan tezi köylülüğün asla bağımsız bir parti yaratamayacağı ve iktidara gelemeyeceğidir. Burjuva devrimine demokratik taleplerle katılan köylülük, kendi taleplerini kendi başına hayata geçirecek bir iktidar kuramaz. “Hiç şüphesiz, köylülük devrimin hizmetinde dev bir güçtür; ama hiçbir Marksist, bir köylü partisinin burjuva devrimini yönetebileceğine … inanmaz.” (Trocki, Sürekli Devrim, Sf. 97) Küçük burjuvazi ara bir sınıftır. Burjuva devriminde köylülüğün ve küçük burjuvazinin rolünü 1848-49 devrimlerinin deneyimleri üzerinden değerlendiren Trocki, bu devrimlerde proletaryanın burjuvaziyi, daha sonra küçük-burjuvaziyi desteklediğini ancak küçük-burjuvazinin devrime ihanet ederek burjuvaziyi izlediğini söyler. Burjuvazi ve proletaryanın ana sınıfları oluşturduğu toplumlarda küçük burjuvazi (ve köylülük) bağımsız bir rol oynayıp devrimlere önderlik edemez. Ya proletaryayı ya da burjuvaziyi izler. Küçük burjuvazi ve köylülük iktidara gelemeyeceğine ve burjuvazi de gericileştiğine göre burjuva demokratik talepleri hayata geçirecek tek sınıf proletaryadır. Trocki burjuva devrimin asıl gücü ve önderi olarak proletaryayı görüyordu. Sürekli devrim stratejisinin ikinci tezini buradan çıkarıyordu: “gündemdeki devrimin burjuva niteliğini inkar etmedim ve demokrasi ile sosyalizmi birbirine karıştırmadım. Ama, ülkemizde burjuva devriminin sınıf diyalektiğinin proletaryayı iktidara getireceğini ve proletaryanın diktatörlüğü olmaksızın demokratik görevlerin dahi halledilemeyeceğini göstermeye çalıştım.” (Trocki, Sürekli Devrim, Sf.61) Eğer burjuva devrime burjuvazi ve köylülük/küçük-burjuvazi önderlik edemeyecekse burjuva devrimin zaferi ancak ve ancak proletaryayı iktidara getirebilir. Burjuva devriminin zaferi proletarya diktatörlüğüdür. Bu yüzden burjuva demokratik taleplerle başlayan devrim zafer kazanacaksa tek yol proletaryanın iktidarıdır. Köylülük iktidarda yer alamayacağı için proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü imkansızdır. Trocki’nin ikinci tezi; burjuva demokratik taleplerinin gerçekleşmesi için burjuva devrimin proleter devrime dönüşmesi zorunludur. Burjuva devrimi bağımsız bir aşama değildir, proleter devrimle iç içe geçmiştir. Demokratik talepler burjuva devrimin sınırları içerisinde gerçekleşemez ancak sosyalist devrim ile gerçekleşebilir. Trocki’nin ikinci tezi tanıdık bir ‘varsayımı’ onaylıyor: Bu, kapitalizm koşullarında demokrasi, bağımsızlık, feodal kalıntıların tasfiyesi, ulusların kaderlerini tayin hakkı vb. demokratik taleplerin gerçekleşemeyeceği ve ancak sosyalist devrimle bu sorunların çözülebileceğini söyleyen emperyalist ekonomizmin varsayımıdır. Trocki demokratik görevlerin ancak proletarya diktatörlüğü ile çözülebileceğini ileri sürüyordu. Bu teze göre anti-demokratik işleyiş, yarı-feodal ilişkiler, emperyalizme bağımlılık, faşizm bir demokratik devrim tarafından ortadan kaldırılamazdı. Ancak proletarya diktatörlüğü yani demokratik devrimle iç içe geçen sosyalist devrim ve proletarya iktidarı ile bu sorunlar çözülebilirdi. Demokratik devrim ile proleter devrim arasındaki Trocki’nin savunduğu özel ilişkiyi ve ‘sürekli’liği sağlayan da budur. Demokratik devrimin taleplerinin gerçekleşmesi için demokratik nitelikte başlayan hareketin sosyalist bir iktidar yaratması şarttır. Demokratik devrimin taleplerinin gerçekleşmesi için proletarya diktatörlüğü kurulmalıdır: “Bu oldukça iddialı ifade, (Sürekli devrim düşüncesi, yz) Rus devriminin doğrudan burjuva hedeflerle ilgili olmasına rağmen … devrimin proletaryayı iktidara yerleştirmeksizin kendi acil burjuva görevlerini çözemeyeceğini anlatır.” (Trocki, 1905, Sf. 2) Başka bir yerde Trocki tarım sorununun ancak proletarya diktatörlüğünde çözüleceğini söyler: “Tarım görevini çözecek başka hiçbir güç ve yol olmadığından, burjuva devrimi temeli üzerinde proletarya diktatörlüğü mümkün ve hatta kaçınılmaz hale geldi.” (Trocki, Sürekli Devrim, Sf. 63) Küçük burjuvazinin iktidara gelme veya ortak olma olasılığı yoktur. Başlayan burjuva devrim zafer kazanacaksa proleter/sosyalist devrime dönüşmek zorundadır. Sürekli devrimin temeli budur. Sonuçlar birbirini koşullayan bu temel tezler üzerinden çıkarılır. Trocki’nin çıkardığı en temel ve tartışmanın ana maddelerinden birisini oluşturan sonuç sosyalizmden ayrı bir aşama olarak demokratik devrimin zaferinin imkansızlığıdır. Trocki’ye göre emperyalizm çağında demokratik devrimlerin çağı geçmiştir. Bu yüzden Lenin’in burjuva devrimin sonucunda oluşturulması hedeflenen iktidarın sınıf karakterini belirten proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü sloganı yanlıştır. Trocki’ye göre iki yönden yanlıştır. Birincisi, köylülüğü iktidar ortağı olarak kabul ederek Lenin büyük bir hata yapıyor: “Ancak, ‘proletarya ve köylülüğün demokratik diktatörlüğü’ formülüne karşı çıktım, çünkü bu formülün eksikliğini, gerçek diktatörlüğün hangi sınıfın elinde bulunduracağı sorusunu cevapsız bırakmasında görüyordum. Çok büyük toplumsal ve devrimci ağırlığına rağmen, köylülüğün gerçekten bağımsız bir parti yaratamayacağını ve hele hele devrimci iktidarı böylesine bir partinin eline hiç veremeyeceğini göstermeye çalıştım.” (Trocki, Sürekli Devrim, Sf. 10) İkincisi, Trocki’ye göre demokratik devrimin bağımsız bir aşama olarak gerçekleşmesi imkansızdır: “Yukarıda söylenenlerden, bir ‘proletarya ve köylü diktatörlüğünü’ nasıl gördüğümüz oldukça açık olmalıdır. Sorun, buna ilke olarak karşı olmamız, böyle bir politik işbirliği biçimini ‘arzu etmemiz ya da etmememiz’ değildir. Biz sadece bunun gerçekleşmesinin mümkün olmadığını düşünüyoruz – hiç değilse, doğrudan ve dolaysız anlamıyla.” (Trocki, Sürekli Devrim, Sonuçlar ve Olasılıklar, Sf. 208) Demokratik devrim bağımsız bir aşama olarak değil proletarya diktatörlüğü koşullarında yani sosyalist devrimin içinde gerçekleşebilir. Trocki’ye göre demokratik devrim için proletarya ile ittifak yapan köylülük sosyalist devrimin gerçekleşmesi ile ittifakı bozar. Böylece köylülük proletarya ile büyük çatışmalara girer. Köylülük sosyalist bir müttefik değil demokratik bir müttefiktir: “Böyle yaparak proletarya, yalnızca, devrimci mücadelesinin ilk aşamaları boyunca kendisini destekleyen tüm burjuva gruplarla değil, kendisiyle işbirliği yaparak iktidara geldiği köylülüğün geniş kitleleriyle de düşmanca bir çatışmaya girecekti.” (Trocki, 1905, Sf. 2) Köylülüğün büyük bir çoğunluğu oluşturduğu geri bir ülkede köylülükle çatışan proletaryanın tek kurtuluşu Avrupa proletaryasının devlet yardımıdır. Trocki’nin sürekli devrim anlayışının bazı temel noktalarını şöyle özetleyebiliriz: a. Demokratik talepler ve demokratik devrim proletarya diktatörlüğü olmadan (kapitalizmin sınırları içerisinde) gerçekleşemez. b. Köylülük/küçük burjuvazi, burjuva devrime öndelik edemez ve iktidarda yer alamaz. c. Demokratik devrimin zaferi yalnızca proletaryayı iktidara getirmek, dolayısıyla sosyalist devrime dönüşmek zorundadır. Demokratik talepler ancak proletarya diktatörlüğünde gerçekleşebilir. d. Proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü sloganı yanlıştır, hayat bulması imkansızdır. e. Proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğünü (demokratik devrimi) savunmak proletaryayı burjuva sınırlar içerisine hapsetmek, sosyalizme geçişi engellemek demektir. f. Demokratik devrimin sonucunda iktidara gelen proletarya köylülükle büyük çatışmalara girer. Çünkü köylülük sosyalist bir müttefik değildir. g. Azami ve asgari program, demokratik ve sosyalist devrim ayrımı yanlıştır. h. Lenin ve Bolşeviklerin demokratik devrim perspektifi yanlıştı, 1917 Ekim devriminden sonra pratik Lenin’i doğru bir noktaya getirdi. Lenin hatasını düzeltti. 4.2. Burjuvazinin Gericileşmesi ve Proletaryanın Görevleri Burjuvazinin tarih sahnesine çıkışı kapitalizmin çok öncesine uzanır. Üretici güçlerin gelişmesi, serflerin ürünlerinin bir kısmını feodal beylere bıraktıkları veya işgününün bir kısmını feodal beyin topraklarında çalışarak üretim yaptıkları ‘kendi içine kapalı’ ekonomiyi giderek gevşetiyordu. Üretim giderek ‘kendi içine kapalı’ olmaktan çıkıyor pazar için üretim haline geliyordu. Yeni ticaret yollarının bulunması, deniz ticaretinin gelişmesi, coğrafi keşifler ve sömürgeleştirme ‘pazar için üretim’i dünya ölçeğinde geliştirdi. Meta üretiminin ve dolaşımının gelişmesi ise ticaret burjuvazisinin büyük servetler biriktirmesini sağladı. Burjuvazi artık toplumda büyük bir ekonomik güç olarak yerini alıyordu. Pazarın büyümesi üretimin giderek büyük ölçekte, daha ileri teknik ve yöntemlerle yapılmasını zorunlu kılıyordu. Feodal üretim biçimi ise üzerinde yükseldiği üretici güçleri muhafaza etmek istiyor; gelişmesinin önünde engel oluyordu. Çünkü üretici güçlerin gelişmesi; feodal beylerin sömürüsünü sağlayan üretim teknik ve yöntemlerinin değişmesi, serflerin feodal beylere bağımlılığının ortadan kalkması demekti. Feodal beyler artık üretici güçlerin gelişmesi önünde engel haline gelmişti. Burjuvazi ise üretici güçlerin gelişmesini, daha büyük ölçekte meta üretimi ve dolaşımını istiyordu. Burjuvazi yalnızca meta dolaşımında egemen olmakla kalmıyordu. Bir yandan ticaret burjuvazisinin yarattığı büyük servet üretim alanında yapılacak yatırımlara olanak sağlıyor ve onu aynı zamanda sanayi burjuvazisi haline getiriyor; diğer yandan lonca işletmeleri giderek kapitalist işletmelere (manifaktürler) dönüşerek ustalar sanayi burjuvazisine katılıyordu. Sanayide meta üretiminin büyük ölçekte yapılması ihtiyacı, ustalığa dayanan ve artık yetersiz hale gelen lonca tipi üretim yerine daha gelişmiş üretici güçler ve işbölümüne dayanan kapitalist işletmeleri gerektiriyordu. Burjuva üretim tarzı tarımda feodal üretim ilişkilerini dağıtarak pazar için üretimi geliştirmekle kalmıyor; zanaatta da (sanayi) lonca tipi üretimi dağıtarak kapitalist işletmeleri geliştiriyordu. Sanayi ve ticarette egemen olan (veya egemen hale gelmekte olan) burjuvazi feodal üretim tarzına karşı daha ileri düzeyde gelişmiş üretici güçler ve üretim ilişkilerinin temsilcisi haline gelmişti. Feodalizm karşısında ilerici bir rol oynuyordu. Üretimde makineleşmeyi ve büyük ölçekte üretimi, bilimde yeni buluşları ve ilerlemeyi, felsefede feodalizmin temsilcilerinin savundukları idealizme karşı (mekanik de olsa) materyalizmi, düzeni koruyan tanrı buyrukları yerine düzeni değiştirmek isteyen tanrı tanımazlığı savunuyordu. Feodal üstyapıyı parçalayıp kapitalizmin gelişmesinin olanaklarını açan burjuva iktidarını; bunun ifadesi olan “eşitlik, özgürlük ve kardeşlik”i savunuyordu. Burjuvazinin ilerici bir rol oynadığı dönem; genel olarak 18. yy ve 19. yy’ın başıdır. Burjuvazi Avrupa’nın bazı ülkelerinde iktidarı almış, bazılarında ise iktidara feodalizmle anlaşarak gelmiştir. Üretici güçlerin ve büyük ölçekli makineli sanayi üretiminin gelişmesi feodalizme karşı burjuvazinin konumunu güçlendirirken; başka bir sınıfı da büyütmekteydi. Bu sınıf burjuvazinin mezar kazıcısı proletaryadır. Feodalizme karşı düzenin değişimini/devrimi savunan burjuvazi, proletaryanın büyük bir güç olarak tarih sahnesine çıkışıyla birlikte burjuva-feodal düzenin (veya burjuva düzenin) savunucusu, karşıdevrimci ve tutucu bir konuma gelmiştir. Proletarya artık burjuvazinin talepleriyle kendini sınırlamıyor; kendi sınıf çıkarlarının ifadesi olan ekonomik ve siyasi taleplerle burjuvazinin (aynı zamanda feodal beylerin) karşısına çıkıyordu. Proletaryanın yükselen bir güç haline gelmesi, kendi çıkarlarını ekonomik, demokratik, siyasi taleplerle ilkel bir biçimde ifade etmesi burjuvaziyi feodal beylerle proletarya karşıtı bir ittifaka itiyordu. 1830, 1848-49 devrimleri, işçi sınıfının büyük eylem ve ayaklanmaları, kendi örgütlerini kurması burjuvaziyi tedirgin etmişti. Özellikle 1948-49 devrimleri artık burjuvazinin feodal üstyapıyı bir devrim ile parçalama yandaşı olmadığını, tersine feodal üstyapıyla uzlaşarak ve onun kurumlarını kullanarak proletaryaya karşı savaştığını göstermişti: “Gerçekten de 1848 Mart hareketinden hemen sonra, devlet iktidarının mülkiyetini ele alan ve bu iktidarı, işçileri ve mücadelede kendi müttefiklerini, eski sömürü düzenine, geriye itmek için kullanan burjuvazi olmuştur. Burjuvazinin bu işleri, Martta ortadan kaldırılan feodal partinin desteği olmadan ve iktidarı bu feodal mutlakıyetçi partiye teslim etmeksizin başarması olanaksızdı.” (Marks-Engels, Komünistler Birliği Merkez Komitesinin Birliğe Hitabesi, Mart 1850) 19. yy’ın ortalarında ilerici özelliğini kaybeden ve tutucu hale gelen burjuvazi yine de tarihsel misyonunu tamamlamamıştı. Çünkü hala üretici güçlerin hızlı gelişmesini sağlıyor ve feodalizmle uzlaşarak da olsa kapitalist üretim ilişkilerinin yaygınlaşmasını sağlıyordu. Bu dönem kapitalizmin serbest rekabetçi olarak adlandırılan birinci evresiydi. Ancak serbest rekabet giderek sonucuna varıyordu. Rekabette burjuvazinin bir kısmı büyük sermaye tarafından saf dışı bırakılıyor, küçük sermaye büyük sermaye tarafından yutuluyordu. Burjuvazi giderek tekelci bir konuma geliyordu. Dünya ölçeğinde büyük sermaye birikimlerini temsil eden burjuva sendikalar, karteller ve tröstler kuruluyordu. Serbest rekabetin yerini büyük tekeller arasındaki rekabet alıyordu. Dünya pazarı bu büyük tekeller arasında paylaşılmıştı. Dünya üzerinde egemenliğini kuran tekelci burjuvazi artık tamamen kendi düzenin her türlü yola başvuran savunucusu, üretici güçlerin gelişimi önündeki engel haline gelmişti. Üretici güçleri geliştiren ilerici özelliğini kaybetmiş, sosyalist bir toplumda hızla gelişecek olan üretici güçlerin gelişmesinin önünde engel haline gelerek gerici bir konuma gelmişti. Artık toplumsal alanda düzenin savunucusu ve gericidir. Bilimsel gelişmenin önünde aşırı kar amacıyla engel, tanrıcılığın ve mistizmin savunucusudur. Felsefede proletaryanın dünya görüşü olan diyalektik materyalizme karşı idealizm, metafizik ve bilinemezcilik yandaşıdır. Siyasal alanda demokrasiye değil faşizme ve anti demokratik uygulamalara eğilimlidir. Kapitalizmin ikinci evresi olan emperyalizm çağında burjuvazi genel olarak emperyalist burjuvazi konumuna gelmiş, ilerici özelliğini kaybetmiştir: “Emperyalizm hem dış hem de iç siyasette demokrasiyi yıkmaya doğru, gericiliğe doğru mücadele eder. Bu anlamda emperyalizm su götürmez bir biçimde genel olarak demokrasinin, bütün demokrasinin inkârıdır.” (Lenin, Emperyalizm, Evrensel Basım Yayın) Burjuvazinin kapitalizmin birinci aşamasında tutuculaşması ve gericileşmesi, emperyalizm çağında daha da belirginleşmiştir. Kapitalist serbest rekabetin yerini ‘tekel’ ve tekeller arası rekabet aldı. Siyasi üstyapıda demokrasinin yerini faşizm ve anti demokratik düzen aldı. Egemen burjuvazi, ilerici barutunu tamamen tüketti. Burjuva-emperyalist düzen ile halk yığınlarının demokratik özlemleri arasındaki çelişki daha da arttı. Yalnızca feodal üstyapıya karşı değil emperyalizme karşı demokrasi ve bağımsızlık mücadelesi de proletaryanın görevi haline geldi. Henüz 1891 yılında Engels, Erfurt program taslağını yorumlarken Alman proletaryasının önüne demokratik cumhuriyet görevini koyuyordu. Kapitalist ilişkilerin gelişmesi ve feodal bağımlılık ilişkilerinin dağılması yeni bir sınıfın doğuş ve gelişmesini sağlıyordu. Bu sınıf proletaryadır. Üretimin ve üretici güçlerin yeni pazarların bulunması vesilesiyle büyük ölçüde gelişimi, lonca sistemi yerini manifaktürlerin alması ve yaygınlaşmasına yol açtı. Bu süreç aynı zamanda işletmelerde çalışacak (veya çalışmak zorunda olan) üretim araçlarından tecrit edilmiş insanları gerektiriyordu. İşçi ihtiyacı, feodal bağımlılık ilişkilerinin giderek tasfiye olmasıyla ‘özgürleşen’ serfler, eski toplumda büyük bir kalabalık haline gelen serseriler, lonca sistemindeki kalfa ve çıraklar, hatta manifaktürlerde çalışması için zorla topraklarından sürülen milyonlarca köylüden karşılanıyordu. Ekonomik gelişme ve ekonomik gelişme tarafından koşullandırılan ‘zor’, proletaryanın ortaya çıkışını daha doğrusu modern bir sınıf olarak ortaya çıkışını sağlıyordu. Eski bağımlılık ilişkilerinden özgürleşmiş, emeğinden başka satacak hiçbir şeyi olmayan ve kapitalist üretim ilişkilerinin değişmesinden başka kurtuluşu olmayan proletarya, tek tutarlı demokrat ve devrimci sınıftır: “Burjuvazi her zaman tutarsız olacaktır. Eğer yerine getirilecek olursa, bizim burjuva demokratlarını, halkın içten dostları olarak görmemizi sağlayacak koşullar ve maddeler öne sürmekten daha aptalca ve boş bir şey yoktur. Demokrasinin tutarlı savaşçısı ancak proletarya olabilir.” (Lenin, İki Taktik, Sf. 51) Feodal kurum ve kalıntılar sorunu burjuvazinin gericileşmesiyle birlikte burjuvazinin eksiksiz olarak çözebileceği bir sorun olmaktan çıkmıştır. Burjuvazinin çözüm yolu uzun ve acılı bir evrim dönemi sonucu feodal kalıntılar ve feodal sınıflarla uzlaşmaktır. Bu, hem köylülük hem de proletarya için acılı ve kesin sonucu vermeyen bir yoldur. Proletarya kapitalizmin düşmanı olduğu kadar, kendi üzerindeki sömürüyü katmerli hale getiren, köylülüğü ilkel sömürü ilişkileri içine hapseden feodal sınıf ve kalıntıların da uzlaşmaz düşmanıdır. Proletarya demokrasi görevini artık gericileşen burjuvaziye teslim edemez. Bu yüzden demokrasi sorunu (emekçi halkla birlikte) proletaryanın da sorunudur. Proletarya, diğer ezilen sınıf ve katmanlarla birlikte feodal kalıntıların tasfiyesi için mücadele edip yığın hareketine önderlik ederek hem demokrasiyi hem de bu mücadelenin sunduğu olanaklardan yararlanarak sosyalizme geçişi sağlar. Rusya’da burjuva demokratik devrimin programında yer alan toprağın kamulaştırılması, çarlığın yıkılması, sekiz saatlik işgünü vb. talepler proletaryanın önderliğinde hayata geçirebilecek taleplerdir. Burjuvazi bu programı hayata geçirebilecek tutarlılık, kararlılık ve sınıfsal netliğe sahip değildir: “Ancak köylü yığınlarının, proletaryanın devrimci savaşımına katılmasıyladır ki, proletarya, demokrasinin başarılı bir savaşçısı olabilir. Eğer proletaryanın gücü buna yetmezse, demokratik devrimin başında burjuvazi bulunacak ve devrime tutarsız ve çıkarcı bir nitelik aşılayacaktır.” (Lenin, İki Taktik, Sf. 51) Bu işi omuzlayabilecek tek tutarlı demokrat sınıf proletaryadır. Bu yüzden burjuva demokratik devrimin programını burjuvazinin önderliğinde bir devrim hayata geçiremez, bu programı ancak proletarya hayata geçirebilir. Proletarya, tutarsız burjuvaziyi tecrit ederek burjuva demokratik devrime önderlik etmelidir. Lenin’in birçok kez belirttiği gibi proletarya, burjuva devrimden uzak kalmak bir yana, burjuva devrimin önderliğini ele geçirmeli, en kararlı savunucusu olmalıdır. Artık burjuva devrimlere burjuvazi önderlik edemez. 1848-49 devrimlerinin deneyimlerinden itibaren açıkça görülmüştür ki bu görev proletaryanın omuzlarındadır. 4.3. Emperyalizm ve Demokrasi (Demokratik Devrim Mümkün mü? Trocki’nin sürekli devrim anlayışının temel çıkış noktalarından birisi demokratik devrimin proletarya iktidarı olmadan gerçekleşemeyeceği tezidir. Bu tez, emperyalist ekonomizm akımının temel tezlerindendir. Bu nedenle Sürekli devrim anlayışının bu temel tezini emperyalist ekonomizmle ortak yönleri üzerinden inceleyeceğiz. Emperyalizmin genel eğiliminin siyasal gericilik olduğunu belirtmiştik. Ekonomide tekelleşen kapitalizm, siyasal alanda da serbest rekabetçi döneme denk düşen demokratik niteliğini kaybeder. Emperyalizm bu nedenle hem ekonomide hem de siyasette gericilikle sembolize olur. Daha faşizm deneyimleri yaşanmamışken Lenin büyük bir öngörüyle şunları söyler: “Bu yeni ekonominin, tekelci kapitalizmin (emperyalizm tekelci kapitalizmdir) siyasi üstyapısı demokrasiden siyasi gericiliğe değişimdir.” (Lenin, Marksizmin Bir Karikatürü: Emperyalist Ekonomizm, Sf. 47) Emperyalizmin siyasal eğilimi gericiliktir. Bu ekonomik hareket tarafından koşullanan temel bir yasadır. Ancak her yasa, durağan bir anın değil hareketin yasasıdır. Bu nedenle dogmatik bir kalıp değil bir eğilimdir. Emperyalizmin siyasal gericilik olması, emperyalizm koşullarında demokrasinin, demokratik taleplerin hayat bulamayacağı anlamına gelmez. Konu 1915 yılında Buharin, Radek ile Lenin arasında geçen tartışmanın konusudur. Lenin emperyalist ekonomizm, eski ekonomizm’in bir versiyonu olduğunu belirterek şöyle der: “Bugünkü savaşın emperyalist savaş olarak tanınması ve bunun kapitalizmin emperyalist çağıyla yakın bağının üzerinde durulması sadece kararlı muhaliflere değil aynı zamanda kararsız dostlara da, ki bunlar arasında ‘emperyalizm’ kelimesi pek rağbettedir, karşı karşıya gelmektedir. Bunlar emperyalizm kelimesini ezberleyip, işçilere umutsuzca karmaşık teoriler sunmakta ve eski Ekonomizmin birçok eski hatasını canlandırmaktadırlar. Eski Ekonomistler 1894-1901 arasında kapitalizm zafer kazanmıştır, bu yüzden siyasal meselelerle uğraşmaya gerek yoktur diye düşünüyorlar, Rusya’da siyasi mücadelenin reddi hatasına düşüyorlardı. Bugünkü emperyalist ekonomistler de emperyalizm zafer kazanmıştır, bu yüzden siyasi demokrasi meseleleriyle uğraşmaya gerek yoktur diye düşünüyorlar.” (Lenin, Emperyalist Ekonomizm, Sf. 30) Emperyalist ekonomizmin temel yönü budur: “demokrasi meseleleriyle uğraşmaya gerek yok”. Trocki bunu söylemiyor. Trocki bazı demokratik talepleri geçiş talepleri olarak görüyor. Emperyalist ekonomizme devam edelim; Trockizm ile buluşacaktır. Emperyalist ekonomizmin demokratik talepler için mücadeleyi reddetmesinin temel sebebi emperyalizm çağında demokrasi (ve demokratik taleplerin) gerçekleşmesinin imkansız olduğu tezidir. Bu tezden çıkan sonuçları ikiye ayırabiliriz. Birincisi demokratik talepler için mücadele etmeye gerek yoktur. İkincisi, (demokratik talepler için mücadele edilse dahi) demokratik devrim imkansızdır, bu yüzden demokratik devrimi öngören asgari program kabul edilemezdir. Emperyalist ekonomizm Trockizmle ikinci noktada birleşiyor. Trockizm de emperyalizm çağında demokrasinin imkânsız olduğunu, demokrasinin ancak proletarya iktidarı altında gerçekleşebileceğini söylüyor. Buradan yola çıkarak tıpkı emperyalist ekonomistler gibi demokratik devrimi ve demokratik devrimi öngören asgari programı reddediyor. Lenin emperyalist ekonomizmin tezlerini şöyle ifade ediyor: “demokrasi kapitalizm altında ‘elde edilemez’ bir şeydir. Emperyalist savaş, ister gerici monarşilerde, isterse ilerici cumhuriyetlerde olsun tüm demokrasinin apaçık ihlalidir – ‘dolayısıyla’ ‘haklar’dan (yani demokrasiden!) söz etmenin hiç gereği yoktur. Emperyalist savaşa ‘karşı olabilen’ ‘yegâne’ şey sosyalizmdir, ‘çıkış yolu’ yalnızca sosyalizmdir; ‘dolayısıyla’ asgari programımızda, yani kapitalizm altında demokratik sloganlar ileri sürmek bir aldatmaca veya bir hayal, sosyalist devrim şiarının yozlaştırılması ya da ertelenmesi vs. demektir.” (Lenin, Emperyalist Ekonomizm, Sf. 24) Emperyalist ekonomizmciler genel bir doğruyu soyut/dogmatik bir kalıba dönüştürmek budur. Evet, yegâna çıkış yolu sosyalizmdir. Bu temel bir doğrudur. Ancak her soruna yaklaşırken bilimsel bir tahlil yerine tek yol sosyalizm kalıbını koyarsak diyalektiği değil sosyalizmle yeni tanışmış ‘sol’cuların ‘heyecanlı’ yöntemini koymuş oluruz. Lenin böyle bir kestirmeciliğin hem Marksizm’e hem de devrimci sınıf hareketine zarar vereceğinin bilincinde. Bölümde tartışacağımız konu devrimin aşamaları ve asgari program olmayıp Trocki’nin tezlerinin bir bölümü olan demokrasinin emperyalizm çağında gerçekleşme olasılığının olup olmadığıdır. Demokratik talepler kapitalizmin sınırlarını (zorlasa bile) aşmayan taleplerdir. Ulusların kaderlerini tayin hakkı, emperyalist sömürüye karşı bağımsızlık, düşünce, basın, örgütlenme özgürlüğü, genel oy, yönetime müdahale kanallarının açılması vb. taleplerdir. Demokratik taleplerin tanımı gereği kapitalizmin sınırlarını aşmamış olması aslında kapitalizmde gerçekleşebileceği varsayımını içeriyor. Mesele Trockistleri yanlışa düşürecek (belki de anlayamayacakları) kadar derindir. Teorik olarak kapitalist ekonomi üzerinde çeşitli siyasal biçimler yer alabilir. Kapitalizmin emperyalist çağında tekelleşen ekonomik yapı, siyasal biçimleri gericilik yönünde koşullar. Özellikle 20. yy’ın ilk yarısında Avrupa’da yükselen, sonrasında bütün dünyaya yayılan faşist dalga emperyalizmin zor, açık baskı ve diktatörlük olmadan yönetemeyecek duruma geldiğinin göstergesiydi. Bu genel bir eğilimdi. Demokrasi ise imkansız değildir. Hele demokratik taleplerin kapitalist ekonomik temel üzerinde gerçekleşemeyeceğini söylemek saçmadır. SSCB’nin faşizme karşı zaferinin yarattığı sempati ve yönelim, Avrupa proletaryasının devrimci mücadelesi, Avrupa’da demokrasinin kapitalist temel üzerinde belli başlı kurumlarıyla yerleşmesini sağladı. Deneyim demokrasinin kapitalizm sınırları çerçevesinde gerçekleşebileceğini gösteriyor. (Burada tartışılan proleter demokrasi veya her yönüyle emekçiler için bir demokrasi değil, kendi içinde çelişkiler ve sınıf niteliği olan burjuva demokrasisidir) Deneyim, teori tarafından öngörülmemiş değildi. Kapitalist ekonomik üzerinde farklı siyasal sistemler gerçekleşebilir. Lenin kapitalizm koşullarında demokratik taleplerin gerçekleşemeyeceği üzerine tartışmalarda genellikle iki konu üzerinde durdu. Ulusların kaderlerini tayin hakkı ve ulusal bağımsızlık savaşları. Emperyalist ekonomizm, kapitalist ekonomik temel üzerinde diğer demokratik talepler gibi ulusların kaderlerini tayin hakkının gerçekleşemeyecek bir talep olduğunu söylüyordu. Lenin benzer bir tartışmayı Rosa Lüksemburg ile yapmış; ulusların kaderlerini tayin hakkının emperyalizm çağında gerçekleşebileceğini kanıtlamıştı. Benzer şekilde Rosa Lüksemburg emperyalist ekonominin bağımsızlığı engellediğini bu yüzden ulusal bağımsızlık savaşlarının olamayacağını, bütün savaşların emperyalist nitelik taşıdığının iddia ediyordu. Lenin konuyu bütünlüklü ele alarak şöyle der: “Genel olarak, siyasal demokrasi ("saf" kapitalizm için teorik olarak normal üstyapı olmakla birlikte) kapitalizm üzerinde yükselmesi olanaklı olan üstyapı biçimlerinden ancak biridir. Gerçekler, hem kapitalizmin, hem emperyalizmin herhangi bir siyasal biçiminin çerçevesi içinde geliştiğini ve bunların tümünü kendisine bağımlı kıldığını gösterir. Bu bakımdan demokrasinin biçimlerinden birinin, onun istemlerinden birinin ‘gerçekleştirilemez’ olduğunu iddia etmek temel teorik yanılgıdır.” (Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı) Demokratik taleplerin ve bir bütün olarak demokratik devrimin “‘gerçekleştirilemez’ olduğunu iddia etmek temel teorik yanılgıdır”. Trocki bu teorik yanılgıyı paylaşıyor: “Bu oldukça iddialı ifade, (Sürekli devrim düşüncesi, yz) Rus devriminin doğrudan burjuva hedeflerle ilgili olmasına rağmen … devrimin proletaryayı iktidara yerleştirmeksizin kendi acil burjuva görevlerini çözemeyeceğini anlatır.” (Trocki, 1905, Sf. 2) Demokratik görevler proletarya iktidarı olmadan çözülemez. Trocki, Lenin’in eleştirdiği emperyalist ekonomizm bu temel tezinden yola çıkar. Demokratik görevleri hedefleyen bir demokratik devrim imkansızdır. Trocki demokratik devrimin (proletarya ve köylülüğün demokratik diktatörlüğünün) imkansızlığını şöyle ifade eder: “Yukarıda söylenenlerden, bir ‘proletarya ve köylü diktatörlüğü’nü nasıl gördüğümüz oldukça açık olmalıdır. Sorun, ilke olarak buna karşı olmamız, böyle bir politik işbirliği biçimini ‘arzu etmemiz ya da etmememiz’ değildir. biz sadece bunun gerçekleşmesinin mümkün olmadığını düşünüyoruz.” (Trocki, Rus Devriminin Üç Anlayışı) Trocki öncelikle demokratik görevlerin proletarya diktatörlüğü olmadan yani kapitalizmin sınırları içerisinde gerçekleşemeyeceğini söylüyor. Buradan yola çıkarak demokratik devrimin gerçekleşmesi imkansız bir slogan olduğunu iddia ediyor. Trocki’nin sürekli devrim teorisinin, temel çıkış noktası budur. Trocki emperyalizmle demokrasi arasındaki ilişkiyi anlayamamıştır. Lenin demokrasinin gerçekleşmesinin imkansız olduğunu ilan edenlerle ilgili şöyle der: “genel olarak demokrasiyle kapitalizm arasındaki ilişkiyi büsbütün anlama yoksunluğunu açığa çıkarıyor. … Tekrar tekrar söylemek zorunda kaldık: Marksizm’in alfabesini böyle anlatmak utanç verici bir şey ama Kievski bunu bilmiyorsa ne yapalım?” (Lenin, Emperyalist Ekonomizm, Sf. 85) 4.4. Köylülüğün/Küçük Burjuvazinin Rolü Trocki, burjuvazinin gericileşmesi ve proletaryanın demokratik devrimde önderliğini kabul eder. Proletaryanın burjuva devriminde önderliğini savunurken köylülüğün rolü konusunda yanlış tezler ortaya atar. Trocki’ye göre köylülük ve küçük burjuvazi devrime önderlik edemez, köylülük ve küçük burjuvazi iktidarda yer alamaz. 1848-49 devrimleri sırasında proletarya burjuvaziyi feodalizme karşı desteklemişti. Ancak burjuvazi proletarya ve halka ihanet ederek feodalite ile uzlaşmaya gitti. Proletaryadan korkusu feodaliteye olan nefretine ağır bastı. Bu yüzden devrimler yenilgiyle sonuçlandı. Marks ve Engels 1848-49 devrimlerinin dersleri ışığında proletaryanın demokratik devrim sürecinde burjuvazi ile ittifak yapmasının artık yanlış olduğunu ifade ettiler. Proletarya demokratik devrimde şehir küçük burjuvazisi ve köylülükle ittifak yapmalıydı. Böylece Lenin’in demokratik devrimde proletarya ve köylülüğün ittifakı düşüncesinin temellerini atılıyordu. Ancak bir farkla. Marks ve Engels demokratik devrimde proletaryanın rolünü ve ittifakını küçük burjuvaziyi desteklemekle sınırlı tutuyordu. Devrimde proletaryanın önderliği henüz öngörülmüyordu. Proletarya önderliği ancak demokratik devrimden sonra gündeme gelecek sosyalist devrimde gerçekleşebilecekti. Proletarya demokratik devrime önderlik etmelidir. Devrimci işçi partisinin demokratik devrimdeki hedefi bir parçası olduğu proletaryanın devrimde önderliği sağlaması ve onu tutarlı, kesin bir sonuca bağlamasıdır. Ancak proletaryanın demokratik devrime önderliği otomatik olarak sağlanamaz. Proletaryanın önderliği, köylülük ve diğer sınıflarla ilişkisine ve devrimci komünist partinin etki düzeyine bağlıdır. Eğer proletarya devrimci komünist öncü tarafından doğru bir politik hatla yönlendirilmiyorsa veya proletarya diğer ezilen sınıfların hareketine yön veremiyorsa burjuva demokratik devrimde proletaryanın önderliğinden bahsedilemez. Burjuva demokratik hareketin önderliği proletaryada olmayabilir. Trocki köylülüğün demokratik devrime önderlik edemeyeceğinden bahsederken, ‘demokratik harekete’ önderlik edemez demiyor. Köylülüğün önderlik ettiği bir demokratik hareket, taleplerinin gerçekleştiği bir demokratik devrime dönüşemez, yani demokratik devrimin zaferi sağlanamaz diyor. Trocki demokratik devrimin zaferinden bahsederken, demokratik hareketin temel talep ve hedeflerinin hayata geçirilmesini anlıyor. 1905 Rus devriminde bu talepler siyasal demokrasi -çarlığın yıkılması-, büyük toprak sahiplerinin topraklarının kamulaştırılması, 8 saatlik işgünü vb. kapitalizmin sınırlarını aşmayan, ama burjuvazinin de gerçekleştiremeyeceği taleplerdi. Trocki’ye göre köylülüğün önderlik ettiği demokratik hareket eğer proletaryayı iktidara taşımazsa, küçük burjuvaziyi değil burjuvaziyi iktidara taşır. Modern toplumda küçük burjuvazi ya proletaryayı ya da burjuvaziyi izlemek zorundadır. İktidara gelen burjuvazi demokratik devrime ihanet eder. Böylece demokratik taleplerin uygulanması engellenir. Ancak proletarya iktidarıyla sonuçlanan demokratik hareket, proletarya diktatörlüğü koşullarında zaferle sonuçlanabilir. Demokrasinin proletarya diktatörlüğü olmadan da gerçekleşebileceğini Trocki’nin yanlış bir temel üzerinde durduğunu daha önce inceledik. Şimdi sorun demokratik devrimin nasıl hayata geçeceği ve köylülüğün rolü sorunudur. Köylülük (veya küçük burjuvazi) iktidara gelebilir mi; gelirse nasıl bir iktidar olur? a. Demokratik Devrimin İçeriği Demokratik talepler ve demokratik devrim demek ki gerçekleşmesi imkansız bir slogan değildir. Ama her yerde kullanılacak bir kalıp hiç değildir. Demokratik devrimi bir zorunluluk olarak ortaya çıkaran koşullar ve her devrimde olduğu gibi önderlik eden sınıflar vardır. Burjuva devrim, tarih sahnesine burjuvazinin feodal beylerden iktidarı alması biçiminde ortaya çıktı. 1789 Büyük Fransız Devrimi burjuva devrimin tipik bir örneğiydi. Burjuvazi, ezilen sınıf ve tabakaları yedekleyerek feodal beylerin egemenliğine karşı devrimi gerçekleştirmişti. Burjuva devrim genel olarak burjuvazinin iktidara gelmesi anlamına geliyordu. Kapitalizmin birinci evresinde başka bir biçim pek olanaklı değildi. Her toplumsal olgu, içinde bulunduğu tarihsel koşullarda yeni bir anlam kazanır. Kapitalizmin birinci evresinde burjuva devrim burjuvazinin önderliğinde gerçekleştirilirken; ikincisi evresine (emperyalizme) geçişle birlikte emperyalist burjuvazi artık burjuva devrime önderlik edemez konuma geldi. (Emperyalizm çağında proletarya ve burjuvazi arasındaki çelişkiyle birlikte ezen ulus (emperyalist ülkeler burjuvazisi) ile ezilen uluslar (sömürge ülkeler halkları) arasındaki çelişki de genel bir görüngü halini alır. Emperyalist ülkeler ve sömürge ülkelerdeki sınıf mücadelesinin koşulları birbirinden farklıdır. Bu ikisini birbirinden ayırmak gerekir; emperyalist bir ülkedeki sorun ve talepler ile, sömürge ülkelerdeki sorun ve talepler arasında benzerlikler kadar farklılıklar da vardır. Çünkü farklı koşullar, farklı sorunlar ve konumlanışları getirir. Bu durum devrimin niteliğinin, sınıfların rolünün belirlenmesinde göz ardı edilemez.) Emperyalizm çağında burjuva devrim, kapitalizmin birinci evresinde olduğundan farklı bir anlam kazanmıştır. Artık basitçe feodal beylerin yerine burjuvazinin iktidara gelmesi anlamına gelmez. Çünkü genel olarak (istisna örnekleri göz ardı edersek) hiçbir ülkede feodalizmin iktidarı söz konusu değildir. Emperyalizm çağında feodalitenin yerini alan, onun gerici misyonunu kapitalizm döneminde üstelenen sınıf emperyalist burjuvazidir. Bu sınıf artık demokrasinin değil gericiliğin temsilcisidir; demokrasiye ve bağımsızlığa baştan sona karşıdır. Demokratik devrim kapitalizmin sınırları içerisinde gerçekleşen bir devrim olduğu için burjuva devrim olarak da adlandırılır. Kapitalizmin sınırları içerisinde devrimci demokratik dönüşümleri ifade eder. Feodal sınıfların iktidarda olduğu koşullarda feodal kalıntıların ortadan kaldırılması, iktidarın başka bir sınıf tarafından ele geçirilmesi anlamına gelir. İktidara gelen yeni sınıfın demokratik görevleri tam olarak yerine getirememesi ayrı bir sorundur; ve demokratik devrimin gerçekleşmediği anlamına gelmez. Rusya’da 1917 Şubat devriminde feodal sınıfların iktidarı yıkılmış, burjuvazi iktidara gelmiştir. Demokratik görevler tam olarak gerçekleştirilmemiş, ancak siyasal devrimin temeli olan iktidardaki sınıf değişmiştir. İktidara gelen sınıfı beğenmesek de nesnel olarak bir burjuva demokratik devrim gerçekleşmiştir. Emperyalizm ve işbirlikçi burjuvazinin iktidarda olduğu sömürge ülkelerde ulusal bağımsızlıkçı, faşizmin egemen olduğu ülkelerde ise anti-faşist sınıfların iktidar olmasını ifade eder. Mısır, Gana, Hindistan, Endonezya, Cezayir vb. sömürge devrimleri, Arnavutluk ve Bulgar devriminin ilk aşaması, daha ilerde tartışacağımız özgünlükler içermekle birlikte Küba devrimi ve 1949 Çin devrimi demokratik devrimlere örnektir. Demokratik devrim basit bir hükümet değişikliğini değil iktidardaki sınıfın değişikliğini ifade eder. Demokrasiden, bağımsızlıktan, ulusların eşitliğinden en fazla çıkarı olan ve bunların en tutarlı savunucusu olan sınıf proletaryadır. Bu yüzden proletarya diğer baskı altındaki sınıf ve katmanları kendi önderliğinde birleştirebilirse demokratik devrim proletarya ve müttefiklerinin iktidarıyla taçlandırılacaktır. Bu, proletaryanın hegemonyasının sağlanması ile sosyalizme geçişin yolunun açılmasıdır. Ancak demokrasi, bağımsızlık perspektifiyle yükselen halk hareketine proletarya (ve partisi) önderlik edemezse demokratik devrim gerçekleşse (iktidardaki sınıf değişse) dahi devrim amaçlarını tam olarak hayata geçiremez, daha da önemlisi sosyalizme geçiş mümkün olmaz. Küba devrimi proletaryanın önderlik etmediği demokratik devrimin tekrar kapitalizme bağlanmak zorunda olduğunu göstermiştir. Diğer yandan proletaryanın önderliğinde gerçekleşmeyen devrimler kendi iddialarını da tutarlı bir şekilde hayata geçiremez. Ulusal burjuvazinin önderliğinde gerçekleşen Türkiye Kurtuluş Savaşı sonrasında ulusal burjuvazinin diktatörlüğü yeniden emperyalizme göbekten bağlanmaya götürmüştür. Proletaryanın devrimde önderliği sağlayamaması burjuvazi/küçük-burjuvazinin önderliği ele geçirmesine sebep olur. Burada bahsedilen ilerici barutunu tüketen emperyalist burjuvazi değil sınırlı da olsa devrimde yer alabilecek sömürge ülkeler ulusal burjuvazidir. Proletaryanın önderliğinde olmayan bir demokratik devrim ise taleplerini tutarlı olarak hayata geçiremez. Birincisi; eğer demokratik devrim tutarlı bir şekilde hayata geçirilecekse burjuvazinin değil proletaryanın önderliğinde olmalı. İkincisi; emperyalizm çağında burjuva demokratik devrim emperyalist ve faşist burjuvazinin egemenliğini hedeflemelidir. Bu iki nokta demokratik devrimin ‘burjuva’ yanının gerilediğini gösterir. Çünkü bizzat (emperyalist) burjuvazi, burjuva demokratik devrime karşıdır. Demokratik devrim de genel olarak egemen burjuvaziye karşı bir devrim haline gelmiştir. (Sömürge ülkeler ulusal burjuvazisi egemen durumda değil emperyalist-işbirlikçi burjuvazinin baskısı altındadır. Bunu bir sonraki bölümde -Sömürge ülkelerde devrim- detaylı olarak tartışacağız.) Egemen, emperyalist, faşist burjuvaziye karşı demokratik devrim. Emperyalizm çağındaki demokratik devrimin temel içeriği budur. Bu durumun sebebini Lenin şöyle açıklar: “Genel olarak kapitalizm ve özel olarak emperyalizm demokrasiyi bir hayale dönüştürür – buna rağmen kapitalizm aynı zamanda, kitlelerde demokratik özlemler doğurur, demokratik kurumlar yaratır, emperyalizmin demokrasiyi inkarı ile kitlelerin demokrasi uğruna mücadelesi arasındaki antogonizmayı şiddetlendirir.” (Lenin, Marksizmin Bir Karikatürü: Emperyalist Ekonomizm, Sf. 24) Çünkü: “Bu yeni ekonominin, tekelci kapitalizmin (emperyalizm tekelci kapitalizmdir) siyasi üstyapısı demokrasiden siyasi gericiliğe değişimdir.” (Lenin, Marksizmin Bir Karikatürü: Emperyalist Ekonomizm, Sf. 47) Emperyalizm çağının üst yapısı siyasi gericiliktir; gericileşen burjuvazinin karşısında bağımsızlık ve demokrasinin tek tutarlı savunucusu proletaryadır. Demokratik devrim artık egemen burjuvazinin görevi değil proletaryanın görevidir. Demokratik devrimin tek tutarlı sonucu da proletarya ve tüm emekçilerin (köylülük, memurlar vb.) diktatörlüğüdür. b. Küçük Burjuvazinin İktidarı Olabilir mi? Emperyalist burjuvazi ilerici barutunu tüketmiştir. Ancak bu bir bütün olarak burjuvazinin demokratik devrimde yer alamayacağı sonucunu vermez. Sömürge ülkelerinin burjuva bağımsızlık hareketlerinde burjuvazi önderliği ele geçirebilmekte, sınırlı da olsa bağımsızlıkçı bir program uygulayabilmektedir. Burada gözden kaçırılmaması gereken bir durum var. Burjuvazinin burjuva devrime önderlik edemeyeceği gerçeği yanlış kavranılmamalıdır. Bu her devrime proletaryanın (ve partisinin) hiçbir çaba göstermeden önderlik edeceği anlamına gelmez. Anlatılmak istenen burjuvazinin, burjuva devrimin programını tutarlı bir şekilde uygulayacak durumda olmadığıdır. Burjuvazi giderek karşı-devrimci bir konuma gelmiştir ancak yükselen bir devrimci harekete de reformizm ve çeşitli oportünist hareketleri kullanarak etki etmek isteyecek ve başarı olursa devrimin etkisini sınırlandırarak burjuva sınırlar içerisine hapsedecektir. Yükselen devrim hareketine proletarya önderlik edemez ise hareketin önderliği küçük burjuvazi veya burjuvazinin eline geçer. Bu durumda demokratik devrim gerçekleşse ve iktidardaki sınıf değişse dahi demokratik devrimin programı tutarlı olarak uygulanamaz. Çünkü emperyalizm çağında ne burjuvazi ne de küçük burjuvazi demokratik devrimin programını tam olarak hayata geçirebilecek durumdadır. Özellikle sömürge ülkelerde görüldüğü üzere burjuvazi veya küçük-burjuvazi devrimci-demokratik harekete önderlik edebilir. Örneğin Kurtuluş savaşında ulusal burjuvazinin önderliği, Mısır, Gana, Hindistan, Endonezya, Cezayir, Küba vb. sömürge devrimlerinde ulusal burjuvazinin ve küçük-burjuvazinin önderlikleri ve son olarak Venezüella’da Chaves’in küçük-burjuva partisinin önderliği. Sorun şuradadır ki, (özellikle sömürge ülkelerdeki kurtuluş savaşlarında görüldüğü gibi) burjuvazi demokratik devrimin programını tutarlı bir şekilde hayata geçiremez. Burjuvazin demokratik devrime önderlik edemeyeceği tezinin anlamı da buradadır. Nispi olarak ilerici demokratik adımlar atılsa bile demokratik devrim programının tam olarak hayata geçirilmesi ve sosyalizme geçiş söz konusu olamaz. Demokratik hareketlere yalnızca proletarya değil küçük burjuvazi de önderlik edebilir. Önderlik etmese dahi proletaryanın programıyla birebir denk düşmeyen, demokratik talepler noktasında birleşen bir köylü/küçük burjuva partisi de demokratik devrimde ciddi bir ağırlığa sahip olabilir. Marksist-Leninist bir parti mevcut değilse veya yığınlarla ilişkileri zayıfsa, yığın hareketi önce sınıf partisinin gelişmesini bekleyecek, sonra da harekete geçecek diye bir kaide yok. Yığın hareketi nesnel koşullar tarafından koşullandırılır; devrimci komünist parti bu hareketi ‘başlatmak’, ilerletmek ve yönetmek durumundadır. Özellikle demokratik hareketlerde proletarya partisinin dışında partiler de savaşıma katılır. Küçük burjuva partiler de yığınlar içerisinde güç sahibi olabilir. Bu nedenle Lenin, özellikle Rusya gibi küçük burjuvazinin ciddi bir ağırlığa sahip olduğu bir ülkede, köylülüğün rolünü hiçbir zaman yadsımadı. Köylülük demokratik devrimin yığınsal ve büyük bir gücüydü. Bu yüzden tarım sorununu da kapsayan demokratik devrim mücadelesi köylülüğün iktidarı olmadan başarıya ulaşamazdı: “Eğer devrimci köylülük iktidarı ele geçiremeyecekse, bir köylü devrimi nasıl galip gelir? Plekhanov kendine has kanıtlamasını saçmalamaya dek götürüyor.” (Lenin, RSDİP Birleşme Kongresine Rapor) Lenin köylülüğün iktidarı ele geçirmesinden bahsediyor. Tartışma Plekhanov’un demokratik devrimde ancak burjuvazinin iktidar olabileceğini kanıtlama çabasından çıkıyor ve Lenin, demokratik devrimin köylülüğü iktidara taşıyacağını söylüyor. Kısacası köylülük veya küçük burjuvazinin iktidarı teorik olarak –pratik olarak da kanıtlanmıştır- mümkündür. Trocki sürekli devrim anlayışının saç ayaklarından birini köylülüğün iktidar olamayacağı, iktidarda yer alamayacağı tezinden oluşturuyor: “Bu şartlarda, köylülük bu niteliğiyle iktidarı zaptetmekte tamamen yeteneksizdir. … Yirminci yüzyıl burjuva Rusya’sında devrimci köylülüğün iktidarı zaptının sözü bile edilemez.” (Trocki, Rus Devriminin Üç Anlayışı) Köylülük iktidara gelemeyecek veya iktidarda yer alamayacaksa demokratik devrimin zaferi için proletarya iktidara gelmelidir. Proletaryanın iktidara gelmesi ise demokratik değil sosyalist devrimdir (veya dönüşümüdür). Trocki köylülüğün iktidarda yer almasını imkansız ilan ederek demokratik devrimin (sosyalizmden ayrı bir aşama olarak) gerçekleşemeyeceğini söylüyor. Trocki’nin uslamlaması böyledir. Lenin köylülüğün iktidarı ele geçirmesi olanağından bahsediyor. Köylülüğün iktidarı olasılığını tartışırken teorik olarak köylülüğün iktidar olabileceği ortaya koyuyor. Elbette köylülüğün yalnız başına iktidarı Lenin’in stratejisi değildir. Lenin’in yaptığı nesnel koşul ve sınıf ilişkilerinin analizidir. Lenin demokratik devrim sonucu köylülüğün yalnız başına iktidar olması gerektiğini savunmuyor. Proletarya teslimiyetçi bir stratejiyle demokratik devrime katılamaz. Köylülüğün proletarya ile ittifak halindeki iktidarından bahsediyor. Proletarya önderliğindeki bir proletarya-köylü demokratik hükümetinin ancak demokratik devrimin zaferi anlamına geleceğini söylüyor. Ancak proletarya ve köylülüğün demokratik diktatörlüğü için öncelikle köylülüğün veya küçük burjuvazinin iktidarda yer alamayacağı tezini çürütmesi gerekiyordu. Tartışma buradan çıkıyor. *** Tartışmanın diğer yönü de köylülüğün/küçük burjuvazinin bir ara sınıf olması ile iktidar olması arasındaki çelişki üzerinedir. Küçük burjuvazi modern toplumda bir ara sınıf olarak belirleyici zamanlarda ya proletaryayı izleyecektir, ya da burjuvaziyi. Lenin de bu gerçeği sık sık belirtmiştir. Ancak bu tespit köylülüğün nispi olarak bağımsız bir parti kuramayacağı, bağımsız bir politika izleyemeyeceği anlamına gelmez. Küçük burjuvazinin sisteme karşı öfkesini, tutarsızlığını, taleplerini veya bağlılığını yansıtan partiler var olabilir. Mesela Menşevikler, Sosyalist-Devrimciler, anarşistler vb. çeşitli küçük burjuva partileri bol miktarda tarih sahnesinde yer almışlardır. Böyle olmasaydı partiler komünist parti ve burjuva partiler olarak ayrılır; komünist parti de hiçbir parti ile ittifak yapamazdı. Ayrı bir programa sahip olan küçük burjuva partileri devrimci harekete önderlik edebildikleri gibi iktidara da gelebilirler. Lenin devrimci köylülüğün iktidarı zaptından ve proletarya ile köylülüğün demokratik diktatörlüğünden bahsederken bunu göz önünde tutuyordu. Trocki küçük-burjuvazinin belirleyici zamanlar da ya proletaryayı ya da burjuvaziyi izleyeceği tezini, anlamının ötesine taşırarak, eğilim olarak değil her an geçerli bir kalıp olarak kullanıyor. Bu tezi küçük-burjuvazinin demokratik harekete önderlik edemeyeceğinin ve iktidara gelemeyeceğinin kanıtı olarak kullanıyor. “Hiç şüphesiz, köylülük devrimin hizmetinde dev bir güçtür; ama hiç bir Marksist, bir köylü partisinin burjuva devrimini yönetebileceğine ve ulusun üretici güçlerini, bağlı bulunduğu arkaik zincirlerden kendi girişimi ile kurtarabileceğine inanmaz.” (Trocki, Sürekli Devrim, Sf. 97) Evet, hiç şüphesiz bir küçük burjuva partisi büyük tarihsel dönüşümlere önderlik edecek nitelikte değildir. Ancak bu onun iktidar olamayacağı anlamına gelmez. Küçük burjuvazinin demokratik harekete önderlik etme olasılığı olduğu gibi tek başına iktidarı alma olasılığı da vardır. Kapitalizm koşullarında tipik, olağan bir durum olmasa da vardır. Demokratik devrim sonucu tek başına iktidara gelen küçük burjuva parti, devrim öncesindeki politik platformunu iktidara geldikten sonra –bir süre için- devam ettirebilir. Tarım reformu, bağımsızlıkçı önlemler vb. demokratik dönüşümlerin bir kısmını gerçekleştirebilir. Ancak sonal olarak küçük burjuvazinin iktidarı (eğer bir proleter devrim söz konusu değilse) burjuvazinin iktidarına dönüşmek zorundadır. Küçük burjuvazinin nihai olarak ya proletaryayı ya da burjuvaziyi izleyecek olmasının anlamı budur. Trocki teorik olarak küçük burjuvazinin iktidarını reddederek tek olasılığın proletarya diktatörlüğü olduğunu ‘bilimsel’ olarak kanıtlamak istiyor. Teorik olarak demokratik devrimin yükselişi ve proletaryanın önderliğinin zayıflığı küçük burjuvaziyi iktidara getirebilir ve birçok kez getirmiştir. Trocki tezini 1917 Şubat devrimi ile kanıtlamaya çalışır. Şubat devriminde küçük burjuva partiler olan Menşevikler ve Sosyalist-Devrimciler, demokratik devrim sonucu iktidara gelmişlerdir. Ancak bu partiler savundukları program gereği devrimin burjuvaziyi iktidara getirmek zorunda olduğunu öne sürmüş ve burjuvaziye hükümeti devretmişlerdir. Burjuva Kadet partisine birçok bakanlık vermiş ve Kadet’in programını uygulamaya koyulmuşlardır. Küçük burjuva partileri devrimden hemen sonra burjuvaziyi izlemiş ve bağımsız bir politika yürütmedeki sınırlılığını ortaya koymuştur. Demokratik devrimin en önemli talepleri (toprak reformu, savaştan çıkılması, ulusların kaderlerini tayin hakkı, ekonomide işçi denetimi vb.) hayata geçmemiştir. Trocki demokratik devrimin temel talepleri hayata geçmediği için 1917 Şubatında bağımsız bir demokratik devrim gerçekleşmediğini iddia eder. Bu devrimin hem demokratik devrimin imkansızlığını, hem de küçük burjuvazinin iktidara gelemeyeceğini kanıtladığını söyler. Trocki görünüşte doğrulanmış gibidir. Ancak her şey ters düz edilmiştir ve teorik bir açılım getirilmemiş, eski ezber tekrarlanmıştır. 1917 Şubat devriminde feodal sınıfların iktidarı parçalanmış yerine küçük burjuva partilerin şahsında burjuvazinin iktidarı gerçekleşmiştir. Demokratik devrimin temel talepleri hayata geçmemiş olsa da iktidardaki sınıf değişmiş ve bu yönüyle siyasal devrimin temeli gerçekleşmiştir. Bu yüzden Rusya’yı dünyanın “en özgür” ülkesi haline getiren (Bolşevik Partiye, Sovyetler ve devrimci basına yasallık kazandıran), iktidardaki sınıfı değiştiren bir devrim karşısında demokratik devrim gerçekleşmemiştir; gerçekleşemez demek çocukçadır. Demokratik devrim tam anlamıyla zafer kazanmamıştır ancak burjuvazinin etkisiyle bozuşturulmuş olsa da gerçekleştirilmiştir: “İktidarın ikiliği, devrimin gelişmesinin geçici bir döneminden, onun olağan bir burjuva demokratik devrimin ötesine gittiği, ancak ‘arı durumdaki’ bir proletarya ve köylülük diktatörlüğüne de henüz varamadığı bir dönemden başka bir şeyi yansıtmıyor.” (Lenin, Ekim Devrimi Dosyası, Sf. 48) Lenin’in belirttiği gibi devrim bir burjuva demokratik devrimin ötesine gitmiştir; ancak Bolşevik Partinin stratejik hedefi ve sosyalizme giden yolu açacak olan proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğüne varmamıştır. Trocki yanılıyor, demokratik devrim gerçekleşebilir ve gerçekleşmiştir. Ancak proletaryanın hegemonyasında olmayan bir demokratik devrimin kendi taleplerini tutarlı bir şekilde gerçekleştiremeyeceğini göstermiştir. Şubat devrimi küçük burjuvazinin iktidar olabileceğini de göstermiştir. Küçük burjuvazi iktidar olmuş ancak devrimin belirleyici anında burjuvazinin safına geçmiştir. Bu Trocki’nin değil Lenin’in tezini doğrular. Trocki iktidara gelenin küçük burjuvazi şahsında burjuvazinin kendisi olduğunu söyler. 1917 Şubat devrimde küçük burjuvazinin ‘bağımsızlığı’ çok kısa sürmüş ve iktidarı burjuvaziye bırakması çok hızlı olmuştur. Küçük burjuvazinin iktidar olabileceği kanıtlanmıştır. Burjuvazi safına geçiş ise bir süreç sorunudur. Hızlı veya nispi olarak yavaş olabilir. Küçük burjuvazi ‘bağımsızlığını’ bir süre daha devam ettirebilirdi. Ancak bu Şubat devriminde gerçekleşmedi. Ancak bu geçişin daha yavaş olduğu devrimler de vardır. Küçük burjuvazi demokratik devrim sonucu iktidara geldiği ülkelerde uzun süre nispeten bağımsız bir politika izleyebilmiştir. Çin ve Küba devrimleri bunun tipik örneğidir. (Çin ve Küba’nın sosyalistliği üzerine tartışma yazımızın konusu değildir. Şimdilik üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet kalkmadığı sürece sosyalizmin hedeflenmediğini belirtmek yeterlidir.) Küba’da küçük burjuva politik çizgiye sahip olan, ne programı ne sınıfsal yönelimi proleter olan bir gerilla hareketi tarafından bağımsızlıkçı bir devrim gerçekleştirilmiştir. Devrimin liderleri de kendi hareketlerinin sosyalist bir hareket olmadığını açıkça ifade ediyorlardı. Küçük-burjuvazinin önderlik ettiği bu devrim sonucu Küba feodal-işbirlikçi Batista iktidarını yıkarak yerine küçük burjuvazinin taleplerini yansıtan devrimci bir iktidar kuruldu. Gerilla hareketi 1950’li yıllarda sosyalizmin büyük prestiji nedeniyle Küba Komünist Parti adını aldı. Ancak Küba’da hiçbir zaman üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet kaldırılmadı ve sosyalizm inşa edilmedi. Ancak küçük burjuvazi iktidarı devrimci ve kapitalizmin sınırlarını zorlayan değişikliklere imza attı. Emperyalist tekellerin egemenliği ortadan kaldırıldı, toprak reformu yapıldı. Halkın ekonomik ve sosyal yaşam düzeyi oldukça yükseltildi. Bunlar demokratik devrimin önemli talepleriydi. Küçük burjuvazinin iktidarı demokratik devrimin bütününü olmasa bile birçok talebini hayata geçirdi. (Proletaryanın önderlik etmediği demokratik devrimlerin bütün taleplerini gerçekleştirmesi ve sosyalizme ilerlemesi düşünülemez). Küçük burjuvazi nispi bağımsızlığını uzun süre korudu. Benzer bir durum Çin, Vietnam gibi ülkeler için de geçerlidir. Yugoslavya’da ise küçük burjuvazinin iktidarını burjuvaziye bırakması çok daha hızlı olmuştur. Trockistler küçük burjuvazinin iktidarının açık bir görünüm kazanması karşısında hem şaşırmışlar, hem de eski Trockist tezlerini zorlamaya devam etmişlerdir. Trockistler küçük burjuva iktidarını kabul ederken aslında sürekli devrim anlayışının temelinin altını boşaltırlar. Ama yine de küçük burjuva iktidarının Trocki’yi yalanlamadığını iddia ederler: “20. yüzyılın ilk yarısına damgasını vuran ulusal kurtuluş hareketlerinin önderliğini yapan küçük burjuva aydın kesim, demek ki, Trocki’nin öngörülerini doğrular şekilde bağımsız bir rol oynamamış”tır. (Tarih Bilinci yayınları’nın Çin Üzerine kitabına önsözü) Trocki çoktan yalanlanmıştır; çünkü küçük burjuvazi iktidar olmuş ve nispeten ‘bağımsız’ bir politika izlemiştir. Yazarlarımız bu ‘şaşkınlık’ verici durum karşısında bir dış faktör bularak konudan sıyrılmaya ve ‘önsöz’ü bitirmeye bakarlar: “Trocki, küçük burjuvazinin ya proletaryanın ya burjuvazinin peşine takılmak gibi ikili bir seçenekle karşı karşıya kaldığı görüşünü ilk olarak formüle ettiğinde (1906) daha Sovyet bürokrasisi diye bir şey yoktu. Sürekli Devrim adlı eserinde bu yaklaşımı daha da ayrıntılarıyla geliştirdiğinde SSCB henüz bir dünya gücü haline gelmemişti. … “Küçük burjuvazinin ardından gidebileceği iki sınıf yoktu artık. SSCB ve onun temsil ettiği yol, devrimci küçük burjuvazi açısından, ardından gidilebilecek üçüncü bir seçeneği ortaya atıyordu.” Yani SSCB güçlenince küçük burjuvazi de iktidara gelme yeteneği kazandı. Trocki suçsuzdu; çünkü o yaşarken SSCB henüz güçlü değildi. Pratik Trocki’nin tezini inkar etmemiş değiştirmişti: Küçük burjuvazi hala bağımsız bir rol oynamıyor; Sovyet bürokrasisini izliyordu. Farklı yorumlara rağmen küçük burjuvazinin iktidara gelebileceği ve bir süre için de olsa bağımsız bir rol oynayabileceği kanıtlanmıştır ve Trockistler dahil kabul görmektedir. ‘Bağımsız’ rol oynama veya politika izleme meselesine gelince. Küçük burjuva iktidarının göreli olarak bağımsız bir politika izleme olanağı sınırlıdır. Sonunda ya proletaryayı ya da burjuvaziyi izlemek zorundadır. Yugoslavya’da bu bağımsız küçük burjuva politika çok kısa sürmüş, yerini serbest piyasa ve burjuva egemenliğine bırakmıştır. Küba’da ise bu rol çeşitli gediklere, tutarsızlıklara rağmen sürmektedir. Ancak proletarya devrimi gerçekleşmediği sürece küçük burjuva iktidarının gideceği yol burjuvazinin egemenliği ve açık biçimleriyle kapitalizmdir. Küçük burjuvazinin iktidarını sağlayan bazı koşullar vardır. Bu koşullar küçük burjuvazinin iktidara gelmesine yol açtığı gibi yerini burjuvaziye bırakma sürecini de belirler. Birincisi, elbette demokratik sorunların yakıcılığıdır. İkincisi ve küçük burjuvazinin iktidar açısından belirleyici olanı ise devrimci yığın hareketi içerisinde proletaryanın (ve partisinin) etkisinin zayıflığıdır. Güçlü bir proleter hareket olmayınca küçük burjuvaziye sınırlı da olsa göreli olarak bağımsız bir rol oynama olanağı çıkar. 1917 Şubat devrimi sonrasında Bolşevik partisinin varlığı ve etkisi, küçük burjuva iktidarının yerini hızla burjuvazinin iktidarına bırakmasına neden olmuştur. Küçük burjuva partiler proletaryanın “tehdidi” karşısında bir yol ayrımına sürüklenmiş ve burjuvaziyi takip etmiştir. Güçlü proleter hareket küçük burjuvaziyi hızla “ya proletarya ya burjuvazi” ikilemine sokmuştur. Ancak Küba gibi güçlü bir proleter hareket ve partinin mevcut olmadığı ülkelerde küçük burjuvazi bağımsızlığını nispeten uzun bir süre koruyabilmiştir. Proleter hareketin yaratacağı sosyalist baskıdan kurtulan küçük burjuvazi “ya proletarya ya burjuvazi” seçeneğinden bir süreliğine sıyrılmıştır. Ancak ‘bir süreliğine’. Sosyalizme bağlanmayan her hareket eninde sonunda kapitalizme ve burjuvaziye yüzünü dönmek zorunda kalır. 4.5. Devrimin Aşamaları Trocki burjuva demokratik devrimi anlamayışı yanında genel olarak bir devrimin nasıl bir şey olduğunu kavramamıştır. (Siyasal) Devrim, belli talep ve programı savunan sınıfın veya sınıfların, ortak noktalarda bir araya gelmesi ve iktidarı ele geçirmesi demektir. Emperyalizm çağında –Trocki’nin tezlerinin aksine- demokratik devrimin mümkün olduğunu ve devrimin kesin zaferi ve sosyalizme geçiş için proletaryanın önderliğinin zorunlu olduğunu ortaya koyduk. Demek ki devrimci hareketin stratejik olarak iki hedefi olabilir. Demokratik devrim ve sosyalist devrim. Bir devrimin gerçekleşmesi yalnızca öncünün kararıyla ve hedefleriyle ilgili değildir. Bu yeterli değildir. Devrimin gerçekleşmesi için, proletarya partisinin müdahale alanının dışında olan nesnel koşullar ve irade dahilinde olan öznel koşulların olgunlaşması gerekir. Nesnel koşullar ülkenin ekonomik ve siyasal sistemi, uluslar arası sınıf hareketinin düzeyi, ülkenin ekonominin durumu, emperyalizmle kurulan ilişki vb. proletarya partisinin içinde bulunduğu ve kendisinin belirleyemediği koşullardır. Öznel koşullar partinin proletarya ile ilişki düzeyi, diğer sınıfların proletarya ile ilişkisi vb. proletarya partisinin irade dahilinde olan koşullardır. Olgunlaşmış nesnel koşullar, proletarya partisinin proletarya ve proletaryanın diğer sınıflar üzerindeki önderliğiyle tamamlanmadan sosyalist devrim gerçekleşemez. Eğer öznel koşullar gerektiği gibi sağlanamazsa devrim ya başarısızlığa uğrar yada diğer sınıfların etkisiyle ‘bozuşturulmuş’, geri dönüş ihtimali yüksek bir şekilde gerçekleşir. Öznel koşulların yalnızca proletarya partisinin irade alanındaki koşullar ile tanımlanması doğru ama eksik bir tanımdır. Çünkü nesnel koşullar ile öznel koşullar arasındaki ilişkiyi vermez. Öznel koşullar nesnel koşullara –doğrudan değil ama- sıkı sıkıya bağlıdır. Belirleyici olan nesnel koşullardır. Bu yüzden yığın hareketinin niteliğini belirleyecek temel faktör nesnel koşullardır. Nesnel koşullar bir devrimin gerçekleşmesi için yeterince olgunlaşmış ise öznel koşulların gerçekleşmesi çok daha kolay olur. Ülkedeki ekonomik bunalım, sınıflar arasındaki çelişkilerin keskinleşmesi, emperyalist sömürünün perçinleşmesi, siyasal sistemin gericiliği bütün bunlar yığınların tepkisini, öfkesini arttıran ve biriktiren dönemlerdir. Böyle bir dönemde yığınlar koşulları değiştirmeye yönelirler ve harekete geçerler. Eğer proletarya partisi bu hareketin başlamasına yardım ve harekete önderlik edebilirse (devrimin öznel koşulları sağlanırsa) devrim tutarlı bir şekilde gerçekleşir. Öznel koşullar ancak nesnel koşulların olgunlaşması veya bir devrim için giderek uygun hale gelmesiyle uygun hale gelir. Nesnel koşullar bir devrim için uygun değilse örneğin ülke ekonomisi göreceli bir ilerleme içerisindeyse; işsizlikte belirgin bir azalma ve hayat şartlarının iyileşmesi söz konusuysa yığınların koşulları değiştirmeye yönelik eğilimi azalabilir. Bu da öznel koşulların gerçekleşmesini zorlaştırır. Benzer şekilde sınıf hareketinin büyük bir yenilgi alması yığınları devrimci mücadeleden ve proletarya partisinden bir süreliğine uzaklaştırabilir.
Nesnel koşullar görüldüğü gibi öznel koşulların
gerçekleşmesini hızlandırır veya yavaşlatır; Materyalist tahlil her konuda yol göstericidir. Devrimci komünist partinin metodu da diyalektik materyalist metottur. Devrimin nesnel koşullarından ve bu nesnel koşulların öznel koşulları belirlediğinden bahsettik. Bu demektir ki nesnel koşulların niteliği öznel koşulların niteliğini belirler. Örneğin emperyalizmin egemenliği altındaki bir ülke ile emperyalist bir ülkenin; faşist bir ülke ile demokratik bir ülkenin; ulusal sorunun yaşamsal bir sorun olduğu bir ülke ile çözüldüğü bir ülkenin nesnel koşulları farklıdır. Yığın hareketinin temel kaynağı olan nesnel koşulların farklılığı yığın hareketinin niteliğini ve yönünü belirler. Nesnel koşullar ne kadar farklı olursa olsun yığınlar aynı şeyleri savunurlar, aynı taleplerle ortaya çıkarlar demek saçmadır. Faşist bir ülkede yığınlar demokratik özgürlükler için mücadele ederken, başka bir ülkede demokratik özgürlükler için mücadele ikincil bir gündem maddesi olabilir. Bu nedenle yığın hareketinin ve devrimin belirleyici etkeni göz ardı edilemeyecek olan nesnel koşullardır. Nesnel koşullar yığın hareketini niteliğini belirler. Bazı ülkelerde demokratik bazılarında sosyalist bir yığın hareketi ortaya çıkar. Hangilerinde sosyalist, hangilerinde demokratik? Sorunun cevabı yine nesnel koşullarda. Emperyalizmin sömürüsü altındaki ülkelerde yığınlar, talepleri karşısında emperyalizm ve işbirlikçi burjuvaziyi bulur. Bu nedenle yığın hareketi öncelikle emperyalist sömürüyü hedef alır ve demokratik bir nitelik taşır. Sömürge ülkelerde çelişkilerin şiddetlendiği dönemlerde bağımsızlık hareketlerinin yükselmesi tesadüf değil nesnel koşulların yarattığı eğilimdir. 20. yüzyıl Latin Amerika, Afrika ve Asya’sında yükselen yığın hareketleri bağımsızlıkçı ve demokratik nitelikte hareketler olmuşlardır. Halklar ülkeleri üzerindeki emperyalist sömürüye karşı savaşmışlardır. İngiliz halkının kendi ülkesinin sömürülmesine karşı savaşması beklenemez herhalde! Keza faşist ve faşist işgal altındaki ülkelerde yığın hareketi öncelikli olarak faşizmin egemenliğini hedef almıştır. İspanya, Arnavutluk, Yugoslavya, Bulgaristan, İtalya, Almanya vb. ülkelerde yığın hareketi faşizme karşı demokratik bir hareket olarak yükselmiştir. Demokratik bir ülkede ise bu talepler çoktan aşılmış olabilir. Ülke içinde ulusal baskı ve sömürünün olduğu ülkelerde özellikle ezilen ulus halkının hareketi ulusal baskıya karşı ulusların kendi kaderlerini tayin etmesi için demokratik karakterli bir mücadeledir. İrlanda’da İRA, İspanya Bask’ında ETA, Türkiye’de PKK’nin önderlik ettiği halk hareketleri ulusal baskıya karşı yönelmiştir ve demokratik karakterlidir. Daha birçok ülkede tutarsız da olsa ulusal baskıya karşı çıkan yığın hareketleri gözlemlenebilir. Bir idealist için yığınların demokratik hareketi, ancak sosyalist olmamaları ile açıklanabilir. Elbette bir elmayı, armut olmaması ile anlatmak pek anlamlı olmaz. Bir Marksist içinse yığınların demokratik hareketi nesnel koşulların yarattığı eğilimin sonucudur. Devrimci yığın hareketinin aşamalarını işte bu eğilim (nesnel koşulların yarattığı eğilim) belirler. Sömürge ve faşist ülkelerde sosyalizme giden yolda yığın hareketi genel bir eğilim olarak demokratik devrim aşamasındadır. Ancak proletaryanın çizgisi demokratik devrimde durmak, demokrasiyi yıllar boyunca geliştirmek değil güçleri seferber ederek; demokratik devrimin yarattığı büyük olanaklarla sosyalist devrimi gerçekleştirmektir. (Bkz. Sosyalist devrime geçiş) Trocki’nin sürekli devrim kuramı denilince ilk akla gelen devrimin aşamalarının atlanması yani aşamasız devrimdir. Sosyalizme giden yolda araya bir de demokratik devrim koymanın pek akılcı olmadığı, işi boş yere uzattığı, sosyalist devrimin demokrasi sorununu zaten çözeceği polemiklerde kullanılan temel tezlerdir. Hal böyle olunca demokratik devrime ne gerek var. Devrimi yapmışken sosyalist yapalım; bütün sorunları çözelim! Trocki genel olarak demokratik talepleri kabul ederken sosyalizmden önce gerçekleşebilecek bir demokratik devrimi kabul etmez. Trocki’ye göre devrimin demokratik aşaması mümkün değildir; ancak sosyalizm koşullarında gerçekleşebilir. Yığın hareketinin nesnel aşamalarını gözardı etmek kolay değildir. Trocki de bunu açıkça yapamaz. Bu yüzden aşamaların atlanmasına karşı olduğu belirtir: “Gerçek aşamaların, yani kitlelerin gelişiminde nesnel olarak belirlenmiş aşamaların üzerinden atlamaya çalışan her girişim, politik maceracılıktır. Emekçi kitlelerin çoğunluğu Sosyal Demokratlara ya da örneğin Kuomintang’a veya sendika liderleine güvendiği sürece, onların önüne burjuva iktidarının acilen devrilmesi görevini çıkaramayız. Bunun için kitleler hazırlanmalıdır.” (Trocki, Sürekli devrim, Sf. 124) Trocki görünüşte aşamaların atlanmasına karşı olduğunu ifade eder. Ancak Trocki’nin diğer tezleri bu iyimser ifadesini geçersiz kılarak, teorisini belirler. Nesnel aşamalar vardır; ancak demokratik devrim imkansızsa ve gerçekleşebilir şekli de burjuvazinin diktatörlüğüyse demokratik devrim aşaması olamaz. Bu tezin yanlış olduğunu gördük. Trocki demokratik devrim aşamasının gerçekleşemez olduğunu daha ‘bilimsel’ bir şekilde anlatmak için şöyle der: (Ekim devriminin Batıdan önce gerçekleşmesinin) “esas ve tek nedeni, tarihin, burjuva devrimini ana içeriğini proleter devrimin ilk aşaması ile birleştirmiş olmasıdır, birbirine karıştırması değil, fakat organik olarak birleştirmesidir.” (Trocki, Sürekli Devrim, Sf. 121) Trocki, devrimin demokratik aşamasını atlamıyor, haşa! Tarih devrimin demokratik aşaması ile sosyalist aşamasını organik olarak birleştirmiş. Trocki de yalnızca bunu formüle ediyor. Daha fazla yaptığı bir şey yok! Trocki tarih böyle, yapacak bir şey yok; aşamalar kalktı, demokratik devrimle sosyalist devrim birleşti diyor. Bolşevikler aşamalı devrimi savunurken hatalı mıydı? Demokratik devrim imkansız mıydı? Tarih gerçekten böyle mi diyor? 1905 devriminde yığınların acil talepleri Çarlığın yıkılması, toprak sahiplerinin mülksüzleştirilmesi, sekiz saatlik işgünü vb. taleplerdir. Bu talepler köylülüğün ve proletaryanın ortak talepleridir. 1905 devrimi bu talepler üzerinden proletarya ve köylülüğün bir araya gelmesiyle gerçekleşmiştir. Burjuva devrimin demokratik talepler üzerinden yükselmesi gerçeği, proletaryanın ufkunun sadece demokratik taleplerle sınırlı olduğu anlamına gelmez. Proletarya burjuva devrime en ileriden ve onun önderi olmak üzere katılır ama proletaryanın hedefi ve perspektifi burjuva devrimle sınırlı değildir. Rusya koşullarında burjuva devrim, proletaryaya göre, sosyalist devrim için zorunlu bir aşamadan, bir ‘araç’tan başka bir şey değildir. Proletarya ve partisinin perspektifi sosyalist devrimdir. Ancak proletarya partisinin perspektifinin sosyalist devrim olması, yığınların harekete geçtiği ve çeşitli sınıf ve tabakaların ortaklaştıkları talep ve programı değiştirmez. Yığınlar (ülke nüfusunun büyük kısmını oluşturan köylülük başta olmak üzere) bir burjuva devrim doğrultusunda harekete geçmiştir. Devrime karakterini veren, yığınların ortaklaştıkları ve harekete geçtikleri programın kendisidir. Bu program ise 1905’te burjuva devriminin programıdır. Trocki ise yığınların programına bakmıyor, kendi programına bakarak yada Lenin’in deyimiyle stratejik gevezelik yaparak devrimin karakterinin sosyalist olması gerektiği sonucunu çıkartıyor. Lenin ise hayal dünyasından değil “gerçeklerden” hareket ediyor: “Rus burjuva-demokratik devriminin ‘stratejik’ gevezeliklerden değil, gerçeklerden çıkan ilk çizgisi, proletaryanın kararlı biçimde mücadele etmesi ve köylülüğün onu kararsız biçimde izlemesinden oluşuyordu. Bu iki sınıf monarşiye ve çiftlik sahiplerine karşı yürümüşlerdi.” (Lenin, Devrimin İki Çizgisi Üzerine) Lenin, devrimin çizgisini ve darbeyi vuracağı esas yönü, ‘stratejik gevezeliklerden’ değil yaşamının kendisinden, nesnel koşulardan çıkartıyor. Bu mücadelenin zafer kazanması demek mücadele içinde yer alan sınıfların iktidarı paylaşması demektir. Yani proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğünün kurulmasıdır. 1905 Rus devriminde Bolşevik partinin asgari programı demokratik devrim ve bu devrime katılan sınıflar tarafından kurulacak proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğüdür: “Şimdilik ileri sınıfın partisi, demokratik devrimin çarlık üzerindeki kesin zaferi uğruna en etkin bir biçimde savaşım vermeden yapamaz. Ve kesin bir zafer, proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğünden başka bir anlama gelmez.” (Lenin, İki Taktik, Sf. 80) Bolşevik Parti kuruluşundan itibaren Rusya’nın nesnel koşullarının tahlilinden yola çıkarak yükselen devrimin bir demokratik devrim, bu yüzden Bolşevik Partisinin asgari hedefinin demokratik devrimin zaferi olduğunu belirtmiştir. Trocki’nin devrim anlayışı ise ‘ayak oyunları’yla iktidarı ele geçirme hareketidir. Elbette Trocki bunu böyle ifade etmez. Devrimin yığınlar tarafından benimsenen, uğruna harekete geçilen talepler bakımından burjuva demokratik devrim olduğunu (Trocki de bunu kabul eder), Lenin’in burjuva devrime proletarya açısından büyük önem verdiğini belirtmiştik. Lenin’in demokratik devrime verdiği önem, demokratik devrimi bir proleter devrime tercih etmesinden değildir. 1905 Rusya’sında siyasal yönetim biçimi, sosyo-ekonomik durum, yığınların bilinç ve örgütlenme düzeyi, harekete geçebilecekleri talepler ve acil sorunları vb. daha birçok neden bir burjuva devrimi zorunlu kılıyordu. Yığınlar şimdilik proleter devrime değil burjuva demokratik devrime hazırdı. Nesnel koşullar ve nesnel koşullara bağlı olan yığınların durumu böyle iken burjuva devrimi inkar edip doğrudan proleter devrimi savunmak, yığınları ve nesnel durumu ‘hesaba katmadan’, ‘stratejik gevezeliklerle’ soyut devrim ‘hesapları’ yapmaktır; “aşamaları atlamak”tır. Bu, nesnel durumu ve yığınları göz önünde bulundurmayıp kendi irade ve istekleri üzerinden yolunu belirleyen, belirleyici olanın nesnel koşullar değil irade olduğunu savunan idealizmin yanılsamalarıdır. Stratejik plan, nesnel gerçekliğin tahlili üzerinden yapılır. Tersi, öncünün idealistçe ortaya koyduğu stratejik plan üzerinden nesnel gerçekliği inkar etmesi; Marksizm’in yerine idealizmi koymasıdır. Nesnel koşullar burjuva devrimi zorunlu kılarken, Trocki proleter devrimi savunuyor – savunduğunu sanıyor. Oysa nesnel olarak Trocki’nin yaptığı sosyalist devrimi savunmak değildir. Çünkü doğrudan sosyalist devrimi savunmakla proletaryanın büyük köylü yığınları ile demokratik program üzerinden yaptığı ittifakı parçalayarak sosyalist devrime geçişe karşı çıkıyor. Trocki, sosyalist devrim adına, demokratik devrimin görevlerini askıya almaya çalışıyor. Lenin, demokratik devrimi ve devrim için yapılan ittifak ve görevleri önemsememenin sosyalizme ihanet olduğunu belirtir: “Bununla birlikte, bundan, bağımsız ve geçici olsa bile, bugünkü durumda, hayati olan görevleri unutmak, yokumsamak ya da görmezden gelmemiz yolunda çıkarsamalar yapmak, saçmalık ve gericilik olur. Otokrasiye karşı savaşım, sosyalistler için geçici ve kalıcı olmayan bir görevdir, ama herhangi bir şekilde bu görevi görmezlikten gelmek ya da savsaklamak, sosyalizme ihanete ve gericiliğe hizmet etmeye varır. Proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü, kuşkusuz yalnızca kalımlı olmayan geçici bir amaçtır, ama bu amacı demokratik devrim dönemi içerisinde savsaklamak düpedüz gericiliktir.” (Lenin, İki Taktik, Sf. 79) Trocki proletaryanın burjuva devrimde yer almasını kabul ederken bunu mantıksal sonucuna götürmüyor. Demokratik devrimin kesin zaferi proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğüdür. Trocki bunu kabul etmeyince proletaryanın ancak proleter devrimde yer alması gerektiği oportünist görüşüne varıyor. Trocki böylece Menşeviklerle aynı noktada buluşup, proletarya ve köylülüğün ittifakı karşısında liberal burjuvaziye yardım ediyor: “Gerçekte Troçki, köylülüğün rolünün ‘yadsınması’ndan sadece, köylüleri devrim için harekete geçirme isteğinde olmamayı anlayan Rusya'daki liberal işçi politikacılarına yardım etmektedir.” (Lenin, Devrimin İki Çizgisi Üzerine) Trocki, proletaryanın, öncelikle burjuva devrimi gerçekleştirmesi gerektiğini değil, burjuva devriminin programını da gerçekleştiren proleter devrimi gerçekleştirmesi gerektiğini söylüyor. Trocki’nin ‘sürekli’ devrim teorisi budur: Başlayan devrimde proletarya, (bütün nesnel koşulları göz ardı ederek) sosyalist diktatörlüğünü kurmalıdır. Oysa proleter devrim ile burjuva devrim tamamen farklı içerikte devrimlerdir. Elbette proleter devrim burjuva devrimin çözemediği birçok sorunu da çözerek ilerleyecektir. Ancak proletaryanın köylülükle ittifakı burjuva devrim programı üzerinde bir ittifaktır. Henüz emekçi köylülük sosyalizm için hazır değildir. Çünkü köylülük sosyalist değil burjuva devrim için harekete geçmiştir. Bu koşullarda proletaryanın görevi Lenin’in dediği gibi burjuva devrime önderlik etmektir, burjuva devrimi gerçekleştirmektir. Sosyalist devrime geçiş ancak proletaryanın kır proletaryası ve köylülüğün yoksul bölümünü kazanması ve sosyalizm için mücadeleye sevk etmesiyle mümkündür. Trocki’nin unuttuğu budur. Trocki’nin ‘sürekli ve aşamasız’ devrimciliği budur. Yığınların bilinç, örgütlenme ve mücadele düzeyine (nesnel koşullara ve bu nesnel koşullara bağlı öznel koşullara) bakmaksızın devrimin ‘sosyalist’ devrim olmasını savunur. Burjuva devrimden sosyalist devrime geçiş ancak yığınlar sosyalizm için “ikna edildiği”, sosyalizm için savaşmaya hazır olduğu zaman mümkün olur. (Bu “ikna edilme” sosyalizmi bir bütün olarak kavrama değil komünist partinin sosyalist devrime önderlik edebilecek yığın gücünü sağm | |||