|
|
KÜÇÜK BURJUVA OPORTÜNİZMİNDEN KARŞI-DEVRİM UŞAKLIĞINA: TROCKİZM ( 7. Bölüm ) |
|
|
7.1. Lenin’e Diktatörlük Suçlaması 7.2. ‘Sürekli’ Devrim Sorunu ve Lenin 7.3. ‘Fraksiyonsuzluk’un Teorisyeni Trocki 7.5. Sosyal Şovenizm’in Savunucusu Olarak Trocki 7.7. Trocki’nin ‘Leninist’ Geçmişi! Bolşevik parti tarihi işçi yığınları ile sosyalizm fikrinin birleşmesi ve proletaryanın geniş emekçi yığınlarla ittifakının kurulması tarihidir. Bu, Bolşevik partisinin Rusya’daki tek (gerçek anlamda) Marksist parti olarak proletarya devriminde oynağı önder rolü ifade eder. Bolşevik Partinin teorisi, ancak sınıf mücadelesinin pratiğinde ve bunun yansıması olarak anti-Marksist teori ve görüşlerle mücadele içerisinde somut içeriğine kavuşmuştur. Bu yönüyle Bolşevik partisinin tarihi sınıf dışı teori ve akımlarla mücadele tarihidir. Rusya’da ilk Marksist derneklerin kurulmasıyla birlikte Narodnizme, 1900’lü yılların başında ekonomizme, 1903’ten itibaren Menşevizme, 1905 devriminin yenilgisinden sonra Likidatörlere, 1912’de işçi hareketinin yükselişiyle birlikte tasfiyecilere, 1914’te sosyal şovenlere (milliyetçi ‘sosyalistlere’), 1917 Şubat devriminden sonra burjuvazinin uşağı durumundaki ‘devrimci sonuna değincilere’ karşı sürekli bir ideolojik mücadele verilmiştir. İdeolojik mücadelede darbenin vurulacağı esas yönü, sınıf mücadelesinin dönemsel gelişmesindeki güncel sorunlar belirlemiştir. Örneğin Rusya’da bir işçi partisinin kurma çalışmaları sırasında Narodnizm ile ciddi bir ideolojik mücadeleye girişilmiş ve Rusya’da sosyalizmi kurabilecek tek önder gücün proletarya olduğu vurgulanmıştır. Partinin tek bir merkez etrafında, disiplinli ve sürekli bir çalışma ile siyasal mücadeleye girmesi ise ancak ekonomizmin yenilmesi ile mümkün olmuştur. Örnekler çoğaltılabilir. Ancak bu Bolşevik partinin anarşizm, legal Marksizm, Trockizm vb. sınıf dışı akımlarla mücadele etmediği anlamına gelmez. Bolşevik parti Marksizmin kılavuzluğunda tüm sınıf dışı akımlara karşı ideolojik mücadele içinde olmuştur. Trockizm, hiçbir zaman sınıf mücadelesi içerisinde ciddi bir etkiye sahip güç haline gelmemiştir. Bolşevik partinin kuruluşundan itibaren Leninizm’le sürekli bir ayrım, ilerleyen süreçte ise çatışma içerisinde olmuştur.
7.1. Lenin’e Diktatörlük Suçlaması Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi (RSDİP) 1899 yılında kuruldu. Kurucularının büyük kısmının tutuklanması ve sürgüne gönderilmesi RSDİP’in ülke içindeki faaliyetlerini ve merkezileşme sürecini aksattı. Lenin’in büyük önem verdiği İskra gazetesi ile genişleyen çalışma sonucu 1903 yılında RSDİP II. Kongresi yapıldı. Kongre öncesi, siyasal mücadeleyi burjuvaziye bırakan, proletaryayı sadece işyerindeki ekonomik mücadeleyle sınırlayan ekonomistlerle Leninistler arasında büyük bir mücadele söz konusuydu. Bu mücadelede kongre ve sonrasında Lenin’in proleter çizgisinde ilerleyen Bolşevikler ve ekonomistlerin devamı niteliğinde olan Menşevikler arasında da devam etti. Kongrede Bolşevikler, çevre örgütleri toplamı olmaktan çıkmış merkezi bir çekirdek etrafında örgütlenmiş devrimci bir partiyi savunurken, Menşevikler demokrasi adına, özerklik sahibi, merkezi kararlardan bağımsız davranabilen çevre örgütleri toplamı olan bir "parti olmayan parti"yi savunuyorlardı. Bolşevikler buna şiddetle karşı çıkarak, partinin irade ve eylem birliği içerisinde olması gerektiğini söylüyordu. Menşevikler, Bolşeviklerin, demokrasiyi inkar ettiklerini, yerel örgütlerin özgür iradesi yerine merkez komitenin hatta Lenin'in diktatörlüğünü geçirmek istediklerini iddia ediyorlardı. Sosyalizmin inşası döneminde, emperyalist burjuvazi ve revizyonist karşı devrimciler tarafından Stalin’e yönelik başlatılan ve sonrasında da sürdürülen propaganda, yalan ve iftira kampanyasında Stalin katil, cani, 'diktatör' ilan edilmişti. Trocki de bu kampanyanın baş aktörlerinden birisi olmuştu. Proletaryanın burjuvazi üzerindeki diktatörlüğünden korkan, burjuvaziye özgürlük isteyen Trocki ve Trockistlerin 'demokrasi' aşkı karşı devrimin ve oportünizmin gizleyen bir perde olmanın ötesine geçmemiştir. Trocki'nin Lenin'e karşı yürüttüğü mücadeleyi ve iftira kampanyalarına ilerleyen bölümlerde daha geniş olarak değineceğiz. Trocki, Lenin'e yönelik 'diktatörlük' suçlamasını, Stalin'e yönelik kampanyadan çok önce daha 1903 yılında RSDİP II. kongresinde yapmıştır. Bu suçlama tek kelimeyle yapılan bir hatayı değil, Stalin'e yönelik kampanyanın küçük bir provası niteliğinde olan Trocki'nin kongre ve kongre sonrasında yürüttüğü ve Lenin'e yönelik iftiraların yer aldığı bir raporun özünü oluşturmaktadır. Trocki bu kongrede Menşeviklerin yanında saf tutmuş, baştan sona Lenin'e ve Bolşeviklere karşı mücadele yürütmüştür. Bolşeviklerin parti içerisinde tam bir diktatörlük ve terör cumhuriyeti kurmayı amaçladıklarını iddia etmiştir. Trocki, Sibirya Heyeti raporunda şöyle der: (Lenin) "yoluna çıkan her şeyi temizlemek zorundaydı. İskrist topluluğu ortadan kaldırma perspektifi, Lenin yoldaşı durdurmadı. Sadece hiçbir direnmeyle karşılaşmadan, konsey aracılığıyla bir 'erdem ve terör Cumhuriyeti' kurmak söz konusuydu." (Trocki, Sibirya Heyeti Raporu, Sf. 89) Lenin, Trocki'ye göre bir terör cumhuriyeti kurmak istiyordu. Lenin'in daha sonra (Bir adım ileri iki adım geri broşürü) belirttiği gibi küçük burjuva aydınlar için partinin disiplini, irade ve eylem birliği bir ceza ve diktatörlük sistemi gibi gelir. Ama parti küçük burjuva aydınların partisi değil çelik disiplin, irade ve eylem birliğinin, proletaryanın partisidir. Trocki'nin Leninist merkeziyetçilikten anladığı, küçük burjuva aydının korkuyla yaklaştığı merkezi disiplin, irade ve eylem birliğidir. Bu yüzden Bolşeviklerden uzaklaşan tüm küçük burjuvaların söylemlerini tekrarlayan Trocki şöyle der: "Lenin'e göre merkez komitenin görevi tamamen farklıdır. Merkeziyetçiliğin acımasız gözeticisi olmak zorundadır. Muhalifleri dağıtır ve partinin kapılarını kapatır. Lenin yoldaş kongrede, Merkez Komitenin anlamını açıklamak için, Merkez Komitenin siyasi sembolü olarak yumruğunu gösterdi (istiare yapmıyoruz). Bu merkezci işaretin tutanaklara girip girmediğini bilmiyoruz. Umarız öyledir, zira bu yumruk bütün yapıyı kaplamaktadır." (Trocki, Sibirya Heyeti Raporu, Sf. 88) Trocki merkeziyetçiliğe karşı çıkarken 'acımasız', 'partinin kapılarını kapatmak' gibi özgün deyimleri de kullanır. Tartışma, sertlik-yumuşaklık, acımasızlık-merhametlilik tartışmasından çok, tüm Rusya çapında, işçi sınıfının devrimci hareketini yönetecek devrimci komünist partinin kurulması tartışmasıdır. Menşevikler ve Trocki böyle bir parti kurma anlayış ve perspektifine sahip değillerdi. Onlar, her bölgede kendi özgür iradelerine göre çalışma yürüten, birbirlerine fedaratif olarak bağlanmış, farklı merkezleri olan, ortak irade ve eylem birlikteliği gerektirmeyen bir örgüt modeli çiziyorlardı. Bilinir ki, böyle bir parti, işçi sınıfının tüm Rusya'daki hareketini yönlendirme, onu iktidar hedefinde birleştirme görevini yerine getiremez. Bu görevi ancak merkezi bir yapıda birleşmiş, tüm Rusya'ya dağılmış yerel örgütlerden oluşan, tüm işçi hareketini tek bir hedefte birleştiren bir parti yerine getirebilir. Trocki on yıllar sonra tekrar edeceği bürokrasi ve kişisel diktatörlük söylemlerini ilk defa Lenin'e karşı kullanmıştır. Aynı gerekçelerle, yani partinin birliği ve demokratik merkeziyetçi yapısına karşı: "Merkez komiteye bağlı 'bütün yüksek onurlu' kişilerin atanması; Merkez Komite faaliyetinin Konseyin özenli faaliyetine verilmesi. İşte, yoldaşlar, Ortadoks 'erdem' ve merkeziyetçi 'Terör Cumhuriyeti'ni yönetecek idari organ!" (Trocki, Sibirya Heyeti Raporu, Sf. 90) Trocki'ye göre Lenin bu Terör Cumhuriyetinin başı olmak isteyen bir diktatör heveslisidir: "Kişisel mücadele bir prensip niteliğine büründü. Adeta kişisellikten arındı. Bu sistemin sonucuydu. Lenin'in üzerinde böylesi ısrarla durduğu 'sıkıyönetim', 'güçlü bir iktidar' ister. Örgütlü güvensizlik hareketi, demir yumruk gerektirir. Terör sistemi, bir Robespierre ile tamamlamaktadır. Lenin yoldaş, parti üyelerini zihniyet açısından gözden geçirdi ve demir yumruğun sadece kendisi olabileceği sonucuna vardı ve haklı çıktı. Lenin'in mantığına göre, sosyal-demokrasinin, 'kurtarıcı' mücadeledeki hakimiyeti 'sıkıyönetim' anlamına geliyordu. Lenin'in bu mücadelede sosyal-demokrasi üzerindeki hakimiyeti de, görüldüğü kadarıyla kişisel niteliğini kaybediyor ve sistem zincirinin son halkası olarak ortaya çıkıyordu. Lenin'in başarısı sistemin başarısıydı." (Trocki, Sibirya Heyeti Raporu, Sf. 78-79) Trocki'ye göre diktatör heveslisi olan Lenin merkeziyetçi değil ben-merkeziycidir: "merkeziyetçiliğin değil, desteğini, pişman olmuş ekonomistler ve özenticilerin psikolojisinde bulan bir ben-merkezciliğin zaferi önceden belirtiliyordu." (Trocki, Sibirya Heyeti Raporu, Sf. 86) Trocki'nin suçlamaları o dönem Menşeviklerin tezlerinden oluşuyordu. Trocki zaten kendisinin öğretmeni (Trocki böyle ifade ediyor) olan Akselrod'a sık sık atıfta bulunuyor. Menşevik Martov ve Akselrod'u Marksist, Lenin'i Berstainci ilan ediyor: "Bir gazeteci, Iskra'yı Ortadoks'luğa/gelenekçiliğe ihanet etmekle suçladığında ve Martov yoldaşı 'tipik oportünist' olarak nitelediğinde, Plehanov yoldaşın da dediği gibi 'diğer papaz çömezlerin zihinsel yoksulluğu' üzerine kuramlar yürütüyordu. Yani bir tür zihinsel yoksulluk; Ortadoksluğun/gelenekçiliğin yeniden dirildiği bir tür günah çıkarma dönemi ile geçen, iflas etmiş 'ekonomist' ve Berstainci zihinsel yoksunluk." (Trocki, Sibirya Heyeti Raporu, Sf. 88) “Zihinsel yoksunluk içerisindeki” Lenin'in karşısındaki Akselrod için ise şunları der: "daha sonraki olayların, Akselrod'un görüşlerinin kapsamlılığı ve uzak görüşlülüğü için parlak ve çürütülmez bir kanıt olduğunu da ekleyelim." (Trocki, Sibirya Heyeti Raporu, Sf. 95) Trocki'ye göre Menşevizmin ve oportünizmin baş aktörlerinden Akselrod'un görüşleri uzak görüşlü iken Lenin'in görüşleri ise ya ukalalık ya da metafiziktir: "Bu nedenle, sonuçta bozguna uğratılmış gibi görünen 'özenticilik', 'merkeziyetçilik' üslubunu öğrenmiştir. Ve bu yüzden 'merkeziyetçilik' de, yerel ve genel görevlerin sentezi gibi değil, sadece 'özenticiliğin' tam tersi bir biçimsel yapı olarak görünmektedir. Eğer felsefi ukalalıktan korkulmuyorsa, birçok yoldaşın, gerek taktik, gerekse örgütlenme konusundaki kavramlarının henüz diyalektik değil, metafizik düzeyde olduğu söylenebilir." (Trocki, Sibirya Heyeti Raporu, Sf. 68) Trocki'nin Bolşeviklere karşı savaşımı, en baştan Bolşevizmin ortaya çıktığı ilk günlerden itibaren başlar. Lenin Robespierre terörünü benimseyen bir diktatör, ben merkezci bir kariyerist olarak sunulur. Ona göre, Bolşevikler ise yapmayı değil yıkmayı amaçlıyorlardı. Stalin'e de yönelecek suçlamaların aynısı Lenin için kullanılmıştı. Trockizm’in Leninizm’e karşı mücadelesi, oportünizm olarak başlar karşı devrimci bir ideoloji olarak devam eder.
7.2. ‘Sürekli’ Devrim Sorunu ve Lenin 1905 yılında yükselen devrim dalgası Bolşeviklerle Menşevikler arasında görüş ayrılıklarını belirginleştirdi. Bolşevikler devrimin burjuva karakterini görüyor ama tutarlı bir demokrasi ve sosyalist devrime geçiş için liberal burjuvazinin önderliğinde bir devrim değil proletaryanın önderliğinde ve köylülükle ittifaka dayanan bir devrim öngörüyorlardı. Menşevikler ise devrimin liberal burjuvazinin önderliğinde bir devrim olması gerektiğini söylüyorlardı. Asıl çatışma bu iki görüş arasındaydı. Lenin’in bahsettiği ‘devrimin iki çizgisi’ buydu. Bu iki çizginin dışında ve ‘arada’ olan farklı görüşler de vardı. Bunlardan birisi de Trocki’nin ‘sürekli devrim’ görüşüydü. Bu görüşe göre burjuva bir devrim gerçekleşemezdi, proletaryanın katılacağı devrim sosyalist bir devrim olmak zorundadır. Proletarya (koşullar ne olursa olsun) sosyalist devrime geçmelidir. Ancak Trocki’ye göre bu geçiş, proletarya ile büyük köylü kitleleri arasında bir ittifak değil çatışma yaratacaktı. Proletaryayı bu çatışmadan iktidarı ele geçen Avrupa proletaryası kurtaracaktı. Yani Avrupa sosyalist devletlerinin yardımı olmadan Rusya’da sosyalist devrim ayakta kalamazdı. Köylülükle ittifak ise imkansızdı. Lenin Trocki’nin 1905 devrimi ve sonrasında da savunduğu ‘sürekli’ devrim görüşüyle ilgili şöyle söyler: “Yaklaşan devrimde sınıfların karşılıklı ilişkisini açığa çıkarmak devrimci partinin baş görevidir. Örgütleme Komitesi bu göreve yan çiziyor, Rusya'da "Naşa Dyelo"nun sadık müttefiki obuayı sürdürüyor ve yurtdışında, hiçbir şey ifade etmeyen "sol" laflar atıp tutuyor. Troçki ise "Naşe Slovo"da bu göreve yanlış bir çözüm getiriyor: 1905'deki "orijinal" teorisini tekrar ediyor ve geçen tüm on yıl boyunca, yaşamın neden bu mükemmel teorinin yanından geçip gittiğini düşünmek istemiyor. “Troçki'nin orijinal teorisi, Bolşeviklerden, proletaryanın kararlı devrimci mücadele yürütmesi ve politik iktidarın proletarya tarafından ele geçirilmesi çağrısını alıyor, Menşeviklerden ise köylülüğün rolünün "yadsınması"nı. Köylülük içinde bir ayrışma, bir farklılaşma süreci yaşanmıştır; onun olası devrimci rolü giderek azalmıştır; Rusya'da "ulusal" bir devrim imkânsızdır: "Emperyalizm çağında yaşıyoruz", "emperyalizm" ise "burjuva ulusla eski rejimi değil, proletaryayla burjuva ulusu karşı karşıya getiriyor." “İşte size "emperyalizm" sözcüğüyle tuhaf bir oyun örneği. Eğer Rusya'da artık proletarya ile "burjuva ulus" karşı karşıya duruyorsa, bu şu anlama gelir: Rusya doğrudan doğruya sosyalist devrimin arife sindedir!! O zaman (1912 Ocak Konferansı'nın ortaya attığı ve daha sonra 1915'te Troçki tarafından yinelenen) "çiftlik sahiplerinin topraklarına el konması" şiarı yanlıştır, o zaman "devrimci işçi hükümeti" değil, "sosyalist işçi hükümeti" söz konusudur!! Troçki'de kafa karışıklığının ne ölçülere ulaştığı şu cümleden anlaşılıyor: Proletarya kararlılığıyla "proleter olmayan(!) halk kitleleri"ni de peşinden sürükleyecekmiş (No. 217) Troçki bunu söylerken şunu hiç düşünmemiştir: Eğer proletarya, proleter olmayan kırsal kitleleri, çiftlik sahiplerinin topraklarına el koymak için peşinden sürükleyip monarşiyi yıkmayı başarabilecekse, bu tam da Rusya'da "ulusal burjuva devrimin" tamamlanması, proletarya ve köylülüğün devrimci-demokratik diktatörlüğü olacaktır! “1905-1915 yılları arasındaki on yıl —bu büyük on yıl— Rus devriminde iki, sadece iki sınıf çizgisinin bulunduğunu kanıtlamıştır. Köylülüğün farklılaşması, bizzat köylülük içindeki sınıf mücadelesini güçlendirmiş, politik olarak uyuyan pekçok unsuru sarsıp uyandırmış ve kır proletaryasını kent proletaryasına yakınlaştırmıştır (Bolşevikler 1906'dan beri kır proletaryasının ayrı örgütlenmesinde ısrar etmişler, bu talebi Menşevik Stockholm Kongresi kararına da sokmuşlardır). "Köylülük'le, Markov-Romanov-Kvostov arasındaki uzlaşmaz çelişki ise daha da güçlenmiş, büyümüş ve şiddetlenmiştir. Bu, Paris'te kaleme alınan onlarca Trocki makalesindeki binlerce safsatanın bile "çürütemeyeceği" kadar açık bir gerçektir. Gerçekte Trocki, köylülüğün rolünün "yadsınması"ndan sadece, köylüleri devrim için harekete geçirme isteğinde olmamayı anlayan Rusya'daki liberal işçi politikacılarına yardım etmektedir.” (Lenin, Devrimimiz Üzerine, Alt Çizgi Bizim) Lenin’in, Trocki’nin ‘sürekli’ devrim kuramına nasıl baktığını anlamak için biraz uzun da olsa önemli bir alıntı. Trocki’nin yükselen devrime bakışını Lenin’in diliyle özetleyecek olursak; ‘Menşeviklerden köylülüğün rolünün yadsınmasını’ alan ‘Trocki’de kafa karışıklığının ne ölçülere ulaştığını’ gösteren, ‘hiç düşünülmemiş’ ve ‘binlerce safsatanın’ bulunduğu ‘liberal işçi politikacılarına yardım’ eden bir görüştür.
7.3. ‘Fraksiyonsuzluk’un Teorisyeni Trocki Menşevikler ve Bolşevikler arasındaki ideolojik mücadelede Trocki kendisini her zaman fraksiyonlar üstü veya fraksiyon olmayan bir grup olarak göstermeye çalışmıştır. Daha sonra yaptığı yorumlarda Trocki, fraksiyonların dışında olduğunu ancak düşüncelerinin Lenin’le aynı olduğunu iddia eder: “Bolşevizm ve menşevizmin siyaset ve örgütlenme içinde tanımlandıkları andan itibaren (1907), her iki fraksiyonun dışında yer alıyorum. Fakat üç devrim göstermiştir ki, siyasetim, sürtüşme ve polemiklere rağmen, esas olarak Lenin’in siyasetiyle aynıdır.” (Trocki, Stalin’in Cinayetleri, Sf. 178) Trocki 1917 öncesindeki siyasetinin Lenin’le aynı olduğunu veya ayrılıkların ikincil nitelikte olduğunu söyler. Oysa Trocki, Bolşevik Partisine ‘aydınca’ bir küçümsemeyle bakmış, eleştirilerini ise parlak sözlerle süslemiştir. Lenin ise baştan itibaren Trocki’nin ‘fraksiyonsuzluk’ etiketinin altındaki gerçekleri ifade etmiştir: “Troçki yeni dergisini ‘gayri-fraksiyonel’ olarak niteliyor. Bütün ilanlarda bu sözcüğü öne çıkarıyor, gerek ‘Barba’nın başyazılarında, gerekse ‘Barba’ çıkmadan önce Troçki'nin bunun üzerine bir makalesinin yayınlandığı Tasfiyeci ‘Severnaya Raboçaya Gazçta’da bunun altını her biçimde çiziyor. “Troçki'nin ‘işçi dergisi’, Troçki'nin işçiler için bir dergisidir, zira dergide ne bir proleter inisiyatif, ne de işçi örgütleriyle herhangi bir bağın izini bulmak mümkün. Popüler olma isteğiyle Troçki, işçiler için çıkardığı dergide okurlara ‘teritoryum’, ‘faktör’ vs. gibi sözcükleri açıklıyor. “Çok iyi. Öyleyse neden işçilere ‘fraksiyonsuzluk’ sözcüğü de açıklanmasın? Yoksa bu sözcük teriloryum ve faktör sözcüklerinden daha mı anlaşılır? “Hayır. Mesele bu değil. Mesele, fraksiyonculuğun en kötü kalıntılarının en kötü temsilcilerinin, genç işçi kuşağını "fraksiyonsuzluk" etiketiyle aldatmasıdır. “Troçki tarafından yayılan korkunç yalanı görmek için bu herkesçe bilinen olguları anımsamak yeter.” (Lenin, Birlik Yaygarasıyla Birliğin Çiğnenmesi Üzerine, Mayıs 1914) Trocki’nin fraksiyonsuzluk veya fraksiyonlar üstü olma çabası daha da gerilere dayanır. 1909 yılında Trocki’nin bölücü çalışmalarından Lenin şöyle bahseder: “Pravda’ya gelince, Trocki’nin Inok’a mektubunu okudun mu? Okudunsa, umarım Trocki’nin de Ryazanov ve Ortakları tipinde sandalye düşkünü ve bölücü olduğuna inanç getirmişsindir. Ya, yazı kurulunda eşitlik, M.K.’ya boyun eğme ve Trocki’ninkiler hariç kimsenin Paris’e nakledilmemesi (Serseri, Pravda’nın bütün it takımını bizim hesabımıza ‘beslemek’ istiyor) ya da bu dalavereci ile ipi kopartıp ne mal olduğunu M.O.’da teşhir etmek. Hem partiye dalkavukluk ediyor, hem de öteki bölücülerden daha kötü hareket ediyor.” (Lenin, Mektuplar, Evrensel Basım Yayın, Sf. 92, Zinoviev’e, 24 Ağustos 1909) Trocki, 1910 yılında Alman Sosyal-Demokrat partisinin yayın organında ‘Rus Sosyal Demokrasisinin Gelişme Eğilimleri’ni izler. Lenin Trocki’nin makalesi hakkında şöyle söyler: “‘Raboçheya Gazeta’ gerekli ama, biz bu işi, tasfiyeciler, Otzovistler,ve Vperyodistlerden yana entrikalar çeviren Trocki ile yürütemeyiz. Trocki’nin Vorwards’da çıkan o aşağılık yazısını Plehanov ile ben daha Copenhagen’de şiddetle protesto ettik. Bu yetmiyormuş gibi bir de Neu Zeit’ta, us Sosyal Demokratları arasındaki mücadelenin tarihi önemi üzerinde iğrenç bir makale daha yayınladı.” (Lenin, Mektuplar, Evrensel Basım Yayın, Sf. 96, Gorki’ye, 14 Kasım 1910) Trocki yazısında Bolşevikler ile Menşevikler arasındaki ideolojik mücadelenin temelleri olmadığını, aynı teorik temellere dayandığını, sorunun hegemonya mücadelesinden kaynaklandığını belirtir. Lenin, 1910 yılında kaleme aldığı ‘Rusya'daki Parti İçi Mücadelenin Tarihsel Anlamı’ makalesiyle Trocki’nin makalesine cevap verir: “‘Menşeviklerin ve Bolşeviklerin’ proletaryanın derinliklerinde sağlam kökler saldığına inanmak bir ‘yanılsamadır’ diyor Trocki. Trockimizin ustası olduğu, kulağa hoş gelen ama boş laflara bir örnektir bu. Menşeviklerle Bolşevikler arasındaki görüş ayrılıklarının kökleri ‘proletaryanın derinliklerinde’ değil, Rus devriminin ekonomik içeriğinde yatmaktadır.” (Lenin) Trocki Bolşeviklerle Menşevikler arasındaki görüş ayrılıklarını anlamış durumda değildir. Bu görüş ayrılıkları Trocki’ye göre yapaydır ve aydınların işçiler üzerindeki hegemonya mücadelesinden başka bir şey değildir: “melankolik Trocki ise, bu zeminde fraksiyonlar arasındaki görüş ayrılıklarının, aydınların politik olarak olgun olmayan proletarya üzerinde nüfuz mücadelesi olduğunu düşünüyor.” (Lenin) Trocki’nin Rusya’daki ‘fraksiyonlar’ hakkında ‘yanlış’ görüşleri amaçsız değildir: “Troçki'nin Parti'yi küçük düşürüp, kendisini Almanların gözünde göklere çıkarırken ne büyük bir utanmazlık içinde olduğunu şu olay gösteriyor. Troçki Rusya'da “işçi kitleleri”nin Sosyal Demokrat Partiyi “kendi çevrelerinin dışında” değerlendirdiğini yazıyor ve “Sosyal Demokratsız sosyal demokratlar”dan bahsediyor.” (Lenin) Trocki ‘aydınca’ çarpıtmaya devam eder: “Troçki, ‘boykotçu’ eğilimin Bolşevizmin tüm tarihinde var olduğunu, bu eğilimin ‘kitleler içinde eriyip gitmekten kaynaklanan sekterce korkunun, uzlaşmaz imtina radikalizminin bir ürünü’ vs. olduğunu düşünüyor. “Troçki Bolşevizmi çarpıtıyor, çünkü o hiçbir zaman, Rus burjuva devriminde proletaryanın rolü hakkında bir ölçüde kesin görüşlere sahip olmayı becerememiştir.” (Lenin, Tasfiyecilik Üzerine, Sf. 128) Ama Trocki’den tutarlı bir tavır beklemek mümkün değildir. Trocki bugün bir fraksiyona yaklaşır ve ona göre konuşur yarın bir başkasına: “Troçki bugün bir fraksiyonun, yarın bir başka fraksiyonun düşünsel donanımını aşırır ve o nedenle kendisini iki fraksiyonun üzerinde gösterir.” Trocki, parti içindeki fraksiyonlar konusunda baştan itibaren, görüş ayrılıklarının kökenini anlayamamıştır. RSDİP içindeki (oportünizmle) uzlaşmacılar kendi görüşlerini ifade ederken Trocki’nin tekrarına düşmek zorunda kalmışlardır. Lenin, 1911 yılında uzlaşmacıların yeni şeyler söylemediklerini, Trocki’nin eski görüşlerini tekrarladıklarını belirtir: “Troçki, Plenum'dan sonra, 1910 ilkbaharından beri, birleşmenin önündeki engellerin esas olarak (eğer tek başına değilse) örgütsel karakterde olduğunu temin ederken, işçileri en ilkesiz ve en insafsız biçimde kandırıyordu. “Uzlaşmacılar, Troçki'nin Bolşevikler tarafından açığa çıkarılmış (hem de bunun tüm Bolşevizm adına yapıldığı kesin kaydıyla açığa çıkarılmış!) hatalarını bir buçuk yıl sonra tekrarlıyor, sonra da kalkıp kendilerine Bolşevik diyorlar. Peki, bu, kesin parti kavramlarının kötüye kullanımı değil midir? Buna göre, uzlaşmacıların asla Bolşevik olmadıklarını, Bolşevizmle hiçbir ortak yanları bulunmadığını, tutarsız Trockistler olduklarını herkese açıklamakla yükümlü değil miyiz?” (Lenin, Uzlaşmacıların Ya da Erdemlilerin Yeni Fraksiyonu Üzerine, Ekim 1911) Trocki’nin fraksiyonculuğu üzerine Lenin’den biraz uzun ama son alıntımız: “Troçki'nin fraksiyonuna benzer bir şekilde, asla Rusya bakış açısından değil, sadece Viyana ve Paris bakış açısından gerçeklikleri olan bu fraksiyonların bir bölümü için, belli bir belirliliğe sahip olmadıkları söylenemez. Örneğin Machçı grup "Vperyod"un Machçı teorileri belirlidir; Parti Menşeviklerinde bu teorilerin kesin reddi ve Tasfiyecilerin teorik olarak mahkûm edilmesinin yanı sıra Marksizmin savunulması belirlidir. “Buna karşılık Troçki'de hiçbir ideolojik-politik belirlilik yoktur, çünkü "fraksiyonsuzluk" patenti, sadece, (bunu daha ayrıntılı değerlendireceğiz) bir fraksiyondan diğerine geçme ve dönme tam özgürlüğü patenti anlamına gelmektedir. “Sonuç: “1) Troçki, Marksizmin eğilimleri ve fraksiyonları arasındaki düşünsel farklılıkları, bu farklılıklar sosyal-demokrasi tarihinin yirmi yılını kapsıyor ve bugünün temel sorunlarına değiniyor olmasına rağmen, (bunu daha sonra göstereceğiz) açıklamıyor ve anlamıyor. “2) Troçki. lafta birliğin tanınması, gerçekte ise parçalanma olarak fraksiyonculuğun baş belirtilerini anlamamıştır. “3) "fraksiyonsuzluk" bayrağı altında Troçki, Rusya'daki işçi hareketi zemininden yoksun olan özellikle düşünce yoksunu bir yurtdışı fraksiyonunu temsil etmektedir. “Parlayan her şey altın değildir. Troçki'nin laflarında çok parlaklık ve gösteriş var, fakat içerik yok.”(Lenin, Birlik Yaygarasıyla Birliğin Çiğnenmesi Üzerine, Seçme Eserler, Mayıs 1914, Cilt 4. s. 200-201) Görünüşe göre Lenin ve Trocki aynı fikirde değildir…
Trocki bu kadarla da kalmaz. Parti içindeki bütün Bolşevik karşıtı grupları birleştirmek gibi ‘tarihsel’ bir rol oynamaya niyetlidir. Bu amaçla Trocki, tasfiyeciler, Buncular vb. Bolşevizm karşıtı grupların yeraldığı Ağustos Blok’u çalışmalarına katılır. Ağustos Bloku, Enternasyonal’e yaptığı bir açıklamada şöyle der: “Danışma konferansı, bu konferansı (Bolşeviklerin 1912 yılındaki Prag konferansını) gayet bilinçli bir şekilde partiyi bölünmeye götüren bir grup insanın parti bayrağını açıkça gaspetme çabası olarak ilan eder ve bazı parti örgütlerinin ve yoldaşların bu dolandırıcılığın kurbanı olmuş olmasına ve böylece Lenin’ci ahbap çavuşların bölücü ve gaspçı politikasını ilerletmiş olmasına duyduğu derin üzüntüyü dile getirir. Danışma konferansı, Rusya’daki ve yurt dışındaki tüm parti örgütlerinin yapılmış olan darbeyi kararlılıkla protesto edeceklerine, konferans tarafından seçilen merkez kurumları tanımayacaklarına ve gerçekten genel bir parti konferansı toplanması yoluyla partinin birliğinin yeniden tesisini bütün araçlarla ilerleteceklerine olan inancını ifade eder.” (Ağustos Blokunun II. Enternasyonal’e açıklamasından, Alt Çizgiler Bizim) Trocki’nin örgütleyicisi olduğu Ağustos Bloku Lenin’i, ahbap-çavuşçu, bölücü ve gaspçı olarak nitelendirir. Trocki’nin Ağustos Blok’unda Bolşevikler dışındaki gruplarla bir araya gelmesinin sebebi 1907’den itibaren ortaya çıkan parti yanlıları ve tasfiyeciler arasındaki bölünmedir. 1905 devriminin yenilgisi Sosyal-demokrat saflarda ve bir ölçüde Bolşevik saflarda umutsuzluğu, yenilgi psikolojisini yarattı. Bir kısım Bolşevik ve Menşevik devrimci partinin tasfiye edilmesini savundular. Bunlar ağır illegalite koşullarında, demokrasinin en ufak belirtilerinin dahi baskı altına alındığı Çarlık rejiminde Sosyal-Demokrat partinin yasal alana çıkması gerektiğini savunuyordu. Bu koşullarda yasal alana çıkmak ve daha önemlisi illegal partinin ilgasını savunmak devrimden vazgeçmek demektir. Lenin elbette partinin yasal alana çıkmasına ilke olarak karşı çıkmıyordu. Ancak Çarlık koşullarında bunu yapmak intihar anlamına gelirdi. 1917 Şubat devriminden sonra Bolşevik parti yasal bir parti haline gelmiş, Lenin ve diğer Bolşevik önderler yasal alana çıkmıştı. Komünist Enternasyonal’e üye olan birçok komünist parti de yasal partilerdi. Lenin’in yasallık üzerinden bunlara yönelik bir eleştirisi olmamıştır. Mesele uygun zaman ve koşullarda illegaliteden yasal alana geçmek (yasal alanı kullanmak), yasal alandan illegaliteye geçmek ve yasal çalışma ile yasa-dışı çalışmayı birleştirebilmektir. Tasfiyeciler ile otzovistler görünüşte farklı düşünmelerine rağmen bir araya gelmiştir. Trocki de yalnızca görünüşte farklı düşünüyordur. Özünde Bolşeviklere karşı tasfiyeciler ve otzovistler ile birleşmektedir: “Tasfiyecilerle otzovistler insanı duygulandırıcı bir beraberlik içinde Bolşeviklere sövüp sayıyorlar, demediklerini bırakmıyorlar. Suçlu Bolşeviklerdir, suçlu Bolşevik merkezdir, suçlu ‘Lenin’le Plehanov’un bireyci alışkanlıklarıdır’ ve onların yanı sıra ‘bolşevik merkezin eski üyeleri’nden oluşan sorumsuz gruptur. … Trocki’nin önerisi, Akselrod’la Aleksinski’nin esip-savurmalarından sadece dış görünüşüyle farklıdır. Çok dikkatle hazırlanmıştır ve ‘hizipler üstü’ hakkaniyeti içerdiği iddiasındadır. Ama bu önerinin kastettiği şey nedir? Şu: her şeyin suçlusu ‘bolşevik önderler’dir. Bu ‘tarih felsefesi’ ile Akselrod’un ve Aleksinski’ninki aynıdır.” (Lenin, Tasfiyecilik Üzerine, Sf. 79) Otzovistler tümüyle yasal alandaki çalışmayı inkar edip Duma’daki vekillerin geri çağrılmasını önerirken tasfiyeciler illegal örgütlenmenin tasfiyesini savunuyorlardı. Farklı görüşlere rağmen Bolşeviklere karşı mücadelede birleşmişlerdi. Trocki de bu ittifaka katılmış, özellikle Lenin’i hedef göstererek ‘tarafsız’ca Bolşeviklere saldırıyordu. Bu saldırının Menşeviklerin saldırından özünde bir farkı yoktu. Trocki tasfiyeciler diğer parti aleyhtarı gruplarla Bolşevikleri uzlaştırmayı düşünüyordu. Uzlaşılacak çizgi parti karşıtlarının çizgisiydi. Trocki ‘saf’ bir uzlaştırıcı olmaktan ziyade parti-karşıtlarının sözcülüğünü üstlenmiş, parti-karşıtlarının çizgisini kabullendirmeye çalışan bir ‘aracı’ idi. Tarafsız görünümü altında parti-karşıtlarının sözcülüğünü üstlenmesi, bunu ustalıkla örtmesi parti için daha büyük bir tehlikeydi: “İşte, tasfiyecilik ve otzovizm yanlılarını temizlemeyi gerektiren gerçek parti yanlısı olmakla, tasfiyecilerle otzovistlere sadakatle hizmet eden Trocki ve şürekasının ‘uzlaşmacılığı’ arasındaki büyük fark buradadır. Bu uzlaşmacılık, işte bu nedenle, parti için bir musibettir; kendini parti yanlısı, hizipçilik aleyhtarı gibi görünen parlak açıklamalarla daha ustaca, daha sanatkarca ve daha belagatle örtebildikçe, parti için daha büyük tehlike olmaktadır.” (Lenin, Tasfiyecilik Üzerine, Sf. 80, 81) Tasfiyeciler ve otzovistlerle pratik uzlaşma ve işbirliği, partiyi parti-karşıtlarıyla oportünist bir çizgide uzlaştırma çabası Trock’yi tasfiyeciliğe, liberal ve reformcu görüşlere sürüklemiştir. Bolşeviklere ve parti yanlısı bir kısım Menşeviklere karşı mücadelesi Trocki’nin tasfiyeci görüşleri benimsemesine yol açmıştır.
7.5. Sosyal Şovenizm’in Savunucusu Olarak Trocki Birinci Dünya Savaşı, II. Enternasyonal oportünistlerinin teşhirini büyük ölçüde hızlandırdı. Kapitalizmin barışçıl gelişme döneminde ilerici bir rol oynamış olan II. Enternasyonal partileri, emperyalist dünya savaşının başlamasıyla birlikte gerici bir konuma geldiler. ‘Anayurdu’ savunma adına kendi ülke burjuvazilerinin savaş bütçelerine destek verdiler. Emperyalist savaşta, her ülkenin komünist partisinin kendi ülkesini savunmak zorunda olduğunu iddia ettiler. Bu görüşe göre Alman proletaryası kendi ‘anayurdunu’ savunmak adına Fransız proletaryasının kanını dökmeliydi veya tersi. Bu görüş açıktan sosyal-emperyalist ve sosyal-şoven bir tezdir. Çünkü burjuvazinin emperyalist amaçları, kendi ‘anayurdunu’ savunmak adına sosyal-demokrat partiler tarafından desteklenmektedir. Böylece II. Enternasyonal’e yozlaşma ve burjuvaziyle uzlaşma anlayışı egemen oldu. Bu durum II. Enternasyonal’in çöküşü demekti. Emperyalist savaşa karşı komünistler, sosyal-emperyalizm ve milliyetçiliğe varan kendi burjuvazisini ve ‘anayurdunu’ savunma anlayışına karşı çıkmakla yetinemezdi. Bu emperyalist savaşı savunan sosyal-emperyalizm yerine emperyalist savaşa karşı çıkan sosyal-emperyalizm demektir. Tek doğru ve enternasyonalist yaklaşım emperyalist savaşa karşı iç savaşı yani kendi burjuvazine karşı savaşı örgütlemektir. Bu emperyalist savaşta kendi hükümetinin yenilgisini istemek anlamına gelir. Kendi hükümetinin yenilgisini istemek ve kendi hükümetine karşı savaşmak. Enternasyonalizmin yolu budur. Sosyal-emperyalizme karşı duruyormuş gibi gözüken ancak pratikte ona hizmet edenler de, kendi hükümetinin yenilgisine karşı çıkan dolayısıyla bütün mücadele çağrılarına rağmen özünde pasifist olan sosyal şovenlerdir. Sosyal-Şovenlere göre kendi ülkesinin yenilgisini istemek, karşıdaki hükümetin zaferini istemek anlamına gelir. Bu görüşün savunucularından biri olan Trocki’ye göre, hükümetinin yenilgisini istemek sosyal-yurtseverliğe verilen bir tavizdir: Rusya’nın yenilgisini istemek “hiçbir nedeni olmayan ve hiçbir biçimde gerekçelendirilemeyecek olan, savaşa ve onu yaratan koşullara karşı devrimci mücadele yerine, mevcut koşullar altında son derece keyfî bir şekilde en ehvenişere yönelmeyi koyan sosyal-yurtseverliğin politik yöntemine verilen bir tavizdir.” (Trocki, Naşe Slovo No. 105) Lenin, Trocki’nin belirttiği ‘savaşa ve onu yaratan koşullara karşı devrimci mücadele’nin ne anlama geldiğini şöyle ifade eder: “İşte Troçki'nin oportünizmi savunmak için her zaman kullandığı kibirli safsatalara tipik bir örnek. ‘Savaşa karşı devrimci mücadele’, bundan anlaşılan eğer kendi hükümetine karşı ve savaş sırasında devrimci eylemler değilse, II. Enternasyonal kahramanlarının kullanmayı bal gibi bildikleri boş ve içeriksiz haykırışlardan biridir. Sadece biraz düşünmek, bunu görmeye yeter. Savaş sırasında kendi hükümetine karşı devrimci eylemler ise, tartışılmaz bir kesinlikle, böyle bir yenilgiyi sadece istemek değil, aynı zamanda fiilen teşvik etmek demektir. (‘Keskin zekâlı’ okurlar için şunu belirtelim: Elbette bu, hiçbir şekilde, ‘köprüleri uçurmak’, başarısız askeri grevler örgütlemek ve genel olarak devrimcileri yenilgiye uğratmak için hükümete yardım etmek anlamına gelmiyor.)” (Lenin, Emperyalist Savaşta Kendi Hükümetinin Yenilgisi Üzerine) Kendi hükümetinin yenilgisini istemediği sürece savaşa karşı devrimci mücadele imkansızdır. Çünkü hükümete karşı yürütülen devrimci mücadele fiilen hükümetin yenilgisi için mücadeledir. Aksini düşünmek ve kendi hükümetine karşı yürütülecek bir devrimci savaştan vazgeçmek ise açıktan sosyal-emperyalizm ve burjuvaziye uşak olmaktır: “Troçki safsatalarla kendini kurtarmak istiyor ve üç ağaçlı bir ormanda yolunu şaşırıyor. Rusya'nın yenilgisini istemek, ona, Almanya'nın zaferini istemekmiş gibi geliyor (Bukvoyed ve Zyemkovski, Troçki'yle paylaştıkları bu ‘düşünceyi’, daha doğrusu bu yanlış düşünceyi çok daha açık dile getiriyorlar). Ve Troçki bunda ‘sosyal-yurtseverliğin yöntemi’ni görüyor! Düşünmeyi beceremeyenlere yardım etmek için Bern Kararı (‘Sosyal-Demokrat’ No. 40) şu açıklamayı yapmıştır: Bütün emperyalist ülkelerde proletarya şimdi kendi hükümetinin yenilgisini istemelidir. Bukvoyed ve Troçki bu gerçeği atlamayı tercih ettiler ve Zyemkovski (işçi sınıfına her şeyden önce burjuva akıllarını açıkyüreklilikle ve safdillikle yineleyerek hizmet eden bir oportünist) şu sözlerle ‘güzel bir çam devirmiştir’: Saçma, zafer ya Almanya'nın, ya da Rusya'nın olacak (‘İzvestiya’ No. 2).” (Lenin, Emperyalist Savaşta Kendi Hükümetinin Yenilgisi Üzerine) Trocki kendi ülkesinin yenilgisini savunmuyor ve soyut bir ‘savaşı yaratan koşullara karşı mücadele’ çağrısı yapıyor. Oysa savaşa karşı mücadele, kendi hükümetinin savaşa katılmasını engelleme zaten kendi hükümetini zayıflatmak ve yenilgisi kolaylaştırmak anlamına gelir. Bunu inkar etmek ise sosyal-emperyalizme ‘savaşı yaratan koşullara karşı mücadele’ çağrıları eşliğinde göz yummaktır. Trocki bunu savunarak Lenin’in tam da tarif ettiği ‘ikiyüzlülüğe’ düşüyor: “Devrimci sınıf, gerici bir savaşta kendi hükümetinin yenilgisini istemek zorundadır. (…) “Yenilgi şiarının karşıtları, şu apaçık gerçeğin ta gözünün içine bakmak istemediklerinde kendi kendilerinden korkmaktadırlar: Hükümete karşı devrimci ajitasyonla, yenilginin teşvik edilmesi arasında kopmaz bir bağ vardır. (…) “Yenilgi şiarını reddetmek, insanın devrimci iradesini boş bir safsataya ya da ikiyüzlülüğe dönüştürmek demektir.” (Lenin, Emperyalist Savaşta Kendi Hükümetinin Yenilgisi Üzerine) Peki sosyal-şovenlerin yandaşı olan Trocki, kendi hükümetinin yenilgisi şiarı yerine ne öneriyor: “Peki, ya bize bu yenilgi "şiarı"nın yerine ne önerilmek isteniyor? "Ne zafer, ne yenilgi" parolası (Zyemkovski, "İzvestiya" No. 2. No. l'de tüm OK). Fakat bu, "anavatan savunması" parolasının değişik yazımından başka bir şey değildir! Bu ise, sorunu kendi hükümetine karşı ezilen sınıfların mücadelesi alanına değil, hükümetler arası savaş alanına taşımak demektir (bu parolanın içeriğine göre bunlar eski durumlarını koruyacak, "pozisyonlarını muhafaza edecek"lerdir)! Bu, burjuvazileri her zaman kendilerinin "sadece" "yenilgiye karşı" mücadele ettiklerini iddia etmeye hazır —ve halka gerçekten de bunu anlatıyorlar— bütün emperyalist ulusların şovenizminin haklı çıkarılmasıdır. "4 Ağustos'ta yaptığımız oylamanın anlamı şudur: Savaş için değil, yenilgiye karşı", diye yazıyor Alman oportünistlerinin önderlerinden Eduard David, kitabında. ["Dünya Savaşında Sosyal-Demokrasi", "Vorwarts" Yayınevi, Berlin 1915. —Alm.Red.] Bukvoyed ve Troçki ile birlikte "ÖK"cılar "Ne Zafer, Ne Yenilgi" parolasını savunurken tümüyle ve bütünüyle David'in zemininde duruyorlar!” (Lenin, Emperyalist Savaşta Kendi Hükümetinin Yenilgisi Üzerine) Trocki’nin savunduğu ne zafer ne yenilgi sloganı, kendi hükümetine karşı savaşı inkar eden böylece sosyal-emperyalizmin yandaşlığına varan bir slogandır: “Kim ‘ne zafer, ne yenilgi’ şiarını savunuyorsa, onun sınıf mücadelesini, ‘iç bansın bozulmasını’ savunması ikiyüzlülüktür, o gerçekte bağımsız proleter politikadan vazgeçiyor ve bütün savaşan ülkelerin proletaryasını kesinlikle burjuva bir amaç olan şu amaca tabi kılıyor demektir: Söz konusu emperyalist hükümetleri yenilgiden korumak. (…) “Kim ‘Ne Zafer, Ne Yenilgi’ şiarını savunuyorsa, o bilerek ya da bilmeyerek bir şovenisttir, en iyi ihtimalle uzlaşmacı bir küçük-burjuva, ama her halükârda proleter politikanın bir düşmanı, bugünkü hükümetlerin, bugünkü egemen sınıfların bir yandaşıdır. (…) “‘Ne Zafer, Ne Yenilgi’ şiarının yandaşları, fiilen burjuvazinin ve oportünistlerin yanında yer alıyorlar; işçi sınıfının kendi hükümetlerine karşı uluslararası devrimci eylemlerinin mümkün olduğuna ‘inanmıyorlar’ ve bu tür eylemler geliştirmeye katkıda bulunmak istemiyorlar.” (Lenin, Emperyalist Savaşta Kendi Hükümetinin Yenilgisi Üzerine) Bir fraksiyondan öteki fraksiyona yaklaşan fraksiyonsuzluğun teorisyeni Trocki’nin emperyalist savaş konusunda doğru bir tutum alması beklenemezdi. ‘Ne zafer ne yenilgi’, partinin burjuvaziye karşı mücadelesini karartan, belirsizleştiren, ve bu işleviyle sosyal-şovenizme hizmet eden bir slogandır. Bolşevik Partinin görevi sosyal yurtseverlerden ve onların Trocki gibi işbirlikçilerinden ayrılmaktır: “Bence şu anda yapılacak şey, sosyal-yurtseverlerin budalaca ‘yetersiz’ girişimlerine katılmak değil (ya da daha beteri örgütlenme komitesi, Trocki ve ortakları gibi sallantıda olanlarla elbirliği etmek değil) Partimizin çalışmalarına tutarlı ve enternasyonal bir ruhla devam etmektir.” (Lenin, Mektuplar, Evrensel Basım Yayın, Sf. 173, Kollontay’a Mektup, 17 Mart 1917) Lenin’in dediği gibi Trocki ‘bilerek ya da bilmeyerek bir şovenisttir, en iyi ihtimalle uzlaşmacı bir küçük-burjuva’dır.
Trocki hiçbir zaman tutarlı bir görüşe sahip olmamıştır. Lenin Trocki’nin Polonya Sosyal Demokrat Partisi üzerine görüşlerini değerlendirirken çok haklıydı: “İyilik sever Troçki bir düşmandan daha beter! O, “Polonyalı Marksistler”in aslında Rosa Luxemburg'un her makalesiyle hemfikir olduklarına dair kanıtlarını, “özel konuşmalar”dan (yani Troçki'ye her zaman hayat veren dedikodulardan) başka bir yerden toplayamazdı. Troçki “Polonyalı Marksistleri”, inançlarına ve partilerinin programına bile saygı gösterecek durumda olmayan onursuz ve vicdansız olarak gösterdi. İyiliksever Troçki! “Marksizm'in hiçbir ciddi sorununda hiçbir zaman Troçki sağlam görüşlere sahip olmadı, her zaman şu ya da bu görüş farklılıklarının ‘yırtık ve yarıklarına sızdı’ ve bu arada bir taraftan bir tarafa sıçradı” (cilt IV, s.303) Trocki’nin geçmediği yol yoktur. Bütün bu yolların ortak noktası Bolşevizm karşıtlığıdır: “Bildiğimiz Trocki! Her zaman kendine denk: Dolambaçlı yollar adamı, dolandırıcı, solda görünerek olabildiğince sağa yardım eden biri…” (Lenin, Lenin İsviçre’de, Sf. 151, İnes Armand’a Mektup) Böyle büyük bir Bolşevizm karşıtı ‘mücadeleye’ ‘emek’ veren Trocki’nin Bolşevizm geleneğinin son halkası olduğunun iddia edilmesi trajikomik bir durumdur. Trocki’den seçmeler dedik. Öyleyse 1912 yılında, işçi hareketinin yeniden devrimci bir kabarış gösterdiği yıllarda Trocki ne yapıyor: “Buna karşılık kitlelere kendi yavan, entelektüelimsi, Bundcu-Troçkist kuşkuculuklarını: ‘devrimin olup olmayacağı bilinmez, ama 'gündemde' reformlar var’ı vaaz edenler — bu kişiler daha bugünden kitleleri bozuyor ve kitlelere liberal ütopyalar vaaz ediyorlar. “Seçim kampanyasını yarım milyon işçinin devrimci greve girdiği, asker üniforması giymiş köylülerin ileri unsurlarının soylu subaylara ateş açtığı verili, reel ‘şu anki’ politik durumun ruhuyla doldurmak yerine — bunun yerine, (çok az ‘Avrupalı’, çok fazla ‘Çinli’, yani deınokratik-devrimci olan) bu reel durumu sözümona ‘Avrupalı’ (bu Tasfiyeciler zaten öyle Avrupalıdır, ah, öyle iyi Avrupalıdır ki!) ‘parlamenter’ düşüncelerinden siliyorlar. Fakat bu durumu, hiçbir yükümlülüğü olmayan bazı lafızlarla bir kenara iterken, reformist seçim kampanyasını gerçek seçim kampanyası ilan ediyorlar!” (Lenin, Reformistlerin Platformu ve Devrimci Sosyal-Demokratların Platformu, Kasım 1912, Tasfiyecilik Üzerine, Sf. 220) Yığınların devrimci hareketi söz konusu değilken bol bol ‘devrimci mücadele’den bahseden Trocki, yığınların devrimci hareketinin belirtileri ortaya çıktığında devrimin olup olmayacağının bilinmediğinden dem vurup kitlelere reformları ve “liberal ütopyalar vaaz ediyorlar”. Trocki Bolşevizme karşı mücadele etmekle kendine göre haklı. Çünkü Trocki, Bolşevizmin kendi kendini yok edeceğini düşünüyor, belki de umut ediyor: “Her şeyden önce Troçki'ye teşekkür ederiz: Kısa süre önce (Ağustos 1912'den Şubat 1914'e dek), bilindiği gibi anti-Tasfiyeciliği "yok etme" tehdidinde bulunan ve buna çağıran F. Dan'ı izlemekteydi. Şimdi artık Troçki, eğilimimizi (ve Partimizi — kızmayın yurttaş Troçki, gerçek bu!) "yok etme" tehdidini savurmuyor, bilakis sadece, onun kendi kendisini öldüreceği kehanetinde bulunuyor!” (Lenin, Birlik Yaygarasıyla Birliğin Çiğnenmesi Üzerine, Mayıs 1914) Lenin, Trocki’nin hayallerini biraz sorguluyor ve şu sonuca ulaşıyor: “Bu çok daha yumuşak, öyle değil mi? Bu neredeyse ‘fraksiyonsuz’, öyle değil mi?
Fakat
şaka bir yana (Troçki'nin yaptığı
dayanılmaz lafazanlığa yumuşak tepki göstermenin biricik yolu işi şakaya
vurmak) ‘intihar’Ia ilgili sözler düpedüz bir laftır,
| |||