|
|
KÜÇÜK BURJUVA OPORTÜNİZMİNDEN KARŞI-DEVRİM UŞAKLIĞINA: TROCKİZM ( 8. Bölüm ) |
|
|
8. Ekim Devriminden Lenin’in Ölümüne Kadar Trockizm 8.1. Trocki’nin Bolşevik Partiye Girişi 8.2. Trocki Hakkında Efsaneler 8.3. Trocki, Brest-Litovsk ve Sendikalar 8.4. Trocki’nin Yozlaşma Üzerine Mektubu 8. Ekim Devriminden Lenin’in Ölümüne Kadar Trockizm 8.1. Trocki’nin Bolşevik Partiye Girişi Ekim devriminden önce Bolşevizm karşıtı bir mücadele içinde olan Trocki nasıl oluyor da Ekim devriminden sonra parti merkez komitesinde yer alıyor diye sorulabilir. Bu soruya cevap verebilmek için 1917 Şubat devriminden itibaren Trocki’nin tutumundaki (geçici) değişikliğe bakılmalıdır. 1917 Şubat’ında gerçekleşen burjuva devrimde güçler dengesinin sonucu olarak proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü değil burjuva diktatörlüğü ortaya çıkar. Proletarya, köylülüğe önderlik ederek iktidara gelebilecek sınıf bilincini gösterememiş, bu yüzden iktidarı burjuvazi ele geçirmiştir. Burjuva devrim bir yönüyle gerçekleşmiştir. Bolşevik parti yasal zemine çıkmış, Sovyetler içerisinde açıktan çalışma yürütür duruma gelmiştir. Rusya, Sovyetlerin yarı-iktidarı nedeniyle dünyanın en özgürlükçü ülkesi durumundadır. Ancak burjuva devrimin temel talepleri olan büyük toprak sahiplerinin toprağının ulusallaştırılması, emperyalist savaştan çıkılması, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı ve daha bir çok demokratik önlem gerçekleştirilmemiştir. Bu yönüyle gerçekleşen burjuva devrim yarım kalmıştır. Her dönemeç parti içinde farklı görüşlerin ortaya çıkmasına neden olur, iyi unsurlar çelikleşir, kötüler ise temizlenir. Bu kaçınılmazdır. Önemli olan her dönemecin parti kadrolarında bir eğitim süreciyle birleştirilmesi ve bu süreçten en büyük birliktelikle çıkılmasıdır. 1917 Şubat devriminden sonra Bolşevik kadrolar arasında burjuva devrimin sonuna kadar götürülmesi genel bir eğilimdi. Lenin’in Rusya’ya dönüşü ve Nisan tezleri ile Bolşevikler, burjuva devrimden sosyalist devrime geçişi benimsedi. Trocki’nin tezi sabitti. Şubat devriminden önce de sonra da sürekli devrim anlayışı gereği çarpık bir sosyalist devrim sloganını savunuyordu. Ekim devriminden sonra Rusya’da sosyalist devrimi savunan tek ciddi güç Bolşeviklerdi. Trocki bu nedenle Ekim Devriminden 3 ay önce Bolşeviklere katıldı. Trocki’nin Bolşeviklere katılması onun, yıllardır süren anti-Bolşevik tavrından vazgeçtiği anlamına gelmiyordu. O soyut bir sosyalist devrimi savunuyordu. Bu soyutluk, Şubat devriminden sonra nesnel koşulların olgunlaşmasıyla somutluk kazandı ve Trocki geçici olarak Bolşeviklerle birleşti. Lenin’in dediği gibi Trocki bir ‘taraftan bir tarafa’ sıçrıyordu. Bu sefer de Bolşeviklerle bir araya gelmişti. Trocki sosyalist devrimi savunuyordu ancak bir Bolşevik olarak bakmıyordu. Trocki’ye göre sosyalist devrimde köylülükle ittifak yapılmayacaktı, tersine proletarya köylülükle çetin çatışmalara girecekti. Oysa Bolşeviklerin sosyalist devrim sloganı proletarya ile yoksul köylülüğün diktatörlüğüydü. Trocki bu oportünistçe görüşlerini terk etmedi ama bir süre için geri plana itti ve sakladı. Bu onun Bolşevizme yaklaştığı bir kesittir. Ekim devrimine 3 ay kala Bolşeviklere katıldı. Ekim devriminden yaklaşık 1 ay sonra anti-Bolşevik tutumuna geri dönmeye başladı. Trocki’nin Merkez Komitesinde yer alması onun tutarlı bir Bolşevik olduğu anlamına gelmediğini söylemiştik. Bunu kanıtlamaya bilinen bir örnekle ortaya başlayalım. 1917 Ekim ayının başlarında Bolşevik partinin gündeminde ayaklanma konusu vardı. Lenin ve Bolşeviklerin büyük çoğunluğu ayaklanmanın zamanı olduğunu, bu fırsatın kaçırılmasının proletaryaya ihanet anlamına geldiğini belirtiyordu. Kamenev ve Zinoviev ise ayaklanma için koşulların uygun olmadığını, en azından Sovyet kongresinin beklenmesi gerektiğini söylüyorlardı. Bu düşüncelerini Merkez Komite içerisindeki tartışmaların dışına çıkarıp burjuva yayın organlarında açıkladılar. Bu Bolşeviklerin ayaklanma hazırlıklarını hükümete, burjuvaziye ve tüm karşı-devrimci güçlere haber vermek, onları önlem almaya çağırmak anlamına geliyordu. Kısacası Parti içinde kalması gereken (ayaklanma gibi hayati önemde) bir bilgiyi burjuvaziye vermek proletaryaya ihanet demekti. Lenin, Kamanev ve Zinoviev’in ihanetiyle ilgili şöyle der: “Son derece önemli, yaşamsal bir sorun üzerinde, bunalımlı 20 Ekim gününün öngününde, iki ‘gözde bolşevik’, partiye yabancı basında ve üstüne üstlük, bu konuda işçi partisine karşı burjuvaziyle yan yana yürüyen bir gazetede, parti merkezinin yayınlanmamış bir kararına saldırıyor! “Ancak bu müdahale, 1905-1907’de parti-dışı basında yer alan ve partinin öylesine sert biçimde kınadığı, Plehanov’unkiler de olsa bütün müdahalelerden bin kez daha aşağılık ve bir milyon kez daha zararlı bir saldırı! O zaman yalnızca seçimler söz konusu idi, oysa bugün iktidarın alınması ereğiyle ayaklanma sözkonusu!(…) Kerenskiler’in önünde, yayınlanmamış bir karara karşı çıkmaktan daha kötü bir grev kırıcıları, daha kötü bir hainler davranışı düşünülebilir mi?” (Lenin, Ekim Devrimi Dosyası, Sf. 161) Kamanev ve Zinoviev’in davranışını ‘grev kırıcılık’, daha da ötesi proletaryanın iktidarı alması söz konusuyken alınan ‘hain’ce bir tutum ve ihanettir. Lenin artık Kamenev ve Zinoviev’i yoldaş saymadığını ve onların partiden atılması için elinden geleni yapacağını belirtir: “Eğer eski yoldaşlarla geçmiş ilişkilerim nedeniyle, onları kınamakta duraksayacak olsaydım, kendimi lekelenmiş olarak görürdüm. Artık onları yoldaş saymadığımı ve partiden çıkarılmaları için merkez komitede de, kongrede de bütün gücümle savaşım vereceğimi açıkça söylüyorum.” (Lenin, Ekim Devrimi Dosyası, Sf. 161) Başka bir mektupta: “İşte sözün bütün anlamıyla bir grev kırıcılar eylemi. Olanaklı olduğu zaman (bölünme tehditleri karşısında) her şeyi yayınlama hakkımı saklı tutarak, iki grev kırıcısının partiden çıkarılmasını işte bu nedenle istiyorum.” (Lenin, Ekim Devrimi Dosyası, Sf. 167) Kamanev ve Zinoviev’in grev kırıcılığı ve proletaryaya (sınıf mücadelesinin en belirleyici anında) ihaneti karşısında Lenin derhal partiden atılmalarını ister. Ancak Kamanev ve Zinoviev partiden atılmak bir yana Lenin’in ölümünden önce ve sonra Merkez Komite üyeliğine devam eder. Lenin de bunu kabul eder. Çünkü Kamanev ve Zinoviev özeleştiri vermiş ve hatalarını kabul etmişlerdir. Bolşevik Partisi bu özeleştiri ve ‘samimiyet’ üzerinden Kamanev ve Zinoviev’i partiden atmaktan vazgeçmiştir. Bu en uç örnek bile partiye karşı açık ve samimi olunduğunda, hatalar yoldaşça kabul edildiğinde Bolşevik partinin yoldaşlarına ne kadar değer verdiğini gösteriyor. Kamanev ve Zinoviev’in partiden atılmamaları, Bolşevik partinin büyüklüğünü ve yoldaşlarını elinin tersiyle itmeyip onları kazanmak için (eğer samimiyet sözkonusu ise) sonuna kadar çaba harcadığını gösterir. Kamanev ve Zinoviev yetenekli ve parti için önemli kadrolardı. Ama Kamanev ve Zinoviev’in partide kalmaları onların tutarlı bir Bolşevik oldukları anlamına gelmez (olmadıklarını ilerleyen yıllarda göstermişlerdir). Trocki’nin durumu da benzer bir durumdur. Trocki kendi oportünist görüşlerinden bir süreliğine uzaklaştığında (gizlediğinde) Bolşevik Parti onu kabul etmiştir. Trocki yanlış görüşlerine rağmen Bolşevik parti için önemli ve yetenekli bir kişiydi. Partiye girme talebi, Bolşevizmin ilkelerini kabul konusunda bir özeleştiriydi. Tıpkı Kamanev ve Zinoviev’in partide kalmaları gibi… Ancak Trocki, Bolşevik partiye girmesine, Merkez Komitede yer almasına rağmen asla tutarlı bir Bolşevik olmamıştır. Kolektifleştirme sırasında kapitalizmin devamını savunan Buharin de Merkez Komitedeydi. Merkez Komitede yer almak her zaman tutarlı bir Bolşevik olunduğunu göstermez. Tutarsız ve bir dönem Bolşevizm’e yakınlaşmış isimler de Merkez Komitede yer almıştır. Merkez Komitede yer almak bir süre için olsa da Bolşevizm’in pratiğiyle birleşildiğini gösterir. Bu birleşme Trocki için çok kısa sürmüştür…
8.2. Trocki Hakkında Efsaneler Ekim devrimi sırasında ve sonrasında Trocki’yle ilgili doğu masalları türünde birçok efsane vardır. Bu efsanelere göre Trocki, Ekim devriminin ‘biricik’ öneri, kızıl ordunun ‘baş kişi’dir. Bunlar Trocki’nin ‘edebi metinleri’yle de destekleniyordu. Söylentilerden birincisiyle başlayalım. John Reed’in ‘Dünyayı Sarsan On Gün’ adlı kitabında 1917 Ekim devriminden önce Bolşevik Parti merkez komitesinin tamamına yakınının ayaklanmaya karşı olduğu söyleniyor. Bu dönemde toplanan merkez komitesinin oturumlarından birine dalan bir işçi ‘ayaklanmaya karşı çıkıyorsunuz ama ben size söyleyeyim ki, ayaklanma her şeye rağmen yine de olacak’ diyor. Ve merkez komite ayaklanma kararını, oturuma girip bağıran bu işçinin baskısıyla alıyor. Evet John Reed’in karşı devrimci Zuhanov’dan etkilenerek yazdığı kitabında bunlar yazıyor. Trocki’de bunu destekleyerek 1917 Ekim öncesinde partinin bu konu üzerinden bölünme tehlikesi yaşadığını söylüyor ve durumu büyük ölçüde abartıyor. Böylece Trocki ayaklanma karşıtlarına karşı ‘yılmaz’ bir savaş yürütmüş oluyor ve ayaklanmanın mimarı olarak öne çıkıyor. Öncelikle John Reed’in Bolşevik Partinin Merkez Komite toplantısının bilgisine sahip olması imkansızdır. Gerçekler, bilindiği üzere bu masalda anlatılan gibi değildir. Merkez Komitenin 10 Ekim (23 Ekim) tarihli oturum tutanaklarına göre; oturumda bulunanlar Lenin, Zinoviev, Kamanev, Stalin, Trocki, Sverdlov, Uritski, Jerzinski, Kollontay, Bubnov, Sokolnikov, Lomov. Güncel durum ve ayaklanma sorunu görüşülüyor. Lenin’in ayaklanma üzerine önergesi oylanıyor. Karar 10’a karşı 2 oyla alınıyor. Kamanev ve Zinoviev ayaklanma konusunda, birkaç günlük bir karşı çıkıştan sonra Merkez Komitenin kararına uyuyorlar. 16 Ekim (29 Ekim) Merkez Komite üyeleri, Petrograd Komitesi temsilcisi, askeri örgüt, işletme komitelerinin, sendikaların, demiryolcuların temsilcilerinin bulunduğu bir oturum düzenleniyor. Lenin’in ayaklanma üzerine önergesi burada 2’ye karşı 20 oyla kabul ediliyor. Burada ne giren bir işçinin Merkez Komite üyelerinin çoğunluğunun fikrini değiştirmesi, ne de Trocki’nin iddia ettiği gibi büyük bir bölünme tehlikesi vardır. Merkez Komite üyelerinin ve Partinin büyük çoğunluğunun fikri ayaklanmadan yanadır, fikir ayrılıkları kısa sürede ortadan kaldırılmıştır. Trocki’nin yazdığı tarih, saydığı paralardan bir destesini cebine atmayı hayal eden veznecinin tutumudur. İkinci efsaneye göre Trocki, Ekim devriminin ‘büyük önderi’, zaferin ‘en büyük mimarı’, iç savaşın ‘kahraman savaşçı’sıdır. Trockistler, Trocki’yi Ekim devriminin en büyük yaratıcılarından birisi olarak selamlarlar. İlginç: ekim devriminden 3 ay önce Bolşevik partiye katılan Trocki, birden ekim devriminin ‘en büyük yaratıcı’larından birisi oluyor. Oysa Ekim devriminde daha yeni bir parti üyesi sayılan Trocki, ne partide ne Ekim devriminde özel bir rol oynayamazdı. Çünkü Trocki’de her sorumlu parti fonksiyoneri gibi Merkez Komitesi ve onun organlarının iradesini yerine getirdi. Zaten Bolşevik parti mekanizmasında bu iradenin dışına çıkılması düşünülemez. Bu yüzden Trocki, Bolşevik Partisi Merkez Komitesinin iradesini yerine getirmiştir. Trocki’nin ‘özel rölü’ ve ‘devrimin esin kaynağı’ söylentileriyle ilgili Stalin şöyle söyler: “Bu elbette, Ekim ayaklanmasının esin kaynağı yoktu demek değildir. Hayır, onun esin kaynağı ve önderi vardı. Ama bu, ayaklanma sorununun karara bağlanmasında verdiği önergeler Merkez Komitesince kabul edilen Lenin’den, Trocki’nin iddiasının tersine, ayaklanmanın gerçek esin kaynağı olmasını illegalitenin önleyemediği Lenin’den başkası değildir. Ayaklanmanın esin kaynağının, Partinin önderi V. I. Lenin olduğu apaçık gerçeğini bütün illegalite üzerine gevezelikle ört bas etmeyi istemek budalalıktır ve gülünçtür.” (Stalin, Eserler, 6. Cilt, Sf. 297) Trockistlerin söyledikleri gibi Ekim ayaklanmasının ‘esin kaynağı’ Trocki değildir. Merkez Komitesinin 16 Ekim (29 Ekim) tarihli oturumunun tutanaklarına tekrar bakacak olursak; ayaklanmanın bütün örgütsel işlerini yönetecek pratik merkez seçiliyor. Bu merkeze Sverdlov, Stalin, Jerzinski, Bubnov, Uritski olmak üzere 5 kişi seçiliyor. Pratik merkezde Ekim devriminin ‘biricik esin kaynağı’, ‘baş kişisi’ olan Trocki yer almıyor. Ne kadar garip değil mi? Trocki’nin özel rolü, gözükmeyen, örgütsel, politik ve ideolojik bir karşılığı bulunmayan bir rol olmalı. Bu ‘özel rolü’ bir tek yetkin kavrayışlı Trockistlerimiz görüyor. Trocki üzerine efsanelerden bir diğeri de Trocki’nin iç savaştaki rolü üzerinedir. Öncelikle şunu belirtmek gerekir. Trocki elbette iç savaş sırasında önemli görevler almış, bir kısmından başarıyla çıkmıştır. Ama Trocki, iç savaş sırasında genel olarak Merkez Komitenin iradesinin bir temsilcisi durumundadır. Yoksa kendi kafasına göre Kızıl Ordu’nun bir kısmını yöneten ve sosyalizmi tek başına kurtaran bir ‘kahraman’ değildir. Evet, Trocki iç savaş döneminde savaşmıştır, hatta iyi savaşmıştır. Ama tek başına Trocki savaşmamıştır. Binlerce Bolşevik, milyonlarla ifade edilen emekçi yığınlar iyi savaşmıştır. Proletaryanın önderleri, yiğit evlatları, kendilerini sosyalizme adamış militanlar iyi savaşmışlar ve pek çoğu da bu uğurda şehit olmuştur. Lenin, Stalin, Sverdlov ve tüm Bolşevikler iyi hem de çok iyi savaşmışlardır. Trocki iç savaşta iyi savaşmıştır ama büyük Bolşevik önderler kadar değil. Ölümcül hataları da olmuştur. Örneğin 1919 yazında Kızıl ordu birlikleri Kolçak’a saldırırken, Trocki birliklere Kolçak’a bazı bölgeleri bırakmayı öneren bir planı Merkez Komiteye sunar. Merkez Komite Trocki’nin bu ölümcül planı reddeder. Bunu üzerine Trocki istifa eder. Ama Merkez komite Trocki’nin istifasını kabul etmez. Trocki’nin planından yana olan Başkomutan Vatsetis istifa eder yerine yeni başkomutan Kamanev gelir. Trocki bundan sonra Doğu cephesi işlerine doğrudan katılamaz. 1919 güzünde Denikin’e karşı saldırı başarısızlığa uğrar. Trocki Güney cephesinden Merkez Komitesinin bir toplantısına çağrılır. Merkez komitesi toplantı sonunda güney cephesine yeni fonksiyonerler gönderme ve Trocki’yi görevden alma kararını alırlar. Yeni fonksiyonerler Trocki’nin güney cephesindeki işlere karışmamasını talep ederler. Güney cephesineki operasyonlar bir süre Trocki olmadan ilerler. 1918 Temmuzunda iç savaş sırasında (henüz Trocki-Stalin arasında bir polemik dahi mevcut değilken) Stalin Lenin’e yazdığı mektupta şöyle söyler: “Eğer Trocki, düşünmeksizin her yana Trifonov’a (Don Bölgesi), Avtonomov’a (Kuban Bölgesi), Koppe’ye (Stavropol), (tutuklanmayı hak etmiş olan) Fransız misyonu üyelerine vb. vekalet dağıtırsa, o zaman bir ay içinde burada, Kuzey Kafkasya’da her şeyin yıkılacağı ve bu bölgeyi kesin olarak kaybedeceğimiz garantidir. Trocki ile bir zamanlar Antonov ile olanların aynısı oluyor. Onun kafasına, yerel fonksiyonerlerin bilgisi olmadan hiçbir atamanın yapılamayacağını, aksi taktirde bunun Sovyet iktidarı için bir skandal olacağını sokun.” (Stalin, Eserler, 4. Cilt, Sf. 117, Lenin’e Mektup) Trocki’nin iç savaşta kimseye danışmadan yaptığı atamalar, bürokratik tutumları, Bolşevik önderlere karşı düşmanca tavırları, ‘tutuklanmayı hak etmiş olan Fransız misyonu üyelerine’ verdiği vekaletler parti içinde ciddi rahatsızlıklara neden olmuştur. Yukarıda belirttiğimiz gibi zaman zaman görevden alınmıştır. 1919 yılında Partinin 8. kongresinde eski ‘sol komünistler’in ağırlıkta bulunduğu askeri muhalefet grubu oluştu. Bu grup, Trocki’nin bürokratik ve düşmanca tutumundan rahatsız olan dürüst askeri delegeleri de kendine yedeklemişti. Asgari delegelerin çoğu “Trocki’nin iç savaşta açıktan açığa ihanet halinde olan eski Çarlık ordusu askeri muhafızlarının önünde eğilmesinden ve ordudaki eski Bolşevik kadrolara karşı küstah ve düşmanca davranmasından hoşlanmıyordu”. Kongre’de Trocki’nin cephedeki uygulamalarından örnekler sıralandı. Ancak askeri muhalefet düzenli orduya geçişe ve bunun gerektirdiği önlemlere karşı çıkıyordu. Bu yüzden yanlış bir mevzideydi. Lenin ve Stalin buna karşı kongrede savaştılar. Aynı zamanda Trocki’nin dürüst askeri delegelerin tepkisini çeken tutumu da mahkum edildi. Trocki, efsanelerin ve Trockist masalcıların söylediğinin aksine kızıl ordunun ve iç savaşın ‘biricik’ kahramanı değildir. Trocki iç savaşta küçümsenmeyecek katkıları (aynı zamanda küçümsenmeyecek zararları da) olan parti fonksiyonerlerinden birisidir. Daha devam edilebilir. Yenileri eklenebilecek bu efsaneler üzerinde konumuz gereği daha fazla durmayacağız.
8.3. Trocki, Brest-Litovsk ve Sendikalar 1917 Ekim devriminden sonra Sovyet hükümetinin ilk kararlarından birisi tüm dünya devletlerine barış çağrısı yapmak oldu. Çağrı İngiltere, Fransa ve müttefikleri tarafından kabul görmedi. Sovyet hükümeti, Avusturya ve Almanya ile barış görüşmelerine başladı. Ateşkes anlaşması 5 Aralık’ta imzalandı. Almanya emperyalistlerinin barış anlaşması çok ağırdı. Ancak 4 yıldır Çarlık Rusya’sı için savaşan Rus askerlerinin büyük kısmı cepheleri terk etmişti. Bolşeviklerin önderliğinde proletarya ve müttefiki yoksul köylülük daha yeni iktidara gelmişti. Ülke ekonomisi ve ordusu kapitalizmin ve savaşın bıraktığı yıkıntı içindeydi. Bu koşullarda bir savaş Sovyet iktidarı için kaçınılmaz bir yıkım demekti. Sovyet hükümetinin iktidarını sağlamlaştırmak, Kızıl Orduyu hazırlamak, ülkede kontrolü ele almak için zamana ihtiyaç vardı. Bu yüzden Alman emperyalistlerle çok ağır koşullar dayatılsa bile barış imzalanmak zorunluydu. Aksi Sovyet iktidarının yıkılması anlamına gelecekti. İktidardan indirilen Menşevikler, Sosyal-devrimciler Bolşeviklerin barış planına karşı ülke içinde kampanya başlattılar. Her zamanki gibi Rus emperyalizminin çıkarlarını yansıtarak savaşı devam ettirmek istiyorlardı. Yaldızlı ‘Alman emperyalizmine karşı savaş’ sloganıyla savaşı haklı çıkarmaya çalışıyorlardı. Sloganları ‘devrimci savaşa devam’dı. Almanya ile barış görüşmeleri ve Brest-Litovsk anlaşması Bolşevik parti içinde fikir ayrılıkları yarattı ve parti içinde ‘sol’ komünistler grubu ortaya çıktı. Bu grubun önderliğini Buharin yapıyor, Trocki’de grubun fikirlerini büyük oranda paylaşıyordu. ‘Sol’ muhalefet, Almanlarla bir barış imzalamanın teslimiyet anlamına geldiğini, ‘Anayurdu savunmak’ için savaşa girilmesi gerektiğini savunuyordu. Bu, daha ordusu bile bulunmayan Sovyet hükümetinin intiharı anlamına geliyordu. ‘Sol’ komünistlerle aynı fikirde bulanan Menşevikler ve Sosyal-devrimcilerin de amacı buydu. Trocki’nin görüşü biraz daha farklıydı. Trocki, Lenin’in önerdiği “hemen barış” sloganını kabul etmiyor, diğer yandan Buharin’in grubuna yakın duruyordu. Böylece iki arada kalan, güya her iki sloganı da (hem Lenin’in hem Buharin’in) kabul etmeyen ‘ne savaş ne barış’ sloganını uygun buluyordu. Bu Trocki’nin emperyalist savaş sırasında Lenin’in sosyal-şovenist dediği ‘ne zafer ne yenilgi’ sloganına benzer bir slogandı. Tıpkı ‘ne zafer ne yenilgi’ sloganı gibi asıl hedefi gizliyor ve sözde tarafsızlık adına karşı-devrime hizmet ediyordu. ‘Ne savaş ne barış’ sloganı, Sovyet hükümetinin zaman kazanmasını engelleyen, Alman emperyalistleriyle savaşı kışkırtan bir taktikti. Çünkü Alman emperyalistleri barış olmadığı sürece savaşa devam edeceklerdi. Bu yüzden Trocki’nin ‘ne savaş ne barış’ sloganı ‘sol’ komünistlerin, Menşeviklerin ve Sosyal-devrimcilerin savaş sloganından farksızdı. Trocki ‘ne barış ne savaş’ sloganını şöyle tanımlıyor: “Brest’te yapmış olduğum öneri konusunda, sonraları bana karşı yöneltilmiş olan eleştiriler, bu önerinin yapıldığı yeri ve zamanı kasten görmezden gelerek, ondan zırvaya kadar varan evrensel bir formül çıkarmışlardır. ‘Ne barış ne savaş’, daha doğrusu ‘ne barış sözleşmesi ne savaş’ sözleriyle anlatılmak istenen durumda, tabiat dışı bir şey bulunmadığına dikkat etmemişlerdir. Bizim, bu gün bile, dünyanın en büyük devletlerinden ikisi ile, bu arada Birleşik Devletler ve Büyük Britanya ile durumumuz böyledir. Evet, böyle olmasını isteyen biz değildik, ama ister bizden ister karşıdan gelsin durum budur. Üstelik ‘barışsız ve savaşsız’ bir tutumu kendi isteğimizle sürdürdüğümüz Romanya gibi bir devlet de var ortada. Bana, kendilerine çok zırva gibi gelen evrensel bir formülü yakıştırarak beni eleştirenler, şaşılacak bir şey, SSCB’nin bu gün birçok ülkeyle arasındaki ilişkileri belirleyen ‘zırva’ formülü tekrarlamaktan başka bir şey yapmadıklarını anlamamaktadırlar.” (Trocki, Hayatım, Sf. 416) Trocki ‘ne savaş ne barış’ durumunun sıkça karşılaşılan bir durum olduğunu söylüyor. İngiltere ile olan durumun ‘ne savaş ne barış’ olması bir yana Almanya ile imzalanacak barış sözleşmesi tamamen farklı bir konudur. Koşullar baştan sona farklıdır. Alman emperyalistleri ülkenin içlerine kadar girmişler, yeni bir saldırıyla tehdit ediyorlar. Yeni bir saldırı Sovyet iktidarının yıkılması demek. Bu durum zaten hayata geçti. Trocki’nin taktiği yeniden bir Alman saldırısına neden oldu. Lenin, Stalin ve Merkez Komite üyelerinin çoğunluğu ‘derhal barış’ yönünde karar almıştı. Brest-Litovsk’ta Sovyet delegasyonunun başında bulunan Trocki ise Bolşevik Partisinin kesin direktiflerini haince çiğnedi. Trocki Alman heyetine Sovyet Cumhuriyetinin barış imzalamak istemediğini, ama aynı zamanda Sovyet Cumhuriyetinin Almanlara karşı savaşmayacağını ve ordularını terhis edeceğini söyledi. Bu tam da Alman emperyalistlerinin istediği şeydi. Sovyet hükümeti hem barış imzalamayacak hem de Alman emperyalistlerinin saldırısına karşı kendini savunmayacaktı. İşte Trocki’nin ‘ne savaş ne barış’ taktiğinin anlamı buydu. Bu Trockist taktik sonucunu verdi. Trocki 10 Şubat 1918’de barış imzalamayacağını ilan ederek görüşmeleri terk etti. Barış imzalamayacak, ancak orduları terhis edecekti. Alman orduları 18 Şubat 1918’de yeniden saldırıya geçti. Alman istilacıları ülke içlerine doğru ilerlediler. Bu ilerleyiş ancak Narva ve Pskov önlerinde durdurulabildi. Lenin, Stalin önderliğindeki Bolşevikler ‘sol’ komünistlere ve Trockistlere karşı ciddi bir mücadele yürüttüler. Merkez Komite tekrar barış imzalanması talebiyle Almanlarla masaya oturmayı önerdi. 3 Mart 1918’de imzalanan barış anlaşması, ilkinden çok daha ağır koşullar içeriyordu. Çünkü Alman orduları ülke içlerine kadar girmiş ve Ocak 1918’e göre daha avantajlı konumda idiler. Trocki bu durumu şöyle anlatıyor: “O zaman Brest-Litovsk antlaşmasını imzalamak zorunda kaldık. Sovyet radyo telgrafına Almanların barış koşullarını belirten yanıt 23 Şubat sabahı saat on buçukta Petrograd’a ulaştı. 10 Şubat’ta ileri sürülen koşullarla karşılaştırıldığında bu koşullar çok daha ağırdı. Litvanya ve Estonya, Alman polisi buraları işgal ettiğinde Kızıl Ordu tarafından derhal tahliye edilmek zorundaydı; Rusya Ukrayna ve Finlandiya burjuva hükümetleriyle barış imzalamaya ve başkaca ağır koşullara boyun eğmek durumundaydı.” (Trocki, Stalin, Sf. 429) Letonya, Estonya, Polonya Almanların eline geçti, Ukrayna Sovyet Cumhuriyetinden koparıldı ve Sovyet Cumhuriyeti Almanlara savaş tazminatı ödemek zorunda bırakıldı. Trocki’nin ‘ne savaş ne barış’ politikasının sonucu Alman emperyalistlerine hizmetten öte başka bir şey değildi. Lenin bu durumu şöyle ifade ediyor: “Partimizin, bağrında ‘sol’ bir muhalefetin oluşması nedeniyle bugün geçirmekte olduğu şiddetli buhran, Rusya devriminin yaşadığı en ağır buhranlardan biridir. Bu buhran alt edilecektir. Partimizi ya da devrimimizi asla yenik düşüremeyecektir. … Devrim bizim sandığımız kadar çabuk olmaz. Dünya sosyalist devriminin ileri kapitalist ülkelerde Nikola ve Rasputin’in ülkesi Rusya’daki kadar kolay başlayamayacağını kabul etmeliyiz. … Ama kapitalizmin gelişmiş olduğu, demokratik bir kültür yarattığı ve her insanı örgütlediği bir ülkede, hiç hazırlık yapmaksızın bir devrimi başlatmak yanlış ve gülünçtür. Biz sosyalist devrimin sancılı başlangıç dönemine henüz yaklaşmaktayız. Bu bir gerçektir… Evet, uluslararası devrimi göreceğiz; ama bu şimdilik çok güzel bir peri masalıdır, harikulade bir peri masalı. Peki, sorarım size: peri masallarına inanmak ciddi bir devrimciye yakılır mı? … Alman proletaryası saldırıya geçebilse bu elbette iyi olur. Ama Alman devriminin tam olarak ne zaman başlayacağını hesap edebildiniz mi, ne zaman başlayacağını belirleyecek aracı keşfettiniz mi? Hayır, keşfetmediniz, biz de keşfetmedik. Her şeyi şuna bağlıyorsunuz: Eğer devrim patlak verirse her şey kurtulacak. Elbet! Ama ya işler umduğumuz gibi gitmezse, ya zafere hemen ertesi gün ulaşılmazsa, o zaman ne olacak? O zaman yığınlar size söyle demezler mi: benciller gibi hareket ettiniz, her şeyi hiçbir zaman gerçekleşmeyen talihli bir rastlantıya bıraktınız, kaçınılmaz olarak gerçekleşecek olan, ama henüz başlamamış bulunan bir uluslararası devrim yerine bugün ortaya çıkan gerçek durum için ne kadar yetersiz olduğunuzu ispatladınız. … Alman emperyalizmine hizmet ediyorsunuz, çünkü milyonlar değerinde serveti –silahları ve cephaneyi- onlara teslim ettiniz; ordunun inanılmaz derecede acıklı durumunu gören herhangi bir kimse bunu tahmin edebilirdi… bunu öğrendiğimiz için bölünmenin, buhranın üstesinden geleceğiz.” (Lenin, 6. Kongreye sunulan rapor, Aktaran Murphy) Trocki Dışişleri Komiserliğindeki görevinden alındı. Trocki yaptığı büyük hatayı kabul etmek zorunda kaldı. Trocki biyografisinde kendin ayrılmak istedim dese de mevcut durum bu isteğin Merkez Komite tarafından desteklendiğini göstermektedir. Yerine Çiçerin geçti. ‘Sol’ komünistler, aslında Trocki’nin görüşlerini ifade ediyorlardı. Trocki’yle ayrıldıkları ufak nokta taktiklerdi. ‘Sol’ komünistler, ‘uluslar arası devrimin çıkarları adına, şimdi yalnızca biçimsel bir nitelik almaya yüz tutan Sovyet iktidarının yok olma olasılığını benimsiyoruz’ diyorlardı. ‘Sol’ komünistlere göre Sovyet hükümetinin Alman emperyalistlerine karşı savaşımı Alman devrimini ve dünya devrimini tetikleyecekti. Böylece ‘sol’ komünistler savaşa girmenin gerekçesi olarak uluslararası devrimin çıkarlarını gösteriyordu. Ve dünya devrimi için Sovyet Cumhuriyeti kendini feda etme olasılığını göze almalıydı. Böylece ‘sol’ komünistler dünya devrimi sloganı ile Menşeviklerin karşı devrimci platformlarında birleşiyordu. Bu görüş Trocki’nin ‘sürekli’ devrim teorisiyle oldukça uyumlu bir görüştür. Trockist ‘sürekli’ devrim teorisine göre Rusya’da başlayan devrim Avrupa devrimiyle kesin olarak desteklenmelidir. Rus devriminin kıvılcımıyla Avrupa ve dünya devrimi başlamazsa, Avrupa proletaryasının devlet desteğini alamayan Rus proletaryasının sosyalist iktidarı yenilgiye mahkûmdur. Yani Alman devrimi olmazsa Rusya’da Sovyet Cumhuriyetinin yaşama şansı yoktur. Tek ülkede sosyalizm zaten imkânsızdır. Bu koşullarda Sovyet cumhuriyeti için tek bir seçenek kalıyor. O da kendini feda ederek Almanya ile savaşa girmek ve dünya devrimini devam ettirmek. Oysa Alman emperyalistleriyle girişilen bir savaş dünya devrimini değil Sovyet Cumhuriyetinin yenilgisini, Alman emperyalistlerinin daha büyük zaferlerini getirecektir. Brest-Litovsk’ta ‘sol’ komünistlerin ‘devrimci savaş’ tutumunun sebebi budur. Onlar, Alman emperyalistleriyle savaşın dünya devrimini yol açacağını sanıyorlar. Oysa dünya devrimi aynı anda birçok ülkede patlak veremeyebilir. Kapitalizmin eşitsiz gelişme yasası sosyalizmin aynı anda birçok ülkede değil tek tek ülkelerde kurulması sonucunu verir. Tipik durum budur. ‘Sol’ komünistler bu gerçeği anlamadıklarından dünyanın tek proleter devletini intihara götürmeyi savunuyorlar. Alman emperyalistleriyle savaş bırakın dünya devrimini, varolan Rus devriminin de yıkılması demektir: “Mevcut koşullar altında Rusya bir tercihte bulunma özgürlüğüne sahip değildir. (…) Alman proletaryası, henüz (Alman emperyalizminden gelen) saldırıyı durduracak kadar güçlü değildir. Emperyalizm ve militarizmin uluslararası proleter devrim karşısında kazandığı zaferin kısa ömürlü ve geçici olduğundan kuşku duymuyoruz. Bu aşamada, Alman emperyalizminin silahlı saldırısına karşı direnecek durumda olmayan (…) Sovyet hükümeti, devrimci Rusya’yı kurtarabilmek için barış koşullarını kabul etmeye zorlanmaktadır.” (Lenin) Birest-Litovsk’un anlamı budur. Buharin’in önderliğindeki ‘sol’ komünistler ve onların yol arkadaşı Trocki’nin böylesine önemli bir dönemde yaptığı partiyi bölmek ve hazırlıksız olduğu bir dönemde savaşa sürüklemektir. Lenin’in ‘hemen barış’ sloganına karşı çıkmalarının sebebi ise onların ‘tek ülkede sosyalizm’ ve ‘dünya devrimi’ni karşı karşıya koymaları, ikisini birbiriyle zıt kavramlar olarak görmeleridir. Oysa tek ülkede kurulan sosyalizm dünya devrimine en büyük hizmettir. Tek ülkede kurulacak sosyalizmi, dünya devrimi sloganı altında intihara sürüklemek ise sosyalizme en büyük ihanettir. Lenin’in eleştirdiği, sosyalizmin dünyada zincirleme devrimler ile kurulacağı ‘paralel eylem’ ve oportünist ‘sürekli’ devrim fikri Birest-Litovsk’a bakışta Buharin ve Trocki’nin düşünsel alt yapısını oluşturuyor. Trocki, Buharin’in önderliğindeki ‘sol’ komünistlerle ‘resmi’ olmayan, pratikte hayat bulan bir ittifak içinde oluşmuştur. Sendikalar konusunda Trocki’nin görüşlerini “6. Sendikalar, Trockizm ve Leninizm” başlığında incelemiştik. 1921 başında, Trocki sendikalar konusunda, çok daha önemli sorunlar nedeniyle partinin gündeme almak istemediği bir tartışma başlatmış ve parti içindeki hiziplerden birisi olan ‘sol’ komünistlerle ittifak halinde Lenin’e karşı savaşmıştı.
8.4. Trocki’nin Yozlaşma Üzerine Mektubu Bir taraftan başka bir tarafa sürekli olarak geçmekle tanınan Trocki 1923 yılı sonlarında çok ‘manalı’ bir mektup yazıyor. Mektupta partinin çekirdeğinde yer alan Leninistlerin yozlaşma tehlikesi üzerinde duruluyor. Bu ‘dostça’ bir uyarı değil elbette. Merkez Komitenin Bolşevik üyelerine atılan bir iftira, kendi yozlaşmasını partiye mal etme çabası ve parti içi fraksiyonlarla ittifaktır. Trocki, Leninistlerin yozlaşma tehlikesinden bahsettiği makalesinde şunları söylüyor: “‘Eski kuşaktan devrimcilerin’ yozlaşması tarihte defalarca gözlemlenmiştir. En yeni ve çarpıcı tarihsel örneği ele alalım: II. Enternasyonal’in önderleri ve partileri. Wilhelm Liebknecht, Bebel, Singer, Victor Adler, Kautsky, Bernstein, Lafargue, Guesde ve diğerlerinin, Marks ve Engels’in doğrudan ve dolaysız öğrencileri olduğunu biliyoruz. Fakat biz tüm bu liderlerin – bazıları kısmen, bazıları tamamen – oportünizme yozlaştıklarını da biliyoruz. (…) Eğer Partinin, genç kuşağı pasif bir eğitim malzemesine dönüştüren ve kaçınılmaz olarak aygıt ile kütle arasında, eski ile yeni arasında yabancılaşmaya yol açan politikasının, aygıt-bürokratiksel yöntemlerin daha da gelişip güçlenmesine maruz kalacağı varsayılırsa, bizler, tam da biz ‘eskiler’, doğal olarak Partide yönetici rolünü oynayan bizim kuşağımızın, proleter ve devrimci ruhun tedricen ve fark edilmeksizin zayıflatılmasına karşı mutlak bir garanti olmadığını söylemek zorundayız. (…) Gençlik – partinin bu en güvenilir barometresi- Parti bürokratizmine karşı en keskin biçimde tepki gösteriyor.” (Trocki) Trocki, eski Bolşeviklerin yozlaşma olasılığından bahsediyor. Ama hangi koşullar altında ve hangi amaçla? Trocki’nin bu mektubu yazdığı koşulları göz önünde bulundurmazsak, mektubun anlamını çözemeyiz. Bu mektup, “‘sol’ komünistler” fraksiyonun bir kısmı ile demokratik merkeziyetçiler grubunun oluşturduğu bloğun partiye dayattığı tartışma sırasında yazılmıştır. Muhalefet bloğunun karşı olduğu esas konu, partinin NEP çizgisi idi. 1921 yılında yapılan X. Kongrede Lenin’in önerisiyle alınan kararla parti içinde hizipler, fraksiyonlar ve gruplaşmalar yasaklanmıştı. Bu karar Lenin’in katıldığı XI. Kongrede ve sonrasında XII. Konrede tekrar onaylanmıştır. Karar metni şöyle: “Madde 6: Parti kongresi, şu ya da bu platform üzerinde oluşmuş olan istisnasız bütün grupların derhal dağıtılmasını emreder ve tüm örgütlere, hiçbir hizipçi toplantıya izin vermemeyi sımsıkı gözetme görevi verir. Parti kongresinin bu kararına uyulmaması, beraberinde Partiden kesin ve derhal ihracı gerektirir. Madde 7: Parti içinde ve tüm Sovyet çalışmasında sıkı disiplin sağlamak ve her türlü hizipçiliğin kökünü kazıyarak azami birliği elde etmek için Parti kongresi Merkez Komitesini, disiplin ihlali ya da ona vaaz verilmesi durumunda (durumlarında), Partiden ihraç da dahil tüm Parti cezalarını uygulama ve MK üyelerine ilişkin olarak, onları aday statüsüne indirme, ve son çare olarak onları partiden atma yetkisi verir. Bu son çarenin (MK üye ve aday üyelerine ve Kontrol Komisyonu üyelerine karşı) uygulanması ancak, tüm MK aday üyelerinin ve tüm Kontrol Komisyonu üyelerinin de davet edildiği bir Merkez Komitesi plenumunun toplantıya çağrılması şartıyla olur. Partinin en sorumlu yöneticilerinin bu ortak toplantısı üçte iki oy çoğunluğuyla bir Merkez Komite üyesini aday üye statüsüne indirmeyi ya da Partiden ihraç etmeyi gerekli görünce, bu önlem vakit geçirmeksizin uygulanır.” Muhalefet bloğunun böyle bir tartışma başlattığı ve parti merkez komitesine karşı ayrı bir fraksiyon olarak çıktığı zaman yapılması gereken, parti içinde farklı grupların ve hiziplerin ortaya çıkışını desteklemek değil hiziplerin Bolşevik partisinin varlığıyla bağdaşamayacağını belirtmektir. Trocki ise Muhalefet bloğunun ortaya attığı tezleri destekler nitelikte bir mektup yazıyor. Muhalefet bloğu parti içi ‘demokrasi’ naralarıyla, parti içinde hiziplerin at koşturduğu burjuva bir demokrasi anlayışını savunuyor. Partinin Lenin’in önerisiyle kabul ettiği X., XI. ve XII. Kongre kararları kaldırılmalı diyor. Trocki de Muhalefet bloğunu desteklemek amacıyla eski Bolşeviklerin yozlaşabileceğini, bu yüzden parti içinde çeşitli hiziplerin bulunması gerektiğini ve gençliğin de bu hizipleri desteklemesi gerektiğini söylüyor. Trocki bu mektubuyla, tarihi boyunca reformizm, menşevizm ve II. Enternasyonal oportünizmiyle savaşmış ve üç devrimle çelikleşmiş Bolşevik kadroları II. Enternasyonal oportünistleriyle aynı kefeye koyuyor. Partinin çekirdeğini, onun önder kadrolarını II. Enternasyonal oportünistlerine benzetmenin altında elbette iyi şeyler yatmıyor. Trocki geleceğe dair fal bakarken amaçladığı gençlik ile Partinin Bolşevik kadrolarının arasını açmak ve kendine yedeklemektir. Stalin Trocki’nin bu mektubunu değerlendirirken, yozlaşma olasılığından bahsetmenin iyi niyetli olmadığını, parti içindeki bölücü faaliyetlere hizmet amacını taşıdığını görüyor: “ben hiçbir şekilde, eski Bolşeviklerin yozlaşma tehlikesine karşı mutlak güvencede oldukları görüşünde değilim, tıpkı diyelim ki bir deprem tehlikesine karşı mutlak güvencede olduğumuzu iddia etmek için hiçbir gerekçem olmadığı gibi. Olasılık olarak gündeme gelebilecek böyle bir tehlikenin mümkün olduğu kabul edilmelidir. Fakat bu, söz konusu tehlikenin gerçekten varolduğu anlamına mı gelir? Ben bu anlama gelmediği düşüncesindeyim. Trocki’nin kendisi de yozlaşma tehlikesini gerçekten bir tehlike olarak kanıtlayacak herhangi bir olgu ileri sürmemiştir. Oysa Partide, Partimizin belli saflarını yozlaşmakla tehdit edebilecek bir dizi unsur vardır.” (Stalin, Eserler, 5. cilt, Sf. 315) Trocki bu yozlaşmaya dair somut bir şey söylememektedir. Sadece yozlaşma ihtimalinden bahsetmektedir. Peki, muhalefet bloğunun dayattığı bir tartışma karşısında Merkez Komite üyesi Trocki’nin, Merkez Komite üyesi eski Bolşeviklerin yozlaşma olanağından bahsetmesi ne anlama geliyor: “Nasıl oldu da, gerçekten varolan bu ve benzeri tehlikeleri göz ardı eden Trocki, potansiyel bir tehlikeyi, eski Bolşeviklerin yozlaşma tehlikesini ileri sürebildi? Bolşeviklerin eski kuşağının önder çekirdeğini temsil eden MK çoğunluğunun otoritesini baltalamayı amaçlayan mülahazalar gütmeyip de, Parti çıkarlarını gözeten birisi, nasıl olur da gözlerini gerçek tehlikeye kapar ve aslında gerçek olmayan, potansiyel bir tehlikeyi ön plana çıkarabilir? Bu tür ‘yöntem’lerin ancak muhalefetin değirmenine su taşıyacağı açık değil midir?” (Stalin, Eserler, 5. cilt, Sf. 315) Trocki safını net olarak belirlemiştir. Lenin’in hastalığını fırsat bilmiş ve Bolşeviklere yönelik Ekim devriminin öncesinde ve sonrasında kesilmeyen saldırında yeni bir aşamaya geçmiştir. Stalin de, Trocki’nin net olan tavrını aynı netlikle ortaya koymaktadır: “Trocki’nin mektubunun taşıdığı ikiyüzlülük damgası da aslında bundan ileri gelmektedir. Trocki Demokratik Merkeziyetçiler ve ‘Sol’ Komünistlerin bir bölümü ile bir blok halindedir. Trocki’nin eyleminin siyasi anlamı burada yatmaktadır.” (Stalin, Eserler, 5. cilt, Sf. 316)
Trocki 1917 Ekim devriminin öncesinde Bolşeviklere katılmıştır. 1917 Ekim devrimi öncesinde Merkez Komitede görevliydi. Trocki bir Bolşevik olmamış, eski görüşlerini muhafaza ediyordu. Ekim devriminden sonra Dışişleri Komiserliğine getirildi. Bolşevik Parti de, Lenin, Stalin ve Sverdlov’la birlikte etkin bir rol oynuyordu. Yetenekliydi, bürokratik tavırlarına rağmen örgütleyici gücü inkar edilemezdi. Bürokratik tavırları bazen partinin kararlarını dikkate almamayı beraberinde getiriyordu. Zaten Trocki’nin parti anlayışında hizipler, farklı merkezler olağandı. Devrimin ilk aylarında ‘barış’ partinin ve ülkenin en temel sorunuydu. Trocki Dışişleri Komiseri olarak büyük bir sorumluluka karşı karşıyaydı. Merkez Komitenin Alman önerisini yumuşatma konusundaki tavrına başlangıçta uydu. Müzakerelerde koşulların hafifletilmesi için mücadele edilmeliydi, ancak barış görüşmelerinden vazgeçmek söz konusu olamazdı. Barış bir Alman saldırısına izin vermeyecek şekilde derhal imzalanmalıydı. Merkez Komitenin ve Lenin, Stalin ve Sverdlov’un kararı bu yöndeydi. Trocki Merkez Komitenin kararına uymadı, müzakereyi yarıda kesti. Barış imzalamayacağını ama savaşmayacağını da ilan etti. Bu fırsatı değerlendiren Almanya Rusya’ya saldırdı. Bu sefer ilkinden çok daha ağır bir barış antlaşması dayatıldı. Merkez Komitenin müdahalesiyle Trocki görevden alındı, barış imzalandı. Trocki’nin bireysel tutumunun yarattığı büyük insan ve maddi kayıplara rağmen Sovyet iktidarının çöküşü engellendi. Trocki Bolşevik olmadığını her önemli meselede ortaya koymak zorunda kalıyordu. Barış koşullarında Sovyet iktidarının önemli görevlerinden biri de Kızıl Ordu’nun örgütlenmesiydi. Trocki Kızıl Ordu’nun örgütlenmesinde önemli bir rol oynadı. Başlayan iç savaşta önemli görevler aldı. Diğer Bolşevik önderle birlikte büyük başarılara imza attı. Hataları da yok değildi. İç savaşta emperyalist bürokratlara verdiği yetkiler, Bolşevik komutanları dikkate almayışı, yerel yöneticilere danışmadan verdiği bireysel kararlar Trocki karşıtı askeri bir muhalefet yarattı. Bu muhalefetin Trocki’ye yönelik eleştirileri doğruydu; ancak düzenli orduya geçişe karşı çıktığı için yanlış bir platformdaydı. İç savaş sonrasında barışçıl inşa döneminde de Trocki önemli görevler aldı. İlk dönemeçte Trocki yine Bolşevik Parti ve Lenin’le karşı karşıya geldi. Konu proletarya diktatörlüğü ve sendikalardı. Partinin, hayati önemdeki görevler mevcutken böyle bir tartışmaya sürüklenmesi Trocki’nin eseriydi/yanlışıydı. Lenin tartışmaya girişinde böyle diyordu. Partiyi bölünme noktasına getiren tartışmada Lenin ve Stalin çoğunluğu sağladı ve zaferle çıktı. Sosyalist inşayı kavramada ve onun pratik görevleri noktasında Trocki sık sık Lenin’le karşı karşıya geliyor, ancak bu nispeten küçük sorunlar çözülüyordu. Lenin 1922 ve 1923’te hastalığı nüksetti. 1923’teki Lenin’in ölümüne yol açan süreci başlatıyordu. Trocki Lenin’in hastalandığı dönemde Partinin yozlaştığı yolunda imalarla parti karşıtı grupları destekleyen bir açık mektup yazdı. Gençliği partiye karşı seferber olmaya davet etti. Lenin’in hastalığı ağırlaşmıştı. Lenin buna cevap veremedi ve bir süre sonra öldü. Trocki Lenin’in hastalığını fırsat bilerek (daha önce yapamazdı) Parti karşıtı mücadelesinde yeni bir dönem başlattı. Trocki’nin 1917-23 yılları arasındaki tarih yazımı/anlatımı tamamen subjektif olgulara dayanmaktadır. Olayları nesnel gelişimi ile değil kimsenin tanık olmadığı yalnızca Lenin’le kendisinin bildiğini iddia ettiği konuşmaları esas almaktadır. Lenin, Trocki’nin yarattığı dedikodu niteliğindeki hayali konuşmaları yıllar öncesinden şöyle eleştirmişti: “İyilik sever Troçki bir düşmandan daha beter! O, ‘Polonyalı Marksistler’in aslında Rosa Luxemburg'un her makalesiyle hemfikir olduklarına dair kanıtlarını, “özel konuşmalar”dan (yani Troçki'ye her zaman hayat veren dedikodulardan) başka bir yerden toplayamazdı. Troçki “Polonyalı Marksistleri”, inançlarına ve partilerinin programına bile saygı gösterecek durumda olmayan onursuz ve vicdansız olarak gösterdi. İyiliksever Troçki!” (Lenin)
Lenin’in belirttiği gibi Trocki kanıtlarını kimsenin bilmediği özel konuşmalar yani dedikodulardan başka bir yoldan toplayamazdı. Öyle de yaptı. Trocki Brest-Litovsk’tan sendikalar tartışmasına; iç savaştan NEP politikasına her konuda bu konuşmalardan örnekler vermekte, böylece tezlerini/haklılığını kanıtlamaya çalışmaktadır. Bu konuşmalardan çıkan sonuca göre Lenin, Stalin’e karşı Trocki’yle bir blok kurmayı planlamıştı. Trocki’yi Genel Sekreter olarak düşünüyordu. Stalin’le bütün ilişkilerini koparmayı tasarlıyordu. Bütün bunlar tam gerçekleşecekti ki Lenin hastalandı ve öldü. Trocki’nin yalnızca Trocki ve Lenin’in bildiği özel konuşmalardan oluşan tarih yazımına bir örnek: “Bir an düşündükten sonra Lenin soruyu açıkça ortaya attı: “- Yani siz sadece devlet bürokrasizmine karşı değil, merkez komitesi örgütlenme bürosuna karşı da mücadele açılmasını istiyorsunuz, öyle mi? “Gülmeye başladım, o kadar beklenmedik bir şey bu. Merkez komitenin örgütlenme bürosu Stalin’in yuvasıydı. “- Öyle diyelim. “- Peki, dedi Lenin, soruya açıklık verilmiş olması hoşuna gitmişti, ben de ikimiz bir blok kuralım diyorum, genellikle bürokratizme karşı ve özel olarak örgütlenme bürosuna karşı. “- Güzel bir şey, dedim, namuslu bir adamla namuslu bir blok kurmak. “… Bu komisyon bürokrasinin bel kemiği olan Stalinci fraksiyonu yıkmak ve Lenin’den sonra yerine benim geçmemi sağlayacak koşulları yaratmak için bir araç görevi yapacaktı; yani Lenin halk komiserleri meclisi başkanlığı için beni düşünüyordu.” (Trocki, Hayatım, Sf. 505) Trocki Lenin’in kendisiyle bir blok kurmak ve Stalin’i düşürmek istediğini söylüyor. Ancak bir sorun var. Trocki bu diyalogu kimsenin bilmediğini söylüyor: “Aparata ve bürokratlara karşı ‘Lenin ve Trocki’ blokunu Lenin’le benden başka bilen yoktu.” (Trocki, Hayatım, Sf. 508) Trocki’nin iddiaları özel konuşmalara dayanıyordu. Konuşmaları kimse bilmiyordu. Bu da Trocki’ye özgürce tarih yazma olanağı sağlıyordu. Trocki-Lenin bloğu, Stalin’e karşı Lenin’in mücadele başlatacak olması vb. kimsenin bilmediği, bir tek Trocki’nin bildiği gerçekler ortaya çıkıyordu! Sekizinci Bölümün Sonu |
|||
|
Eleştiri, Öneri ve Değerlendirmelerin için, okul@gencliginsesi.net Bu Site Bir GencliginSesi.Net Projesidir |