|
|
KÜÇÜK BURJUVA OPORTÜNİZMİNDEN KARŞI-DEVRİM UŞAKLIĞINA: TROCKİZM ( 9. Bölüm ) |
|
|
9. Lenin’in Ölümünden Sonra Trockizm 9.1. RKP(B) 13. Konferansı (16-18 Ocak 1924) ve Muhalefetin Ortaya Çıkışı 9.2. Trocki ve ‘Parti-İçi Grupların Özgürlüğü’ 9.3. Trocki ile Yeni Muhalefet’in Karşı-Devrimci Bloğu c. Devrimin ulusal ve uluslar arası görevleri d. Sosyalizmin İnşası Sorununun Tarihi e. Sosyalizmin Pratik Bir Görev Haline Gelmesi g. Devrimin Perspektifi Üzerine ı. Parti İçi Hizipler Meselesi 9.4. Karşı Devrimciler Muhalefete Övgüler Düzüyorlar! 9.5. Trocki’nin İftira, Çarpıtma ve Yalan Kampanyası 9.5.1. Trocki’nin Menşevik Geçmişi 9.5.2. Tek Ülkede Sosyalizmin Zaferi Konusunda Trocki 9.5.3. Dünya Kapitalizmine Bağımlılık Teorisi 9.5.4. Dünya Kapitalizminin Denetimi Teorisi 9.5.5. İngiliz-Sovyet Birlik Komitesi Üzerine 9.5.7. Trocki’nin ‘Öğretmeni’ Akselrod 9.5.8. Partinin Thermidorcu Yozlaşması İddiası 9.5.9. Savaş Tehlikesi ve SSCB’nin Savunulması Üzerine 9. Lenin’in Ölümünden Sonra Trockizm 9.1. RKP(B) 13. Konferansı (16-18 Ocak 1924) ve Muhalefetin Ortaya Çıkışı Trocki Bolşevik partiye karşı açıktan ve hizipçi savaşımına Lenin’in hastalanması ve ölümüyle birlikte hız verdi. Ekim devriminden sonra ‘sürekli’ olarak partinin Bolşevik önderliğinin kararlarıyla çelişen, parti kararlarına karşı çeşitli hiziplerle ittifaklar yapan Trocki hiziplerle ittifak görüntüsünü üzerinden atıp doğrudan hiziplerin örgütleyicisi haline geldi. Lenin’in ölümünden hemen önce yapılan (16-18 Ocak 1924) RKP(B) 13. konferansında Trockist muhalefet kendini açıkça ortaya koyuyordu. Trockist Muhalefetin üzerinde durduğu ana konu ‘parti içi rejim’ meselesidir. Bu konuya bir sonraki bölümde değineceğiz. Öncelikle Trockist muhalefetin nasıl ortaya çıktığına bakmak gerekir. Trockist muhalefetin ortaya çıkış sürecini üç döneme ayırabiliriz. Birinci dönem, muhalefetin, Bolşevik Partinin son iki yılda (NEP dönemi) izlediği çizgiyi en sert şekilde eleştirmesidir. İkinci dönem, Politbüro ve MKK kararlarının yayınlandığı ve muhalefetin bu kararlar karşısında herhangi bir somut platform koyamadığı ve parti merkezine yakınlaştığı dönemdir. Üçüncü dönem ise, bu yakınlaşma sırasında Trocki’nin bir mektupla ortaya çıkıp tüm partiye çağrı yapmasıyla başlayan dönemdir. Bu dönem parti içi mücadelenin keskinleşmesi dönemidir. Trocki birinci çıkışının ardından ikinci ve üçüncü çıkışını yaptı ve mücadele iyice kızıştı. Trocki’nin bu çıkışlarında genel olarak altı hata vardır. (Stalin’in de belirttiği gibi) Trocki’nin birinci hatası: MK Politbürosunun ve MKK kararının yayınlanmasından bir gün sonra Trocki’nin muhalif bir platform ile ortaya çıkmasıdır. Hem de bu kararlar Trocki de dahil oybirliğiyle alınmışken. Trocki önce MK’nın kararını onaylıyor, sonra muhalif bir platformla ortaya çıkıp tüm partiye, MK’ya karşı çağrı yapıyor. Bir gün içerisinde nasıl bir değişikliktir. Yoksa bir manevra mıdır? Ne olursa olsun Trocki’nin tutumu parti disiplinine ve yasalara uygun bir davranış değildir. Trocki (ve diğer MK üyeleri), tüm partiye ‘kafasına göre’ göre çağrı yapma hakkına sahip değildir. Önce kolektif bir organ olan MK’da Trocki platformunu tartışmaya açmalıydı. Ama Trocki’nin amacı, partinin ‘yanlışını’ düzeltmek değil partiyi MK’ya karşı kışkırtmaktır. Stalin Trocki’nin parti disiplinini reddeden tutumuyla ilgili olarak söyle söyler: “Yalnızca bir tek disiplin olabilir. Trocki’nin hatası tam da kendini Merkez Komitesinin karşısına koymasında ve kendini MK’nın üstünde, onun yasalarının, onun kararlarının üstünde duran bir üst-insan olduğunu düşünmesindedir ki, o bu tavrıyla partinin belli bir bölümünün bu Merkez Komitesine olan güvenin altını oymaya çalışmasına sebep oldu.” (Stalin, Eserler, 6. Cilt, Sf. 29) Trocki’nin ikinci hatası parti karşısında net bir tutum almamasıdır. Trocki sürekli olarak ikili davranıp, parti karşısında tartışmayı kaçamak yürütmeye çalışmaktadır. Buna gerekçe olarak Trocki’nin hasta olması dahi gösterilmiştir. Ancak Trocki ‘hasta’ olduğu bu dönemde üç makale ve muhalefetin platformuna dört bölüm hazırlamıştır. Trocki’nin üçüncü hatası, parti ile parti yönetimini karşı karşıya koymasıdır. Oysa parti yönetiminin yüzde 90’ı parti kongrelerinde seçilmektedir. Kongreler, tartışmaların ve seçimlerin yapıldığı açık kongrelerdir. Parti yönetici organları kongrelerde seçilir ve partiyi yönetirler. Yönetici organların olmadığı bir parti düşünülemez. Bu anarşist bir görüştür. Bu yüzden Trocki parti ile parti yönetici organlarını karşı karşıya koyarken büyük bir gaf yapıyor. Trocki’nin dördüncü hatası, gençlik ile partinin Bolşevik kadrolarını karşı karşıya koymasıdır. Oysa parti eski Bolşevik kadrolarla yeni Bolşevik kadroların bileşimidir, bu birlik olmadan ve daha da sağlamlaştırılmadan Bolşevik parti düşünülemez. Trocki bu birlikteliğe Bolşevik kadroların yozlaşabileceğini (hatta yozlaştığını) söyleyerek karşı çıkıyor. Trocki’nin beşinci hatası, partinin ‘en güvenilir barometresi’ olarak öğrenci gençliği görmesidir. Oysa partinin dayanağı ve ‘güvenilir barometresi’ öğrenci gençlik değil proleter gençliktir. Trocki’nin altıncı hatası da gruplaşma özgürlüğünü ilan etmesidir. Bunu bir sonraki bölümde inceleyeceğiz.
9.2. Trocki ve ‘Parti-İçi Grupların Özgürlüğü’ Trocki’nin önderliğindeki muhalefetin, MK’ya karşı açtığı platformun en temel sloganlarından birisi ‘parti içi demokrasi’dir. Trocki, parti aygıtının bürokratikleştiğini, MK’nin buna karşı önlem almadığını ve parti içi demokrasinin olmadığını iddia ediyordu. Benzer iddiaları, bir yıl sonra (1925 yılında) parti karşıtı bir platform benimseyen Kamanev ve Zinoviev de tekrarlayacaktır. Trocki, her zamanki taktiğini kullanarak iki sorunu birbirine karıştırıyor. İki sorunu karıştırarak, sorunun çözümlerini bulanıklaştırıyor. Birinci sorun parti içi demokrasi sorunudur, ikinci sorun parti içinde grup, fraksiyon veya hiziplerin varlığı sorunudur. Bu iki sorun birbirinden farklı sorunlardır. Demokrasiden başlayalım. Demokrasi bir devlet biçimidir. Azınlığın çoğunluğa boyun eğdiği bir devlet biçimidir: “Demokrasi, azınlığın çoğunluğa boyun eğmesini kabul eden, tanıyan bir devlettir; başka bir deyişle, demokrasi, bir sınıf tarafından bir başka sınıfa, nüfusun bir bölümü tarafından nüfusun bir başka bölümüne karşı, sistemli zor uygulamasını sağlamaya yarayan bir örgüttür.” (Lenin, Devlet ve Devrim, Sf. 92) Demokrasi bir devlet biçimi olduğundan, demokrasiyi uygulayacak bir örgütü yani devleti zorunlu kılıyor. Devlet ise farklı sınıfların mevcudiyetinin zorunlu bir sonucudur. Lenin, demokrasiyi bu koşullarda (sınıfların ve devletin varlığı) tanımlıyor: “Demokrasi, azınlığın çoğunluğa boyun eğmesini kabul eden … bir örgüttür”. Bunu unutmayalım. Azınlığın çoğunluğa boyun eğmesidir. Ve devletin ortadan kalkmasıyla birlikte bir sınıf üzerinde diğer bir sınıfın egemenliği, azınlığın çoğunluğa boyun eğmesi de ortadan kalkacaktır: “Devletin ortadan kalkmasının, demokrasinin de ortadan kalkması olduğu (….) sık sık unutuluyor.” (Lenin, Devlet ve Devrim, Sf. 91) Demokrasi bir devlet biçimi olduğuna göre sınıflar ve sınıflarla birlikte devletin ortadan kalkmasıyla yani komünizme geçişle birlikte demokrasi aşılacaktır. Parti içi demokrasi meselesine geçebiliriz. Lenin demokrasiyi tanımlarken konumuz açısından iki temel yönü ortaya koyar. Birincisi demokrasiyi uygulayacak bir örgütün varlığıdır. Devlet biçimi olarak demokraside, demokrasiyi uygulayacak olan devletin kendisidir. İkinci yönü de demokrasi, “azınlığın çoğunluğa boyun eğmesini”n kabulüdür. Parti içi demokrasi bu temel üzerinden şekillenir. Demokrasinin uygulayıcısı parti yönetimidir. Parti içi demokrasi azınlığın çoğunluğa boyun eğmesidir. RKP(B)’da, parti merkez komitesi başta olmak üzere yönetici organlar parti kongresinde seçilir. Kongre Merkez Komiteye, belli dönemler içerisinde partiyi yönetme yetkisini verir. Parti üyeleri, parti merkez komitesinin ve yönetici organların çalışmalarını ve çizgisini onaylamıyorsa, kongrede, parti yönetici organlarında uygun değişiklikleri yapar. En yüksek organ parti üyelerinin iradesini temsil eden parti kongresidir. Parti içi demokrasi gereği kongrenin çoğunluğu parti yönetici organını seçtiğinde, azınlık çoğunluğun seçimine saygı duymalı ve kabul etmelidir. Azınlık partiye kendi görüşünü zorla dayatamaz. Parti içi demokrasi “azınlığın çoğunluğa boyun eğmesi”ni ifade eder. Parti yönetici organları, partinin en yüksek organı olan parti kongresinden yetkisini alır. Bu yüzden yönetici organlar, kendi ‘kafasına’ göre partiyi yöneten organlar değil parti üyelerinin çoğunluğunun iradesini temsil eden organlardır. Azınlığın parti yönetimini istediği zaman değiştirebilmesi anarşizmin bakış açısıdır ve sosyalizmi inşa etmekte olan proletarya partisi için tam bir saçmalıktır. Parti içinde küçük bir grup, parti üyelerinin büyük çoğunluğunun iradesiyle seçilen yönetimi kabul etmiyor diye parti yönetici organları değiştirilemez. Bu demokrasi değildir. Parti kongrelerinde parti yönetici organlarının seçilmesi, iki kongre arasında merkez komitesinin çalışmalarının asla denetlenemeyeceği anlamına gelmez. İki kongre arasında partinin en yüksek organı parti prezidyumudur ve merkez komitesi prezidyuma hesap vermek zorundadır. Ayrıca parti üyeleri, uygun organlar aracılığıyla parti yönetimine öneri ve eleştirilerini sunabilirler. Yönetici organlar da bu öneri ve eleştirileri değerlendirirler. Parti içi demokrasinin en önemli koşullarından biri de üyelerin inisiyatifini geliştirmektir. Parti üyelerinin kültürel düzeylerinin artışı, parti ve ülke sorunlarına daha ileriden müdahil olmaları parti içi demokrasinin gelişimi açısından zorunludur. Stalin, 1924 yılında RKP(B)’de parti içi demokrasinin gelişimi için içsel ve dışsal karakterli koşulların gerçekleşmesi gerektiğinden bahsediyordu. İçsel karaktere sahip koşullar (veya koşullar grubu) sanayinin gelişmesi, işçi sınıfının maddi durumunun yükselmesi, sayısal ve nitelik olarak büyümesi ve kültürel düzeyinin yükselmesidir. Bu koşullar gerçekleşmeden işçi sınıfının öncü müfrezesi olan partide gerçek bir demokrasi gerçekleşemez. Dışsal karakterli koşullar da, ülkenin barışçıl gelişmesini güvenceleyen koşullardır. Ülkenin bir savaşa girdiği veya istilaya uğradığı koşullarda parti içi demokrasinin gerçekleşmesi beklenemez. Bu koşulların gerçekleşmesiyle birlikte parti içi demokrasinin gelişiminin önü açılacaktır. Stalin, bu koşulların dışında parti içi demokrasinin gelişimini engelleyen ve aşılması gereken bazı engellerin de mevcut olduğunu belirtir. Bunların başlıcaları; parti fonksiyonerlerinin bir kısmının, partinin askerileştirildiği iç savaş dönemindeki kalıntı ve alışkanlıklarla dolu olmasıdır. İkincisi, devlet aygıtının yönetiminde komünist partinin önder rol oynaması sonucu devlet aygıtının komünist parti fonksiyonerlerine baskısıdır. Devlet aygıtındaki bürokratik tarz, devleti aygıtının yönetimini üstlenen parti fonksiyonerlerini de etkisi altına alabiliyor. Üçüncüsü de özellikle kenar bölgelerdeki düşük kültür düzeyi. Partinin bazı bölgelerde minimum düzeyde aktif fonksiyoneri yoksa bu durum partinin bu bölgelere atama yapmasına neden oluyor. Bu da parti içi demokrasiden sapılmasını zorunlu kılıyor. Stalin’in belirttiği engeller ile içsel ve dışsal koşullar göz önüne alınmadan parti içi demokrasinin sorunları tartışılamaz. Oysa Trocki ve diğer muhalifler, parti içi demokrasinin gerçekleşmesine engel olan tek şeyin yöneticilerin ‘kötü’ niyetleri olduğunu söylüyorlar. Oysa parti içi demokrasinin önünde içsel ve dışsal koşullardan, parti ve ülkenin tarihsel özgünlüklerinden kaynaklanan engeller vardır, bunları göz önünde bulundurmadan soyut bir demokrasi söylemi proleter demokrasi değil burjuva demokrasisidir. Trocki’nin demokrasi kavramını çarpıtarak ulaştığı nokta burjuva demokrasisidir. Ayrıca demokrasi bir yönetim biçimidir ve mutlak değildir. Örneğin savaş döneminde veya partinin illegal olduğu zamanlarda parti içi demokrasi askıya alınıp döneme uygun yönetim biçimleri geçirilebilir. Bu nedenle parti içi demokrasinin fetişleştirilmesi de hatalı bir tutumdur. RKP(B) merkez komitesi parti içi demokrasinin önündeki engelleri aşmaya çalışan ve parti içi demokrasiyi geliştirmeye çalışan bir konumda olmuştur: “İşçi sınıfının aktivitesinin yükseltilmesinden bahsettim, işçi sınıfının milyonluk kitlelerinin iktisadımızı inşa eserine, sanayimizi inşa eserine çekilmesi gerektiğinden söz ettim. Ancak işçi sınıfının aktivitesinin yükseltilmesi ciddi ve büyük bir görevdir. İşçi sınıfının aktivitesini yükseltebilmek için, her şeyden önce, Partinin kendisi aktifleştirilmelidir. Bizzat Parti, sağlam ve kararlı biçimde Parti-içi demokrasi yolunu izlemeli, örgütlerimiz, Partimizin kaderini biçimlendiren Parti üyelerinin geniş kitlelerini inşa sorunlarımızın tartışılmasına çekmelidir. Bu olmadan işçi sınıfının aktifleştirilmesinden hiç söz edilemez.” (Stalin, Eserler 8. Cilt, Sf. 128) Parti içi demokrasinin anlamı budur. Ancak Trocki ve hempalarının parti içi demokrasiden anladıkları, partinin güçlenmesine ve onun önderliğinin pekişmesine hizmet edecek bir (proleter) demokrasi anlayışı değildir. Trocki’nin demokrasi anlayışı, Leninist parti teorisini inkar eden, parti içinde fraksiyonların ve grupların varlığı öngören, partiyi hiziplerin ‘at koşturduğu’ bir tartışma kulübüne çeviren burjuva demokrasi anlayışıdır: “Komintern ve onun tüm seksiyonlarının önderliği ve resmi basını da, tartışmayı hemen hizipler ve gruplaşmalar sorununa kaydırmıştır. Partinin ideolojik hayatı, geçici ideolojik gruplaşmalar olmadan düşünülemez. Bunun dışında bir yol henüz kimse tarafından keşfedilmiş değildir. bunu keşfetmeye çalışanlarsa buldukları çarenin, ancak partinin ideolojik hayatını boğmaya eşit olduğunu göstermişlerdir. … “Parti yaşamında gerçek bir özgürlük, tartışma özgürlüğü, parti çizgisini kolektif biçiminde ve de gruplar aracılığıyla oluşturma özgürlüğü olmaksızın, bu partiler asla belirleyici bir devrimci güç haline gelemeyeceklerdir.” (Trocki, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonal, Sf. 131, 137) Trocki tartışma özgürlüğünden bahsederek doğru bir noktadan yola çıkıyor. Partinin aldığı her kararda tartışma özgürlüğü olmalı, son noktaya kadar tartışılabilmelidir. Trocki’nin bundan çıkardığı sonuç; tartışma özgürlüğü grup ve hizip özgürlüğü demektir. Parti yalnızca bir tartışma ve düşünce kulübü değildir. Düşündüklerini yaşama geçiren bir sınıf örgütüdür. Her karar kabul edilmeden önce seçilmiş organlarda sonuna kadar tartışılır, görüşler çatışır, geçici gruplaşmalar ortaya çıkar. Bu doğrudur ve olmalıdır. Ancak demokrasi gereği azınlık çoğunluğun aldığa karara uymak zorundadır. Karar alındıktan sonra partinin tümü (alınma sürecinde karşı çıkanlar dahi) kararın hayata geçirilmesi için üzerlerine düşen görevleri yapmak zorundadır. Parti içi demokrasinin ve parti üyeliğinin temel kıstası budur. Alınan kararlara uymayan, bağımsız örgütlenmesi ve merkezi olan gruplar tartışma özgürlüğü ve parti içi demokrasi ile bağdaşmaz. Trocki tartışma özgürlüğü sloganını çarpıtıyor ve onu hizipler özgürlüğü sloganına dönüştürüyor. Tartışma özgürlüğü doğrudur, partiye yararlıdır; ancak hizipler özgürlüğü ise partiye karşıdır; Leninist parti anlayışı ile uyuşmaz. Lenin’in 1921’de partinin X. Kongresine parti içi gruplarla ilgili karar taslağı yazmıştır. Bu öneri kongrede kabul edilmiş ve karara bağlanmıştır. Bu kararın 6. maddesi şöyledir: “Parti kongresi, şu ya da bu platform üzerinde oluşmuş olan istisnasız bütün grupların derhal dağıtılmasını emreder ve tüm örgütlere, hiçbir hizipçi toplantıya izin vermemeyi sımsıkı gözetme görevi verir. Parti kongresinin bu kararına uyulmaması, beraberinde Partiden kesin ve derhal ihracı gerektirir.” Lenin 1921’da parti içi gruplar hakkında sunduğu ve onaylanan karar böyle der. Trocki ise Lenin’in önerdiği bu karardan rahatsızdır. 9 Aralık 1923’de RKP(B) Merkez Komitesine yazdığı mektupta Trocki şunları söyler: “Politbüro üyelerinin gruplaşmalar ve fraksiyonlaşmalar sorunundaki katıksız biçimsel tavırları beni özellikle huzursuz ediyor.” Lenin’in önerdiği kararlar Trocki’yi huzursuz ediyor. Parti içinde grupların ve hiziplerin olmaması, partinin irade ve eylem birliği olması Trocki’yi huzursuz ediyor. Trocki bu huzursuzluğun sonucu parti içinde gruplara özgürlük istiyor. Yani partinin platformunun dışında başka platforma sahip, kendi yönetimi ve ilkeleri olan gruplar partinin içerisinde varolacak. Parti bir irade ve eylem birliği değil gruplar toplamı veya hizipler karmaşası olacak. Trocki’nin parti içi demokrasiden anladığı partinin tasfiye edilmesi anlamına gelen, onu bir hizipler toplamına indirgeyen ‘demokrasidir’. Hizipler toplamı olarak parti, hiziplerin (veya grupların) parti kararlarına kendi kararlarıyla karşı çıktığı ve parti kararlarını uygulamadığı dolayısıyla parti disiplininin, eylem ve irade birliğinin ortadan kaldırıldığı bir parti modelidir. Trocki’nin önerdiği hizipli (veya gruplu) parti modeli ‘yeni’ bir buluş değil 1903 parti tartışmaları sırasında Menşeviklerin savunduğu parti modelidir. Lenin, parti içi gruplardan bahsederken şöyle söyler: “Parti içinde ve tüm Sovyet çalışmalarında sıkı disiplini sağlamak ve her türlü hizipçiliğin kökünü kazıyarak azami birliği elde etmek için Parti kongresi Merkez Komitesini, disiplin ihlali ya da hizipçiliğin yeniden canlanması ya da ona cevaz verilmesi durumunda, Partiden ihraç da dahil tüm Parti cezalarını uygulama ve MK üyelerine ilişkin olarak, onları aday statüsüne indirme, ve son çare olarak onları partiden atma yetkisi verir.” (RKP(B) X. Kongre Kararı, 1921) Parti içinde hiziplerin kökünün kazınması gerekir. Hizipler parti disiplininin, irade ve eylem birliğinin en büyük düşmanıdır. Bu yüzden hizipler Parti içinde burjuvazinin temsilcisi konumundadır: “Proletarya partisinin demir disiplinini (özellikle onun diktatörlüğü sırasında) azıcık da olsa zayıflatan kimse, gerçekte, proletaryaya karşı burjuvaziye yardım eder.” (Lenin) Partide hiziplerin veya grupların varlığı ile parti birliği ve demir disiplin bağdaşamaz. Hiziplerin varlığı birçok merkezin ortaya çıkmasına yol açar, birçok merkezin ortaya çıkması Partinin ortak iradesini ve birliğini dağıtır, demir disiplini ortadan kaldırır. II. Enternasyonal partileri parti içinde farklı merkezleri ve hiziplerin varlığını olağan görebilir, ancak proletaryanın partisi demir disiplini bozan hiziplerin varlığını mazur göremez. Hiziplerin varolduğu bir parti proletarya diktatörlüğünü yönetemez: “Partimizde en sert disiplin, gerçek demir disiplin olmadan; işçi sınıfının bütün kitlesinin; yani bu sınıfta düşünen, namuslu, fedakar, etkili, geri tabakalara kılavuzluk etmeye ve onları peşinden sürüklemeye yetenekli ne varsa onların Partiye tam ve sınırsız desteği olmadan, Bolşeviklerin, 2.5 yıl demiyorum, 2.5 ay bile iktidarda kalamayacaklarını bugün hemen herkesin görebildiği muhakkaktır”. (Lenin) Trocki, parti içinde hiziplerin varlığını parti içi demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olarak gösteriyor. Oysa parti irade ve eylem birliğidir; hizipler partinin birliğiyle bağdaşmaz. Demir disipline sahip olmayan, hiziplerin toplamı olan bir parti ile proletarya diktatörlüğü “2.5 ay bile” iktidarda kalamaz. Trocki’nin tahribatlarına karşı Leninist parti teorisini savunan Stalin şöyle söyler: “Hiziplerin varlığı ile bağdaşmayan bir irade birliği olarak parti. Birliğinden ve demir disiplininden güç alan bir parti olmaksızın, proletarya diktatörlüğünü kurmak ve devam ettirmek imkansızdır. Ama irade birliği olmadan, bütün Parti üyelerinin tam ve koşulsuz eylem birliği olmadan, Partide demir disiplin düşünülemez. Kuşkusuz ki bu, partide fikir mücadelesine yer olamadığı anlamına gelmez. Tam tersine, demir disiplin, eleştiriyi ve fikir mücadelesini ön şart koşar. (…) ancak bilinçli bir disiplin demir disiplin olabilir. Ama fikir mücadelesi bitince, eleştiri tükenip karara varılınca, bütün parti üyelerinin irade ve eylem birliği şarttır. (…) Hiziplerin varlığı parti birliği ile demir disiplini ile bağdaşamaz.” (Stalin, Eserler, 6. Cilt, Sf. 171-172) Trocki’nin muhalefet bloku RKP(B) XIII. (1924) kongresinde yenilgiye uğratıldı. Muhalefetin Leninist parti teorisini inkar eden, komünist partiyi bir hizipler toplamına dönüştürmeye çalışan, bunu ‘parti içi demokrasi’ sloganıyla gizlemeye çalışan anlayışı eleştirildi. Trockist muhalefetin platformu Marksizmden küçük burjuva bir sapma ve Leninizmin revizyonu çabası olarak mahkum edildi. Trockistlerin iddia ettiklerinin aksine Stalin ve Merkez Komite Trocki ve muhalefet üzerinde ‘acımasızca’ bir baskı uygulamadı. Muhalefetle her tartışmayı parti için eğitim ve parti birliğini güçlendirme çalışmasına dönüştürdü. Çünkü Merkez Komite muhalefetin gittiği hizipçi yoldan döneceğini, partinin ve proletaryanın çıkarları karşısında hizipçi ve bölücü tutumlarından vazgeçeceğini düşünüyordu. XIII. Kongre sonrasında (1924 sonu) Leningradlı bir grup Trocki’yi partiden ihraç etme başvurusunda bulundu. Leningrad il komitesi Trocki’yi partiden ihraç eden bir karar kabul etti. Merkez komitenin çoğunluğu bu kararla hem fikir değildi ve Leningrad il komitesi biraz mücadeleden sonra ikna edildi. Bir süre sonra Leningradlılar bu sefer Kamanev ile birlikte Trocki’nin Politbüro’dan derhal ihracını istedi. Ancak Stalin ve MK çoğunluğu Kamanev ve Zinoviev ile (geleceğin Trockistleri) ortak fikirde değildi ve Trocki’nin ihracı engellendi. Trocki’nin atılmasını, bir yıl sonra Trocki’nin ‘Leninist’ dostları olacak olan Kamanev ve Zinoviev istiyor; Stalin engelliyor. Kim daha beter? Trocki mi yoksa Kamanev ile Zinoviev mi?
9.3. Trocki ile Yeni Muhalefet’in Karşı-Devrimci Bloğu Trocki RKP(B)’nin XIII. Kongresi (1924) ile, tek ülkede sosyalimin gerçekleşebilmesi sorununu pratik bir tartışma olarak ortaya attı. Bu tartışmanın Lenin’in ölümünden sonra Trocki tarafından ortaya atılması gerçekten ilginçtir. Trockistler bu konuda Stalin’in ‘tek ülkede sosyalizm’i partiye benimsetmek için Lenin’in ölümünü beklediklerini söyler. Oysa durum tam tersidir. Lenin’in önderliğindeki Bolşevik Parti dünya devriminin geçici geri çekilişiyle birlikte ülke içinde sosyalist inşaya büyük önem vermişler, kooperatifleşme planıyla “NEP Rusyasını sosyalist Rusya’ haline getirme perspektifiyle yola çıkmışlardır. Lenin Rusya’da sosyalizmin inşa edilemeyeceğine (Zuhanov’un) dair gerici teorileri eleştirmiş, sosyalist inşanın görevlerini Bolşevik Partinin önüne koymuştur. Ülkede sosyalizmin inşası sorunu bu yüzden 1924 sonrasında ortaya çıkan bir sorun değildir. Ancak Trocki Lenin’in sağlığında böyle bir tartışma açmaya cesaret edemezdi. Bu yüzden Lenin’in ölümünü beklemesi gayet doğaldır. Trocki’nin Partiye ve Sovyet halklarına karşı başlattığı mücadelenin temel halkası budur. Rusya’da sosyalizm inşa edilebilir mi, yoksa Sovyet halkları boş bir çaba içerisinde mi? Trocki SSCB’de asla sosyalizmin inşa edilemeyeceğini söylüyor. Trocki’ye göre acilen Avrupa devrimini SSCB’yi kurtarmazsa çöküş kaçınılmazdır. Öyleyse Sovyet proletaryası ne yapacak? Kaderini beklemekten (Avrupa’da devrim) başka yapacak bir şey kalmıyor. Avrupa’da devrim olursa SSCB kurtulacak, olmazsa yok olacak. 1924 yılı açısından Avrupa devrimi yakın bir zamanda gözükmüyor. Yani Sovyet proletaryası kaderine, yok oluşa razı olmalıdır. SSCB’de sosyalizm imkansızdır, proletaryanın çabası anlamsız bir çabadır. Sosyalizmi kurması imkansızsa Sovyet proletaryasına iki seçenek kalır. Birincisi; Avrupa kapitalist devletlerine karşı doğrudan savaş açarak Avrupa devrimine yardımcı olmak. Ama devrim dışarıdan ithal edilemez. Devrimi (uluslar arası proletaryanın çok önemli yardımlarını göz ardı etmeden) yapacak ve yaşatacak olan o ülkenin proletaryasıdır. Sosyalist ülkenin başka bir ülkeyi işgal ederek kurmaya çalıştığı iktidar proletaryanın ve köylülüğün çoğunluğunun hazır olmadığı için benimsemediği bir iktidar olacaktır ve sosyalist devlete karşı savaşacaktır. Ayrıca SSCB’nin dünya kapitalizmine karşı böyle bir savaş başlatması, dünya kapitalizmi karşısında yalnız kalan bir ülkenin askeri olarak ezilmesi anlamına gelir. Bu SSCB için intihardır. İkinci seçenek ise sosyalizmi kurma imkanı olmadığına göre proletaryanın iktidarda kalmasının bir anlamı yoktur. Proletaryanın ‘yozlaşacak’ bir ülkenin yönetiminde durması gereksizdir. Bu yüzden kaçınılmaz yenilgiyi (sosyalizmin inşasının imkansızlığı) görmek ve iktidar perspektifinden vazgeçmek gerekir. İşte Trocki’nin Sovyet proletaryasının önüne koyduğu iki seçenek budur. İlk seçenek askeri olarak güçlü dünya kapitalizmine karşı doğrudan savaşa girerek intihar etmek, ikinci seçenek ise kaderine boyun eğerek intihar etmektir. Ama sonuç kaçınılmazdır: intihar. Trocki’nin tutumunun karşı devrimi yönü buradadır. O, sosyalizmin kurulması olanağını inkar ederek ülke içindeki burjuva kalıntıların çıkarlarının temsilcisi haline geliyor. Dünya emperyalizminin, Sovyet proletaryasının sosyalizmi kurma hedefini engelleme çabalarının temsilcisi haline geliyor. Sosyalizmin ülke içerisinde kurulmasını yadsıyarak Sovyet proletaryasına teslimiyeti dayatıyor. Sovyet proletaryası ve emekçi halkları tarafından kurulan sosyalizme karşı mücadele yürüterek burjuva karşı devrim kampına geçiyor. Trocki küçük burjuva oportünizminden sosyalizm karşıtı burjuvazinin kampına geçiyor. RKP(B)’in XIV. Kongresinde (1925 Aralık) Zinoviev ve Kamanev’in yönettiği Yeni Muhalefet grubu ortaya çıktı. Parti NEP Rusya’sını Sosyalist Rusya’ya çevirme yolunda en önemli görevlerden birisi olarak ülke sanayisinin geliştirilmesini savunuyordu. Bu doğrultuda, sanayinin ihtiyacı olan makinelerin kendi olanaklarıyla üretilebilmesi gerekiyordu. Ancak bu yolla kendi sanayisini geliştirebilen bir ülke konumuna gelinebilirdi. Yeni Muhalefet ise sosyalist sanayinin üretim araçları üretimine ve partinin sanayileşme planına karşı çıkıyordu. Bunun yerine ülke sanayisinin yalnızca hammadde ve tüketim maddeleri üretmesi ve ihraç etmesi gerektiğini, üretim araçları (makine) üretmemesi gerektiğini söylüyordu. Bu plana göre makineler üretilmemeli emperyalist ülkelerden ithal edilmeli, ülke bir tarım ülkesi olmaya devam etmeliydi. Yeni Muhalefetin sanayileşme planı, sosyalizmin temeli olan sanayileşmeyi (özellikle üretim araçları üretimini) inkâr eden, sosyalizmin yıkımına götüren ve ülkeyi emperyalizmin sömürgesi bir tarım ülkesine dönüştüren bir plandı. Yeni muhalefet bunu elbette ‘sosyalizmi kurtarmak’ adına yapıyordu! Diğer bir sorun. Lenin’in partinin önüne koyduğu en önemli görevlerden birisine de orta köylülüğe doğru bir yaklaşım ve onunla ittifaktır: “Sonuç şu oldu ki, orta köylüler köyde çoğunluk unsuru haline geldi. Gerek kulaklık doğrultusundaki gerekse yoksulluk doğrultusundaki aşırı uçlar geriledi, ve nüfusun çoğunluğu orta köylü tipine yakınlaşmaya başladı. Eğer köylü ekonomimizin üretkenliğini yükseltmek istiyorsak, o zaman ilk planda orta köylülere dayanmalıyız. Komünist Partisi politikasını buna göre kurmalıydı… yani köylülüğe karşı politika değişikliği, bizzat köylülüğün durumunun değişmiş olmasıyla açıklanır. Köy daha çok orta-köylüleşmiştir ve eğer üretici güçleri geliştirmek istiyorsak, bunu hesaba katmak zorundayız. (Lenin, Ayni Vergi Üzerine)” Lenin başka bir yerde: “Devlet ekonomimizi, üç yıl içinde yeniden kaba dökemediğimiz ve on yıl içinde de yeniden kalıba dökememiş olacağımız orta köylülerin ekonomisiyle uygunluk içinde inşa etmeliyiz.” (Lenin) Başta Kamanev olmak üzere Yeni Muhalefet ise, orta köylülükle ittifak politikasına karşı çıkıyor, köylülükle ittifak gereği verilen tavizlerin sadece kulaklara verilen tavizler olduğunu söylüyordu. Yeni Muhalefete göre parti orta köylülükle ittifak politikasına son vermeli, işçi-köylü ittifakını parçalamalı yani sosyalizmi yıkıma götürmeliydi. XIV. parti kongresi, Yeni Muhalefetin ‘sosyalizm’ sloganlı sosyalizm karşıtı platformunu mahkum etti ve yenilgiye uğrattı. Ancak Zİnoviev ve Kamanev partinin çoğunluğu tarafından alınan kararlara uymayı, parti birliğini ve disiplinini reddeden bir tutum içindeydiler. Onlar parti karşıtı bir grup olarak özerkliklerini korumak, partinin aldığı kararlara istedikleri zaman uymadıkları bir hizip hatta sonrasında (burjuva revizyonist) bir parti olmayı istiyorlardı. Bu doğrultu da Parti XIV. Kongresinin kararlarını kabul etmediler. Kongrenin birlik çağrılarını da pratik tutumlarıyla reddettiler. 1926 yazında parti karşıtları Trockistler ve Yeni Muhalefet (Kamanev ve Zinoviev) başta olmak üzere tüm anti-Leninist akımları içerisinde toplayan birleşik Muhalefet Bloku oluşturdular. Bu Blok 1912 yılında Trocki ve Menşevikler tarafından kurulan anti-Bolşevik Ağustos Bloğunu andırıyordu. Muhalefet Blokunda Trockistlerden, Yeni Muhalefete, eski demokratik merkeziyetçilerden, Menşevik teorilerin savunucularına, bütün yozlaşmış ve anti-Leninist konumda bulunan akımlar yer alıyordu. Elbette Muhalefet blokunun ideolojik birliği yoktu. Ama içerisinde yer alan akımların ortaklaştıkları temel nokta SSCB’de sosyalizmin başarılı yürüyüşünü engellemek, partiyi Leninist sosyalizmi inşa perspektifinden uzaklaştırmaktı. Bu nokta bütün karşı devrimci unsurları bir araya getirmeye yetiyordu. Trockizm Muhalefet Blokunun esin kaynağı ve yönlendiricisi durumundadır. Muhalefet Blokunda birleşen bütün karşı devrimci akımlar az yada çok, kısmen veya tamamen Trockizm’e geçiş yapmışlardır. Trockizmin önderliğindeki sosyalizm karşıtı muhalefetin parti ve sosyalizm karşıtı çizgisini ‘sol’ sloganlarla gizlemeye çalışıyordu. Sosyalizm karşıtı giriştiği her tutumu, ‘sosyalizm’ adına yapıyordu. Trockizm’in en önemli özelliklerinden biri olan ikiyüzlülük Muhalefetin genel çizgisi durumundadır. Ancak ‘sol’ sloganların altında sosyalizmin inşasına karşı mücadele, sosyalizmin zaferine karşı inançsızlık ve umutsuzluğu ifade eden ve yaymaya çalışan sosyal-demokrat sağcı öz bulunuyordu. Trockizmin önderliğindeki Muhalefet Blokunun parti ve sosyalizm düşmanı platformunun temel özelliklerine geçelim:
Bu sorun tek ülkede sosyalizmin zaferi sorunudur. Muhalefet tek ülkede sosyalizmi kurmanın umutsuz bir çaba olduğunu, proletarya diktatörlüğünün yozlaşmaya ve yok olmaya mahkum olduğunu savunuyordu. Tek ülkede sosyalizmin zaferi ile sosyalizmin nihai zaferi meselesini birbirine karıştırarak, burjuvazinin karşı devrimci çaba ve umutlarının temsilciliğini yerine getiriyordu. Stalin Muhalefetin bu konudaki tavrının yol açacağı sonucu şöyle ifade eder: “Ya ‘ulusal’ burjuvazimizi yenerek sosyalizmi inşa edebilir ve son tahlilde onu kurabiliriz – bu durumda parti iktidarda kalmak ve tüm dünyada sosyalizmin zaferi adına ülkede sosyalist inşayı yönetmekle yükümlüdür; Ya da kendi gücümüzle kendi burjuvazimizi yenemeyiz – o zaman da dışarının ivedi desteğinden, diğer ülkelerdeki muzaffer devrimin desteğinden yoksun bulunuşumuzu göz önüne alarak, açık ve dürüst bir biçimde iktidardan geri çekilmeli”yiz. (Stalin, Eserler, 9. cilt, Sf. 27) Bu konuyu daha önceki bölümlerle işlediğimiz için yeniden tartışmaya gerek yok.
Muhalefet sosyalizmi kurmanın kapitalist kuşatma altında mümkün olmayacağını söylüyor. Ve SSCB kapitalist kuşatma altında olduğundan asla sosyalizmi kuramayacaktır sonucuna varıyor. Oysa uluslararası durum SSCB’ye bir nefes molası sağlamıştır. Emperyalist devletler sosyalizmin anayurduna saldırmaya henüz cesaret edememektedir. SSCB bu nefes molasını iyi değerlendirmeli, kapitalist dünyanın askeri (ve diğer alanlardaki) saldırısına karşı güçlü bir sosyalist ekonomi, güçlü bir Kızıl Ordu inşa etmeli, dünya proletaryası ve ezilen halkaların desteğini kazanmalı ve onların devrimlerini desteklemelidir. Bu nefes molasını sağlayan üç önemli gelişme vardır: Birincisi; emperyalistler arasındaki karşıtlıklar; ikincisi, sömürge ülkelerin emperyalizme karşı kurtuluş hareketlerinin yükselmesi; üçüncüsü, kapitalist ülkelerin proletaryasının desteği. Son nokta üzerinde biraz daha duralım. Kapitalist ülkeler proletaryası Sovyetler Birliğine bir sempati beslemektedir ve bu arttırılmalıdır. Ancak kapitalist ülkeler proletaryası henüz kendi burjuvazisini devirecek durumda değil. Kapitalist ülkeler burjuvazisi ise kendi işçilerinin sosyalizmin anayurduna sempatisi karşısında doğrudan bir işgali göze alacak durumda değildir. Hiçbir savaş işçilerin desteği olmadan yürütülemez. Sovyetler Birliğinin bir süre nefes molası alabilmesinin sebebi bu uluslararası durumdur. Muhalefet bu durumu görmüyor ve sosyalizmin mutlak olarak yenilgisini vaaz ediyor.
c. Devrimin ulusal ve uluslar arası görevleri Muhalefet sosyalizmin tek ülkede inşa çabasının ulusal dargörüşlülük ve milliyetçilik hatta dünya devrimine ihanet olduğunu düşünüyor. Sosyalizmin ulusal ve uluslararası görevlerini birbirinin karşıtı veya alternatifi durumunda görüyor. Ya biri ya öteki demeye getiriyor. Oysa tek ülkede sosyalizmin inşasındaki başarılar, dünya devriminin kalesinin sağlamlaşması, kapitalist ülkelerdeki proletarya hareketinin güçlenmesi demektir. Çünkü tek ülkede sosyalizmin zaferi tek başına bir olgu değil dünya devriminin bir parçasıdır. Kapitalist ülkeler proleter hareketinin güçlenmesi de SSCB’de sosyalizmin inşasının askeri müdahaleden korunması anlamına gelir. Yani devrimin tek ülkedeki görevleri uluslararası devrimi güçlendirir, devrimin uluslararası görevleri de sosyalizmin tek ülkede inşasını güvenceye alır. Devrimin ulusal ve uluslararası görevleri bir bütünlük arz eder ve birbirinin karşısına konamaz.
d. Sosyalizmin İnşası Sorununun Tarihi Trocki, tek ülkede sosyalizmin zaferi sorunun ilk kez Stalin tarafından 1924 yılında ve Lenin öldükten sonra ortaya atıldığını söylüyor. Oysa bu görüş ilke kez Stalin tarafından değil Lenin tarafından 1915 yılında yazdığı Avrupa Birleşik Devletleri Sloganı Üzerine makalede ortaya atılmıştı: “Ekonomik ve politik gelişmenin eşitsizliği, kapitalizmin mutlak bir yasasıdır. Buradan sosyalizmin zaferinin başlangıçta az sayıda ya da hatta tek bir kapitalist bir ülkede mümkün olduğu sonucu çıkar. Kendi ülkesinde kapitalistleri mülksüzleştirdikten ve sosyalist üretimi örgütledikten sonra, bu ülkenin muzaffer proletaryası, diğer ülkelerin ezilen sınıflarını kendi yanına çekerek, o ülkelerde kapitalistlere karşı ayaklanmayı körükleyerek ve hatta gerekirse sömürücü sınıflara ve onların devletlerine karşı askeri şiddete başvurarak kapitalist dünyaya karşı ayaklanacaktır.” (Lenin, Ekim Devrimi Dosyası, Sf. 16, Avrupa Birleşik Devletleri Sloganı Üzerine, 23 Ağustos 1915, Alt çizgi bizim) Trocki, 1915 yılında Lenin’e karşı yazdığı makalede şöyle der: “Birleşmiş Devletler sloganına, ne kadar az somut olursa olsun, tek tarihsel itiraz, İsviçreli Sosyal-Demokrat’ta şu sözlerle yapılmıştı: ‘Ekonomik ve siyasal gelişmenin eşitsizliği, kapitalizmin mutlak bir yasasıdır’. Sosyal-Demokrat buradan, sosyalizmin tek bir ülkede zaferinin olanaklı olduğu ve dolayısıyla ayrı olarak ele alınan her devlette proletarya diktatörlüğünü, Avrupa Birleşik Devletlerinin kurulmasıyla koşullandırmanın gereksiz olduğu sonucunu çıkartıyordu.” (Trocki, Alt çizgi bizim) Trocki, 1915 yılında Lenin’in sosyalizmin tek ülkede zaferinin olanaklı olduğunu savunduğunu söylüyor. Trocki’nin Lenin’e yönelik eleştirisi de zaten tek ülkede sosyalizmi savunması üzerinedir. Trocki, tek ülkede sosyalizmi Lenin’in savunmadığını söylerken ve bu sorunun ilk kez 1924 yılında Stalin tarafından ortaya atıldığını söylerken yine yalan söylüyor.
e. Sosyalizmin Pratik Bir Görev Haline Gelmesi Muhalefet sosyalizmin inşası sorununun bir teorik tartışma meselesi olduğunu düşünüyor. Çünkü, tek ülkede sosyalizmin zaferi imkansızdır, Sovyet proletaryası yenilgiye mahkumdur; bu yüzden sosyalizmin inşasının pratik bir görev haline gelmesi gereksizdir. Oysa tersine Sovyetler Birliğinde sosyalizmin inşası güncel bir görevdir. Bu doğrultuda ülkenin sanayileştirilmesi, bireysel çiftliklerin kolektif çiftliklerde bir araya getirilmesi gerekmektedir. Sosyalizm artık sadece geleceğe dair bir tasarım değil her gün ve her gün bir kurulan gerçekliktir. “Gerçekten de ülkemizde, devlet iktidarı işçi sınıfı tarafından kullanıldığı ve devlet bütün üretim araçlarını elinde bulundurduğu için, bize de nüfusu kooperatifler içinde bir araya getirmekten başka bir şey kalmıyor. Nüfus kooperatifler içinde en yüksek derecede toplanınca sosyalizm, eskiden haklı alaylara, gülümsemelere, sınıflar savaşımının, siyasal iktidar vb. için savaşımın zorunluluğuna pek haklı olarak inanan kimselerin küçümsemesine yol açan o sosyalizm, kendiliğinden gerçekleşiyor.” (Lenin, Ekim Devrimi Dosyası, Sf. 618, Kooperatifçilik Üzerine) Muhalefet ideolojik platformu gereği sosyalizmin inşasına karşı çıkıyor. Sosyalizmin inşası pratik bir görev haline geldiğinde parti ile muhalefet arasındaki tartışma soyut ve yalnızca düşünsel planda kalan bir tartışma olmaktan çıkıyor. Politik taktik ve pratik görevler konusunda karşıt görüşlerin çatışmasına dönüşüyor. Bir tarafta sosyalizmin inşasını ve bunun pratik görevlerini savunan Stalin önderliğinde Parti, diğer tarafta sosyalizmin inşasına ve sosyalist reformlara karşı çıkan Trocki önderliğinde Muhalefet. Tartışma anlamsız ve gereksiz bir tartışma değil devrim ile karşı-devrim arasındaki mücadeledir. Özgünlük (aslında özgünlük bile değildir) karşı-devrimin ‘sol’ sloganları kullanarak parti politikasına ideolojik ve örgütsel karşı çıkışıdır.
f. Köylülükle İttifak Trocki eskiden kalma ama yeni yaldızlarla parlatılmış ‘sürekli’ devrim teorisini savunmaya devam ediyor. Bu teoriye göre iktidarı alan proletarya köylülüğün geniş kitleleriyle büyük çatışmalara girecekti. “Böyle yapmakla proletarya, yalnızca, devrimci mücadelesinin ilk aşamaları boyunca kendisini destekleyen tüm burjuva gruplarla değil, kendisiyle işbirliği yaparak iktidara geldiği köylülüğün geniş kitleleriyle de düşmanca bir çatışmaya girecekti.” (Trocki, 1905, Önsöz, Tarih Bilinci Yayınları, alt çizgi bizim) Trocki’ye göre bu çatışmalardan Rusya proletaryasını Avrupa’daki sosyalist devletler kurtaracaktı. Oysa Avrupa’da devrim gerçekleşmedi. Ne olacak? Trocki de şaşırıp kalmıştır. Ama ‘orijinal’ teorisinden vazgeçmez. Ona göre hala köylülükle ittifak imkânsızdır (10 yıllık deneyime rağmen). Trocki köylülük konusunda çarpıtma içerisindedir. Bu çarpıtmadan yola çıkarak partiye yanlış bir ikilem dayatmaya çalışıyor. Köylülükle ittifak mı yoksa kapitalist ülkeler proletaryasıyla ittifak mı diyor. Oysa Sovyet proletaryası iki ittifakı bir arada yürütmelidir. Uluslararası proletarya ile ittifak yapmazsa SSCB askeri olarak ezilir, dünya devrimi büyük bir kayıp verir. Köylülük ile ittifak yapmazsa tek ülkede proletarya diktatörlüğünün ayakta kalma şansı kalmaz. Böylece dünya devriminin kalesi ve büyük mevzisi kaybedilir. Bu da dünya devrimi için çok büyük bir kayıptır. Sovyet proletaryası bu iki ittifakı bir arada yürütmelidir. Trocki ise işçi ve köylü ittifakını reddederek veya onu değersizleştirerek sosyalizme karşı mücadele veriyor. Elbette dünya devriminin gerilediği koşullarda ittifakın ağırlığı köylülükten yana ağır basar. Çünkü dünya proletaryasının geçici yenilgisi doğrudan bir askeri saldırı anlamına gelmese de SSCB’nin bu tehlike karşısında önlemler almasını gerekli kılar. Ancak her iki ittifak da gereklidir ve Sovyet proletaryası için hayati önemdedir.
g. Devrimin Perspektifi Üzerine Trocki SSCB’de sosyalizmin asla kurulamayacağını, bunun umutsuz bir çaba olduğunu söylüyor. Bu yüzden Trocki’nin yaptığı genellemenin mantıksal sonucu Sovyet proletaryasının yenilgisinin kaçınılmaz olduğu, sosyalist devrimin bir burjuva devrim olarak yozlaşmak zorunda olduğudur. Trocki’nin perspektifi dünya devriminin geri çekildiği koşullarda SSCB’de sosyalizmin kesin yok olmasıdır; teslimiyettir. Trocki kendi görüşünü Lenin’e mal etmeye çalışır. Trocki kaynak vermez (veremez) ama en önemli taktiği olan iftira ve çarpıtmayı kullanmaktan da çekinmez. Şöyle söyler: “Lenin, 20 yılda sosyalizmi asla kuramayacağımız, köylü ülkesi olan ülkemizin geri kalmışlığından dolayı onu 30 yıl içinde de kuramayacağımız görüşündeydi. Asgari 30-50 yıl almalıyız.” (Trocki, XV. Parti konferansındaki konuşmasından) Trocki’nin devrim perspektifinde sosyalizmin hemen inşası yoktur. Ona göre devrim sosyalizmin inşasına yol açmamış, sadece sosyalizmin inşasına bir hazırlıktır. Sosyalizmin inşası ise ancak dünya devriminden sonra başlayabilir. Çünkü üretici güçlerin gelişim düzeyini temel alan Menşevik teori, geri bir ülkede sosyalizmin kurulamayacağını söyler. Trocki’de bunu onaylar. Yani Trocki’nin perspektifi sosyalizmin inşası ve zaferi değil proletaryanın yenilgisi ve proleter devletin yozlaşmasıdır. Lenin’e atılan iftiraların tersine Lenin, Rusya’da sosyalizmin kurulabileceğini ve kurulması gerektiğini belirtmiştir. Trocki tek ülkede sosyalizmin zaferi ile nihai zaferini karıştırmaktadır. Lenin Trocki’den farklı düşünüyor. Köylülükle doğru bir ilişki kurulmasıyla sosyalizmin zaferinin güvence altına alındığından bahsediyor. Trocki Lenin’e iftira atıyor. Leninizmin ve partinin platformuyla Trockizm’in platformu taban tabana karşıdır.
h. Sanayileşme Üzerine Muhalefet sanayileşme politikasının, çok daha hızlı hayata geçirilmesi gerektiğini söylüyor. Muhalefetin sosyalist sanayinin gelişmesi konusunda bu kadar ‘duyarlı’ olması insanı düşündürüyor! Çok daha hızlı ve dış pazarı temel alan bir sanayileşme temposu diyorlar: “Aynı yıllar (1923-28) Stalin, Molotov, Rikov, Tomskiy ve Buharin’den oluşan iktidardaki koalisyonun (Zinovyev ve Kamanyev 1926 yılı başında Muhalefete katılmıştı) plana dayalı ‘süper sanayileşme’ savunucularına karşı verdikleri mücadele ile geçti. … 1923 yılında Muhalefet beş yıllık bir plan önderdiğinde, bu öneri tam ‘bilinmeyene doğru sıçrama’ karşısında dehşete düşen küçük-burjuva ruhuna yaraşır biçimde küçümsenmişti.” (Trocki, İhanete Uğrayan Devrim, Sf. 36) Muhalefetin ‘ince’ düşüncesi sosyalist sanayinin ‘süper’ gelişim planı olamaz. Muhalefet, kapitalist bir sanayinin gelişim planını sunmaya çalışıyor. Hızlı sanayileşme. Ama nasıl? İşçi sınıfının ve köylülerin maddi durumunun iyileştirilmesi temelinde olmayan bir sanayileşme planı sosyalist bir sanayileşme olamaz. Elbette imkanlar elverdiğince hızlı bir sanayileşme gerçekleştirilmelidir. İki nokta çok önemlidir. Birincisi, sanayileşmede dış pazara yönelik hammadde ve tüketim araçlarının imalatına ağırlık verilmesi, kendi makinelerini üretemeyen sömürge bir ülke haline gelmek demektir. Muhalefetin önerdiği plan ülkenin sömürgeleştirilmesi planıdır. İkincisi, sanayileşme işçi ve köylü yığınlarının (asgari de olsa) maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılama temelinde ilerlemeli. Muhalefet köylü yığınlarını sanayileşmede bir ‘sömürü’ nesnesi olarak görüyor. Köylüler üzerindeki vergilerin aşırı yükseltilmesini, ürünlerin çok düşük fiyatlardan alınmasını savunuyor. Sanayileşmeyi köylülerin ‘sömürü’sü üzerinden yapmayı planlıyor. Bu plan işçi sınıfı ve köylülüğün ittifakını bozan, köylülerin ana kitlesini sosyalist inşa çalışmalarından kopartan (‘sürekli’ devrim teorisinin sonucu) bir plandır. Oysa sosyalist sanayileşme işçi sınıfının köylülüğü bir ‘sömürü’ nesnesi olarak görmesine ters düşer. İşçi sınıfı ve köylülüğün ittifakı ve maddi ihtiyaçlarının karşılanması temelinde, bu ittifakı bozacak değil bizzat güçlendirecek bir sanayileşme planı ancak sosyalist sanayileşme planı olabilir. Muhalefet sosyalizmin temeli olan işçi sınıfı ve köylülük arasındaki ittifakı yıkmaya çalışıyor.
ı. Parti İçi Hizipler Meselesi Muhalefet, Lenin’in önerisi olan ve Leninist parti teorisinin temellerinden olan partinin irade ve eylem birliğini sözde kabul ediyor. Ama ikiyüzlülükle. Lenin’in parti içi fraksiyonların ve grupların hemen dağıtılması, dağıtmayanların cezalandırılması ve partiden ihracı kararı karşısında ses çıkarmıyorlar. Diğer yandan parti içinde Leninizmin ve partinin önderliğinde sosyalizmin inşasına karşı çıkıyor, ayrı bir program ortaya atıyorlar. Alınan kararların uygulanması gerekirken, sosyalizmin inşa çalışmaları sürerken, partinin irade ve eylem birliğine karşı çıkarak çoğunluğun aldığı kararları uygulamıyorlar. Kendi programlarını dağıtarak, kendi platformlarını sürekli olarak tartıştırmaya çalışarak parti içinde ayrı bir hizbin örgütlenme çalışmalarını yürütüyorlar. Bu proletarya diktatörlüğünde proletaryanın partisine karşı, burjuva revizyonist bir parti örgütleme girişimidir. Parti hiziplerin partisi olamaz. Partinin programından ayrı programa, ayrı bir merkeze sahip olan ve kendi programını yaymaya çalışan bir örgütlenme ayrı bir parti kurma çalışması girişimidir. Muhalefet ya partiye yönelik suçlamalarına kendisi de inanmıyor ve proletaryaya yalan söylüyor; bu ağır bir suçtur. Ya da bu suçlamalarına gerçekten inanıyor ve parti çoğunluğu karşısında duran bir hizip (ve ayrı bir partinin başlangıcı) örgütlüyor; bu daha da ağır bir suçtur. Proletarya partisinin karşısına, bütün karşı-devrimcilerin ve yozlaşmış unsurların desteklediği hatta bizzat içinde yer aldığı bir parti örgütlemek. Bu proletarya diktatörlüğünün burjuvaziye karşı savaşımında izin vermeyeceği bir özgürlüktür. Burjuvaziye proletarya diktatörlüğüne karşı propaganda yapma ve savaşma özgürlüğü verilemez. Muhalefetin programı her yönüyle karşı devrimci bir programdır. Bu karşı devrimci program elbette burjuva bir söylemle ortaya çıkamazdı. Çünkü böyle bir ortaya çıkış yığınların sosyalizme sempatisi karşısında aptallık olurdu. Muhalefet bunu göz önünde bulundurarak karşı-devrimci içeriğini ‘güzel’, ‘sol’, ‘sosyalist’ sloganlarla süslemeye özen gösterdi.
9.4. Karşı Devrimciler Muhalefete Övgüler Düzüyorlar! Bolşevik partinin sosyalizmi inşa yolunda ilerlemesi, karşı devrimcilerin büyük tepkisini çekerken, Muhalefetin platformu karşı devrimcilerde büyük bir ilgi uyandırdı ve övgülere neden oldu. Sosyalizmin inşası uluslar arası proletaryanın büyük sempatisi ve desteği ile karşılanırken, emperyalist burjuvazi tarafından nefretle lanetlenmesi normaldir. Emperyalist burjuvaziye göre sosyalizm, ‘en temel insan hakları’ndan olan mülkiyet hakkını gaspetmiş, tek partinin (proletarya partisi) varlığını kabul ederek demokrasiyi inkar etmişti. Yani bir diktatörlük kurmuştu. Evet, doğrudur; bir diktatörlük kurulmuştur; sorun diktatörlük değil kimin diktatörlüğü olduğudur. Sosyalizm koşullarında söz konusu olan proletarya ve emekçi köylülüğün burjuvazinin kalıntıları ve yozlaşmış unsurlar üzerindeki, çoğunluğun halk düşmanları karşısındaki diktatörlüğüdür. Bu diktatörlük (proletarya diktatörlüğü), burjuvaziye ve kalıntılarına örgütlenme, sosyalizmi yıkmak için çaba gösterme, sabotaj eylemlerine girişme ve kendi görüşlerinin ‘allı pullu’ propagandasını yapma özgürlüğü veremez. Sosyalizmde özgürlük sonuna kadar vardır, ama burjuvazi ve karşı devrimciler için değil proletarya ve geniş emekçi halk yığınları için özgürlük… Sosyalizmin inşası, çeşitli akımlar içerisinde farklı yorumlara yol açmıştır. Genel olarak iki kamp oluşmuştur; uluslar arası proletarya, sosyalizmin anayurdu ve ulusal kurtuluş mücadelelerinin içinde bulunduğu uluslar arası devrim kampı, emperyalist burjuvazi, SSCB’deki karşı devrimci unsurların ve onların uşaklarının içinde bulunduğu karşı devrim kampı. Bir de bu iki kamp arasında kalan, sosyalizmi anlamayan, bundan dolayı bazen sosyalizmin kazanımlarını yanlış yorumlayıp ona yaklaşan karşı devrimcilerle, yine sosyalizmi anlamayan bu yüzden sürekli olarak karşı devrim kampına geçen küçük burjuvalar vardır. Uluslar arası burjuvazinin ve Rus karşı devrimcilerinin Muhalefeti övmesi, onu desteklemesi, bizzat içerisinde yer alması bu yüzdendir. Örneğin, Almanya’da ünlü sosyal-demokrat lider Paul Levi, (Alman devrimin ‘katil’lerinden) şöyle demektedir: “İşçilerin özel çıkarlarının, son tahlilde sosyalizmin çıkarlarının, köylü mülkiyetinin varlığıyla çeliştiğini, köylü ve işçi çıkarları arasındaki özdeşliğin hayali olduğunu, ve Rus devriminin daha sonraki gelişmesinin bu karşıtlığı keskinleştireceğini ve anlaşılır kılacağını düşünüyorduk. Çıkar dayanışması fikrini, sadece biçim olarak başka bir koalisyon fikri olarak algılamıştık. Eğer Marksizm hiç olmazsa bir parçacık haklıysa, tarih diyalektik bir biçimde işliyorsa, bu karşıtlık, Rusya’da koalisyon fikrini, Almanya’da şimdiden parçalanmış olduğu gibi parçalayacaktı… Olaylara daha çok dışarıdan bakan Batı Avrupa’daki bilen için her şey açlıktır: Muhalefetin yanındayız. Rusya’da yeniden bağımsız, antikapitalist, sınıf mücadeleci bir işçi hareketinin başladığı gerçeği ortadadır.” (Leipziger Volkszeitung, 20 Temmuz 1926, Aktaran Stalin, Eseler, 9. cilt, sf. 51) Levi, muhalefeti işçi köylü ittifakına karşı mücadelesi nedeniyle övüyor. Rus Menşeviklerinin herkesçe bilinen lideri Dan, muhalefet hakkında şunları söyler: “Bolşevik muhalefet, sosyal-demokrasinin yönelttiği eleştirileri neredeyse kelimesi kelimesine tekrar ederek mevcut düzeni eleştirmekle, sosyal demokrasinin pozitif platformunun kabulü için zihinleri hazırlamaktadır.” Devamında: “Muhalefet sadece işçi kitleleri arasında değil, aynı zamanda da komünist işçiler arasında da, ustaca bakıldığı taktirde kolayca sosyal-demokrat meyveler verebilecek olan düşünce ve hissiyat tohumları yetiştirmektedir.” (Sotsialistiçeski Vyestnik No: 17-18, Aktaran Stalin, Sf. 52) Menşeviklerin ve Rus sosyal demokrasinin liderlerinden olan, Rusya’da Sovyet devrimine karşı amansızca savaşan Dan’ın söyledikleri önemlidir. Muhalefet, sosyal demokrasinin (Rus karşı devrimcilerinin diyebiliriz) yönelttiği eleştirileri neredeyse kelimesi kelimesine yinelemektedir diyor. Trocki ve muhalefet Menşevik karşı devrimcilerin söylemlerini kelimesi kelimesine tekrarlıyor. Yalnızca bu durum bile, Trockizm’in karşı devrimci içeriğini göstermeye yeter. Sadece ‘sosyalist’ karşı devrimciler değildir Muhalefeti destekleyen. Muhalefeti karşı devrimci Milyokov’un burjuva partisi de hararetle desteklemektedir: “Bugün muhalefet diktatörlüğü sarsmaktadır, muhalefetin her yeni yayınında gittikçe daha ‘korkunç’ sözler kullanılmaktadır, bizzat muhalefetin kendisi, egemen sisteme karşı gittikçe daha sertleşen hücumlar yapma yönünde bir evrim geçirmektedir, ve bu onu politik bakımdan hoşnutsuz geniş halk kesimlerinin sözcüsü olarak şükranla selamlamamız için şimdilik yeterlidir.” Devamında: “Sovyet iktidarının en büyük düşmanı, şimdi, ona fark ettirmeden yaklaşan, onu duyargalarıyla çepeçevre kuşatarak, o bu ayırtına varmadan onu tasfiye edendir. Hala süren hazırlık döneminde bu kaçınılmaz ve zorunlu rolü Sovyet muhalefeti oynamaktadır.”(Posledniye Novosti, No: 1990, Aktaran Stalin) Milyukov’un burjuva partisinin merkez yayın organında Muhalefetin politik bakımdan hoşnutsuz (kendileri gibi) kesimlerin yani burjuvazinin sözcüsü olduğu söyleniyor. Burjuvazi kendi temsilcisini fazla zorlanmadan tanıyor. Muhalefetin bu durumu elbette rastlantı değildir. Muhalefetin proletarya diktatörlüğüne ve sosyalizme karşı yürüttüğü mücadelenin anlamı onun karşı devrim kampına geçtiğini göstermektedir. Muhalefet, Sovyet ülkesi içerisinde uluslar arası burjuvazinin ve tüm karşı devrimci kampın sözcüsü ve ‘umudu’ duruma gelmiştir. Stalin bu konuda şöyle söyler: “Lenin | |||