|
Www.GencliginSesi.Net
|
Bay
Morrison’a Cevap
Bay Morrison iki sorun ortaya koydu: iç politikayı
ilgilendiren sorunlar ve dış politikayı ilgilendiren sorular.
İç Politikalar
Bay Morrison, Sovyetler Birliği’nde ifade özgürlüğünün, basın özgürlüğünün
ve bireysel özgürlüğün olmadığını iddia etmektedir.
Bay Morrison ciddi bir yanılgı içindedir. Hiçbir ülkede Sovyetler
Birliği’nde olduğu kadar ifade özgürlüğü, basın ya da bireysel özgürlük;
işçiler, köylüler ve aydınlar için örgütler olmamıştır. Sovyetler
Birliği’nden başka hiçbir yerde işçiler ve köylüler için bu kadar çok
kulüpler olmamış, özellikle onlar için bu kadar çok gazete
yayınlanmamıştır. Sovyetler Birliği dışında hiçbir yerde işçi sınıfı bu
kadar sistematik bir şekilde örgütlenmemiştir. SSCB’de, kelimenin tam
anlamıyla tüm işçilerin sendikalarda, aynı şekilde köylülerin de
kooperatiflerde örgütlendiği bir sır değildir.
Bay Morrison bunları biliyor mu? Belli ki hayır. Bunu öğrenmek diye bir
isteğinin bile olmadığı görülüyor. Bilgisini, Sovyet halkının iradesi
sonucu ülkeden atılan Rus kapitalistlerinin temsilcilerinin dile getirdiği
şikayetlerden edinmeyi tercih ediyor.
Devrim yoluyla alaşağı edilen halk düşmanı toprak ağaları ve kapitalistler
için SSCB’de ifade özgürlüğü, basın ve örgütlenme özgürlüğü yoktur. Aynı
şekilde, ıslah olmaz hırsızlar, yurtdışına istihbarat görevleri için
gönderilen sabotörler, teröristler, katiller ve Lenin’e ateş eden,
Volodarski’yi, Uritski’yi, Kirov’u öldüren, Maxim Gorki’yi ve Kuibishev’i
zehirleyenler için özgürlük yoktur. Tüm bu kriminaller, toprak ağaları ve
kapitalistler başta olmak üzere teröristler, hırsızlar, katiller ve gizli
çalışma yürütenler tek bir şeyi amaçlamaktadır: SSCB’de kapitalizmi geri
getirmek, insanın insan tarafından sömürüsünü geri getirmek ve ülkeyi işçi
ve köylülerin kanıyla boğmak. Hapishaneler ve çalışma kampları bu beyler
için, sadece bu beyler için vardır.
Bay Morrison, bu şahıslar için mi ifade özgürlüğü, basın ve bireysel
özgürlük elde etmeye çalışıyor? Bay Morrison SSCB halkının bu şahıslara
ifade özgürlüğü, basın ve bireysel özgürlük, yani işçileri sömürme
özgürlüğü vermek isteyeceklerini gerçekten düşünüyor mu?
Bay Morrison ifade özgürlüğü, basın vb. özgürlüğünden daha derin anlam
taşıyan diğer özgürlük konusunda sessiz kalmaktadır. Halkın sömürüye,
ekonomik krizlere, işsizlik ve yoksulluğa karşı özgürlüğüne dair hiçbir
şey söylemiyor. Belki de Bay Morrison bu özgürlüklerin SSCB’de uzun
zamandan beri var olduğunun farkında değildir. Bu özgürlükler ki diğer tüm
özgürlüklerin temelini oluşturmaktadır. Bu yüzden midir ki Bay Morrison bu
temel özgürlükler konusunda utangaç bir sessizlik içindedir? İngiltere’de
İşçi Partisi son altı yıldır iktidarda olmasına rağmen İngiliz işçileri
hala sömürücü kapitalisterin boyunduruğu altında yaşamaya devam ettiği
için, malesef bu özgürlükler İngiltere’de olmadığı için.
Bay Morrison İşçi Partisi hükümetinin sosyalist olduğunu, böyle bir
hükümetin kontrolü altında hazırlanan radyo programlarının Sovyetler
tarafından herhangi bir engelle karşılaşmaması gerektiğini iddia
etmektedir.
Ne yazık ki Bay Morrison’a katılamayız. İşçi Partisi iktidara ilk
geldiğinde sosyalizm yolunu takip edeceği sanılabilirdi. Fakat daha sonra
İşçi Partisi’nin diğer herhangi bir burjuva hükümetten çok az farkı olduğu
görüldü. Onlar da kapitalist düzeni devam ettirmeyi ve kapitalistlere
muazzam karlar sunmayı amaçlamaktadırlar.
Gerçek şu ki, yıldan yıla İngiltere’deki kapitalistlerin karları büyümekte
fakat işçilerin gelirleri dondurulmuş durumdadır. Ayrıca, İşçi Partisi
hükümeti, bu işçi düşmanı, sömürücü rejimi ne pahasına olursa olsun
savunmakta, işçilere zulüm etmekte ve hatta tutuklamaktadır. Böyle bir
hükümete sosyalist denilebilir mi?
İşçi Partisi hükümetinin iktidara gelmesiyle birlikte kapitalist sömürünün
ortadan kaldırılması, kitle tüketim maddelerinin fiyatlarının sistematik
olarak indirilmesi için önlemler alınması ve işçilerin maddi durumunda
hisedilir ölçüde bir iyileşme sağlanması beklenir. Bunun yerine,
İngiltere’de kapitalistlerin karları artmakta, işçilerin gelirleri
dondurulmakta ve temel tüketim mallarının fiyatlarında artışa gidilmekte.
Hayır, biz bu tür politikalara sosyalist diyemeyiz. İngiltere’den
Sovyetler Birliği’ne radyo yayınına gelince (BBC), bu yayınlar, bilindiği
gibi, kapitalist sömürüyü geri getirmek için çaba gösteren Sovyet halkı
düşmanlarını teşvik amaçlı yapılmaktadır. Sovyetlerin bu tür halk düşmanı
propagandaları desteklemeyeceği anlaşılmalıdır, ki bunlar SSCB’nin
içişlerine karışmakla aynı anlama gelmektedir. Bay Morrison SSCB’deki
Sovyet iktidarının monolitik bir iktidar olduğunu, çünkü tek bir partinin
iktidarını, Komünistlerin partisini temsil ettiğini belirtmektedir.
Anlayış buysa biz de İşçi Partisi’nin monolitik bir hükümet olduğunu
söyleyebiliriz, çünkü o da tek partinin iktidarını , İşçi Partisi’ni
temsil etmektedir.
Fakat mesele bu değildir. Öncelikle, SSCB’deki Komünistler yalnız başına
(izolasyon halinde) değil, parti üyesi olmayan insanlar ile bir blok
halinde hareket etmektedirler. İkincisi, komünüstlerin partisi SSCB’nin
tarihi gelişiminde halkçı, anti-kapitalist tek parti olduğunu
ispatlamıştır.
Son elli yıl boyunca Sovyetler Birliği halkı Rusya’da var olan başlıca tüm
partileri görmüştür; toprak sahipleri partisi (Kara Yüzler),
kapitalistleri partisi (Kadetler), Menşevik partisi (sağ ‘sosyalistler’),
Sosyal Devrimcilerin partisi (kulakların savunucuları), Komünistlerin
partisi. Devrimci gelişim süreci içinde halkımız tüm burjuva partilerini
reddetti ve Komünistler lehine seçimini yaparken toprak sahiplerine ve
kapitalizme karşı olan tek parti olduğunu gözönünde bulundurdu. Bu
tarihsel bir gerçektir ve SSCB halkının Komünist partiye mücadelesinde tam
destek verdiği görülmektedir.
Bay Morrison bu tarihsel gerçeğe nasıl karşı çıkabilir? Bay Morrison sırf
şüpheli muhalefet oyunu adına tarihin çarkını geri çevirebileceğini ve
ölmüş olan bu partileri tekrar canlandırabileceğini mı düşünüyor?
Dış politikalar
Bay Morrison, İşçi Partisi hükümetinin barışı savunduğunu, Sovyetler
Birliği’ne hiçbir tehlike teşkil etmediğini, Kuzey Atlantik Antlaşması’nın
şiddet kullanmadan silahsızlandırmayı savunan bir pakt olduğunu,
İngiltere’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra silahlanma yarışına girmek
zorunda kaldığını, çünkü Sovyetler Birliği’nin ordusunu yeterince
küçültmediğini iddia etmektedir.
Bay Morrison’un tüm bu iddialarında bir damla bile gerçeklik payı yoktur.
İşçi Partisi hükümeti gerçekten barışı savunuyorsa, beş güçten oluşan
Barış Paktı’ndan neden uzak duruyor, tüm büyük güçlerin silahlarını
azaltması konusunda neden karşı görüş bildiriyor, nükleer silahların
yasaklanmasına neden karşı çıkıyor, barış yolunda ilerleyen insanları
neden tutukluyor, İngiltere’deki savaş propagandasına neden son vermiyor?
Bay Morrison sözlerine inanmamızı istiyor. Fakat Sovyet halkı, kim olursa
olsun söze inanamaz, beyan değil pratik talep eder.
Aynı şekilde, Bay Morrison’un SSCB’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra
ordusunu yeterince küçültmediği (demobilize) yönündeki iddiaları hiç
inandırıcı değildir. Sovyet hükümeti ordusunu küçülttüğünü beyan etmiştir
ve şu andaki asker sayısı neredeyse İkinci Dünya Savaşı’ndan önceki barış
dönemindeki kadardır. Öte yandaysa İngiliz ordusu savaştan öncekinden iki
kat daha büyüktür. Buna rağmen, gürültü koparan ve gerçeğe dayanmayan
beyanlarla bu çürütülmez gerçeklere itiraz edilmeye devam edilmekte.
Belki de Bay Morrison SSCB’nin silahlanma ihtiyacı olmayan bir orduya
sahip olmasını istemektedir. Aslında ordu hükümet bütçesinin oldukça büyük
bir payını almaktadır ve dışardan savaş tehditleri olmasa Sovyet halkı
memnuniyetle ordusunu sürekli silahsızlandırma yolunu seçecektir. Fakat
1918-1920 tecrübesi bize bunun tersini öğretti; İngilizler, Amerikalılar,
Fransızlar (Japonlarla birlikte) Sovyetler Birliği’ne saldırarak Ukrayna,
Kafkaslar, Orta Asya, Uzak Doğu ve Arkhangelski bölgesini almaya
kalkıştılar ve üç sene boyunca işkence çektirdiler. Bu bize SSCB’nin
emperyalist saldırganlara karşı bağımsızlığını koruması için asgari
düzenli ordusunu elde tutması gerektiğini öğretti. Tarihte Rusya’nın
İngiltere topraklarını işgal ettiğine dair tek bir olay bile yoktur, fakat
İngiltere’nin Rusya topraklarını işgal edip ele geçirdiği birçok duruma
tarih tanık olmuştur.
Bay Morrison, Rusya’nın Almanya sorununda, Avrupa’nın restorasyonu
sorununda İngiltere ile işbirliği yapmayı redettiğini söylemektedir. Bu
bir yalandır ve Bay Morrison söylediklerine kendisi bile inanmıyordur.
Herkesin bildiği gerçek şudur ki, işbirliğini rededenler Ruslar değil
İngilizler ve Amerikalılardır. Ruslar Almanya’da faşizmin restore
edilmesi, Batı Almanya’nın saldırı bölgesine dönüştürülmesi yoluna
sapmamışlardır.
Avrupa’nın ekonomik restorasyonu konusunda işbirliğine gelince, SSCB
işbirliğini redetmemiş, tam tersine Avrupa ülkelerinde bağımsızlık ve
eşitlik prensipleri temelinde, dışarıdan herhangi bir dikta olmaksızın,
Amerika Birleşik Devletleri’nin diktası olmadan, programın hayata
geçirilmesini SSCB’nin kendisi önermiştir.
Aynı şekilde, Bay Morrison’un komünistlerin halk demokrasisi ülkelerinde
zorla yönetime geçtiği, Kominform’un baskıya dayalı propaganda çalışmaları
yürüttüğü yönündeki beyanları asılsızdır. Komünistlere kara çalmak için
gözünü budaktan sakınmayan insanlar ancak bu tür beyanlarda bulunabilir.
Aslında komünistler halk demokrasisi ülkelerinde genel seçim yoluyla
yönetime gelmişlerdir. Bu ülkelerin halkları, sömürgeci ve yabancı gizli
servis ajanlarını doğal olarak ülkelerinden atmışlardır. Bu halkın
iradesidir. Halkın sesi Tanrının sesidir.
Kominform’a gelince, Kominform’un baskıya dayalı propaganda çalışmaları
yürüttüğünü ancak dengesizler söyleyebilir. Kominform dökümanları
yayınlandı ve yayınlanmaya devam ediyor. Bu dökümanlar herkes tarafından
biliniyor ve komünistlere karşı her türlü karalama ve zedeleme amaçlı
söylemleri tamamen boşa çıkarmaktadır.
Zor kullanmanın komünistler tarafından kullanılan bir yöntem olmadığını
burada özellikle belirtmek gerekir. Tam tersine, komünizm düşmanlarının ve
diğer yabancı gizli servis ajanlarının bu tür zora dayanan yöntemler
kullandığını tarih bize göstermiştir. Örnekleri için çok uzağa gitmeye
gerek bile yok. Yakın tarihte İran’ın başbakanı, aynı şekilde Lübnan’ın
başbakanı ve Trans-Ürdün kralı öldürüldü. Tüm bu öldürme eylemlerinin tek
amacı bu ülkelerdeki yönetimleri zor yoluyla değiştirmektir. Bu insanları
kim öldürdü? Kömünistler mi, Kominform’u destekleyenler mi öldürdü? Böyle
bir soruyu sormak bile komik kaçmaktadır. Belki, herşeyden daha iyi
haberdar olan Bay Morrison bu sorunu çözmemizde bize yardımcı olur?
Bay Morrison, Kuzey-Atlantik Antlaşması’nın bir savunma paktı olduğunu
belirtmektedir. Pakt’ın saldırı amaçlı olmadığını, tam tersine ona karşı
kurulduğunu söylemektedir.
Bu doğruysa, bu paktın kurucuları Sovyetler Birliği’ni orada yer alması
için neden davet etmediler? Neden Sovyetler Birliği’ni kordon içine
aldılar? Neden SSCB’den gizli saklı anlaşmayı imzaladılar? Hitler ve
Japonya saldırısına karşı mücadele ederek SSCB saldırıya karşı
savaşabileceğini ve savaşmak istediğini ispatlamamış mıdır? Sovyetler
Birliği’nin şiddete karşı mücadelesi Norveç’inkinden daha mı kötüydü de
Norveç paktı imzalayan ülkelerden birini oluşturuyor. Bu saçmalık nasıl
açıklanabilir?
Kuzey-Atlantik Antlaşması bir savunma paktıysa, bu paktın dışişleri
bakanlar konseyi düzeyinde tartışılması yönündeki Sovyet önerisini
İngilizler ve Amerikalılar neden kabul etmediler? Bunun nedeni
Kuzey-Atlantik Antlaşması’nda SSCB’ye karşı saldırı içeren maddeler olması
ve paktın imzacılarının bunu toplumdan mümkün mertebe saklamaya
kendilerini zorunlu hissetmesi değil midir? İşçi Partisi hükümetinin,
Amerika Birleşik Devletleri’nin Sovyetler Birliği’ne saldırıda
İngiltere’yi askeri ve hava üssü haline getirmeyi kabul ettiğinden dolayı
değil midir?
Sovyet halkının, Kuzey-Atlantik Antlaşması’nın SSCB’yi hedefleyen, saldırı
içeren bir anlaşma olduğunu tekrar etmesinin nedeni budur.
Kore’deki Anglo-Amerikan sağcı çevrelerin şiddet içeren tavırlarında bu
daha net görülmektedir. Anglo-Amerikan güçleri, özgürlüğüne düşkün,
barışsever Kore halkını iki yıldır parçalıyor, Kore köylerini ve
şehirlerini yokediyor, kadın, çocuk ve yaşlıları öldürüyor. Anglo-Amerikan
güçlerinin bu kana susamış tavırlarına savunma denebilir mi? Kore’deki
İngiliz güçlerinin İngiltere’yi Kore halkından koruduğu iddia edilebilir
mi? Bunları askeri saldırı olarak nitelemek daha dürüstçe olmaz mı?
Bay Morrison, barışsever halka karşı silahını çeviren tek bir Sovyet
askeri gösterebiliyorsa göstersin. Böyle bir asker bulamaz. Bay Morrison
İngiliz askerlerinin neden barışsever Kore halkını öldürdüğünü ikna edici
şekilde açıklasın. Ve bir İngiliz askeri neden ülkesinden uzakta yabancı
topraklarda ölüyor?
Bu nedenledir ki Sovyet halkı, günümüz Anglo-Amerikan politikalarının yeni
bir dünya savaşını kışkırttığını düşünmektedir.
‘Pravda’, 1 Ağustos 1951
L.K. Grigoriev, ‘Stalin. sobytıya i dokumenty’, opyt istoriko-arkhivnogo,
kontrpropagandistskogo I filosofskogo issledovaniya, Elektronik baskı,
Moskova, 2002, sayfa 46-50.
J.V. STALİN |